KOMİSYON KONUŞMASI

ÜMİT ÖZLALE (İzmir) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, basınımızın değerli emekçileri, bürokratlar, özel sektör temsilcileri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bu torba yasanın en önemli maddesi tabii ki en düşük emekli maaşı. 2 türlü adaletsizlik yapılıyor yani partinizin isminde, Adalet ve Kalkınma Partisinde "adalet" ve "kalkınma" terimleri var, oldukça önemli ama 2 şekilde adalete ve kalkınmaya aykırı işler yapıyorsunuz. Birincisi, devamlı en düşük emekli maaşını artırıp diğer emekli maaşlarını artırmazsanız emekliler arası bir adaletsizlik yaratıyorsunuz. Düşünün, sadece on beş-yirmi sene çalışmış ve en düşükten prim ödemiş bir emekli ile otuz beş-kırk sene boyunca çalışmış ve yüksekten prim ödemiş bir emeklinin maaşları giderek birbirine yakınlaşıyor. Bu bir adaletsizlik, öyle değil mi? Çalışma koşullarında sizler daha fazla çalışmışsınız, daha fazla prim ödemişsiniz, sosyal güvenlik sistemine daha fazla katkıda bulunmuşsunuz ve ondan sonra, giderek görüyorsunuz ki en düşük emekli maaşıyla aranızdaki fark giderek azalıyor. Birincisi, böyle bir adaletsizlik var. İkinci adaletsizlik de nesiller boyu yani nesiller arası bir adaletsizlik var. O da şu: Benim babam 44 yaşında emekli olduğu için oğlum, Allah uzun ömür versin, 74 yaşında belki de en düşük emekli maaşı alacak yani 3 tane hata yapıldı burada. Bunlardan bir tanesi, 80'li yıllarda Sosyal Sigortalar Kurumu hazineden enflasyonun altında faizle borçlandı, bunun sonunda SSK'nin iflası hızlandı. 90'lı yıllarda gerçekten anlamsız bir şekilde kadınlar 38, erkekler de 42 yaşında emekli edildi, ondan sonra sosyal güvenlik sistemine biraz daha yük bindi ve daha sonrasında da EYT. Burada herhangi bir partiyi, herhangi bir yaklaşımı suçluyor değilim ama bu 3 tane fahiş hatadan sonra sosyal güvenlik sistemi içinden çıkılmaz bir hâle geldi. Bugün en düşük emekli maaşını konuşuyorsak ve bütün emekli maaşları da artık açlık sınırının altında bir emekli maaşına indirgeniyorsa burada 80'li yıllardan beri izlenen yanlış ekonomi politikalarının rolü büyüktür.

Peki, bundan sonra ne yapmalı? Gerçekten de baktığınız zaman -sizler de bizler de sahada dolaşıyoruz- 50'li yaşlarda mahalleden dışarıya çıkamayan, ben 54 yaşındayım ama benden daha yaşlı gözüken ve daha genç yaşlarda emekli olmaya âdeta bu sistem tarafından zorlanmış insanlar var ve burada bir sosyal çöküntü var. Bunun için bir şey yapmamız gerekiyor. Yapılması gereken şeylerden bir tanesi de emekli maaşlarında daha doğru bir düzenleme yapmak. Bakın, biraz önce Saruhan Bey de söyledi, emeklilerin tüketim harcamalarının eğilimine baktığınız zaman gıda, kira ve sağlık hizmetleri var. Buradaki enflasyon çok yüksek, sizin yaptığınız enflasyon ayarlamasından çok daha yüksek. Dolayısıyla yaşam kalitesi açısından, satın alma gücü açısından burada bir problem var. Burada bir düzenleme yapılması lazım ama biraz önce dediğim gibi, hem nesiller arası bir adaletsizlik var hem de mevcut emekliler arasında bu adaletsizlik. Biz sadece en düşük emekli maaşlarını artırarak bu adaletsizliği körüklüyoruz, buna da bir son verilmesi lazım.

