KOMİSYON KONUŞMASI

DİLAN KUNT AYAN (Şanlıurfa) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, Sayın Bakan Yardımcım, yine kurumların temsilcileri, kıymetli hocalarım; hepiniz hoş geldiniz.

Evet, önümüzde 30 maddeden oluşan on ikinci yargı paketi var. İçerisinde işte özel hukuk, ceza hukukuna dair belli başlı usullerin tartışıldığı, tartışmamıza açıldığı bir paketten bahsediyoruz. Fakat şunu söylemeden edemeyeceğim: 27 Şubat çağrısının üzerinden on altı ay geçti ve toplumun bu Meclisten beklentileri var barış ve demokratik toplum sürecinin yasaların çıkarılmasına dair fakat on altı ay geçmiş olmasına rağmen biz şu an bugün bu masanın etrafında toplumun ihtiyacını karşılamayan usule dair değişiklikleri tartışıyoruz. Bir kez daha buradan ifade ediyoruz: Gecikmeden, Meclis kapanmadan, tren kaçmadan bir an önce bizler bu masanın etrafında barışa dair yasaları konuşalım. Sayın Bakan da buna dair belli başlı açıklamalar yaptı "Süreci yasayla taçlandıracağız." dedi ama hâlen ve hâlen buna dair yapılan bir adım olmadığını görüyoruz ve toplumun beklentisinin de bu yönde olduğunu buradan ifade ediyoruz.

Şimdi, Sayın Başkan, toplum neyi bekliyor bunu da konuşmak gerekiyor. On ikinci yargı paketi olarak nitelendiriyoruz ve Sayın Adalet Bakanının atanmasından itibaren gelen ilk paket bu ve o zamana kadar yapılan açıklamaları birazcık gözden geçirmek gerekiyor. Sayın Bakan ne dedi? "86 milyon vatandaşın Adalet Bakanıyım." dedi, "Bu makamın sahibi değilim, emanetçisiyim." dedi, "Toplumun bütün beklentilerini giderecek düzeyde düzenlemeler yapacağız." dedi, büyük büyük sözler etti. Her ne kadar yemin töreninde kıyametler kopsa bile kendisinin bu yönde açıklamaları hâliyle toplumda büyük bir beklentiye sebebiyet verdi. Arkasından da Gülistan Doku ve benzeri birkaç dosyadaki hamlesiyle birlikte büyük beklentiler daha da artarak katlandı. Bakın, şunu açık söylüyorum: Maillerimize bakın, yaklaşık 45 bine yakın mail var benim mail kutumda şu an ve bu mail kutusunun içerisinde yer alanlara dair tek bir düzenleme bugün bu masada yok. Toplum ne bekliyor? Açık ifade edelim: "Cezaevlerinin sorunları ne olacak?" diyor, "Mahpusların durumları ne olacak?" diyor, "İdare gözlem kurulları ne olacak?" diyor, "İnfazda eşitlik bekliyoruz." diyor. TCK 158 mağdurları var "Adil yargılama yapılmadan aldığımız cezalar ne olacak?" diyor fakat gelin görün ki önümüzdeki pakette buna dair hiçbir değişiklik olmadığını, buna dair hiçbir düzenleme olmadığını görüyoruz.

Şimdi, açıklamalar yapıyorsunuz, beklentileri artırıyorsunuz, "Buna dair düzenlemeler yapacağız." diyorsunuz, toplum kendiliğinden bunları talep etmiyor. O kadar büyük iddialı sözlerin karşılığında önümüze gelen pakete bakıyoruz; top çevirme paketi. İçerisinde hiçbir düzenleme yok. "Hadi sizi kırmayalım, dönem bitmeden on ikinci paket gelecek dedik, bir paket önünüze koyduk." diyorsunuz. Toplum bunu kabul etmiyor, biz de toplumun sesi olarak bunu kabul etmiyoruz ve bir kez daha birazdan ifade edeceğim hususların da bu paketi eklenmesi konusunda ısrarcı olduğumuzu bildiriyorum.

