| Komisyon Adı | : | (10/4004,4005,4006,4007,4008,4009) Esas Numaralı Meclis Araştırması Komisyonu |
| Konu | : | Uluslararası Siber Güvenlik Federasyonu Başkanı Batuhan Tosun, Doçent Doktor Taner Atmaca ve Profesör Doktor Nurdan Duman tarafından yapılan sunumlara ilişkin görüşme |
| Dönemi | : | 28 |
| Yasama Yılı | : | 4 |
| Tarih | : | 10 .06.2026 |
SUAT ÖZÇAĞDAŞ (İstanbul) - Nurdan Hocam, çok teşekkür ederim.
SAĞLIK BİLİMLERİ ÜNİVERSİTESİ ÖĞRETİM ÜYESİ PROF. DR. NURDAN DUMAN - Ben teşekkür ederim, sağ olun.
SUAT ÖZÇAĞDAŞ (İstanbul) - Çok da yararlandığımız bir sunum oldu. Okul sosyal hizmet uygulaması benim çok uzun zamandır dile getirdiğim ve Türkiye'deki okullarda yaşadığımız bu sorunlarla ilgili en temel eksik olduğumuz alanlardan bir tanesi. Siz de bugün çok geniş bir çerçevede bunu bize aktarmış oldunuz çünkü eğer bir ülkede 18 milyon öğrenci varsa, bu öğrenciler çok farklı kesimlerden geliyorsa doğal olarak ve yoksulluk, yoksunluk, şiddet, ayrımcılık, birçok şeyle muhatap oluyorlarsa bunların hepsi aslında okullarda bir potada birleşiyor. Okul sadece öğrencilere belirli birtakım bilginin aktarıldığı yerler değil, sonuçta bunlar bir yaşam alanı yani bu öğrenciler burada bir araya geliyorlar ve her şey burada temize çekiliyor, bütün bu eşitsizlikler burada temize çekiliyor ama bu eşitsizliklerle mücadele edilmediğinde bunun yapılma ihtimali de yok. Dolayısıyla işte orada empati meselesi devreye giriyor, orada akran zorbalığı meselesi yine devreye giriyor, orada yoksulluktan, yoksunluktan kaynaklanan birtakım sorunlar devreye giriyor. Bu anlamıyla okul sosyal hizmet programının bugüne kadar Türkiye'de tekâmül edememiş olmasını en büyük eksiklerimizden biri görüyorum. 2015 yılında 600 kadro açıp bugün itibarıyla 524 tanesinin boş, 3 tanesinin dolu olması aslında çok temel eksikliklerden bir tanesine işaret ediyor bir boyutuyla.
Bunun ikinci boyutu okullardaki rehber öğretmenler meselesi. Bu, Türkiye'de bir önceki seçim döneminde çok konuşulmuştu, her 100 öğrencinin olduğu okulda 1 rehber öğretmen olacağı dile getirilmişti ve maalesef bu dönemde uygulanmıyor bu; bunun tekrar altını çizmek gerekir ve psikologların okul sisteminin içerisinde yer bulamıyor olmaları. Şimdi, bu üç meslek grubunun aslında çok entegre çalışmalar yapması lazım. Sizin "mikro, mezzo, makro" olarak ifade ettiğiniz, aslında belki de "birey, grup ve toplum" diye daha evvelki başka bir dille de ifade edebileceğimiz bir süreç var. Şimdi, okulları bir yaşam alanına çevireceksek, çocukların keyifle gittikleri bir yer hâline getireceksek, kendi yaşamlarının çok önemli bir bölümünü geçirdikleri bu alanı bir tür hapishane gibi değil, kendilerini geliştirdikleri, güçlendirdikleri, mutlu oldukları yerler hâline getireceksek sadece eğitimle ilgili ve eğitimin de ders faaliyetiyle ilgili olan bölümlerini güçlendiremeyiz, bu yetmez. O yüzden okullarda sosyal hizmet uzmanlarını, rehber öğretmenleri, psikologları hızla görevlendirmemiz gerekir, öğretmenlerimizi güçlendirmemiz gerekir, yöneticilerimizi de bütün bu çalışan farklı grupların bir tür orkestra şefi gibi güçlü bir biçimde nasıl çalışacaklarına yönelik teçhiz etmemiz gerekir ve onları da biraz önceki sunumlarda olduğu gibi liyakatle aslında belirleyebilmemiz gerekir. Çünkü bize belirli bir insan tipi yetiştirmek için okul müdürü lazım değil, bizim kendi mesleğini iyi yapacak olan profesyonelleri bir orkestra şefi gibi yönetecek okul yöneticilerine ihtiyacımız var. Buradan çok net söyleyeyim, şu an itibarıyla mevcut yönetim anlayışına, iktidar anlayışına en büyük eleştirim budur. Yani okul yöneticilerinde baktığımız tek şey, siyaseten bizimle aynı yere bakıyor mu; bunu söylemek zorundayım ya da belirli bir yaşam görüşü olması lazım. O varsa tamam, başka hiçbir sorun yok, o zaman her şey çözülüyor; hâlbuki o değil, profesyonel bir düzeyde bakmamız lazım.
