| Komisyon Adı | : | MİLLİ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU |
| Konu | : | |
| Dönemi | : | 28 |
| Yasama Yılı | : | 4 |
| Tarih | : | 14 .07.2026 |
ŞENOL SUNAT (Manisa) - Evet, teşekkür ederim.
Evet, Sayın Başkan, sayın Komisyon üyeleri ve değerli bürokratlar; ben kayıtlara geçmesi açısından genel değerlendirmeye başlamadan önce bazı konulara dikkat çekmek istiyorum.
Evet, bugün Plan ve Bütçe Komisyonunda bir torba kanun görüşülüyor ve teklifin 16'ncı ve 17'nci maddesi millî eğitimle ilgili. Özellikle 17'nci maddeyle özel öğretim kurumlarında görev yapacak öğretmenlerin istihdamıyla ilgili bir düzenleme yapılıyor. Öğretmenlik mesleğini doğrudan ilgilendiren böylesine önemli bir düzenleme neden önce Millî Eğitim Komisyonunda değil de Plan ve Bütçe Komisyonunda görüşülmektedir; gereksiz mi görüldü Sayın Başkan? Biz söyleyelim çünkü Millî Eğitim Komisyonunda söz verip de tutulmayan özel okul öğretmenlerinin gasbedilen o taban maaş hakkını soracaktık. Özel sektördeki binlerce öğretmeninin asgari ücret kıskacında veya daha da altında âdeta bir modern kölelik düzeninde çalıştırılmasına nasıl göz yumulduğunu ortaya koyacaktık. Yerlerde sürüklenen, coplanan, gözaltına alınan özel okul öğretmenlerinin feryadına dikkat çekecektik. Mülakat adı altında kurduğunuz o haksız, adaletsiz eleme mekanizmalarıyla hakları gasbedilen, umutları çalınan, atama bekleyen yüzlerce öğretmenin hakkını arayacaktık. Siz ise bütün bu tartışmalardan kaçınıp meseleyi torba kanunun içine gizlemeyi tercih ettiniz. Millî Eğitim Komisyonunu iki yıldır neredeyse çalıştırmayan anlayışın bugün öğretmenlikle ilgili temel düzenlemeyi Plan ve Bütçe Komisyonuna getirmesi tesadüf değildir. Bu, Meclisin ihtisas komisyonlarını etkisizleştiren yanlış yasama anlayışının da bir sonucudur. Bu Meclisin ihtisas komisyonları niçin vardır; ben bütün Komisyon üyelerine sormak istiyorum. Öğretmenleri ilgilendiren bu düzenleme, öğretmen örgütleri dinlenmeden, eğitim fakülteleri dinlenmeden, Millî Eğitim Komisyonunda ayrıntılı biçimde tartışılmadan torba kanunun içine konularak geçirilemez. Evet, üstelik maddeyle öğretmen, yönetici, uzman öğretici usta öğreticilere ilişkin temel niteliklerin önemli bir kısmı yönetmeliğe bırakılıyor bu teklifte. Şimdi, eğitim sistemi yönetmelikle değil, öngörülebilir kanunlarla yönetilmelidir, kaldı ki Plan ve Bütçe Komisyonuna sevk edilen bu 17'nci madde o kadar muğlak, o kadar üstü kapalı yazılmış ki eğitimciler ve hukukçular dahi aynı metni farklı yorumluyor; böyle bir şey olabilir mi? Bunlar üzerinde duracağız ama yine tekraren söylüyorum, bu Komisyon millî eğitimin, yükseköğretimin, gençliğin ve sporun bütün sorunlarının konuşulduğu, çözüm üretildiği, ortak aklın işletildiği bir ihtisas komisyonu olmak durumundadır.