Şimdi, bu pakette neler yoku kısaca ifade edeceğim, daha sonra neler var, neler bize göre hukuka aykırı, neler bize göre Anayasa'ya aykırı bundan bahsedeceğim. Bakın, hasta mahpusları abartısız buraya gelen her pakette ifade ettik, her pakette söyledik. Ya, adı üstünde hasta ya, hasta, ölüm döşeğinde olan insanlar fakat gelin görün ki bunların cezaevindeki kalma koşullarına dair tek bir iyileştirme yapılmıyor. Bir Adli Tıp Kurumu, akıl almaz uygulamalar, cenazeleri çıkıyor oradan ve buna dair bu pakette artık bizler düzenleme olsun istiyoruz.

Bir diğeri kendini mahkeme yerine koymuş idari gözlem kurulları. Ya, artık biliyorum, iktidar vekilleri dinlemekten bıktı, bıkacağınıza harekete geçin, altında imzaları uzattınız bu paketin değil mi? Yani bu kanun gelsin diye. Sayın Alan, size de söylüyoruz. Büyük bir keyifle de okudunuz onu ama toplumun beklentisi var. Buna dair düzenlemeler yapılmasını istiyor. Defalarca söylüyoruz, muhalefet olarak defalarca "Bu değişiklikleri yapmamız gerekiyor." diyoruz. Bir idari gözlem kurulu -hepimiz hukukçuyuz burada- kendini mahkeme yerine koymuş keyfî bir şekilde... Aramızda savcılar da var, onlar da bilirler. Sadece ve sadece idari gözlem kurulunun içerisinde bir tane cezaevi savcısı var. Kendini hâkim yerine koymuş, bir kişinin cezaevinde ne kadar daha fazla kalıp kalmayacağına karar veriyor. Neden bunu kaldırmıyoruz? Neden buna dair artık bu düzenlemeyi bu Meclisten geçirmiyoruz? Bu pakete neden bu yok? Soracağım bunları size, sormaya da devam edeceğiz.

Yine, değerli milletvekilleri, her fırsatta ifade ettik; kürsülerden, komisyonlardan, sahadan, cezaevleri önünden cezada adalet, infazda eşitlik. Ya, hem iktidarın hem Milliyetçi Hareket Partisinin buna dair çok büyük sözleri oldu. Evet, bu ülkede yeni bir infaz kanununa ihtiyaç var. Var da kim yapacak bunu? Bize kalsa yarın yapalım. Yapmıyorsunuz arkadaşlar, iktidarın sorumluluğunda olan bir şey, siz ancak getirebiliyorsunuz bu kanunları. Fakat defalarca ifade etmemize rağmen yapılmıyor. Ne geliyor peki Meclise? Sermayeyi güçlendiren yasalar. Onda da gelmiyorsunuz yoklamaya, uzadı da uzadı. Bu dönem ben soruyorum, ekimden beridir hangi yasayı doğru düzgün çıkabildik? Toplumun hangi derdine derman olabildik? Ve toplumun beklentisi eşitlikçi bir infaz yasası. Öyle bir infaz yasası yapmışsınız ki her defasında her yerinden eşitsizlik akıyor, her yerinden adaletsizlik akıyor ve maalesef ki buna dair derli toplu bir düzenleme yapmayan, bütünlük gibi infaz kanunu yapmayan iktidar var. Biz ta ki bu komisyonlarda buna dair düzenlemeler yapılana kadar bu sözü söylemeye devam edeceğiz.