Şimdi, benim sorum şu: Bu saldırılar toplumda büyük bir üzüntüye yol açtı, büyük bir infiale yol açtı ama siz 1995'te ilk doktora tezini yazan kişisiniz, ben eşimin sosyal hizmet uzmanı olması nedeniyle de bu alanı çok yakından takip ediyorum, konuşuyorum vesaire ama Türkiye'nin gündemine geldi. Şimdi, burada sunduğunuz örnek önemli bir örnek ama sonuçta Ankara'da 118 öğrencinin ve hani çok sayıda -olumlu anlamıyla söylüyorum- sempatik ve enerjik üniversite öğrencisinin bir anda okula girmesiyle oldu ama biz okula bir tane sosyal hizmet uzmanı sokacağız, Türkiye'de 65 bin tane okul var, buraya yönelik öngörünüz nedir; bunu söylemek isterim. Nasıl teçhiz edeceğiz bu sosyal hizmet uzmanlarını?
İkincisi, yine -işin hoş tarafından alınırsa sevinirim- sosyal hizmet uzmanı, psikolog ve psikolojik danışmanların da kendi arasında o benim alanım, senin alanın gibi bir şeye düşmemeleri lazım. Mesela sizin sunumunuzda yer alan bazı işlerin kolaylıkla rehber öğretmenler tarafından yapılabileceğini, bazılarının psikologların yapabileceği işler olduğunu düşünüyorum, hatta bazılarının da doktora düzeyindeki insanlar tarafından yapılabileceğini söylüyor; dolayısıyla bu entegre çalışma konusundaki görüşünüzü merak ediyorum.
Üçüncüsü, Türkiye'de bu meyanda da konuşmamız gereken dördüncü bir grup var, onlar da okul sağlığı hemşiresi. Ben bu konuda bir yasa teklifi de verdim 75 bin okul sağlığı hemşiresi olması gerektiğine dair. Bu arada, bu benim kişisel fikrim ya da partimin fikri değil tek başına, biliyorsunuz en son Millî Eğitim Şûra'sında alınan tavsiye kararları arasında da var okullarda okul sağlığı hemşiresi olması. Yani aslında okulu, okul sağlığı hemşiresiyle, sosyal hizmet uzmanıyla, psikoloğuyla, rehber psikoloğuyla, öğretmen ve yöneticileriyle beraber içinde bulundukları mahallenin bir tür toplum merkezi hâline getirebilirsek ve bunun belirledikleri sorunları ve çözümleri, ihtiyaçları ve kaynakları birlikte organize edebilirsek bir sonuç alabileceğimize inanıyorum. Yani okulu sadece gündüz saatlerinde çocuğu koyacağımız ve belli dersleri aktardığımız bir yer değil, onları mutlu, mesut büyüttüğümüz ve geleceğe umutla baktırdığımız yaşam alanları hâline getirmemiz lazım. Buradan siz böylesi bir program için neyi öngörürsünüz, onu sormak istiyorum.
Son olarak, sayının çok büyük olduğunu öngörürsek sizin bakış açınızdan ortalama kaç öğrenciye bir sosyal sosyal hizmet uzmanı düşmeli? Bir yerden başlamalıyız.
SAĞLIK BİLİMLERİ ÜNİVERSİTESİ ÖĞRETİM ÜYESİ PROF. DR. NURDAN DUMAN - Tabii.
SUAT ÖZÇAĞDAŞ (İstanbul) - İki; bu alanda yapılacak olan faaliyetlerin bir kısmını -tıpkı sizin öğrencileriniz gibi- acaba bazı çalışmaları ortak olarak öğretmenlerimizle birlikte tasarlayabilir miyiz bazı hizmet içi eğitimlerle?
Üç; başta üniversite öğrencileri olmak üzere, hatta bence iyi kurgulanmış bir sistemde lise 2 ya da 3'üncü sınıf öğrencileri de dâhil olmak üzere, bazı akran öğrenmesine de uygun okulda işler yapılabilir mi; bununla ilgili ne düşünüyorsunuz diye sormak istedim.