Sayın Başkan, geçtiğimiz günlerde Komisyon üyelerinin imzasıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü'nün 26'ncı maddesine dayanarak Komisyonun olağanüstü toplanmasını talep ettik. Komisyon üyelerinin en az üçte 1'inin imzasıyla bir talep yapıldıysa ve talep gündem maddesi olarak Komisyon Başkanlığına sunulduysa Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü'nün 26'ncı maddesinin son fıkrası şu ifadeyi içeriyor: "Üyelerinin üçte biri tarafından Komisyona teklif edilecek gündem üzerine de komisyonlar, Başkanlarınca toplantıya çağrılır." deniliyor. Yani bu hükmün ilk bakışta Komisyon Başkanına toplantı çağrısı yapma yükümlülüğü getiren bir ifadeyi içeriyor, "çağrılabilir" değil Sayın Başkan, "çağrılır" deniyor ama talebimiz reddedildi ve Komisyon toplanmadı. Ret yazınızda İç Tüzük 35'inci maddesinin ikinci fıkrası "Komisyonlar, kanun teklif edemezler, kendilerine havale edilenler dışında kalan işlerle uğraşamazlar." hükmünü temel aldınız. Özel okul öğretmenlerinin yıllardır çözülemeyen taban maaş sorununu görüşelim dedik, özlük haklarını konuşalım dedik, mülakat mağduru öğretmenleri dinleyelim dedik, eğitimin kangren hâline gelen meselelerine çözüm arayalım dedik; ya, bu konular vesaire işler midir? Oysa Millî Eğitim Komisyonu sadece kanun tekliflerini görüşen bir Komisyon da değildir; bu Komisyon, milletin eğitim sorunlarının konuşulduğu, çözüm üretildiği ve yürütmenin denetlendiği anayasal bir ihtisas Komisyonudur. Sadece yürütmeden gelen tekliflerin görüşüldüğü bir onay makamı hiç değildir, sorunları gündeme taşıyan ve kamu adına denetim yapan bir kurumdur. Bilinmesini isterim ki özel okul öğretmenlerinin çığlığı da, mülakat mağdurlarının feryadı da, atama bekleyen öğretmenlerin umudu da, öğrencilerin sorunları da bu Komisyonun gündemine girmeyi fazlasıyla hak ediyor. Hiç mi vicdanınız sızlamıyor değerli arkadaşlar bu öğretmenler yerlerde sürüklenirken, açlık grevi yaparken, haklı oldukları konuda gözaltına alınırken? Sayın Başkan ve Komisyon üyeleri; bu can yakıcı sorunları gündeme almamız gerekir. Bir kere daha hatırlatmak istiyorum, bu gençleri daha fazla mağdur etmeyin. Türkiye'nin eğitim sistemi tarihinin en ağır sorunlarından birini yaşıyor. Öğretmen mutsuz, öğrenci umutsuz, veli çaresiz, üniversitelerimiz sorunlarla boğuşuyor. Böyle bir dönemde Millî Eğitim Komisyonunun hemen hemen hiç toplanmadığı, özellikle siz Başkan olduktan sonra sadece muhalefete değil, eğitim camiasının tamamına karşı yapılmış büyük bir haksızlıktır. Biz, bu Komisyonun eğitimin bütün taraflarını dinleyen, sorunlara çözüm arayan, millet adına denetim yapan bir Komisyon olmasını istiyoruz Sayın Başkan, tekraren söylemiş olayım.
Evet, gelelim kanun teklifinin genel değerlendirmesine. Evet, önümüzde bulunan teklif, 28 maddelik bir teklif. Bu teklif gerçekten yükseköğretimin temel sorunlarına mı dokunuyor? Elbette hayır. Bu teklif, yükseköğretimin geleceğini yeniden inşa eden kapsamlı bir reform paketi mi? Elbette hayır. Daha çok geçmişte ortaya çıkan hukuki boşlukları dolduran, idari sorunlara çözüm üretmeye çalışan ve farklı konuları aynı torbada bir araya getiren teknik bir düzenleme niteliğindedir. Bu teknik düzenleme esasında yürütmenin YÖK üzerindeki ve YÖK'ün üniversiteler üzerindeki vesayetini yeniden tahkim ediyor Sayın Başkan. Bir taraftan Anayasa Mahkemesi iptal kararlarının boşluğunu doldururken diğer taraftan yeni yetkiler ve geniş takdir alanları oluşturuyor. Bu teklif, üniversitelere daha fazla özgürlük ve kurumsal kapasite kazandırmaktan çok merkezî idarenin yetkilerini genişletiyor, yapısal reformlar yerine idari düzenlemeleri tercih ediyor.