Şimdi, gelgelelim TCK 158'e. Şimdi, daha önce on birinci yargı paketinde DEM PARTİ olarak bizler uzun uzun bunu açtık. O zaman bir önceki dönem Bakan Yardımcımız vardı, onunla da o istişareleri yaptık. Kendisi de buna dair çalışmalar, düzenlemeler olduğunu ifade etti ve en nihayetinde bu pakette de gelmesi bekleniyordu. Hatta öteye gitmeyelim, bir hafta önce Sayın Cüneyt Yüksel basın karşısında buna dair bir düzenleme olacağını da söyledi. Fakat paket bir geldi, önümüzde hiçbir şey yok. Bu pakette TCK 158'e dair hiçbir düzenleme yok. Şimdi, neden bu 158 önemli, neden buna dair düzenleme yapması gerekiyor? 300 bin mağdurun olduğu bir yargılama sisteminden bahsediyoruz, mağdurdan bahsediyoruz, 300 bin, aileleriyle birlikte milyonları aşan bir mağduriyet söz konusu ama gelin görün ki hâlen bu pakette yok. Hâlen geç değil. Biz bir kez daha buradan ifade ediyoruz, daha gün bitmiş değil, daha Komisyona gelmiş değil. Bir an önce TCK 158'e dair gerekli düzenlemelerin, mağduriyetleri giderecek düzenlemelerin burada yapılması gerekiyor. Biz bunun için ısrarcı olmaya da devam edeceğiz.

Elbette ki bu pakette olanları da konuşmak gerekiyor. Peki, bu pakette ne var? Yani bu kadar olmayan şeyin yanında, bu pakette neyi getirdiniz? Şimdi, 2025-2029 dönemi kapsayan dördüncü yargı reformu strateji belgesinin bir parçası. Sormak lazım elbette ki. Bu reform neye hizmet ediyor? Adalete mi hizmet ediyor, eşitliğe mi hizmet ediyor, hukuki güvenliğe mi hizmet ediyor, yoksa öngörülebilirliğe mi hizmet ediyor? Açık açık ifade edelim, vatandaşın yargıya güven duymasına mı hizmet ediyor? Bakıyoruz, hiçbirine hizmet etmiyor. Üzülerek söylüyorum, hiçbiri kelimesini kullanmaktan gerçekten utanç duyuyorum ama hiçbiri arkadaşlar, yok, hiçbiri yok.

Şimdi, Sayın Bakan yeni göreve geldiğinde müjdeler verdi değil mi? Büyük reformlardan bahsetti, "Yargıyı baştan ele alacağız." dedi, sorunları tespit ettiklerini ifade etti ve yeni bir perspektif sözü verdi. Peki, sonuç ne oldu? Aha, paket önümüzde. Aylarca anlatılan bu reformun sonunda ne oldu? Hiçbir şey olmadı. Burada düzenlenen konuların sorun olmadığını söylemiyoruz elbette, belli başlı sorunlar da var, elbette ki olumlu düzenlemeler de olabilir ama belli başlı sorunlar olduğunu da buradan ifade edelim.

Yine, bu paket içerisinde ifade etmiş olduğumuz bir duruşma süreleri var. Diyor ki: "Üç ayda bir duruşma süreleri artık yapılması zorunlu olacak." Hepimiz avukatız biliyoruz. Benim eşim de avukat, yakın tarihteki duruşmada -işçi alacağı dosyası- duruşmaya gidecek, gidemedi ne oldu? Hâkim yok, mazeret istendi. Üç ay sonraya ertelense ne ertelenmese ne! Veya bilirkişi raporu gelmedi, uzman raporu gelmedi. Şimdi, ertelemek sorun değil. Hatırlar arkadaşlar, 2020 yılının sonlarına doğru bir düzenleme gelmişti, UYAP'tan davayı açıyorduk, karşınızda bir yuvarlak çizince üç yüz altmış beş günlük süre yani bu dosya üç yüz altmış beş gün içerisinde bitirilecek. Aradan dört yıl geçti, altı yıl geçti, değişen bir şey yok. Hangimizin -ya, ben soruyorum- buradaki hangi arkadaşımızın milletvekili olmadan önce avukatlık yaptığı zamanlarda hangi dosyası bir yıl içerisinde karara çıktı ya! İmkânı yok ama söz büyük, önüne çıkıyor UYAP'ta böyle büyük büyük yeşillerle de işte, üç yüz altmış beş gün içerisinde bitecek, yargıyı hızlandırıyoruz. O yüzden, şu an burada süreler arasında "Üç ayda bir duruşma yapılacak." demenin yerelde, uygulamada bir karşılığı olmuyor çünkü her fırsatta ne oluyor? Hâkim gelmiyor, mazeret veriyor. Avukatının bir önemi yok zaten ne yaptığının. "Bilirkişi raporu gelmedi." diyor, "Uzman görüşü alamadık." diyor, "Rapora ulaşamadık." diyor, en nihayetinde yargıya ulaşmanın, yargının hızını artırmanın bir anlamı olmuyor çünkü içeriği de olmuyor zaten. Bunun da bu anlamıyla eğer gerçekten de uygulamada buna dair inancımız olmuş olsa emin olun böylesi bir şey demeyecektik.