İkinci mesele, sanayi politikasını ve turizm politikasını bizim için bir sosyal güvenlik mekanizması olan İşsizlik Sigorta Fonu'yla kapatmaya çalışıyoruz. Bu çok palyatif bir tedbir yani benim "fondöten ekonomisi" dediğim bir tedbir. Neden? Şimdi, sanayi politikasının problemlerinden bahsedecek olursak özellikle Türkiye'de emek yoğun sektörlerde yüz binlerce insan işsiz kaldı. Peki, bu neden dolayı oldu? Yanlış politikalardan dolayı oldu. Sanayide dönüşüme daha fazla kaynak ayırıyor muyuz bütçede? Hepimiz burada Plan ve Bütçe Komisyonundaydık; hayır, ayırmıyoruz. Aktif iş gücü programlarına yeteri bütçe ayırıyor muyuz? Hayır, ayırmıyoruz. Üniversitelerin dönüşümü, beceri eğitimleri, beceri uyumsuzluğu, bunlara daha fazla bütçe ayırıyor muyuz? Hayır, ayırmıyoruz. Bunlar bizim yapısal olarak işsizliği azaltacağımız tedbirler, bunlara yeteri kaynak ayırmadıktan sonra ortaya çıkan sanayideki işsizliği bu sefer tamamıyla başka bir sebeple kurulan İşsizlik Sigorta Fonu'ndan sağladığımız kaynakla kapatmaya çalışıyoruz, çözmeye de değil kapatmaya, örtmeye çalışıyorsunuz; palyatif bir tedbirdir bu. Neden her seferinde işveren prim desteğini azaltarak işverene sadece günü kurtarmak için bir yasa düzenlemesini burada konuşuyoruz ki? Turizm; bir sürü problemi var. Türkiye bugün cazip bir turizm destinasyonu mu? Değil. Turizmin birçok problemi var yani sadece işverene prim desteği vererek turizmin problemlerini çözebilir misiniz? Türk lirasının bu kadar değerli olduğu, rekabet edemediğimiz, turizmi bir türlü güneş-kum-deniz üçgeninden çıkaramadığımız bir yerde sadece siz turizmciye işveren desteği vererek turizmin problemlerini çözebilir misiniz? Hayır, çözemezsiniz. Yani dolayısıyla burada sanayinin de turizminde bir sürü yapısal problemi varken aklınıza gelen tek çözüm işverene prim desteği sağlamak ve yapısal problemlerin hiçbir tanesine bütçeden -hepimiz buradaydık, tartışıyoruz- gerekli desteği vermiyorsunuz; ne beceri eğitim programları için ne iş gücünün dönüşümü için hiçbir destek verilmiyor. Burada İŞKUR'un çok değerli bürokratları var, yani keşke biz İŞKUR'un bütçesini artırsak -her seferinde, bu sefer de sanayiye 188 milyar lira gidiyor- İşsizlik Sigorta Fonu'ndan, bambaşka bir amaçla kurulmuş İşsizlik Sigorta Fonu'ndan bu parayı çekmesek ve böylece aslında bütçe disiplinine daha uygun bir şey yapmış oluruz.

Şimdi, sinemayla ilgili bir kanun teklifi var, burada da çok ciddi problemler var. Bakın, şimdi, Kültür ve Turizm Bakan Yardımcımız burada, bir de Sayın Sinema Genel Müdürü Birol Güven burada. Şimdi, şöyle bir şey söyleyeyim, tahmin ediyorum, Türkiye'deki sinema üretimini özendirmek ve insanların daha fazla sinemaya gitmesini sağlamak için yapılmış bir düzenleme bu. Türkiye'de 4 kişilik bir aile ayda 1 kez sinemaya gitse bunun maliyeti ne kadar biliyor musunuz? 2.200 lira falan, asgari ücretin yüzde 8-9'una denk geliyor. Şimdi, ben size bir soru sorayım: Bu platformlardan bu parayı aldığınız zaman Türkiye'de sinema izleyicisi artacak mı? Daha kaliteli filmler çekilecek mi? Hayır, çekilmeyecek. Yani, siz sinema biletlerinin böyle bir ortamda düşeceğini mi düşünüyorsunuz bu kanun teklifiyle beraber? Daha fazla sinema filmi çekilerek Türk sinemasının kurtulacağını mı düşünüyorsunuz? Hayır, hepimiz biliyoruz ki bu destekler çoğu zaman gerçekten seyredilmez hâlde, kalitesiz filmlere aktarılıyor. Burada herhangi bir kriter gözetmediğinizi hepimiz biliyoruz.

