| Komisyon Adı | : | MİLLİ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU |
| Konu | : | |
| Dönemi | : | 28 |
| Yasama Yılı | : | 4 |
| Tarih | : | 14 .07.2026 |
MEHMET KARAMAN (Samsun) - Sayın Başkan, Değerli Komisyon üyeleri, muhterem bürokrat kardeşlerim; hepinizi hürmet ve muhabbetle selamlıyorum.
Toplantımızı hayırlara vesile kılsın Cenab-ı Hak inşallah.
Öncelikle, Komisyonun çalışma sistematiği hakkında birkaç cümle de ben söylemek istiyorum. İzninizle, kanun teklifinin geneli üzerindeki değerlendirmelerimize geçmeden önce Komisyonumuzun çalışma usulüne ilişkin birkaç hususu ifade etmek istiyorum.
Türkiye Büyük Millet Meclisinin ihtisas komisyonları yasama faaliyetinin mutfağıdır. Kanun tekliflerinin ayrıntılı biçimde ele alındığı, farklı görüşlerin değerlendirildiği, ortak aklın oluştuğu yerler komisyonlardır ancak ne yazık ki Komisyonumuzun son yıllardaki çalışma pratiği bu anlayıştan oldukça uzak bir görüntü vermektedir. Bugün Komisyonumuzun gündeminde Meclis Başkanlığı tarafından havale edilmiş yaklaşık 410 kanun teklifi bulunmaktadır; bunu kafamdan söylemiyorum, Komisyonun sayfasına girdiğiniz zaman önünüze çıkacak rakamdır bu. Buna rağmen, Komisyonumuz son üç yılda sadece 3 kez toplanmıştır. Bunu söylediğim zaman arkadaşlar önüme 6'ncı toplantı olduğu konusunda bir rapor getirdiler; bu, benim söylediğim gibi yine 3 toplantı olduğu anlamına geliyor çünkü 3 tanesinde seçim yapılmış, 2 tanesinde de kanun görüşülmüş yani yine 3 toplantı yapılmış sayılıyor. Bu toplantıların ikisi Komisyon Başkanlık Divanının seçimine ilişkin olmuş, yalnızca bir toplantıda kanun teklifi görüşülerek Öğretmenlik Mesleği Kanunu ele alınmış. Bunun dışında, Komisyonumuzun yasama faaliyetleri fiilen durmuş durumdadır.
Sayın Başkanım, hatırlarsanız Millî Eğitim Bakanımız Komisyon üyelerimize bir iftar yemeği vermişti, o yemeğe iktidar partisi milletvekillerinden yeteri kadar gelen olmamıştı, muhalefetten de bir tek ben katılmıştım; orada Sayın Bakanımıza "Sayın Bakanım, teşekkür ediyoruz Komisyonumuzu toplantıya çağırdığınız için." demiştim, siz de bana "Bundan sonra toplantılara çağıracağız." demiştiniz ama o günden beri de toplantı yapılmadı. Daha da önemlisi, İç Tüzük'ün öngördüğü şekilde Komisyon üyelerinin üçte 1'inin imzasıyla yapılan toplantı çağrıları 2 kez reddedilmiş, Komisyonun gündemindeki tekliflerin değerlendirilmesi dahi mümkün olmamıştır.
Şimdi, burada şunu söylemek istiyorum: Bu kanun teklifinde öğrenci affı var. Aslında, Komisyonda çalışan danışman arkadaşlarımıza bir talimat verseydiniz bu 450 kanun içerisinde muhalefet partilerinin afla ilgili verilmiş kanun tekliflerini de görecektiniz. O kanun teklifleri ile bu kanun teklifini Tüzük'ün 35'inci maddesine göre birleştirerek buraya getirebilirdiniz. Bu konuda önerge vereceğiz, bunun da reddedileceğini biliyoruz ancak önemli bir konu. Bugün Şerafettin Kılıç kardeşimizin verdiği af kanunu teklifi Komisyonda görüşülmediği için Meclis Genel Kuruluna indirildi, biraz sonra aşağıda görüşülecek, orada reddedeceksiniz; aslında onu da bu kanun teklifinin içerisine koyma imkânınız vardı. Sadece bizim parti grubumuzun verdiği 10'a yakın af kanunu teklifi var; keşke bunları birleştirseydiniz, biz de size "Muhalefet partisinin de af kanunu teklifleri gündeme getirilebiliyor." deseydik. Sadece iktidar partisinin getirdiği veya yürütmenin getirdiği kanun tekliflerinin konuşulduğu bir Komisyon olmasaydık, muhalefetin de bazı teklifleri burada görüşülebilseydi.