Bir başka süre işi ise duruşma arası sürelerini kısaltan bir yerdeyken Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının Yargıtay ceza daireleri kararına karşı itiraz süresi bir aydan üç aya çıkarılıyor. Yani zaten kara delik gibi olmuş bir Yargıtay gerçekliği var. Üzgünüm, buradasınız ama öyle, gerçekten öyle. Ben merak ediyorum, mesela, birazdan soracağız. Kaç milyon tane dosya önünüzde duruyor o tozlu raflarda? İnsanlar bize ulaşıyor. Ben size söyleyeyim bu iş... Yani evet, vekil olarak bize ulaşıyor, bir de aynı zamanda avukatlara da ulaşıyor. Bu işin muhatabı, sanki sorumlusu, bütün suçlusu avukatlarmış gibi, sanki o dosyaları oradan indirmeyen, dosyalara bakmayan avukatlarmış gibi bütün kabak da onların başına patlıyor. Şimdi, ne oldu? Bizim böylesi bir düzenleme yapmamız bu işin içerisinden çıkacağımız anlamına mı geliyor? Hayır. Köklü bir değişiklik anlamına mı geliyor? Hayır. Bunu tartışmamız gerekiyor. Yani "Yargılamalar uzun." deyip hedef süreler koyarsak bile yine bunu değiştiren bir şey olmayacak, daha kalıcı bir çözüme ihtiyacımız var.

Şimdi, bir diğeri, görevsizlik ve yetkisizliğe dair. Teklifte deniyor ki: "İlk derece mahkemelerinin görevsizlik ve yetkisizlikle ilgili kararlarını Yargıtay incelemeyecek." Ya, bu şey gibi geliyor aslında evet, artık Yargıtayın belki külfetini, yükünü buradan indirmiş oluruz çünkü beş yıl süren bir dava, günün sonunda bir gidiyor, geliyor daha görevsizliğe gelmiş yani en başa dönme hâli. Şimdi, bunu buradan çözemeyeceğimiz açık çünkü denetim mekanizması iyileştirilsin, etkin hâle getirilsin ama teklifte tam tersine denetimsizliği genişletiyor. Yani biz usule, esasa dair bir denetimsizliği en başta buradan kaldırırsak, bu bence bizi işler hâle getirmeyecek. Ben hangi saikle yapıldığına dair o gerekçeyi de gerçekten duymak istiyorum ne kadar bizim işimize yarayacağı anlamında.

Bir diğeri Anayasa Mahkemesinin kararları. Yahu, bu Mecliste her defasında bizim burada toplanma sebebimiz nedir? Kanunu yapıyoruz, yasayı yapıyoruz, hop o an işimizi götürüyoruz, gidiyor Anayasa'ya aykırılık bir daha geliyor. Ya, bilmiyor muyuz Anayasa'ya aykırığı? Biliyoruz, biliyoruz da her fırsatta... Yaklaşık üç yıldır milletvekilliği yapıyorum. Abartısız bu Meclisin yüzde 80'i Anayasa'ya aykırılıktan dolayı çalışmış ve yine, bu pakette de görüyoruz 4-5 tane madde buna dair.

