KOMİSYON KONUŞMASI

KEZBAN KONUKÇU (İstanbul) - Değerli Başkan, Sayın Komisyon üyeleri; ben de açıkçası bir önceki toplantı çağrımıza cevap verilmemesini burada ifade etmek istiyorum çünkü uzun uzun anlatmaya gerek olmayan bir durum var. Biz bütün şartları sağladık, üçte 1'den fazla imza toplandı Komisyon üyeleri tarafından. İç Tüzük'ün gerekli maddeleri yerine getirildi, koşullar yerine getirildi ancak toplantı çağrımıza verilen cevap geçerli değildi. Aslında biz bunun kendisinin de politik bir yaklaşım olduğunu düşünüyoruz her yerde, her şeyde olduğu gibi. Özellikle, biz bu çağrımızla özel sektör öğretmenlerinin ve mülakat mağdurlarının sorunlarını dile getirmek için, çözümleri birlikte tartışabilmek için, birinci dereceden muhatap olarak Komisyonun toplanmasını istedik ancak cevap verilmedi ve aynı zamanlarda özel sektör öğretmenleri ve mülakat mağdurları güçlerini birleştirerek bir eylem sürecine girmek zorunda kaldılar. Buraya daha önce -ÖMK'yi görüşürken var olan Komisyon üyeleri de hatırlar- özel sektör öğretmenleri geldiler, dertlerini anlattılar; hep birlikte dinledik ve Komisyon üyeleri dışında, başkanlarla, farklı seviyelerdeki bürokrasiyle de görüşmeler yapıldı. Bunların bazılarına aracılık da yaptık ve belli sözler verildi. Bu sözlerin verilmesine bizim dışımızda da -direkt iktidar tarafında olan Komisyon üyelerinden de- tanık olanlar var. Birinci verilen söz taban maaş uygulamasının tekrar yerine getirilmesiydi. Taban maaş uygulamasını -hepiniz biliyorsunuz ki- tekrar hatırlatalım, zaten vardı ancak 2014 yılında kaldırıldı. Özel sektör öğretmenleri de bu haklarını geri alabilmek için yoğun bir mücadele ve çaba içerisine girdiler, her türlü kanalı zorladılar, müzakereyi de mücadeleyi de zorladılar ve en son artık dertlerini anlatabilmek için geçtiğimiz haftalarda, biliyorsunuz, Ankara'da açlık grevine başladılar. NATO toplantıları, NATO zirvesi gerekçe gösterilerek bu eylemler önce yasaklandı, ardından öğretmenler burada defalarca saldırıya uğradı. NATO toplantısı gerekçesiyle saldırıya uğradılar bu insanlar ve NATO toplantısının niye yapıldığına da böyle bir değinmeden geçemeyeceğim, hatta NATO toplantısı zirvesi sonrasında bölgenin tekrar karışmış olmasının, İran'a tekrar Amerika tarafından saldırının başlamış olmasının, İsrail'in tekrar Filistin'e dönük saldırılarını, Lübnan'a dönük saldırılarını başlatmış olmasının da manidar olduğunun altını çizip geçmek istiyorum. Filistinli çocuklar ve Filistin halkı için bu kadar çok üzüldüğünü beyan eden iktidar tarafından da bunun dikkate alınması gerektiğini düşünüyorum. NATO zirvesi gerekçesiyle öğretmenlere saldırıldı, talepleri yerine getirilmedi ve bugün de yine dertlerini anlatmak için Meclise gelmek istediler yürüyüş yaparak, bu engellendi, Madenciler Anıtı'na kadar gelebildiler. Yanlarına gittik, tekrar dertlerini ifade edebilmek için onlara bir söz verdik, "Burada sizin sorunlarınızı tekrar dile getireceğiz." dedik. Sevgili Komisyon üyeleri, bakın, özel sektör öğretmenlerinin yaşadığı sorunun kendisi aslında şu anda neoliberal politikalarını böyle canhıraş hızla uygulayan iktidar tarafından açığa çıkarılan güvencesizlik rejiminin bir sonucu. Güvencesizlik rejimi yani çalışanlar için hiçbir güvencenin olmadığı bir rejimde tamamen güvencenin zenginler için olduğu, patronlar için olduğu bir rejimde öğretmenlerin başına gelenler. Ben de daha önce yirmi yıl öğretmenlik yapmış biri olarak, hatta o güvencesizlik rejiminin önemli uygulamalarından, eşik noktalarından biri olan KHK uygulamasına, mağdur kelimesini sevmiyorum ben, ne diyeyim, buna maruz kalmış bir insan olarak şunu çok açık bir şekilde görelim ki hele KHK'lerle birlikte hızlandırılan bu güvencesizlik ortamında kamu alanlarındaki özelleştirmelerin arttığını ve kamu alanında çalışması gerekenlerin, örneğin, öğretmenlerin üniversitelerden mezun olduktan sonra KPSS'ye girdiğini, orada başarılı olup sonra mülakata geçtiğini, mülakatta başarılı olsa dahi atanmadığını görüyoruz, 1.611 mülakat mağdurlarını da dile getirmiş olalım burada, hatta bir de ÖMK çıktı biliyorsunuz yani atlayamayacağı kadar çok hendek konularak siyasi eleme yöntemi olarak mülakatların kullanıldığı bir ortamda kamu çalışanı olması gereken öğretmenler, hatta sağlıkçılar, pek çok sektörde, alanda biz güvencesizliğin, özelleştirmenin derinleştiğini görüyoruz ve bu güvencesiz derinleşmiş bu alanlarda da alabildiğine sömürünün derinleştiğini görüyoruz. Bakın, özel sektör öğretmenleri belirli süreli sözleşmelerle çalışıyorlar, on aylık sözleşmelerle çalışıyorlar ve örneğin, biz kıdem biriktirirdik, bir kıdem biriktirme durumu olmuyor, o kıdemine göre sosyal haklarının, ücretinin bir karşılığı olması durumu olamıyor yani her on ayın sonunda, her yılın başında, sonunda tekrar başa sarma hâlini yaşıyorlar ve taban maaş uygulaması kaldırıldığı için asgari ücretin altında dahi ücret alan öğretmenler var. Bunun kabul edilemez olduğunun tekrar altını çizelim. Bu güvencesizlik rejimi aynı zamanda baskı ve mobbing ortamlarını iş yerlerinde artırıyor, sendikasızlaştırmayı dayatıyor ve bu örgütsüz, sendikasızlaşmış olan emekçilerin üzerindeki baskının arttığını görüyoruz ancak buna direnenler de var, bunun karşısında olanlar da var. Ben buradan tekrar öğretmenlerin hakları için, taban maaş başta olmak üzere ve mülakat mağdurlarının atanması için Komisyonun bunu gündeme alması gerektiğini söylüyorum ve hatırlatmış oluyorum.