Bir başka nokta daha var, bu da önemli. Bakın, şimdi, burada, hem de bizzat hasılattan şey aldığınız, ne derler, hasılatından ekstradan prim aldığınız ve RTÜK'e lisanslı platformlar var; işte, Netflix, Amazon, HBO, bunlar var. Peki, neler yok? En rahatlıkla bir Türk filmini ya da herhangi bir filmi rahatlıkla izleyebileceğiniz, mesela YouTube buna dâhil değil. Yani en rahat bir Türk filmini ya da bir yabancı filmi para ödemeden, kaçak bir şekilde nereden izlersiniz? YouTube'dan izlersiniz. Niye YouTube buna dâhil değil? Çünkü bir şekilde lisansı yok. Apple TV dâhil mi? Hayır, Apple TV de dâhil değil, onun da lisansı yok. Ya, ilginç bir şekilde, bakın, çok ilginç! Birol Bey, bu kanun teklifine nasıl "evet" dersiniz? Ya, Spotify'dan para alıyorsunuz, Spotify'ın gelirlerinden ekstradan bir pay alıyorsunuz ama mesela Tabii platformundan almıyorsunuz. Bir tanesi yüzde 100 televizyon platformu, film platformu; öbürüyse de bizim müzik ve "podcast" dinlediğimiz platform. Yani bunun bana nasıl bir çerçevede, yani bu kanun teklifinin nasıl bir çerçevede açıklandığını anlatırsanız sevinirim. Yani, Apple TV dâhil değil, YouTube dâhil değil, Tabii platformu dâhil değil, Spotify dâhil. Yani kanun teklifini hazırlayan değerli milletvekili arkadaşlarımız, burada hangi kriteri gözettiniz, ben onu gerçekten çok merak ediyorum.

Bir başka nokta da bu da siber güvenlikle ilgili. Siber güvenlik Türkiye'nin en önemli meselesi, bir millî güvenlik meselesi. Ama buradaki çok temel problemlerden bir tanesi arkadaşlar, Türkiye'nin bir veri politikası yok, üzerinde anlaşılmış bir veri politikası yok. Bakın, Plan ve Bütçe Komisyonunda biz bütün bakanlıkların bütçelerini tartışırken biz burada bütün bakanlıklara "Sizin veri merkezlerine, veri politikasına, verilerin korunmasına ve egemenliğine yaklaşımınız nasıl?" diye sorduğumuz zaman bir sürü farklı cevap alıyoruz. Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığından farklı cevap alıyoruz, Hazine ve Maliye Bakanlığından farklı cevap alıyoruz, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığından farklı cevap alıyoruz. Eğer, bizim gerçekten bütünlüklü bir siber güvenlik politikamızın olmasını istiyorsak ki yüzde 100 olması gerekiyor, o zaman ilk önce bizim üzerinde anlaştığımız bir veri politikamızın olması lazım. Bakanlıkların veri politikası konusundaki görüşlerinin yani Sayın Şimşek ile Sayın Kacır'ın birbirinden farklı olmaması lazım. Ne zaman biz burada, kafamızda net bir politika oluştururuz, o zaman bunun üzerinde çizeceğimiz bir siber güvenlik çerçevesi çok daha anlamlı olur. Bu açıdan baktığımızda, ben bakanlıkların, veri politikasındaki bu ayrışmanın, aynı zamanda bizim siber güvenlik politikamızda da net bir tutum almamızın önüne geçtiğini düşünüyorum.

Plan ve Bütçe Komisyonunu saygılarımla selamlıyorum.