| Komisyon Adı | : | PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU |
| Konu | : | |
| Dönemi | : | 28 |
| Yasama Yılı | : | 4 |
| Tarih | : | 14 .07.2026 |
AYYÜCE TÜRKEŞ TAŞ (Adana) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Bugün 14 Temmuz. 14 Temmuz 1959'da Kerkük'te hunharca katledilen Türkmenleri rahmet ve minnetle anarak sözlerime başlamak istiyorum.
Yine her zamanki gibi çok kapsamlı bir torba kanun teklifiyle karşı karşıyayız. Onunla ilgili gerekli şeyler söylendi ama ben de vurgulamak istiyorum: Gerçekten üzerinde teknik olarak çalışılması zor bir metot, kanuna çalışılması da çok zor oluyor ve içinde çok önemli konular var siber güvenlik gibi, bunların ayrıca özel bir kanun olarak gelmesi gerçekten önemli.
"Turizm ve imalat sanayisine destekler verilecek." deniyor. Bu konuda Sayın Erhan Usta da söyledi, tabii ki destekliyoruz. Turizm Türkiye'nin vazgeçilmez sektörlerinden, imalat sektörü de öyle ama şunu merak ediyoruz: Niye hep bir desteğe ihtiyaç duyuyor bizim sektörlerimiz, niye devamlı devletin eli onların üzerinde olması gerekiyor; bu önemli. Türkiye turizm açısından çok güzel bir memleket, turizm cenneti diyebileceğimiz bir ülke ama böyle olduğumuz hâlde yerli turist bile en yakın komşumuz dahil olmak üzere birçok ülkeye gitmek için vize kuyruklarına giriyor sırf bir deniz tatil yapabilmek için. Niye bu böyle oluyor? Acaba Turizm Bakanlığı bununla ilgili özel bir çalışma yapıyor mu, buna kafa yoruyor mu? Turizm sektöründe Türkiye'nin niye tercih edilmediğiyle ilgili herhangi bir rapor var mı, nedir? Bununla ilgili çalışmalar var mı, ben bunu işin açıkçası merak ediyorum. Bölgedeki sıcak gelişmelerden bahsediliyor. İşte, ondan dolayı sektörün zora girdiği ve desteklenmesi gerektiği söyleniyor ama bölgedeki sıcak gelişmelere maruz başka ülkeler de var; maşallah, turizm patlaması yaşıyorlar. Niye onlar tercih ediliyor da biz tercih edilmiyoruz; bu gerçekten üzerinde çalışılması ve kafa yorulması gereken bir konu.
İmalat sektörü de dediğim gibi tabii ki çok önemli ve ayakta kalması gereken, hatta büyümesi gereken bir sektör. Kesinlikle desteklenmeli ama niye desteğe ihtiyaç olduğu asıl araştırılmalı ve onun önlemleri alınmalı ve kesinlikle bu İşsizlik Fonu'nun kullanılmasını biz de doğru bulmuyoruz. Kısacası, hep bir pansuman, hep bir pansuman yapılıyor, onun için de böyle torba kanunlar çıkıyor ama kalıcı ve köklü, uzun vadeli çözümler, programlar olmadığı sürece bu pansumanların sonucunun kangrene gideceğini biz görüyoruz, eminim herkes de görüyordur. O yüzden bu konular daha ciddi, uzun vadeli ve teknik olarak ele alınmalı, üzerinde çalışılmalı.