Sonrasında ise aylarca bekletilen teklifler çok kısa süreler içerisinde peş peşe Komisyon gündemine alınmaktadır -bu, genel yani diğer komisyonlarla da ilgili- oysa yasama faaliyetinde önemde olan yalnızca kanun çıkarmak değildir, nitelikli istişareye dayalı ve öngörülebilir kanun yapmaktır. Komisyonların uzun süre çalıştırılmayıp ardından çok sayıda teklifin kısa sürelerde görüşülmesi hem milletvekillerinin denetim ve katkı imkânını azaltmakta hem de yasama kalitesini olumsuz etkilemektedir. Bizim beklentimiz, komisyonların düzenli toplantı yapması, gündemde bekleyen tekliflerin makul süreler içerisinde ele alınması, iktidarıyla, muhalefetiyle bütün milletvekillerinin katkı sunabileceği gerçek bir müzakere zemininin oluşturulmasıdır çünkü güçlü bir yasama faaliyeti güçlü bir komisyon çalışmasıyla mümkündür.
Şimdi, bizim toplanma teklifimizi reddetmenizi Meclisin tatil olduğundan dolayı bir araya gelemediğimiz şeklinde veya tali komisyonla ilgili konuyu toplanamaması sebebiyle söylediniz ancak daha önce de bunlar yapılmış. Örnek vereyim: Esas komisyon raporunu verdiği için iade edilen teklif ve kanun hükmünde kararnameler 11 tane gözüküyor -Millî Eğitim Komisyonunca- esas komisyon karar verdi ama tali komisyon olarak bize geldi veya sizler yazı yazdınız, dediniz ki: "Biz bildirmek istemiyoruz hiçbir şekilde." Hâlbuki, ana komisyon önce tali komisyonunun raporunu beklemeli, tali komisyon... Eğer reddedeceksek de buraya gündeme getirmeniz lazım, gündemde konuşuruz; reddedilecekse de zaten çoğunluktasınız, reddedersiniz, cevap vermezsiniz ama bizim düşüncelerimizin konuşulmasına hiç olmazsa fırsat vermeniz gerekir; bu da ayrıca önemli bir konudur.
Muhterem kardeşlerim, gündemde bekleyen eğitimin sorunları var. Özel okul öğretmenleri, mülakat mağdurları, atama bekleyen öğretmenler, sözleşmeli öğretmenler ve denklikler gibi konularda bekleyen bir sürü öneriler var. Komisyonumuzun çalışma usulüne ilişkin bu değerlendirmeleri yapmamın bir sebebi var çünkü bu Komisyonun önünde toplumun doğrudan hayatına dokunan ve acil çözüm bekleyen pek çok eğitim sorunu bulunmaktadır, bunların başında özel okul öğretmenlerinin yıllardır çözülemeyen çalışma koşulları gelmektedir. Bugün yüz binlerce özel okul öğretmeni 2014 yılında kaldırılan taban maaş güvencesinin yokluğunda asgari ücret seviyesine mahkûm edilen ücretlerle çalışmak zorunda bırakılmaktadır. Kısa süreli sözleşmeler, yaz aylarında sigortasız bırakılma, iş güvencesinin olmaması ve ağır çalışma koşulları artık münferit sorunlar değil yapısal bir probleme dönüşmüştür. Öğretmenlik gibi kutsal bir mesleğin bu kadar güvencesiz hâle gelmesi kabul edilemez.
Diğer taraftan, kamuya öğretmen alımlarında yaşanan mülakat mağduriyetleri de hâlâ çözüme kavuşturulmayı beklemektedir. KPSS'de yüksek başarı göstermesine rağmen şeffaflığı tartışmalı mülakat süreçleri nedeniyle hak ettiği atamaya kavuşamayan binlerce genç öğretmenimiz bulunmaktadır. Anayasa'mızın 70'inci maddesi kamu hizmetine girişte liyakati esas alırken kamu vicdanını yaralayan bu tartışmaların hâlâ devam ediyor olması düşündürücüdür. Bunun yanında, atama bekleyen yüz binlerce öğretmenimiz, ücretli öğretmenlik uygulamasının oluşturduğu adaletsizlikler ve eğitim çalışanlarının özlük haklarına ilişkin pek çok mesele de Komisyonumuzun gündeminde çözüm beklemektedir. Yine, aynı şekilde yurt dışı üniversitelerinden mezun olan binlerce gencimizin YÖK'ün sınav süreçleri nedeniyle yaşadığı diploma denklik mağduriyeti de bu Komisyonun daha fazla kulak tıkayamayacağı bir diğer önemli sorundur; Komisyonumuz bu konuda acilen gerekli hazırlıkları yapmalı, YÖK yetkilileriyle bir araya gelerek bu kronikleşmiş soruna da artık kalıcı ve adil bir çözüm bulmalıdır.
