KOMİSYON KONUŞMASI

SUAT ÖZÇAĞDAŞ (İstanbul) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Şimdi bu madde, bir kere 17'nci maddeyle benzerlikler taşıyan bir madde. Bir, usulü olarak, teknik olarak bunların bir arada olması gerektiğini düşünüyoruz. Önce onu söylemek istiyorum. Biri 4'üncü maddede, biri 17'nci maddede yani bu bile sorunlu. 65-67 yerine 75 yaşına kadar çalışabilmesi için iki yıllık sözleşmelerle ek ödemelerden faydalanma imkânı sağlanmasını olumlu buluyoruz çünkü öğretim üyeleri ek ders, ek ödeme, geliştirme ödeneği ve akademik teşvik ödeneğinden yararlanamıyorlardı. Dolayısıyla bu anlamıyla yararlı. Bununla birlikte "üniversitelerin teklifi ve YÖK'ün onayı" şeklinde olan düzenleme, teklifte "üniversitenin görüşü ve YÖK kararı" şekline dönüştürülüyor. Ben, bu merkezileşme çabanızı gerçekten anlamıyorum.

SADETTİN HÜLAGÜ (Kocaeli) - Zaten öyle ama.

SUAT ÖZÇAĞDAŞ (İstanbul) - Ya inanılmaz bir merkezileşme...

SADETTİN HÜLAGÜ (Kocaeli) - Üniversitelerde kadroların belirlenmesi teklifle belirlenmekte.

SUAT ÖZÇAĞDAŞ (İstanbul) - Vekilim, şu anda bu birer yılla üniversitelerin teklifi ve YÖK'ün onayıyla oluyordu.

SADETTİN HÜLAGÜ (Kocaeli) - Zaten öyle işleyişi.

SUAT ÖZÇAĞDAŞ (İstanbul) - Tamam. Siz onu şuna getirdiniz: "Üniversitelerin görüşü, YÖK'ün kararı" şekline dönüştürdünüz. Ne gerek duydunuz mesela?

SADETTİN HÜLAGÜ (Kocaeli) - Teklifle görüşümüzle fark yok ki, yine sunacak, böyle böyle diyecek.

SUAT ÖZÇAĞDAŞ (İstanbul) - E niye değiştirdiniz mesela? Yani karar YÖK'e bırakılmış bir hâle geliyor. Bakın, bunların hepsi merkezileşme meselesi. Bunların hepsi merkezileşeme meselesi. Siz şöyle diyebilirsiniz: Yani zaten her yeri biz yönetiyoruz, rektöre ne söylersek onu da zaten yapıyor, rektörleri de böyle atıyoruz. Buna bir itirazım yok. Zaten bir fark çıkmaz diyebilirsiniz ama şunun neden değiştiğini anlamak zor: Daha önce "teklif ve onay" şeklindeydi. Şimdi, "görüş ve YÖK kararı" yani merkezi, bakın, karar alma odağını YÖK'e getiriyorsunuz. Teknik olarak uygulamada bir şey fark etmeyebilir sizin açınızdan. Sizin açınızdan fark etmeyebilir ama üniversitenin kararıyla alınması, YÖK'ün onaylaması üniversiteyi karar makamı hâline gelir. Türkiye'de üniversitelerin temel problemi karar odağı olmaktan çıkmış olmaları, her şeyin YÖK'e doğru gitmiş olması.