En düşük emekli maaşıyla ilgili artık yapılan... Buna düzenleme de diyemeyeceğim yani düzenleme mi nedir, belli değil. Artık gerçekten bu da ciddiye alınması gereken bir konu. Hem devamlı en düşükleri konuşmak abesle iştigal hem bir emekli maaşının asgari ücretin altında olması, yaşanan açlık şeyinin altına düşmesi gerçekten anlaşılabilir ve konuşulacak bir şey değil. Bunları devamlı da böyle 3 kuruş, 5 kuruş, "Emekliye onu vereceğiz, bunu vereceğiz." diye kanun teklifi olarak getirmeyi de biz işin açıkçası doğru görmüyoruz. Nitekim, biz İYİ PARTİ olarak bir refah paketi kanun teklifi sunmuştuk, tabii ki görüşülmeye gelmedi ama en azından en düşük emekli maaşını asgari ücrete eşitleyelim ve bunu kanunla güvence altına alalım. Yine, verilen emekli ikramiyelerinin toplamı asgari ücret kadar olsun, bunun yarısı Ramazan Bayramı'nda, yarısı Kurban Bayramı'nda olsun; bunu da kanunla güvence altına alalım, devamlı bununla ilgili bir düzenleme yapılmasın diye bir teklif sunmuştuk. Bunları gerçekten devamlı konuşmak... Bir de hiçbir derde çare olmayacak düzenleme bunlar. Emekli, ömrünü bir mesleğe, bir işe adıyor, bir prim ödüyor ve karşılığında emekli olduğunda tekrar çalışmak, ona buna muhtaç olmak, kirasını ödeyememek hatta aç kalmakla yüz yüze oluyor. Bu artık ne güçlü devlet olmanın ne bir devlet olmanın ne de sosyal devlet olmanın olacağı, kabul edeceği durumlar değil. Bir devletin zaten yapması gereken birinci iş vatandaşını barındırmak ve karnını doyurmak. Yani artık bunu sağlayacak ortamı sağlayamıyorsa orada gerçekten ciddi problemler var demektir. Cidden ele alınmalı ve konuşulmalı. Ayrıca, burada yirmi beş yıl önce yapılan hataları da dile getirip "Ondan dolayı bunlar oluyor." demeyi ben abesle iştigal görüyorum çünkü yirmi beş yılda bir insan doğuyor ve bir anne-baba oluyor; bu kadar uzun bir süre yirmi beş yıl. Artık kendinizden önce yapılan hatalar yirmi beş yılda hiç çözülemiyorsa orada da bir problem var demektir. Ben milattan önceye gitmeyi de doğru bulmuyorum işin açıkçası.
Kültür, sanat, sinema sektöründe düzenlemeler var. Bu kültürel mirasın korunması, taşınmaz kültür varlıklarının tespiti, arkeolojik kazıların desteklenmesi amacıyla düzenlemeler yapılıyor. Bu da çok önemli çünkü Türkiye, arkeoloji cenneti bir ülke; müzeleri, tarihî zenginlikleri çok olan bir ülke ama maalesef bu da yeteri kadar ne değerlendiriliyor ne de karşılığı alınabiliyor.
Sinema sektörünü desteklemek amacıyla yapılan düzenleme. Bunu gerçekten biz de abesle iştigal görüyoruz. Yani tabii ki sinema sektörü önemli bir sektör, Türk sineması desteklenmeli, sinema sanatçıları olmalı ama son yirmi beş yıldır acaba Türk sineması nasıl bir eser verdi, ben merak ediyorum. Birol Güven'i de özellikle seviyorum; Çocuklar Duymasın dizisi hayatımıza damga vurmuştu. Öyle eserleri de artık göremiyoruz, asgari onun gibi, ondan daha iyisini görmek istiyoruz. Ne sinema sanatçısı ne doğru düzgün bir film, zaten dizileri ben artık içler acısı buluyorum. Söz diziye gelmişken de Türk milletinin sembolü olan Bozkurt'un Türk dizisinde bir terör örgütü değil de bir illegal madde kaçakçısının ya da ne bileyim baronu mu denlliyor ne deniliyor o jargona da hâkim değilim de kaçakçısına isim olarak verilmesini bir Türk dizisinde de buradan kınıyorum ve bununla ilgili hiçbir şey yapılmamasını da. Neden polisin adı "Bozkurt" olmuyor da o baronun adı "Bozkurt" oluyor; ben bunu anlayamıyorum yani ve bu dizi reyting rekorları kırıyor. Bu diziye siyasi parti genel başkanları ödül