KOMİSYON KONUŞMASI

İRFAN KARATUTLU (Kahramanmaraş) - Teşekkür ediyorum öncelikle sunumlarınız için. Gerçekten bilgilendirici oldu. Aslında diğer sunumu bırakan arkadaşlarımız, olaylar üç günden beri vardı ve bu olayları bilerek buraya geldiler, olaylar bugün olmuş değillerdi ve dediler ki: "Biz dinlenmek istiyoruz." Bu arkadaşlarımızın şunu demelerini isterdim " Giden arkadaşlarımız "Lütfen, biz sizin için geldik, gitmeyin, muhalefet de duysun." demelerini beklerken, maalesef böyle bir gerekçeyle gitmelerinin çok bir fayda getireceğini düşünmedim. Sizin için teşekkür ediyorum.

Şunu söylemek isterim: Çok güzel, çuvaldızları batırdık ve haklısınız; aileye batırdık, eğitim sistemine batırdık. Şu arada kendinize hiç iğneyi batırıyor musunuz? Sendikalaşmayla birlikte öğretmen davranışlarının; sadece bu konu değil, belki daha fazla konuda ama buna spesifik olarak bir eksiklik oluşturup oluşturmadığı yönünde de kendinize yönelik bir öz eleştiri yapabiliyor musunuz?

Teşekkür ediyorum.

EĞİTİM-BİR-SEN GENEL BAŞKAN YARDIMCISI ALİ DENİZ - Bunu ortaya söylediniz herhâlde.

İRFAN KARATUTLU (Kahramanmaraş) - Karışık.

OTURUM BAŞKANI LÜTFİYE SELVA ÇAM - Tabii, her birinizin söz hakkı var.

Buyurun Başkanım.

EĞİTİM-BİR-SEN GENEL BAŞKAN YARDIMCISI ALİ DENİZ - Ben de teşekkür ediyorum.

Doğrusu, iğneyi batırmak gerekiyor. Biz burada... Zaten bizim raporda da görülecektir. Yani eğitim bir ekosistem. Burada, her birimizin... Yani eğitimin geliştirilmesiyle ilgili pay alınacaksa burada bir pay sahibiz. Aksi hâlde, olumsuzlukların da paydasıyız. Yani, burada, Türkiye'nin en büyük sendikasının temsilcisi olarak biz bu payı kabul ederiz ancak -biraz önce Sinem Hanım güzel ifade etti- yani bazı yaptırımların yeterli olmadığını, öğretmenlerin... Sonuçta devlet memuruyuz. Biz hiyerarşik bir sistem üzerine kurulu, belli bir çerçevesi olan bir eğitim kurulunun işleyişini sürdüren eğitimcileriz. Dolayısıyla, sendikalar da yine devlet memurları tarafından yürütülen bir işleyişle yürütülse de biz eylemde sözü yükseltmek adına yani biraz önce ayrılan arkadaşların yaptığı gibi sesi yükseltmek yerine, sözümüzü de yükseltmek adına, bunu kayda düşürmek adına; burada vicdani sorumluluğumuzu, kurumsal vizyonumuzu ya da mesuliyetimizi bir şekilde bu topluma yansıtmak adına raporlar düzenleriz.

Biz bu konuyu kamuoyuyla paylaştığımızda benzer konular konuştuk. Yani eğitimciler olarak biz ne yapabiliriz? Biz yetkililerimizi uyarırız, biz yetkililerimizi bilgilendiririz; sadece şikâyet etmeyiz, sadece sorunları iletmeyiz, çözümleriyle birlikte sorunları iletiriz. Burada, bir sendikanın, bilmiyorum, başka bir görevi olabilir mi?

Teşekkür ediyorum.

OTURUM BAŞKANI LÜTFİYE SELVA ÇAM - Evet Sinem Hanım, cevap vermek isterseniz...

EĞİTİM GÜCÜ SEN GENEL SEKRETERİ SİNEM AKŞEMSETTİNOĞLU - Bizler sendika adına, üyelerimiz adına, öğretmenlerimiz adına, öncelikli olarak, herhangi bir mağduriyet gördüğümüz noktada devreye gireriz, önleyici pozisyonda her zaman bulunuruz. Öğretmenin itibarını, özlük haklarını, ekonomik haklarını geliştirmek üzerine bu mantıkla oluşturulmuş yapılarız biz. Ancak, şu an, farkındaysanız, öğretmenin can güvenliğini konuşuyoruz, öğretmenler ölmemesi için ne yapılabilir, bunu konuşuyoruz. Bunu sendikalar tek başına başaramaz, başaramayacağız ama bizler burada bu mikrofonları açtırıp sizlere sesimizi duyurmaya çalışıyoruz, diyoruz ki: "Bizim üyelerimizi, öğretmenlerimizi öldürmeyin. Bunun için yasa çıkarın. Bizim öğretmenlerimiz, öğrencilerimiz ölmesin. Ben iş bırakıyorum, sesimizi duyun. Sadece bu mikrofondan duymayın, sahada da o çığlıklara hâkim olun."