İşte, tam da bu nedenlerle Komisyonumuzun önünde böylesine geniş toplumsal karşılığı bulunan sorunlar dururken bugün görüştüğümüz kanun teklifinin daha çok teknik ve sınırlı düzenlemelerden olması dikkat çekmektedir. Elbette teknik düzenlemeler önemlidir ancak yükseköğretim sisteminin yapısal sorunlarına ve eğitim camiasının temel beklentilerine cevap veren, daha kapsamlı ve reform niteliğinde bir çalışma beklerdik doğrusu.
Bu değerlendirmelerden sonra, şimdi önümüzde bulunan kanun teklifinin geneline ilişkin görüşlerimizi de ifade etmek istiyorum. YÖK ve yükseköğretim sistemi... Her şeyden önce şunu ifade etmek isterim: Yükseköğretim yalnızca üniversitelerin idari yapısını düzenleyen bir alan değildir; yükseköğretim, bir ülkenin bilim üretme kapasitesini, teknolojik gelişmesini, ekonomik rekabet gücünü ve yetişmiş insan kaynağını doğrudan belirleyen stratejik bir alandır. Dolayısıyla bu alanda yapılacak her düzenleme sadece bugünün üniversitelerini değil Türkiye'nin geleceğini de şekillendirmektedir. Ne var ki önümüzde bulunan teklif, yükseköğretim sistemine ilişkin bütüncül bir reform perspektifi ortaya koymaktan çok uzaktır. Teklif, sistemin temel sorunlarını ele alan kapsamlı bir dönüşüm yerine uygulamada ortaya çıkan çeşitli sorunlara parça parça müdahale eden teknik düzenlemelerden oluşmaktadır. Oysa Türkiye'nin bugün ihtiyacı olan birkaç maddelik teknik değişiklikler değil, yükseköğretimin geleceğine ilişkin güçlü bir vizyondur. Yıllardır bu ülkede yeni ve sivil bir anayasa yapmaktan, darbe hukukunun izlerini ortadan kaldırmaktan söz ediyoruz, hep birlikte 12 Eylül döneminin oluşturduğu vesayet kurumlarının geride bırakılması gerektiğini ifade ediyoruz ancak yükseköğretim sisteminin omurgasını oluşturan Yükseköğretim Kurulu da 12 Eylül döneminin ürünlerinden biridir.
Aradan kırk yılı aşkın süre geçmiş olmasına rağmen bugün hâlâ üniversitelerimizi daha özgür, daha özerk ve daha rekabetçi bir yapıya kavuşturacak kapsamlı bir reform yerine YÖK'ün merkezî yapısını esas alan ve bazı alanlarda yetkilerini daha da genişleten düzenlemeleri konuşuyor olmamız, üzerinde düşünülmesi gereken bir durumdur. Çünkü mesele yalnızca YÖK'ün hangi yetkiyi kullanacağı değil, asıl mesele nasıl bir yükseköğretim sistemi istediğimizdir. Biz, üniversitelerin bilimsel özgürlüğünü güçlendiren, idari ve akademik özerkliğini koruyan, liyakati esas alan, genç akademisyenlerin gelecek kaygısını azaltan, bilimsel üretimi teşvik eden ve üniversitelerimizi uluslararası rekabet gücü yüksek kurumlar hâline getiren ve yükseköğretim anlayışının tartışılmasını da beklerdik. Aynı şekilde devlet üniversiteleri ile vakıf üniversiteleri arasındaki denge, akademik yükselme süreçleri, araştırma altyapısının güçlendirilmesi, beyin göçünün önlenmesi, genç araştırmacıların desteklenmesi ve üniversite yönetiminin daha katılımcı bir yapıya kavuşturulması gibi temel başlıkların da bu teklif kapsamında ele alınmasını beklerdik.
