| Komisyon Adı | : | ADALET KOMİSYONU |
| Konu | : | |
| Dönemi | : | 28 |
| Yasama Yılı | : | 4 |
| Tarih | : | 24 .06.2026 |
İDRİS ŞAHİN (Ankara) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi tekrar saygıyla selamlıyorum.
Madde, Danıştayın mevcut iş yükü gerekçe gösterilerek geçici 27'nci maddede öngörülen geçiş süresini dört yıl daha uzatmakta. Danıştayın iş yükü ve makul sürede yargılanma ihtiyacı elbette dikkate alınmalıdır ancak 2016 yılında istinaf sisteminin faaliyete geçmesiyle birlikte, geçici nitelikte kurulan bu rejimin önce üç yıldan on yıla, şimdi de on dört yıla çıkartılması geçici hükmün kalıcı bir kurumsal modele dönüşmesi riskini doğurmaktadır. 2025 yılı Adalet Bakanlığı istatistik verileri Danıştay dava daireleri ve kurullarında ortalama dava görülme süresinin 2024 yılında dört yüz on üç gün iken, 2025 yılında dört yüz on yedi güne çıktığını göstermektedir. Bu artış sınırlı olmakla birlikte, Danıştay bakımından hâlen yüksek bir yargılama süresi işaret etmektedir. Bu veri Danıştayın kapasitesinin aceleyle daraltılmaması gerektiğini gösterir fakat aynı zamanda kanunda öngörülen daire sayısına geçişin neden 2030 yılına kadar ertelendiğinin de daha somut bir şekilde açıklanması da gerekmektedir. Bu nedenle, sorun, Danıştayın daire sayısının derhâl azaltılması gerektiği yönünde değildir. Sorun, yüksek yargının kurumsal yapısının sürekli ertelenen geçici hükümlerle yönetilmesidir. İş yükü gerekçe gösteriliyorsa daire bazlı dosya sayıları, temizleme oranları, derdest dosya yükü ve ortalama görülme süreleri birlikte değerlendirilerek kanuni hedefin hangi takvimle hayata geçirileceği açıkça ortaya konulmalıdır. Bu hâliyle düzenleme ihtiyaca dayalı bir geçiş planından çok daha önce öngörülen kurumsal hedefin yeniden ertelenmesi sonucunu doğurmaktadır. Danıştayın iş yükü dikkate alınarak kapasitenin korunması makul görülebilir ancak geçici rejimin 2030 yılına kadar uzatılması veri temelli bir plan ve denetlenebilir bir takvimle desteklenmelidir. Aksi hâlde, geçici olarak kurulan bir yapının sürekli uzatılan istisnai hükümlerle yönetilmesi Anayasa’nın 2'nci maddesinde yer alan hukuk devleti ilkesinin gereği olan hukuki belirlilik ve kurumsal öngörülebilirlik bakımından tartışmalı hâle gelir ve ben Danıştayın daire sayılarının azaltılmasına yönelik sürenin tekrar uzatılmasının Danıştaydaki keyfiyeti daha da artıracağı kanaatindeyim çünkü biraz önce de ifade ettik, üç yıldan on yıla, on yıldan on dört yıla, bunu öngöremeyen Danıştayın kendisi. Bu kanun düzenlenirken hiç mi aklınıza gelmedi? Üç yılda bu sayıya indireceğinizi o gün hedeflediniz, sonrasında on yıla çıkarttınız, şimdi on dört yıla. Hiç kusura bakmayın, böyle bir hedef koyulsa, kendi özel iş yerimiz de olsa bir gün çalıştırmayacağımız bu isimlerin bu tür talebinin de Parlamento tarafından değerlendirilmemesi gerekliliğini ifade ediyorum.
Düşüncelerimizi bu şekliyle arz ediyorum.