| Komisyon Adı | : | MİLLİ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU |
| Konu | : | |
| Dönemi | : | 28 |
| Yasama Yılı | : | 4 |
| Tarih | : | 14 .07.2026 |
YILMAZ HUN (Iğdır) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Değerli milletvekilleri, Değerli Komisyon üyeleri; şimdi kamuoyunda bu teklif daha çok öğrenci affı üzerinden okunuyor, tartışılıyor ancak teklifin tamamına bakıldığında yalnızca öğrencilerin yeniden üniversiteye dönüşünü düzenleyen bir metinle karşı karşıya olmadığımız açıktır. Üniversitelerin idari yapısından akademik kadrolara, disiplin süreçlerinden Yükseköğretim Kurulunun yetkilerine, üniversite hastanelerinden uluslararası programlara kadar yükseköğretimin birçok alanına dokunan bir düzenlemeyi görüyoruz. Dolayısıyla bu Komisyonda önümüzde önemli bir imkân bulunmaktadır. Biz bu teklifi yalnızca birkaç teknik sorunu giderip Genel Kurula göndermek zorunda değiliz Sayın Başkan. Komisyonların varlık nedeni zaten budur, eksik olanı tamamlamak, yanlış olanı çıkarmak, hak kaybı yaratacak hükümleri değiştirmektir. Bu nedenle DEM PARTİ olarak yaklaşımımız nettir: Öğrencilerin eğitim hakkını genişleten düzenlemeleri desteklemeye hazırız ancak üniversitelerin özerkliğini daraltan, YÖK merkezli yönetimi güçlendiren, akademik özgürlük üzerinden yeni baskı alanları yaratan hükümler teklif metinden çıkarılarak teklifin kapsamı yükseköğretimin yıllardır çözülemeyen temel sorunlarını içerecek şekilde genişletilmelidir.
Değerli milletvekilleri, öncelikle öğrenci affı meselesini doğru bir yerden tartışmamız gerekiyor. Bir öğrenci üniversite öğrenimini neden yarıda bırakır? Her öğrenci başarısız olduğu için mi üniversiteden kopuyor? Elbette hayır. Bir öğrenci barınamadığı için okulunu bırakıyor, bir başka öğrenci ailesine ekonomik destek sunabilmek için çalışmak zorunda kalıyor, bir başkası yaşadığı sağlık ve veya psikolojik sorunlar nedeniyle eğitimine devam edemiyor. Depremden, afetten, göçten, ailevi sorunlarından etkilenen binlerce öğrencimiz var. Bu nedenle öğrenci affını destekliyoruz ancak bu kanun teklifiyle eğitim hakkının yeniden tesis edilmesi hedefleniyorsa o zaman bunun mümkün olan en kapsayıcı biçimde olması gerekmektedir. Daha önce af düzenlemesinden yararlanmış olmayı yeni bir haktan yararlanmanın önünde mutlak engel hâline getirmek doğru değildir. Öğrencinin hangi koşullarda eğitimden koptuğuna bakmadan takvimler ve geçmiş düzenlemeler üzerinden kategori dışı dışlamalar yaratmak eşitsizlik sorununa yol açmaktadır.
Ayrıca, Değerli Başkan, iltisak ve irtibat gibi yıllardır hukuk sisteminde tartışma konusu olan sınırları belirsiz kavramların eğitim hakkının önüne konulmasını da bizler kabul etmiyoruz. Öğrenci affının kapsamı genişletilmelidir. Eğitim hakkı güvenlikçi ve idari değerlendirmelerin konusu olmaktan çıkarılmalıdır.
Değerli milletvekilleri, teklifin disiplin süreçlerine ilişkin hükümleri de dikkatle değerlendirmelidir. Muğlak disiplin hükümleri çoğu zaman muhalif öğrenciler ve akademisyenler üzerinde baskı aracına dönüşmektedir. Bir basın açıklamasına katılan öğrenci hakkında soruşturma açılmıştır. Barınma hakkını savunan öğrenciler disiplin süreçleriyle karşı karşıya bırakılmıştır. Kampüste demokratik bir etkinlik düzenlemek isteyen öğrencilerin faaliyetleri engellenmiştir, birçok üniversitede yaşanmıştır. Bu nedenle savunma hakkına ilişkin süreleri düzeltmek tek başına yeterli değildir, asıl mesele hangi fiilin disiplin suçu sayıldığıdır. Düşünce açıklamak, toplantı ve gösteri hakkını kullanmak, sendikal faaliyette bulunmak, demokratik protestoya katılmak disiplin yaptırımlarının gerekçesi hâline getirilmemelidir.