Teklifin içeriği ve yaklaşımımız... Ne yazık ki önümüzde bulunan teklif, bu temel sorulara cevap vermemektedir. Teklif, yükseköğretimin gelecek vizyonunu ortaya koyan bir reform niteliği taşımamakta, daha çok uygulamada ortaya çıkan ihtiyaçlara yönelik sınırlı ve teknik düzenlemeler içermektedir. Elbette teklif içerisinde olumlu değerlendirdiğimiz hükümler de bulunmaktadır. Akademik etik ihlalleriyle mücadele edilmesi, bazı öğrenci mağduriyetlerinin giderilmesi, bilimsel araştırmanın desteklenmesine yönelik düzenlemeler ve uygulamada yaşanan bazı belirsizliklerin giderilmesi bunlar arasındadır. Ancak bu olumlu düzenlemeler yükseköğretim sisteminin yapısal sorunlarını çözmeye tek başına yetmemektedir. Bu olumlu düzenlemelerin yanında açıklığa kavuşturulması ve yeniden değerlendirilmesi gerektiğini düşündüğümüz önemli hususlar da bulunmaktadır. Öncelikle teklifin çeşitli maddelerinde Yükseköğretim Kuruluna tanınan yetkilerin kapsamı ve sınırları daha açık biçimde ortaya konulmalıdır. Yetki genişlemesi, üniversitelerin idari ve akademik özerkliğini zayıflatacak bir sonuca dönüşmemelidir. Yükseköğretim sisteminde ihtiyaç duyulan şey daha fazla merkezileşme değil hesap verebilirlik, katılımcılık ve kurumsal özerkliğin güçlendirilmesidir. Vakıf yükseköğretim kurumlarına ilişkin düzenlemelerde kamu yararı, öngörülebilirlik ve hukuki güvenlik ilkelerinin daha güçlü şekilde gözetilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Sağlık alanına ilişkin maddelerde ise özellikle döner sermaye gelirleri, araştırma faaliyetlerinin finansmanı ve uzmanlık eğitimiyle ilgili düzenlemelerin uygulamada yeni hak kayıplarına veya tereddütlere yol açmaması büyük önem taşımaktadır. Tıp ve diş hekimliği uzmanlık eğitiminin niteliğini koruyacak, bilimsel araştırmayı güçlendirecek ve sağlık çalışanlarının haklarını güvence altına alacak bir uygulama çerçevesi oluşturulmalıdır.
Yine, emeklilik sonrası sözleşmeli öğretim üyeliği, denetim mekanizmaları ve diğer bazı maddelerde verilen takdir yetkililerinin hangi objektif ölçütlere göre kullanılacağı da kanun gerekçesinde ve uygulamada daha açık ortaya konulmalıdır. Biz bu kanun teklifine peşinen karşı çıkan bir anlayış içerisinde değiliz; doğru bulduğumuz düzenlemeleri destekleriz, eksik gördüğümüz hususları ise yapıcı önerilerimizle geliştirmeye çalışırız; yasama faaliyetin amacı da zaten budur. Biraz sonra, maddeler üzerinde söz aldığımızda desteklediğimiz hükümleri, çekincelerimizi ve değişiklik önerilerimizi her madde üzerinde ayrıntılı olarak ifade edeceğiz.
Bu düşüncelerle, sözlerime son vermeden önce bir şeyi daha hatırlatmak istiyorum: Sayın Başkanım, üçte 1 imzayla toplantıları reddetmek istiyorsanız yapacağınız iki şey var: Birincisi, Sayın Meclis Başkanına diyeceksiniz ki "Muhalefetin verdiği kanunları bize havale etmeyin." Çünkü havale edince havale edilmiş oluyor, 35'inci maddeye göre bunları gündeme getirmeniz lazım. Veyahut da "Yürütme tarafından yani hükûmet tarafından verilen ve Komisyona havale edilenler dışındaki kanunları görüşemeyiz." diye bir tüzük değişikliği yapmanız gerekiyor. Bu nedenle, sizleri Komisyonu ara sıra toplamaya, kardeşler arasında birlik, beraberlik, kardeşlik bağlarını güçlendirmeye... Komisyonun gündeminde bir şey olmasa bile hiç olmazsa bir araya gelsek, birbirimizi tanısak, şu anda birbirimizi bile tanımadığımız arkadaşlarımız oluyor, bunları yapmamızı sağlamanız gerekirdi; bundan sonra bunları yapacağınıza inanıyorum.
Bu düşüncelerle sözlerime son verirken, yapılacak görüşmelerin yükseköğretim sistemimizin daha özgür, daha nitelikli ve daha güçlü bir yapıya kavuşmasına katkı sunmasını temenni ediyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.