veriyor falan. O oyuncu kim? Benim hayatımda adını bile duymadığım bir oyuncu. Yani sinema başarısı ne, tiyatro başarısı ne, kariyeri ne; bilmiyoruz. Bu böyle oluyor. Bir yandan da Mustafa Çiftçi ya da işte İçişleri Bakanlığı açıklama yapıyor "Biz çetelere operasyon yapıyoruz. İşte, şu kadar uyuşturucu yakalıyoruz, bu kadar şey yapıyoruz." Nasıl olacak bu? Bir yanda diziye bakıyorsun, sırf merakımdan dizinin bir bölümünü seyrettim, resmen illegal iş yapan adamları güzelleyen bir dizi yanı. Aksini düşünen varsa bilmiyorum ya da seyreden varsa beni aydınlatsın. Bir yandan da burada İçişleri Bakanlığı operasyon yapıyor. Yani bu nasıl bir iş, bunu anlamak mümkün değil. Bu konularda hassas olmak gerektiğini düşünüyorum. Böyle durumlar varken biz işte ne yapıyoruz? Türk sinema sektörünü desteklemek amacıyla düzenleme yapıyoruz diyoruz. Bununla ilgili de işte belli platformlardan yüzde 2'lik bir kesinti yapacağız. Bu platformlar işte dijital platformlar hem geleceği olan platformlar hem de artık televizyon sektörü ve eğlence sektörü gerçekten kişiye özel olan bir sektöre dönüştü. Yani artık bu kablolu TV'ler, ne bileyim Türkiye'de seyredilen televizyon şeyleri, dünyada insanlar öyle televizyonlar seyretmiyor hep bu dijital platformlar üzerinde kendi tercihlerine göre program akışları seyrediyor. Buna giderken biz bunun önüne ket koyan, biz nedense hep böyle Airbnb, Uber gibi şeylerin de önüne ket koyan, işte "uyuyan kapasiteyi paylaşım ekonomisi" diyoruz ya buna, dünyada aslında yeni bir trend olan, çok ciddi bir gelir kaynağı yaratan, ülkeye de gelir getiren, iş şeyi de açan yerlerin önüne ket vurmayı yeğliyoruz. İşte bu Netflix, Disney Plus gibi dijital platformların net satışlarında yüzde 2'lik kesinti yapılacak ve bu şirketler tarafından doğrudan abonelik ücretlerine tabii ki bu zam olarak yansıyacak. Sektörü desteklemek bahanesiyle dolaylı bir vergi ihdas ediyoruz aslında. Ekonomik krizde nefes alamayan ve tek sosyal aktivitesi evinde bu dizileri seyretmek olan gençlerin, emeklilerin ya da işte ailelerin de boynuna ekstra yük bindirmiş oluyoruz. Nasıl devlet sinemayı destekleyecek ve nasıl olacak? Bunu da hani anlamak mümkün değil.
Yine, Meclisin vergi ve bütçe yetkisini Cumhurbaşkanına devrediyoruz bu düzenlemeyle. Yüzde 2'lik kesinti oranını 2 katına kadar artırma veya yarısına kadar indirme yetkisi Cumhurbaşkanına veriliyor. Bu da Anayasal bir ihlaldir. Anayasa’nın 73'üncü maddesine göre vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülükler ancak kanunla konulur ve değiştirilir. Yasa yapma ve vergi koyma yetkisi de Türkiye Büyük Millet Meclisindedir. Bu oranını keyfî olarak 2 katını çıkarma yetkisi de sadece yürütmeye verilmesi...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYYÜCE TÜRKEŞ TAŞ (Adana) - Bir de son olarak yine, maddelerde bunu da değinirim de bu Siber Savunma Başkanlığıyla ilgili kanunun da ben burada görüşülmesinin çok sakıncalı buluyorum çünkü Siber Güvenlik gerçekten çok önemli bir Başkanlık olmazsa olmaz ama bu böyle, işte sinema desteği ya da turizm desteği ya da başka şeylerle ilgili araya sıkıştırılacak bir başlık değil, bir kanun değil. O yüzden bunun detaylı incelenmesi, detaylı ele alınmasın, Millî Savunma, İçişleri ve Dijital Mecralar Komisyonlarında siber güvenlik uzmanları, akademisyenler katılımıyla müstakil bir kanun olarak ele alınması gerektiğini düşünüyorum ve bu konuda da hassasiyet talep ediyoruz.
Beni dinlediğiniz için teşekkür ediyorum. Maddelerde daha detaylı değineceğim inşallah.