Sayın Komisyon üyeleri, meselemiz Türkiye'de üniversitelerin hangi noktaya getirildiğidir. Bugün gençlerimiz üniversiteyi bitiriyor ama iş bulamıyor. Akademisyenler bilim üretmek yerine idari baskılarla uğraşıyor. rektörler seçimle değil atamayla geliyor. Üniversiteler bilim merkezi olmaktan çıkıp idarenin uzantısı hâline geliyor. Bunların hiçbirine çözüm getirmeyen bir teklif önümüzde duruyor. İyi bir yükseköğretim reformu üniversitenin nasıl yönetileceğini, bilim insanının nasıl destekleneceğini ve gençlerin geleceğinin nasıl güçlendirileceğini konuşur. Oysa bu teklif yükseköğretimin temel meselelerini çözmek yerine daha çok idari ve teknik düzenlemelerle yetinmektedir Bu teklifin genel gerekçesinde uluslararası rekabetten, kalite güvencesinden, bilimsel üretimden bahsediliyor; güzel, peki, kalite yalnızca kanuna birkaç madde ekleyerek mi sağlanıyor? Üniversitenin itibarı yönetmelikle mi yükseliyor? Bilim özgürlüğü olmadan kalite olur mu? Akademik özerklik olmadan dünya üniversitesi olunur mu? Ancak biz şunu soruyoruz: Üniversiteyi bitirince işsiz kalan milyonlarca gencin geleceğini planladınız mı? Önce kendi evladımıza umut vermeden uluslararası başarı hikâyesini nasıl yazacağız?
Yine, bu teklifte teknoloji transfer ofisleri ve üniversite-sanayi iş birliğine ilişkin düzenlemeler bulunuyor. Biz de isteriz, patent üretelim, katma değer üretelim, yüksek teknoloji geliştirelim ama bunun yolu önce bilim insanını özgür bırakmaktır Sayın Başkan, bilim bağımsız düşünceyle gelişir.
Bu teklif onlarca üniversiteye yüzlerce yeni kadro ihdas ediyor. Biz kadroya karşı değiliz ancak bu kadrolar hangi objektif ölçütlerle doldurulacaktır. Liyakat mi esas alınacaktır, yoksa yine bizden olanlar mı kazanacaktır? Akademisyen maaşlarını konuşmadan, beyin göçünü durdurmadan, araştırma bütçelerini artırmadan, üniversitelerin mali bağımsızlığını güçlendirmeden yalnızca mevzuat değiştirerek bilim ülkesi olunamayacağını hepiniz biliyorsunuz. Üniversite iktidarların arkabahçesi değildir. Üniversite eleştirel düşünen insanların yetiştiği yerlerdir. Eğer eleştirel düşünen akademisyenlerden çekinirseniz, korkarsanız yarın düşünen genç de yetişmez. Bugün üniversitelerimizin en büyük ihtiyacı yeni mevzuat değil Sayın Komisyon üyeleri, güven ortamıdır. Akademisyenin kendini özgür hissettiği, öğrencinin geleceğe umutla baktığı, liyakatin tartışılmadığı bir yükseköğretim sistemi olamaz. Biz bilimin yanında duruyoruz, özgürlüğün yanında duruyoruz, liyakatin yanında duruyoruz; siyasetin üniversitesi değil milletin üniversitesi olmasını savunuyoruz.
Şöyle maddeleri çok hızlı bir şekilde geçeceğim, madde 1'de yabancı uyruklu kontenjanda tıpta ve diş hekimliğinde uzmanlık eğitimi alan hekimlerin mevcut ödeme rejimi içinde yer alan döner sermaye kaynaklı ek ödemelerden dışlanması öngörülüyor. Bu madde mutlaka çekilmeli ve Anayasa Mahkemesi kararlarıyla uyumlu biçimde yeniden düzenlenmelidir. Uzmanlık eğitimi, eğitim niteliği, çalışma koşulları ve özlük hakları bakımından bütüncül bir şekilde yeniden düzenlenmelidir.