Teşekkür ederim Hocam.
SAĞLIK BİLİMLERİ ÜNİVERSİTESİ ÖĞRETİM ÜYESİ PROF. DR. NURDAN DUMAN - Ben teşekkür ederim.
BAŞKAN YUSUF BEYAZIT - Buyurun Hocam.
SAĞLIK BİLİMLERİ ÜNİVERSİTESİ ÖĞRETİM ÜYESİ PROF. DR. NURDAN DUMAN - Teşekkür ediyorum Sayın Vekilim, sorularınız için.
Öncelikle tabii ki dediğiniz gibi örnek olarak gösterdiğim çalışma çok küçük bir okuldu. Evet yani bu sadece bir pilot proje tabii ama biz 3 bin popülasyonlu Ankara'daki bir başka okulla daha çalıştık, iki tane okulda çalışma yapıldığından bahsetmiştim. Yani 3 bin bazen bir ilçenin ya da köyün bile mevcudu değil biliyorsunuz, orada 3 bin öğrencinin olması aslında her bir ailede en az 4 kişinin olduğunu düşünürsek 3 bin çarpı 4 anlamına geliyor yani çok ciddi bir toplumsal kesime ulaşılıyor. O okulda da mesela yapılan çalışmada PDR öğretmenleri vardı, sosyal hizmet olarak biz devreye girdik. Bu Hacettepede olduğum yıllarda yaptığımız çok geniş kapsamlı bir çalışmaydı. Öğretmenlere eğitimler verildi, şiddet uyguluyorlardı çocuklara. İşte, velileriyle, şiddet uygulayanlarla çalışmalar yapıldı, konferanslar yapıldı.
Tabii, böyle durumlarda standartlar şunu söylüyor: Dedim ya, ülkeler standartlarını bile belirlemiş durumda yıllardır bu konuyu çalıştıkları için. Okuldaki popülasyona göre kaç tane uzmana ihtiyaç var? Yani bir sosyal hizmet uzmanı aynı anda tabii ki çok fazla vakayla çalışamaz çünkü etkin bir çalışma yürütebilmesi için takip yapacak, ev ziyareti yapacak, rapor yazacak, işte diğer işleri organize edecek yani 10 vakayı aynı anda görebilir ama takip altında olan mesela 10 vakayı da aynı anda görebilir yani onlarla çalışma yapmıştır, bitmiştir, takip ediyordur, o arada 10 vaka daha alıp görebilir ama 20'yi aşamaz. Tabii ki bunun standartlarını şuna göre de belirliyor standartlar: O okulun engelli ya da normal bir okul olup olmadığı, engelli çocuklara hitap eden bir okul olup olmadığı ya da işte çoğunlukta göçmen ve mülteci ailelerin okuyan çocuklarının olup olmadığı gibi kriterlere göre de değişiyor bu. Bunu Türkiye popülasyonu açısından da tekrar revize etmemiz lazım çünkü bizim Amerika'dan farklı olarak Suriyeli göçmenlerimiz var, onların Meksikalı göçmenleri var mesela standartlarına baktığımızda ama bunun Türkiye profilinde mutlaka bir planlaması yapılabilir. Mesela 3 bin popülasyonu olan bir okula bir sosyal hizmet uzmanının mümkün değil yetmesi, ki biz zaten o uygulamaları yaparken okulda beş altı PDR öğretmeni vardı; sabah ve öğlenci olarak çalışıyorlardı, yarı yarıya bölünmüşlerdi ve bu şekilde yetmeye çalışıyorlardı ki onlar için bile çok zordu çünkü çok büyük bir okuldu gerçekten.
