| Komisyon Adı | : | ÇEVRE KOMİSYONU |
| Konu | : | Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakan Yardımcısı Fatma Varank ve İklim Değişikliği Başkanı Halil Hasar tarafından yapılan sunumlara ilişkin görüşme |
| Dönemi | : | 28 |
| Yasama Yılı | : | 4 |
| Tarih | : | 18 .06.2026 |
İBRAHİM AKIN (İzmir) - Öncelikle böyle bir bilgilendirmeden dolayı teşekkür ediyorum. Ancak bu bilgilendirmenin maalesef gecikmiş bir bilgilendirme olduğunu ifade etmek isterim.
Çevre Komisyonundayız; çeşitli şekillerde kamuoyundan bu çalışmaları duyuyoruz, öğreniyoruz ancak maalesef öncelikle Meclisin Çevre Komisyonunda bu süreç konuşulabilmiş, değerlendirilebilmiş ve ortaklaşılabilmiş değil. Dolayısıyla da biz aslında yedi ay sonra -COP'un Türkiye'ye verilip ev sahibi olduğundan sonra- bu meseleyi şu anda ilk kez görüşmüş oluyoruz. Ben COP'u başından itibaren, 95 yılından bu yana takip ediyorum. Bu sürecin ekoloji perspektifiyle baktığımız bir gerçekliği var. Brezilya Belem'e biz bir heyetle gittik. Çevre Bakanımız Murat Kurum'la da bu meseleyi konuştuk, hatta gözlem ve deneyimlerimizi konuşmak için randevu istedik ama maalesef o gerçekleşmemiş oldu. Ancak şunu söylemek isterim: Gerçekten şimdiye kadar COP31'lerde alınan kararlar aslında tavsiye şeklinde gerçekleşmiş oldu ve hiçbir şekilde onun bir yaptırımı olmadı. Şimdi, bizim, ısrarla, özellikle Bakanlık bünyesinde, artık sözde değil, gerçek anlamda kararlar alacağız diye bir tutumumuz var. Bu Birleşmiş Milletlerin müzakere sonrası ortaklaşacağı bir... Gerçekten uygulanması ve yaptırım olacak bir karar mı olacak? Bu COP31 sürecinde böyle bir niyeti var mı Türkiye'nin ya da müzakerelerde böyle bir karar alma ve bunu hayata geçirme konusunda bir yaptırım konusu söz konusu olması gibi bir çaba var mı, bunu merak ediyorum, bunu öğrenmek istiyorum.
İkincisi: Bu süreç içerisinde özellikle ulusal çaptaki yürütülen katkılar ve tartışmalar konusunda eksiklik olduğunu düşünüyorum. Eksikliği şurasında: Birincisi, politik olarak bakıldığında meseleye, Türkiye hâlâ fosil yakıt üretimi ve enerji politikaları konusunda maalesef neredeyse 2050 yılına kadar bir hedef planı içerisinde davranıyor, kısmen hedefinde bir gerileme ya da azaltma gibi niyetleri var ancak bunu mevcut sürdürülen iklim meselesiyle kıyasladığımızda, dünyanın -giderek hızla- özellikle karbon salımı yüksekliğine bağlı olarak acilen fosil yakıt tüketiminden vazgeçilerek bir politika üretilmesi gerekirken burada çok ciddi önlem almadığı gibi bir kaygımız var, yapılan politikalarda böyle bir durum var. Dolayısıyla Çevre Bakanlığı ile Enerji Bakanlığı arasında bir politik farklılık mı var, farklı bir tutum mu var? Mesela, sorulardan bir tanesi kamuoyunda bu. Yani iddia ettiğimiz ile yaptığımız arasındaki tutarsızlık nasıl çözülecek, Bakanlıklar arasında bu sorun mu devam ediyor diye sorular var. İkincisi, mesele konulardan bir tanesi, biliyorsunuz, özellikle sera gazı meselesi iklim meselesinde önemli bir konu yani ziraat mühendislerini ilgilendiren ve aynı zamanda Tarım Bakanlığımızı ilgilendiren bir konu, hayvan ve üretim konusuyla ilgili. Sera gazı en azından kömür kadar da etkili bir faktör olduğu için -özellikle iklim meselesinde- buna dair önlemler konusunda sorun var diye ifade etmek isterim. Dolayısıyla özellikle bu konuya katılacak TMMOB bağlamında ziraat mühendisleri, çevre mühendisleri yazılmış, onu gördüm ama diğerleri yok. Mesela sağlık bakımından düşündüğümüzde TTB'nin burada en azından sürecin bir parçası hâline getirilmesi gerekirken bunu göremiyorum, bunların olması gerekir. Mesela, yerel yönetimler Belem'de -gittiğimizde- en önemli katılımcılardan bir tanesiydi. Burada yerel yönetimlerle ilgili iş birliğini -Bakanlık açısından değerlendirildiğinde- göremedim. Bunun, özellikle katılımcı olarak değerlendirilmesinin gerekli olduğunu düşünüyorum ve dolayısıyla asıl gerçekten bizim bölgemiz, Akdeniz Bölgesi iklim krizinin en fazla yaşanacağı noktalardan bir tanesi ve şu anda mesela iklim bozulmasının en somut örnekleri bir anda yağmur yağması, bir anda dolu olması, tarıma büyük zararlar vermesiyle kendini çok somut gösteriyor. Ülkemiz sözde dört mevsimi yaşayacak diye bir ifade vardı ama artık bu ülkede dört mevsim kategorisinde bir tanımlama yapma şansımızın kalmadığını da görüyoruz.
Dolayısıyla bir bütün olarak bakıldığında, ben sorularımı biraz uzatmış gibi oldum ama bunların hepsinin bence biraz daha net, daha şeffaf, daha açık konuşulmasında fayda var çünkü bu bölgede yaşayan herkes gibi dünyadaki bütün canlı hayatı bu iklimin bozulmasının bütün sonuçlarının etkisi altında kalacak ve bilim insanlarının ifadesiyle önümüzdeki dönemin en büyük problemi iklim krizine bağlı olarak göç politikası, bununla karşı karşıya kalacağımızın tespitleri de var. Dolayısıyla bir bütün olarak aslında dünyanın sorunu olduğu kadar bölgemizin sorunu olması sebebiyle de Birleşmiş Milletler nezdinde Türkiye'nin ev sahipliğinin önemli olduğunu ama Türkiye'nin buna karşı önlemleri konusunda ciddi sorunlar ve sıkıntılar olduğunu da ifade etmek istiyorum sorularımın yanı sıra.