Sendika olarak bana ulaşan bir şey varsa ben tepkimi eylemimle belirtirim, raporumla belirtirim, burada mikrofon açtırarak sesimi sizlere duyurmaya çalışırım ama ben bir yasama organı üyesi değilim. Ben ancak ses çıkartabilirim, ben ancak "Üyemi korumak adına neler yapılabilir?"i bir noktada size getirebilirim. Bu noktada tabii ki sendikal ayrışmalarımız var, farklı görüşte öğretmenlerimiz var. Bizler de bazen görüş birliğine varamıyoruz. Belki ortak hareket etmek bu anlamda çok daha farklı sonuçlar doğurabilir mi? Doğurabilir. Bu anlamda bir öz eleştiri de yaparım ama bizim de farklı bakış açılarımız ve anlaşamadığımız noktalar var. Tıpkı eğitimde şiddete herkesin karşı olduğu bir komisyonda yarısının salonu terk etmesi gibi. Bu noktada, sizler nasıl ki bu salonu terk etmeyerek bu çözüme ortak olmaya çalışıyorsunuz, biz de sendikalar olarak kendi kimliklerimizle elimizden geleni yapmaya çalışıyoruz.

TÜRK EĞİTİM-SEN GENEL BAŞKAN YARDIMCISI SELAHATTİN DOLGUN - Çok kısa ben de cevap vereyim Başkanım.

BAŞKAN YUSUF BEYAZIT - Buyurun.

TÜRK EĞİTİM-SEN GENEL BAŞKAN YARDIMCISI SELAHATTİN DOLGUN - Tabii ki 1 milyon 100 bin civarında öğretmen arkadaşımız var, Millî Eğitim Bakanlığına bağlı çalışan. İllaki aksayan, tam randımanlı çalışamayan öğretmenlerimiz olacaktır. Çok azdır ama, tüm kamuda çalışan memurların içerisine baktığımızda en az sayı yine bizdedir, Millî Eğitim Bakanlığındadır.

2019 yılında Yaşar Karadağ Milletvekilimiz, 2023 yılında da Sayın Mustafa Kalaycı Milletvekilimiz vasıtasıyla eğitim çalışanlarına şiddete yönelik yasa teklifini de sunduk Meclise, keşke o zamanlarda çıksaydı, belki bir nebze faydası olurdu.

Tabii ki bizim eleştirilen noktamız şu, kendi arkadaşlarımız, kendi camiamız da eleştirdi, iş bırakma eylemi aldık biz Maraş olaylarından sonra, cuma gününe kadar, iki gün. Çok düşündük mü? İnanın sizlerden çok düşündük çünkü orada yavrucaklarımız başıboş kalır, başka bir şey olur mu, farklı süreç ilerler mi diye ama sesimizi duyurmanın, toplumu harekete geçirmenin, kamuoyu oluşturmanın başka çaresi yoktu. Şimdi, ben kendi adıma söylüyorum, TÜRK EĞİTİM-SEN olarak, biz böyle sıradan olaylara iş bırakma eylem kararı almayız. Nihayetinde, öncelikle devlet ve millet tabii bizim için. Yani önüne gelen her konuya iş bırakma eylemi alan sendika arkadaşlarımız da vardır, saygı duyuyorum ama bu konuda bizi çok eleştirdiler "Niye iş bıraktınız?" diye. Diğer sendikalarımız da bıraktı, teşekkür ediyoruz ama kamuoyu oluşturmak zorundaydık. İnanın şuna, 1 milyon küsur öğretmen arkadaşımız içerisinde herkes sizin taşıdığınız kaygıyı taşıyor. Tabii ki bizim eksiklerimiz var öğretmen olarak, ben de bir öğretmenim, bunlara kendi öz eleştirimizi de yapıyoruz. Yani çocuklarımıza her gün sabah bir "Nasılsın, iyi misin?" diyen öğretmenlerin yetiştirdiği camiayız biz, evimize çay içmeye gelen öğretmenlerin yetiştirdiği camiayız biz. Benim cenazeme gelen öğretmenimi ben unutmuyorum, düğünüme gelen öğretmenimi unutmuyorum. Biz bu şekilde yine eğitim öğretim faaliyetlerine devam edersek öğretmen arkadaşlarımızla, inanın, toplumda aile ile okul, öğretmen arasında bir birliktelik sağlanır. Ama bunu sağlamak, konuşmamda söyledim, çok önemli, belki kayıt altına alınıyor, tekrar etmekte fayda var. Sayın Cumhurbaşkanımız, Sayın Millî Eğitim Bakanımız ve siyasi partilerimizin liderleri Meclis grup konuşmalarında -değinen oldu mu? Oldu, teşekkür ediyoruz- muhakkak öğretmenlerimize sahip çıkmalı, onların itibarını, saygınlığını tekrar kazandırmalı ki öğretmenlerimiz kendilerini önemli hissetsin, o saygınlığını kazansınlar ve okullarımızda zaten yapıyorlar ama öğrencilerimizi daha iyi kucaklasınlar diye düşünüyoruz.

Teşekkür ediyoruz Sayın Vekilim.