Şimdi, böyle düşündüğümüzde tabii ki böyle bir sistemi iyi bir şekilde kurgulamak, çocukların güvenle okula gelmesi, iyi bir atmosferin oluşması aslında toplumsal barış açısından da çok kıymetli çünkü artık sınırların kalktığı bir dünyadayız yani Amerika'ya gittiğinizde de okullarda mülteci çocuklarla birlikte okuyorlar çocuklar, Türkiye'ye geldiğinizde de öyle. Mesela, benim mahallemde mülteci olarak Suriye'den gelen çocukları benim bitirdiğim ilkokuldaki müdür okula kabul etmiyordu ve mahallemizde tesadüfen sosyal hizmet uzmanı olan işte meslektaşlarımız vardı, bunu duyduğunda şunu söylemiş: "Gidin deyin ki okul müdürüne hemen bugün kaydetsin, yoksa suç duyurusunda bulunuyorum." O gün çocuklar okula kaydedildi. Şimdi gerçekten takip edilmediğinde bu tür çocuklar araya kaynıyor, eğitimden yoksun kalıyor yani sonuçta Suriye'den geliyor olmaları... Hiçbir çocuğun eğitim hakkı elinden alınamaz. Hatta Amerika'da şöyle bir yasa vardır: "No Child Left Behind" diye. Hiçbir çocuğu geride bırakmayacak şekilde eğitim sistemleri kurgulanıyor. İşte bizim de bu düsturla çalışmamız lazım. Çocuğun engelli olması, çocuğun mülteci olması, çocuğun Roman mahallesinden olması, işte çocuğun Kürt kökenli olması, Türk kökenli olması, bunların bir ayırımcılık nedeni olmaması gerekiyor çünkü o çocuklar ileride bu toplumu oluşturacak, bu Meclisleri oluşturacak, buralarda fikirlerini beyan edecekler. "Çok kültürlü yaşam" deniliyor buna, "çok kültürlü sosyal hizmet" diye de geçer literatürde; bunu, bir arada yaşama kültürünü oluşturacak güzel bir yapının kurulması elimizde aslında. Burada ben gerçekten o yüzden bu Komisyonun çalışmasını çok değerli buluyorum. Bu masanın etrafında çok farklı görüşlerden milletvekillerimiz, sayın vekiller, sizler varsınız ve bu sorunun sözcüsüsünüz. Sayın Başkanım ve vekillerimiz, teşekkür ediyorum bu emekleriniz için. Artık gerçekten kalıcı çözümlere giden adımları atabilelim hep birlikte, bu konuda ben her türlü desteği vermeye hazırım bir akademisyen olarak memnuniyetle çünkü hep söylediğim gibi çocuk, kadın aslında politika üstüdür yani tabii ki sizler siyasetçi olarak başka bir gözle bakabilirsiniz, ona da saygı duyarım ama yani çocukla ilgili, kadınla ilgili, aileyle ilgili bir konu geldiğinde aslında hepimizin içinde bulunduğumuz şeyler bunlar; ya kadınız ya erkeğiz, toplumun yüzde 50'si olarak, ya o ailede yetişmiş çocuğuz bir zamanlar, belki de şiddet uygulanan bir evden geldik, belki de anne-babası boşanmış olan bir aileden geldik ya da öyle bir örneğimiz var ailede. Şimdi, bu soruna sahip çıkmak zorundayız çünkü eğer çıkmazsak bugün hem bu tür olaylar çok yaşanabilir... Farkındaysanız sadece saldırganlık üzerinde kurmadım ben sunumumu çünkü çok fazla sosyal sorun var, bir tek o yok ki; istismar var, ihmal var. İhmal de çok ciddi oranlarda, anne-babanın çocuğundan haberi bile yok yani yalın ayak mı geliyor, önlüksüz mi geliyor, arkadaşına taş mı atıyor... Eve gidip konuşmak istediğinizde böyle birini bulamıyorsunuz muhatap olarak; babaanne bakıyor, niye? Anne mevsimlik işçi, gitmiş çalışmaya. O kadar farklı örneklemleri olan gruplar var ki, size izletmediğim, aynı bölgede, TikTok'ta kendilerinin koymuş oldukları bir video var, izninizle çok kısa anlatayım: Baba figürü olan kişi cezaevinden izinli olarak gelmiş. Bu cezaevine girme nedeni de birlikte yaşadığı kadının kocasını öldürmekten dolayı. Şu anda aynı ev içinde o adamın 2 kız çocuğu, 1 oğlan çocuğu, aynı zamanda anne figürü olarak görülen -evli değiller, evlilik dışı yaşıyorlar- kadının kız çocuğu var ve bunlar herhâlde cezaevinden çıkmanın coşkusuyla bayağı bir âlem yapıyorlar, o çocuklar bir dansöz gibi oynatılıyor ve bu görüntüleri TikTok'a koyuyorlar; ilgilenen olursa paylaşabilirim ama Meclisimizde böyle bir görüntüye de yer vermeme açısından yer vermedim. Böyle bir bölgeden söz ediyoruz. Okul popülasyonu çok az ama sorun popülasyonu had safhadaki bir okul. Okuldaki müdür bu çalışmaların yapılması için talepte bulundu: "Biz baş edemiyoruz, çocuklar okula gelmiyor." İlkokul 1'inci sınıftaki devamsızlık oranını sordum size demin fark ettiyseniz çünkü okula devam eden 4 ilkokul 1'inci sınıf çocuğu ne demek? Okuma yazma öğrenecek çocuk okula gelmiyor, veli okula gelmesi gerektiğinden habersiz çocuğun, ilgilenmiyor, umursamıyor. Gerçekten, inşallah, bu Komisyonun sonuçları hayırlara vesile olur ve hakikaten akademisyen olarak, siyasetçi olarak, bürokratik çevreler olarak el ele vermemiz gereken bir noktadayız çünkü bu, hakikaten Türkiye'nin beka meselesi bana kalırsa; geleceğimizi, gençliğimizi kaybediyoruz, çocuklarımızı kaybediyoruz. Ben, bir olay duyduğumda "Bu olayı niye engelleyemedik?" diye her seferinde sorguluyorum kendimi. Ben herhâlde yeterince çalışamadım diyorum yirmi beş yıldır.