Yine, 4'üncü ve onunla ilintili olan 17'nci maddeyle üniversitelerimizin yıllar içinde yetiştirdiği bilim insanlarının bilgi ve tecrübelerinden yararlanılmasını amaçlanmaktadır. Evet, bu ülkenin önemli kazanımlarından biri de akademik kadrolardır. Bu yönüyle tabii ki düzenlemeyi destekleriz ama burada asıl üzerinde durulması gereken husus, yeniden görevlendirilme sürecinin nasıl yürütüleceğidir, üstelik genç akademisyenler kadro beklerken; onları da göz ardı etmememiz gerektiğini burada belirtmek istiyorum. Bu nedenle, yeniden görevlendirmelerde temel ölçüt bilimsel üretkenlik, ulusal ve uluslararası yayınlar, yürütülen araştırma projeleri, lisans ve lisansüstü eğitime katkı, yetiştirilen öğrenciler ve topluma sunulan akademik hizmetler olmalıdır. Bu kriterler kişiden kişiye değişmemeli, Yükseköğretim Kurulunca önceden belirlenmiş şeffaf, objektif ve denetlenebilir esaslara bağlanmalıdır. Bilim ancak liyakatin hâkim olduğu yerde gelişir. Bizim beklentimiz, bu düzenlemenin akademide güveni ve hakkaniyeti güçlendirecek şekilde hayata geçirilmesidir.
10'uncu maddeye şöyle bakıyorum, teklifin önemli bir bölümü vakıf üniversitelerine ilişkin denetim ve yaptırımları yeniden düzenlemektedir. Denetim elbette gereklidir Sayın Komisyon üyeleri, Sayın Hocam; vakıf üniversitelerinin denetlenmesine elbette karşı değiliz ancak denetimin ölçüsü hukuk olmalıdır, takdir değil. Hukuki güvenliği güçlendirmeyen her denetim mekanizması zamanla keyfîliğe dönüşme riski taşır. Üniversiteler üzerindeki kamu otoritesi güçlenirken üniversite özerkliği de aynı ölçüde korunmalıdır.
11'inci madde teknoloji transfer ofislerini güçlendiriyor. Biz üniversite-sanayi iş birliğine değil kamunun vergileriyle üretilen bilginin denetimsiz biçimde ticarileştirilmesine ve kamu hakkının yeterince güvence altına alınmamasına itiraz ederiz. Teklifte yer alan "Ofis faaliyetlerine katkı sağlayacağı değerlendirilen diğer tüzel kişiler ofise sermaye koymak koşulu ile ortak olabilir." hükmü son derece belirsizdir. Bu ortaklar hangi ölçütlere göre seçilecektir, kim karar verecektir ve bu ortaklıklar nasıl denetlenecektir; bunlar üzerinde durmak gerekir.
12'nci madde, üniversitelerimizin yurt dışında varlık göstermesini destekliyoruz ancak kendi üniversitelerimizin araştırma altyapısı, laboratuvarı ve akademisyenleri yeterince desteklemeden dışarıya açılmak sürdürülebilir uluslararasılaşma stratejisi değildir. Güçlü üniversite önce kendi ülkesinde inşa edilir Sayın Hocam.
7 ve 13'e bakıyoruz, hayalet yazarlık ve akademik sahteciliğe karşı en ağır tedbirlerin alınmasını tabii ki destekliyoruz ama akademide sahte diploma iddiaları yıllardır konuşuluyor. Geçen ağustosta Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının iddianamesinde üniversitelerin elektronik imzalarının kopyalandığı, kamu kurumları adına sahte belgeler üretildiği iddia edildi; demek ki sorun bir gecede ortaya çıkmadı, yıllarca büyüdü. Siz sadece geç kalmadınız, siz bu çürümenin önünü bizzat açtınız, bu sahteciliği âdeta kurumsallaştırdınız. Akademik dürüstlük yalnızca cezalarla da korunamaz, üniversitelerde etik kültürünü güçlendirecek, bilimsel üretimi teşvik edecek yapısal politikalar geliştirmeden bu sorunun kalıcı olarak da çözülemeyeceğini ifade etmek istiyorum.