İki, şimdi burada çok hassas bir konu var. Dünyanın dört bir yanında artık, insan ömrü çok uzadı. Dolayısıyla 65 yaş, 67 yaş emekli olmak için erken bir yaş hâline geldi. Dolayısıyla, bu hamle doğrudur fakat bununla birlikte bir başka sorunumuz daha var; genç akademisyenlerin de önünü açmamız lazım. Şimdi, burada çok net ortaya konulması gereken şey şu: Öyle akademisyenler var ki çok daha erken yaşlarda akademik hayatlarını sona erdirmişler, sadece emekliliği bekliyorlar. Ne demek istediğim anlaşılıyordur. Öyle akademisyenler var ki yani inanılmaz, müthiş yani. Şimdi, o zaman, buradaki teklifimiz tam olarak bunu söylüyor. Diyoruz ki, üniversitede bir kere bu işler bölümde çözülmesi lazım. Böyle YÖK'te falan değil, bölümde. Kimin ne üretimi olduğuna bölümde bakacağız. Akademik özgürlük dediğimiz şey budur. Biz de diyoruz ki size: Düzenlemeyle yükseköğretim kurumlarında çalıştırılacak bu sözleşmeli öğretim üyelerinin sayısı, bölümü, vesaire YÖK'e gidiyor. Derslerine bakalım, bölüm baksın, hangi dersleri veriyor? Mesela, öyle bir hoca vardır ki, o dersi yakın bir zamanda verdirebileceğiniz o kadar liyakatli birisi olmayabilir bölümde yani sadece ders vermek bile çok kıymetli olabilir, ondan ders almak üç dönem ders almaya bedel olabilir. Doğru mu? Herkes kafa sallıyor. İki, akademik yayınlarına bakalım. Bir kriter bu olabilir. Hepsi birden olmak zorunda da değil. Üç bilimsel faaliyetlerine bakalım. Yayın yazmıyordur, yapmıyordur belki ama inanılmaz bilimsel faaliyetler yapıyordur. Dört, yürüttüğü projeler ya da danışmanlıklar vardır; dünya çapında bir projeye Teknoloji Transfer Ofisiyle beraber danışmanlık yapıyor olabilir. Şimdi, dolayısıyla diyoruz ki bunu bölüme bırakalım ve dikkat buyurun, öğretim üyelerinin salt çoğunluğunun oyuyla teklif edilsin bu diyoruz. Neden öğretim üyeleri? Çünkü gençler de desin ki, bizim bu hocaya ihtiyacımız var. Şimdi, aksi takdirde olan mesele bir kast hâline dönüşüyor. Bu problem Türkiye için. Yani, bölümler karar odağı olmalı, çok temelden bir felsefi önermemiz var. Karar odağı bölüm olmalı; dersler, yayınlar, projeler, vesaireyle bölüm karar vermeli. YÖK, en son onaylar, başka bir fikri varsa tartışır ama gözünüzü seveyim, bu meseleler daha akademik ortamda tartışmalarla olmalı, jenerasyon arasında, kuşaklar arasında bir yarış ve tartışmanın konusu olmaktan çıkmalı diye düşünüyoruz. Önergemizin özü budur.

BAŞKAN AYŞEN GÜRCAN - Evet, Hülagü Bey, bir cevap vereceksiniz anladığım kadarıyla.

Buyurun.

SADETTİN HÜLAGÜ (Kocaeli) - Başkanım, şimdi, sahadaki bilgiler Suat Bey sizin dediğiniz gibi değil.

SUAT ÖZÇAĞDAŞ (İstanbul) - Öyle mi?

SADETTİN HÜLAGÜ (Kocaeli) - Evet yani bölümde akademisi yapanlar bilir, aşağıdaki kuşak üstteki adam gitsin de ne olursa olsun zihniyetine dönüşüyor ya da rektör hegemonyası oluyor "Gelsin elimi öpsün onay vereyim."e dönüşüyor. Onun için, yapmayabilir teklifi, görüş ve ihtiyaçları YÖK'ün önüne koysun "Benim şu bölümüm var, şu ders ihtiyacım var." diye. Zaten şu andaki mevcut işleyişte bir üniversite kadro isterken hangi gerekçeyle istiyor, hangi sınıf var, hangi hocası var, kaç sayısı var, bu dersi verecek öğretim üyesi sayısı yeterli mi, değil mi YÖK'ün yönetim kurulundan geçtikten sonra kadro ihdasını kullanma izni veriliyor üniversiteye yani burada işleyişe ters bir şey yok. Sahada öyle değil ama yani burada birçok vekilimiz geri dönüşlerde... Ben kendim üniversiteden de biliyorum adam diyor ki: "Bu hoca gitsin de ne olursa olsun." ama o hoca gitmesin istiyoruz yani o adam kıymetli bir adam. Onun görüşüne kalmasın YÖK de müdahil olsun. Mutlaka da kriter konacak, hiç ders anlatmayan, ameliyat yapmayan, işlem yapmayan hocalarımız var; mutlaka getirilecek, H-indeksi getirecek, ameliyat sayısı getirecek, bunu YÖK çalışacak yani tabii, bu kanun içine konulacak gibi bir mesele değil.

SUAT ÖZÇAĞDAŞ (İstanbul) - Siz meseleye biraz tıp gözüyle bakıyor olabilir misiniz?