KOMİSYON KONUŞMASI

MUSTAFA ERDEM (Antalya) - Sayın Başkan, değerli Komisyon üyeleri, değerli bürokratlar, basınımızın değerli temsilcileri; ben de hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bugün yine önümüzde bir tarafta çalışma hayatı, diğer tarafta kamu personel sistemi, başka bir tarafta belediyeler, internet düzenlemeleri, turizm, PTT, İşsizlik Fonu gibi birbiriyle ilgisi olmayan onlarca kanunun aynı torbanın içerisinde konulduğu bir teklif var. Bu torba yasa anlayışı artık yasama tekniğini de Meclisin saygınlığını da zedeliyor ama maalesef siz bundan hiç rahatsız olmuyorsunuz.

Bu teklifin en önemli başlığı, hiç kuşkusuz, milyonlarca emekliyi ilgilendiren maaş düzenlemesidir.

Değerli arkadaşlar, AKP iktidarı yıllardır aynı yöntem uyguluyor; önce TÜİK eliyle enflasyon düşük gösteriyor, sonra o düşük enflasyon kadar da zam yapıyor, ardından elektrikten doğal gaza, kiradan ulaşıma kadar peş peşe gelen zamlarla vatandaşın cebine giren artışı birkaç hafta içinde geri alıyor. Buna zam demek mümkün değil. Bugün konutta yıllık artış yüzde 32'nin üzerinde, gıda fiyatlarındaki artış TÜİK'e göre bile yüzde 35'in üzerinde. Pazara çıkan vatandaş TÜİK'in değil, market etiketlerinin doğru söylediğini biliyor. İnsanlar çalışıyor ama geçinemiyor, barınamıyor, temel gıda ihtiyacını bile karşılayamıyor, iktidar ise hâlâ enflasyonun düşürüldüğünü anlatıyor. Soruyorum: Hangi enflasyonu düşürdünüz? Orta Vadeli Program başka hedef koyuyor, Merkez Bankası yılbaşında başka hedef açıklıyor, yıl ortasında hedefi değiştiriyor, yıl sonunda gerçekleşen hedef bambaşka çıkıyor. Her yıl hedefleri değişiyor ama değişmeyen tek şey vatandaşın yoksullaşması oluyor. Bugün yıllık enflasyonda Avrupa'nın açık ara en yüksek enflasyonuna sahip ülkesiyiz. Dünyada ise en yüksek enflasyonuna sahip birkaç ülkeden biriyiz. Bu tablo dış güçlerin değil, yanlış ekonomi politikalarının sonucudur. Bugün açlık sınırı 35.750 lira, buna rağmen en düşük emekli aylığını 23.552 lira seviyesine çıkarıp bunu büyük bir müjde gibi anlatıyorsunuz. Cumhurbaşkanı seçim meydanlarında "Enflasyon çift haneli kalırsa asgari ücreti yılda 4 kez güncelleyebiliriz." diyordu. Bugün enflasyon hâlâ yüzde 30'un üzerindedir, peki neden ara zam yapılmıyor? Gelin, sözünüzde durun. Biz asgari ücretin en az 45.800 lira olmasını ve en düşük emekli aylığının da bu seviyede oluşmasını öneriyoruz. Gelin, en düşük emekli aylığının en az asgari ücret düzeyinde çıkarılacak bir kanunu burada çıkaralım, böylece emeklileri her altı ayda bir TÜİK'in ve iktidar partisinin eline bırakmaktan kurtarabiliriz. "Memura ve emekliye mutlaka seyyanen zam yapılmalıdır." diyoruz, biz bunu deyince emekliye verilecek birkaç bin liralık artışın maliyetini tartışıyorsunuz ama aynı dönemde sadece beş ayda faize ödenen para yaklaşık 1,5 trilyon liraya ulaşmış. Mesela, gösterişten, şatafattan tasarruf etmiyorsunuz. NATO zirvesi için milyonlarca lira harcayabiliyorsunuz. Şehrin vitrinini süslemek için, yönettiğiniz ülkede yoksulluğu gizlemek için kaynak bulabiliyorsunuz. Zaten yaptığınız en iyi iş de bu ama konu emekli olunca, işçi olunca bütçe imkânları diyorsunuz. Gelin, çağrımıza kulak verin, emekliyi, emekçiyi açlığa mahkûm etmeyin.

Sayın Başkan, PTT bu ülkenin en köklü kamu kurumlarından biridir. AKP iktidarı döneminde ise PTT âdeta bilinçli bir şekilde batırılmıştır. Şimdi de önümüze getirilen teklifin 22 ve 23'üncü maddeleriyle PTT'nin personel rejimi köklü biçimde değiştirilmekte, kamu personel sisteminin temel ilkeleri zayıflatılmakta PTT'de güvenceli istihdam tasfiye edilmektedir. Düzenleme 657 sayılı Kanun'un güvencesinden uzak, tüm özlük hakları, ücret, terfi, görevde yükselme görevlendirme, sözleşmenin yenilenmesi ve sona erdirilmesi gibi hayati konuları PTT Yönetim Kurulunun çıkaracağı yönetmeliklerle bırakın yeni bir istihdam modeli oluşturmaktadır. Yani personel yönetim kurulunun insafına bırakılmaktadır. Bu, Anayasa'ya aykırıdır. Kamu görevlilerinin temel hak ve güvenceleri yönetmelikle değil, kanunla düzenlenmelidir. Teklifle birlikte mevcut idari hizmet sözleşmesi yönetmeliğinin 108'inci maddesinde yer alan ve çalışanların iş güvencesini zedeleyen anlayış daha da güçlenmektedir. Sözleşmenin sona erdirilmesine ilişkin geniş ve idareye takdir yetkisi tanıyan hükümler çalışanları sürekli bir belirsizlik ve baskı altında bırakmaktadır. İş güvencesini tehdit eden bu anlayış kabul edilemez. 108'inci madde ya yürürlükten kaldırılmalı ya da objektif ölçüler ve yargı denetimine tam açık kriterlerle yeniden düzenlenmelidir. Ayrıca, yeni statüde çalışacak personelin sendikal hakları ve 4688 sayılı Kanun kapsamındaki toplu sözleşme ilişkisi de açık biçimde düzenlenmemiştir. PTT emekçilerinin kazanılmış hakları eksiksiz korunmalı, çalışma barışını bozacak bu maddeler geri çekilmeli ve düzenlemeler çalışanların, sendikaların ve sosyal tarafların görüşü alınarak hukuki güvence altında yeniden hazırlanmalıdır.