Sevgili Komisyon üyeleri, şimdi geneli üzerine baktığımızda biz, tabii, kaç yıldır da toplanmayan bir Komisyon olduğu için bazen de unutuyoruz, "Ya, bu Komisyon nasıl toplanıyordu, ne diyordu?" falan diye. Şimdi geneline baktığımızda mutlaka muhalefetten doğru söylenecek, biz de tekrar söyleyelim. Şu an bizimle aynı zamanda, hatta sabah başladı, Plan ve Bütçe Komisyonunda burayı ilgilendiren 3 tane madde var ama bize değil, oraya paslanıyor. Nedenini uzun uzun böyle düşünmek bile bazen gerçekten gereksiz oluyor yani keyfiyet var. Ya, işte, aslında biz şartları sağlıyoruz, "Komisyon toplansın." diyoruz ama "Toplamadım." diyor. Şimdi, tek adam rejiminde karşımızda yani yukarıdan aşağıya uygulamaların, keyfiyetin sonuçlarını görüyoruz. Burada olması gereken maddeler Plan Bütçede görüşülüyor. Şimdi, bir madde konmuş, efendim, yabancı uyruklu uzmanlık öğrencileri döner sermayeden pay alamaz. Niye? Anlaşılır gibi değil. O, sonuçta yabancı uyruklu olan gelmiş, burada öğrenci olma hakkı kazanmış, efendim, uzmanlığı kazanmış, uzmanlığını yapıyor. Neden pay alamıyor? Hiçbir gerekçesi yok. Tamamen ayrımcı bir madde ve genel olarak bu ayrımcılığın, keyfiyetin derinleştirilmesine dönük pek çok madde görüyoruz önümüzdeki yasa teklifinde. "Disiplin hükümleri" deniyor, bir bakıyoruz, disiplin hükümleri aslında öğrencilerin ve öğretim görevlilerinin siyaseten sıkıştırılması, bilimsel özerkliğin ortadan kaldırılmasına dönük uygulamalara maruz kalmaları için gerekçe olabilecek şekilde düzenlenmiş.