15'inci maddeyle kendisine ait hastanesi bulunmayan vakıf üniversitelerine otuz ay daha ek süre verilmektedir. Gerçekten mücbir sebepler yaşayan kurumlara makul süre tanınmasına karşı değiliz ancak teklifte yer alan "imar iptali veya yargı süreci gibi zorunlu sebepler" ifadesi hukuki belirlilik ilkesine aykırıdır ve idareye geniş bir takdir alanı bırakmaktadır. Tıp eğitimi istisnalarla değil açık kurallarla yürütülmelidir. Bu nedenle, ek sürenin yalnızca somut, belgelenebilir ve objektif mücbir sebeplerle sınırlandırılması gerektiğini düşünüyoruz.
Öğrenci affını ilkesel olarak tabii ki destekliyoruz, bu konuda ben kanun teklifi de verdim ancak şartlı affa karşıyız. Daha önce affa başvurmuş ama eğitimini tamamlayamamış öğrencilerimizin de bu aftan yararlanması gerektiğini vurgulamak istiyorum. Bu hayat şartlarında, ekonomik krizde, 2023'te deprem geçirmiş bir ülkede, bir hukuk devletinde eğitim fırsat eşitliği şarta bağlanamaz. Okulunda okumak isteyen hiçbir vatan evladına devlet, kapılarını kapatamaz, kapatmamalıdır.
18, 20, 21 ve 23'üncü maddelerle Kahramanmaraş'taki üniversitelerin yapısı yeniden değiştirilmekte, fakülteler kapatılmakta, birimler devredilmekte ve üniversitenin adı yeniden değiştirilmektedir. Ya, yedi yıl önce büyük umutlarla kurduğunuz yapıyı bugün büyük ölçüde geri alıyorsunuz. Ortada bir planlama hatası yok mu Sayın YÖK Başkanım? Afşin, Göksun, Elbistan'da alınan okul kapatma kararları ilçe ekonomisini, esnafı ve gençlerimizin geleceğini de doğrudan etkilemeyecek mi? Bu maddelerin arkasında muazzam bir kamu zararı, büyük bir bütçe israfı ve en önemlisi, yüzlerce gencimizin mağduriyeti var. Üniversiteler siyasi yazboz tahtası değil uzun vadeli planlama ve devlet ciddiyetiyle yönetilmesi gereken kurumlardır.
22'nci maddeye bakalım, maddenin gerekçesinde kadro ihtiyacının başta tıpta uzmanlık eğitimi kontenjanlarında araştırma görevlisi kadrolarının kullanılması amacıyla ortaya çıktığı belirtilmektedir. Oysa ihdas edilen toplam 7.575 kadronun yalnızca 3.015'i araştırma görevlisi kadrosudur, diğer 4.560 akademik kadronun hangi ihtiyaç analizine dayanılarak planlandığı da gerekçede açıklanmamıştır. İhdas edilen araştırma görevlisi kadrolarının ne kadarının tıp fakültelerinde kullanılacağı da gerekçeden anlaşılamıyor. Dolayısıyla gerekçede belirtilen ihtiyaç ile ihdas edilen kadroların dağılımı arasında açık ve ölçülebilir bir ilişki kurulamıyor.
En son 26'ncı maddeye baktığımızda, normal hukuk devletlerinde üniversitelerde görev alacak akademisyenler için güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması pek tabii uygulanabilir ancak bizim ülkemizde iktidarın bunu bir ötekileştirme aracı olarak kullanmasını önleyecek mekanizmalar ne yazık ki yoktur. Yani iktidarın bu düzenlemeden hareketle üniversiteleri liyakat yerine sadakatle dizayn etme yoluna gideceğinden şüphe duymuyorum yani inanıyorum ki böyle olacaktır maalesef. Güvenlik soruşturmasının hukuki güvenceden uzak, ucu açık bir eleme mekanizmasına dönüşmesi hepimizin korktuğu bir gerçektir maalesef diyor, sonlandırıyorum konuşmamı.
Teşekkür ediyorum.