9'uncu ve 10'uncu maddeler iktidarın sosyal devlet anlayışını nasıl terk ettiğinin en somut örneklerinden biridir. İşsizlik Sigortası Fonu işsiz kalan vatandaşın kara gün güvencesidir ama bugün ne yapılıyor? Devletin bütçesinden karşılanması gereken istihdam teşvikleri yıllardır İşsizlik Sigortası Fonu'na ödettiriliyor. 9'uncu maddeyle yalnızca imalat sanayisine yönelik teşvik için fondan üç yılda 188 milyar lira harcanacak. 10'uncu maddeyle turizm sektörüne yeni bir destek daha getiriliyor yani yine faturayı İşsizlik Fonu ödüyor. Soruyorum: İşsizlik Sigortası Fonu işsizler için mi kuruldu yoksa bütçenin yükünü hafifletmek için mi? Türkiye'de milyonlarca işsiz varken işsizlik ödeneği alabilenlerin sayısı yalnızca 450-550 bin kişi çünkü şartlar ağır, fondaki kaynak ise giderek işsizlere değil, işveren teşviklerine aktarılıyor. Biz üretime de sanayiye de turizme de destek verilmesine karşı değiliz ama bunun adresi İşsizlik Sigortası Fonu değildir, bunun adresi genel bütçedir.

Değerli milletvekilleri, madde 17'yle özel okul öğretmenlerine ilişkin düzenlemeler yapılıyor. Bu madde, iktidarın öğretmen yetiştirme politikasındaki büyük çelişkiyi bir kez daha ortaya koymaktadır. Diyorsunuz ki: "Özel öğretim kurumlarında görev yapacak öğretmenler üniversitelerin ilgili bölümlerinden mezun olacak ve öğretmenlik yapabilecek." Yani üniversitenin verdiği diplomayı yeterli görüyorsunuz. Peki, aynı diploma devlet okurlarında neden yeterli değil? Daha iki yıl önce çıkardığınız Öğretmenlik Meslek Kanunu'yla eğitim fakültesi diplomasını yeterli saymadınız, "Mili Eğitim Akademisine gitmeden öğretmen olamazsınız." dediniz, şimdi özel okul öğretmenleri için aynı diplomayı yeterli kabul ediyorsunuz; bu açık bir çelişkidir. Siz öğretmenlerin sesini zaten duymadınız. Daha birkaç hafta önce özel okul öğretmenleri Ankara'da insanca yaşayacak ücret ve özlük hakları için günlerce eylem yaptı, açlık grevine başladı, onları dinlemek yerine karşılarına polisi çıkardınız, hak arayan öğretmenlere biber gazı reva görüldü. Bugün ise aynı özel okul öğretmenlerini konuşurken onların çalışma koşullarına, ücret adaletsizliğine ve güvencesizliğine ilişkin tek bir düzenleme getirmiyorsunuz. Öğretmenin ihtiyacı güvence, adil ücret ve mesleğine duyulan saygıdır.

Sayın Başkan, teklifin en sorunlu maddelerinden biri de belediyelere yeni mali yük getiren 21'inci maddedir. Bu maddeyi 3'üncü kez görüşüyoruz. Aynı düzenlemeyi 2024'te ve 2025'te Plan ve Bütçe Komisyonunda dile getirdiğimiz itiraz sonucunda geri çekmiştik, şimdi ise küçük bir gerekçe değişikliğiyle yeniden önümüze getiriliyor. Öncelikle şunu ifade edelim: Genel aydınlatma giderleri merkezî yönetim katkısının 2030 yılına kadar uzatılmasını doğru buluyoruz ancak aynı maddeyle belediyelerin ve il özel idarelerinin genel bütçe vergi gelirlerinden yapılacak kesinti oranları 3 kata çıkarılıyor; büyükşehir belediyelerinde kanuni oran yüzde 10'dan 30'a, diğer belediyelerde 5'ten 15'e yükseltiliyor, üstelik Cumhurbaşkanına bunu 2 kat artırma yetkisi de veriliyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN MEHMET MUŞ - Buyurun.

MUSTAFA ERDEM (Antalya) - Yani bir taraftan "Belediyelere destek veriyoruz." diyorsunuz, diğer taraftan belediyelerin gelirlerinden çok daha fazla kesinti yapıyorsunuz; bunun adı destek değil, mali yükün merkezi idareden yerel yönetimlere aktarılmasıdır. Bizim önerimiz, genel aydınlatma giderlerine merkez yönetim desteğinin 2030 yılına kadar devam etmesini sağlayan hüküm korunsun ancak belediyelerin ve il özel idarelerinin katkı paylarını artıran oranlar tekliften çıkarılsın. Ayrıca, Cumhurbaşkanına tanınan bu oranları 2 katına kadar artırma yetkisi de kaldırılsın diyorum, Komisyonu saygıyla selamlıyorum.