Değerli milletvekilleri, kanun teklifinde öğrencilerin neden üniversiteden ayrıldığına dair tek bir kelime geçmiyor. Üniversite öğrencisinin en temel problemi geçinebilmek. Bir genç üniversiteyi kazandığında önce "Hangi bölümde okuyacağım?" diye düşünmüyor, öncelikle "Nerede kalacağım? Kirayı nasıl ödeyeceğim?" diye düşünüyor. KYK yurt kapasitesi nitelikli ve güvenli barınma ihtiyacını karşılayacak şekilde güçlendirilmelidir.
Değerli Komisyon üyeleri, Türkiye'nin yükseköğretim sorunlarını konuşurken ana dilde eğitim hakkını yok sayamayız. Başta Kürtçe olmak üzere, Türkiye'de konuşulan farklı ana diller üniversitelerde hak ettikleri akademik ve kurumsal alana sahip değildir. Bu kanun teklifiyle üniversitelerin uluslararasılaşmasını kanun hâline getiriyoruz, dünyanın farklı ülkelerinde programların açılmasına da olanak veriyoruz. Ancak bu ülkenin milyonlarca yurttaşının konuştuğu Kürtçenin eğitim ve bilim dili olarak geliştirilmesinin önündeki engellere dair tek bir kelime etmiyoruz. Üniversitelerde Kürt dili ve kültürüne ilişkin akademik bölümler güçlendirilmeli, akademik kadro ihtiyaçları karşılanmalı ve ana dilde eğitim hakkının önündeki yasal engeller kaldırılmalıdır diyoruz.
Teklifin 1'inci maddesi yalnızca teknik bir mali düzenleme değildir, aynı işi yapan hekimler arasında yeni bir hak eşitsizliği yaratmaktadır. Aynı klinikte çalışan, aynı nöbetlerini tutan, aynı ameliyathanede görev alan, aynı hastaların sorumluluğunu üstlenen hekimler yalnızca statü farkı nedeniyle farklı muameleye tabi tutulmaktadır. Üstelik, Anayasa Mahkemesi daha önce yabancı uyruklu uzmanlık öğrencilerinin döner sermaye ek ödemesinden yararlandırılmasını hak ihlali olarak değerlendirmişken şimdi benzer sonuç doğuracak yeni bir düzenlemenin önümüze getirilmesi ciddi bir hukuki tartışmayı da beraberinde getirmektedir. Yabancı uyruklu uzmanlık öğrencileri zaten kadrolu devlet memuru statüsünde olmadıkları için memur maaşı, sosyal güvenlik ve emeklilik haklarından yararlanamamaktadır. Döner sermaye ödemesinin de fiilen ortadan kaldırılması birçok hekimin gelirini yaşamını sürdüremeyecek seviyeye indirecektir. Bu yaklaşım ne çalışma barışına katkı sağlar ne de nitelikli sağlık hizmetine. Sayın Başkan, aynı emeği veren hekimler arasında ekonomik ve hukuki ayrımcılık yaratacak bu düzenleme tekliften çıkarılmalı ya da Anayasa Mahkemesi kararının ortaya koyduğu ilkeler doğrultusunda yeniden düzenlenmelidir.
Sayın Başkan, son olarak, aylardır sesini duyurmaya çalışan özel sektör öğretmenlerinin ve mülakat mağduru öğretmenlerin çağrısını bu Komisyonun dikkatine sunuyorum. Özel sektör öğretmenleri düşük ücret, güvencesizlik ve ağır çalışma koşulları altında eziliyor, aynı işi yapan öğretmenler arasında bu eşitsizlik kabul edilemez; hak ettikleri ücret, iş güvencesi ve insanca çalışma koşulları için verdikleri mücadele görmezden gelinmemelidir. Diğer yandan, mülakat adaletsizliği nedeniyle hak ettiği atamaya kavuşamayan binlerce öğretmen de vardır. Bu Komisyon yalnızca kanun maddelerini değil, öğretmenlerin biriken sorunları da ele almak zorundadır. Özel sektör öğretmenlerinin hakları ve mülakat mağdurlarının adalet talebi bu gündemin dışında bırakılmamalıdır diyorum.
Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.