Şimdi, okullarda sosyal hizmet uzmanı istihdam olursa acaba diğer meslek elemanlarıyla rol çatışmaları yaşanır mı? Biz, bugüne kadar aslında PDR'den bu yönde biraz baskı yedik. PDR uzmanlarımızdan çok kıymetli olanları var yani akademisyen olarak, arkadaşlarımız olarak, onların hepsini tenzih ediyorum ama genellikle şöyle görüldü: Sosyal hizmetin yaptığı şeyi biz de yapıyoruz, onlar niye buraya geliyorlar, onlar Aile Bakanlığında zaten çalışmalar yapıyorlar. Ama işte, taşıma suyla değirmen dönmüyor, biz sonuçla ilgileniyoruz Aile Bakanlığında. Çocuk istismara uğruyor, öyle geliyor ÇİM'e. Ailede işte parçalanma oluyor, anne-baba bakım vermiyor, kendi hayatlarına bakıyorlar, çocuk kimsesiz kalıyor. Şimdi, böyle durumlarda müdahale etmek erken önleme ve teşhisi maalesef engelliyor. Biz okulda olmazsak bu sorunlardan çok geç haberdar oluyoruz, o zaman testi çoktan kırılmış oluyor; hani "Kırılan testiyi bir daha yapıştırabilir misin?" diye çok klasik bir örnek vardır ya, maalesef, yapışmıyor. Madde bağımlısı olan bir çocuğa madde bağımlısı olmamış gibi bir hayat sunabilir misiniz? Ve düşünün, 13 yaşında madde bağımlısı o çocuk. Biraz önce toplumsal rehabilitasyon ve entegrasyon çalışmalarından özellikle söz ettim çünkü biz şöyle düşünüyoruz: "Artık madde bağımlısı, eğitimine devam etmez." Ama o çocuk 13 yaşında, belki tedavi olacak, destek sistemleri bulursa tekrar eğitime tutunacak, belki tekrar yaşamını sürdürecek. Bakın, getirdiğim kitapta bir tanesi tamamen Türkiye'den vaka örnekleri; şiddete uğramış olan çocuklar, istismar edilmiş çocuklar, annesi işitme engelli olan çocuklar, "CODA" diye geçiyor literatürde. Şimdi, mesela, anne-babası engelli olan çocuklar, anne-babası sağlık problemi olan çocuklar o kadar çok ki ve bu çocuklar eğitimlerini sürdürüp var olmaya çalışıyorlar ama nasıl? Önlüğünü kendi giyiyor, kendisi ütülüyor, bazen sökük olan yakasıyla gidiyor, öğretmen diyor ki: "Niye böyle geldin? Annene söyle ütülesin." Çocuk diyemiyor ki "Annem hasta." Yani bizim o çocukların yanında olma sorumluluğumuz var, sosyal hizmetin böyle bir misyonu var. Toplumdaki dezavantajlı grupların, özellikle çocuklar, yaşlılar, engelliler bizim ilk üç sırada sıraladığımızdır; ilk sırada da çocukları sıralarız ama biz çocukların yanında değiliz, hep sonradan yanındayız ve çok geç kalıyoruz, maalesef çok geç kalıyoruz. Burada bir mesleğin şovenizmini yapmak olarak asla düşünmeyin. Bakın, ben 2000 yılından beri Türkiye'de okul sosyal hizmetini anlatmaya çalışan bir akademisyenim. Yazdığımız kitabı 3 akademisyen olarak yazdık, bunu bir sorumluluk bildik, şu anda bir arkadaşımız hayatını kaybetti. 2024 Aralık ayında bu kitap çıktı, dört beş yıllık emeğin sonucudur yani yaşam geçiyor, biz ne eserler bırakırsak bırakıp gideceğiz, sonrasında ama ya olacak ya olmayacak bu sistem ama emin olun, olmazsa çok fazla daha olaylara şahit olmak zorunda kalacağız. İnşallah öyle olmaz.