Bir diğeri ise, son olarak ifade edeceğim kısım, 1'inci maddede belirtilen idareye başvuru zorunluluğu. Şimdi, ben bunu birazcık daha açılmasını istiyorum çünkü belli başlı kısımların sıkıntılı olacağını düşünüyorum. Zaten idareye dair açılan tazminat davalarında bizim başvuru zorunluluğumuz vardı. Hâliyle biz başvuru yapıyorduk, daha sonra başvuruda eğer ödememizi yaparlarsa o ödemeyi alıyorduk, icraya vermemize gerek kalmıyordu. Fakat asliye hukuk mahkemesi, hukuk mahkemelerinde açılan davada bir başvuru zorunluluğu yoktu. Şimdi, burada hâliyle neden biz avukatın avukatlık vekâlet ücretini giderme yoluna gidiyoruz? Bu dengeyi nasıl sağlayacağız? Avukatın buradaki hakkını nasıl sağlayacağız? Niye ortadan kaldırıyoruz? Bu düzenleme niye ihtiyaç duyuldu? Yani idarenin bu anlamdaki bir eksikliği mi vardı ya da idarenin bir sıkışmışlığının ceremesini avukatların cebine yükleyerek mi yapacağız diye soruyorum. Bakın, burada hepimiz avukatız, bence en de korumamız gereken şey avukatların hakkı olması gerekir diye düşünüyorum.

Son olarak bu teklifte bir madde daha var. Çalışma gücü kaybı ve destekten yoksun kalma tazminatlarına ilişkin düzenleme. Sayın Alan çok büyük bir düzenlemeymiş, çok da güzel bir şeymiş gibi aktardı ama asla aynı fikirde değilim çünkü hayret ediyorum. Neden? Çünkü Türkiye'de milyonlarca işçi güvencesiz çalışıyor. Buna herhâlde kimse "hayır" diyemez. Milyonlarca işçi güvencesiz, sigortasız, perişan hâlde geçimlerini sağlamaya çalışıyor ve maalesef ki bizim ülkemizde yıllardır insanlar iş cinayetlerinde hayatını kaybediyor ve binlerce insan da iş kazasında sakatlanıyor. Siz dönüp dolaşıp yargı sisteminin sorunlarını çözeceğiz derken, yine işi mağdura el uzatmakta bakıyorsunuz. Sonra geliyorsunuz, burada güzel güzel, iyi bir şey yapmış gibi bize bunu anlatıyorsunuz. Gerçekten tebrik ediyorum sizi çünkü bu küçücük maddenin arkasında bile binlerce işçinin, binlerce ailenin ve binlerce mağdurun hayatı var. Şimdi, düşünelim, bir işçi iş kazası geçiriyor, kolunu bacağını kaybediyor, çalışma gücünü kaybediyor ya da daha kötüsü, bir iş cinayetinde yaşamını yitiriyor; arkasında eşini, çocuğunu, annesini, babasını bırakıyor. Peki, sonra ne oluyor? Aile dava açıyor, tazminat davası başlıyor; üç yıl, dört yıl -az önce bahsettiğimiz- Yargıtaya gidiyor, kesinleşmiyor, tehiriicralar alınıyor; velhasılıkelam, bu aile o kaybın karşılığında bir maddi gelir elde edemiyor fakat ne oluyor? Diyorsunuz ki: "Biz tazminatın, ödenecek olan miktarın, bu icradaki kısmın faiz başlangıcını alalım, dava tarihi değil de karar tarihi yapalım."

NURETTİN ALAN (İstanbul) - Tam tersi, tam anlayamadınız galiba.

DİLAN KUNT AYAN (Şanlıurfa) - Şimdi, neden? Mesela, burada kimi koruyorsunuz? Şimdi, 5N, 1K... Mesela, burada kimi koruyorsunuz? Mesela, niye o faizi dava açtığımız tarihten itibaren başlatmıyoruz da...

NURETTİN ALAN (İstanbul) - Daha erken başlatıyoruz, haksız fiilden başlatıyoruz.

DİLAN KUNT AYAN (Şanlıurfa) - Hayır, şöyle, buradaki bu haksızlığın bir an önce giderilmesi gerekiyor. Basit gibi gözükebilir, tam aksi olduğunu düşünüyorum diyorum, teşekkürlerimi sunuyorum.