Önemli noktalardan bir tanesi de öğrenci affı meselesi. Öğrenci affı meselesi biliyorsunuz, 16'ncı maddeyle düzenlenmiş ama "Önceden başvurmuş olanlar bundan yararlanamaz." deniyor. Neden? Bunun da gerekçesi yok yani. Sonra "Terör örgütü üyeliği ve iltisaklılık gerekçesiyle atılanlar yararlanamaz." deniyor. Bakın, en azından şu kadarını söylemek istiyorum ben DEM PARTİ Vekili olarak: Bir barış süreci varsa ve bu barış sürecinde samimiysek eğer, her yere, bir yerlere kafamıza göre "Terörle iltisaklı, örgütle iltisaklı." diyemeyiz. En azından kanunları uygulamak zorundasınız çünkü o iltisaklılık meselesi o kadar geniş tanımlı ki. Ne diyor mesela? Bir tane "tweet" atmış, ondan dolayı. Şimdi, ben size çok anlatmak istemiyorum ama kendi hikâyemden kısa bir şeyi çarpıcı olduğu için anlatmak istiyorum. Ben de KHK'yle atılmış bir öğretmenim. Dosyamı istedik biz mahkeme aşamasında, acaba ne yapmışım da ben atılmışım çünkü ben atıldığımda hakkımda açılmış olan bir dava dahi yoktu, öncesinde de açılmış bir dava dahi yoktu. Neymiş efendim, bir tane dernekteymişim, o dernek kapatılmış, ben o sırada oradaymışım, savcı soruşturma açmış. Gittim, ifademi verdim, takipsizlik aldım, bunu yazmışlar. Başka neymiş? Bakıyoruz, bir sürü örgüt yazmışlar. Vallahi, inanmayacaksınız, FETÖ'yü bile yazmışlar benim gibi birine. Çözemedik orasını, orasını hiç çözemedik, başka şeyleri belki biraz anlamaya çalışıyoruz ama Aksaraylı olmam ve ailemin belki bilmem kaçıncı dereceden akrabalarında FETÖ'yle iltisaklı denen birileri vardır belki diye böyle çok zorlama bir yorum yaptık, başka da bir yorum yapamadık, bulamadık. Davam hâlâ Danıştayda. Hiçbir daha hakkımda kesinleşmiş hüküm olmamasına, atıldığımda bir davam olmamasına rağmen "terörle iltisaklı" diye KHK'yle atılmış biriyim ben ve bu KHK'ler rejiminin bir devamı gibi, öğrenci affı için de böyle bir koşul getirilmiş, "Örgüt üyeliği ve iltisaklı olmayacak illaki." denmiş. Bir de ne konulmuş mesela madde 26'da? Güvenlik soruşturması ve arşiv taraması. Bu da çok benzer özellikler taşıyor. Burada temel ölçüt güvenlik ama neyin güvenliği, nasıl bir güvenlik, bu tanımların gerçekten çerçeveli olmaması, belli olmaması, uluslararası normlara, Anayasa'ya uygun olmaması keyfiyetin önünü açıyor. Kesinlikle üniversitelere görevlendirmeler yapılırken, akademik seviyede bilimsel yeterlilik ve akademik başarının baz alınması gerekirken, güvenlik soruşturması ve arşiv taraması gibi saçmalıkların kendisi üniversitelerin bilimsel yerler olmaktan çıkarılması için yapılmış adımlardan biri diye düşünüyorum.

Şuna da değinmeden geçemeyeceğim arkadaşlar: Vakıf üniversitelerine teşvik öngörülüyor 19'uncu maddede. Ya, teşvik ede ede bir hâl oldunuz zenginleri, patronları. Sürekli vatandaştan toplanan vergiler zenginlere teşvik olarak veriliyor. İşçilerin işsizlik fonundaki paralar yine patronlara teşvik olarak veriliyor. Küçük esnaftan örneğin, çok şikâyet alıyoruz, hiçbir şekilde vergiden borçları silinmiyor, hemen hacizler konuyor ama büyükseniz eğer, holdingseniz, büyük patronsanız hemen verginiz affedilebiliyor. Vakıf üniversitelerine teşvik verilecekmiş. Asıl verilmesi gereken teşvik, üniversite öğrencilerine teşvik verilmesi gerekiyor çünkü üniversite öğrencileri barınamıyor, beslenemiyor, geçinemiyor, üniversiteyi kazanıyor, okuyamayacağı için üniversiteye gitmiyor, üniversiteyi bitirdikten sonra iş bulamıyor ya da çok başarılıysa yurt dışına çıkmayı tercih ediyor, yurt dışına çıkmayıp da ülkemizde kalanlar da komedyenlik yapıp tutuklanıyor yani ne yapsalar işin içinden çıkamıyor bu üniversite öğrencileri. O yüzden, bu şekilde tekrar tekrar zenginlerin zenginleştirilmesi, daha da zenginleştirilmesi mantığı üzerine kurulu olan bu teşviklerin de doğru olmadığını düşünüyoruz.

Şimdilik bu kadar, teşekkür ediyorum.