KOMİSYON KONUŞMASI

ZİYA ALTUNYALDIZ (Konya) - Şimdi, özellikle, tabii ki ekolojik dengeye dair, iklim değişikliğine dair, vatandaşlarımızın bu yatırımlardan elde ettiği ya da elde etmesini beklediğimiz yararlara dair söylediklerinize katılmamak mümkün değil ancak şunu özellikle ifade etmek isterim ki şimdi, burada pek çok şeyi tartışıyoruz, konuşuyoruz; yabancı sermaye diyoruz, yenilenebilir enerji diyoruz, enerjinin gereksiniminden ve yararlarından bahsediyoruz. Öncelikle, yatırımın yerli ya da yabancı olduğuna bakmaksızın Türkiye Cumhuriyeti'nde üretmek isteyen, dengeli, ülke menfaatinin gözetildiği ve vatandaşlarımızın, hane halklarının, Türkiye'nin toplam millî gelirin artışına, refahına katkı veren her türlü yatırımın yapılabilirliğini bir defa bir kabul etmemiz lazım yani "Bu, yabancıdır." "Bu, yerlidir." gibi bir kategorik yaklaşıma girersek bugünkü çağdaş ve küresel ekonomik düzenin birbirine entegre olduğu, geçtiği bir düzende doğru bir yerde durmuş olmayız. Bu kabulü bir yapmamız lazım. Yani mesele, yabancı yatırımcı ya da yerli yatırımcı değil, mesele bu yatırımın gerçekten hangi ölçekte, hangi şartlarda, nasıl yapıldığı. Dolayısıyla bunu bir aşıyoruz. Yabancı yatırım Türkiye'ye gelmeli, yapmalı çünkü biz 2010'lu yıllarda, hatırlarsınız, AK PARTİ'mizin iktidarları döneminde 25 milyar dolarları aşan yıllık yabancı sermaye çekiyorduk, doğrudan yabancı sermaye ve şu anda 300 milyar dolara yakın doğrudan yabancı sermaye stokumuz var. Bu stokun hem Türkiye'nin ekonomisinin küresel ekonomiye entegrasyonunu, Avrupa Birliğine entegrasyonu, küresel pazarlar ve finans çevreleriyle entegre bir ekonominin hem pazar payı açısından, üretim yetenekleri arasından, "know-how" transferi ve teknoloji transferi açısından son derece kıymetli olduğunu bir defa kabul etmemiz lazım; bunu bir tarafa bırakıyorum.

Gelelim enerjiye. Şimdi, hep deriz ki enerjide dışa bağımlı bir ülkeyiz. Evet, enerjide dışa bağımlıyız çünkü özellikle konvansiyonel enerjide ham petrolümüz son derece kısıtlı, doğal gazımız en son Sakarya havzasında keşfettiğimiz doğal gaza kadar son derece kısıtlı ve yıllık ödediğimiz enerji maliyeti 60 milyar dolar ile 110 milyar dolar arasında gidip geliyor. Bu durumda enerji maliyetimizi düşünmek durumunda mıyız? Evet, düşünmek durumundayız. Enerji maliyetimizi ham petrol ve doğal gaz ithal ederek mi karşılayacağız yoksa bugünkü düzende, kendi kaynaklarımızdan, ülkemizden yenilenebilir enerji kaynaklarıyla elde ettiğimiz enerjiden mi karşılayacağız yani rüzgâr ve güneşten mi karşılayacağız?

Ben Zafer Bey'e sormak istiyorum: Bu 2 bin megavat santralin, GES santralinin ne kadarlık bir petrol ya da ne kadarlık bir doğal gaz ithalatına denk geldiğini ve bunun ne kadar bir tasarruf sağladığını yani ithalatta ne kadar bir gideri önlediğini birazdan ifade ederse memnun olurum.

Dolayısıyla, yaptığımız her bir megavat enerji üretimi doğal gaz ithalatını önleyen, ham petrol ithalatını önleyen yani enerjiyi kendi kaynaklarımızdan sağlayan bir oluşumu, bir olguyu ortaya koyuyor. Bu da enerji bağımlılığımızı azaltıyor, enerji giderlerimizi düşürüyor, özellikle cari dengemizi sağlam tutuyor ve sonuç itibarıyla sürdürülebilir bir düzende enerji üretimimizi kendi kaynaklarımızdan sağlıyor konuma geliyoruz. Bu da sadece enerji değil, hane halklarını kullandığı enerjinin yanında... Enerjisiz üretim olmaz biliyorsunuz değerli arkadaşlar, enerji olmadan üretim olmazsa o zaman enerji üretimi için yani bir üretim ülkesi olarak devam etmek için de enerji üretmek zorundayız. Bugün diyoruz ki: Türkiye hem tarımda hem sanayide üretim ülkesi olarak devam etmek zorunda. Evet, hizmet gelirlerini de son derece takdirle karşılıyoruz ama üretim ülkesi olarak kalmamız için enerji maliyetlerini aşağı çekmek ve rekabetçi bir ülke konumunu, üretim konumunu sürdürmek durumundayız diyoruz. İşte, bu çaba da aslında enerjinin yerli kaynaklarla üretilmesi çabası da üretim ülkesi olarak devam edebilme, rekabetçi üretim alanlarına ve rekabetçi üretime sahip olabilme çabasının bir ürünüdür.

Gelelim özellikle yenilenebilir enerji konusuna. Evet, yenilebilir enerjide şu anda bir dönüşüm var. Benim özellikle Avrupa Konseyindeki çalışmalarımda da da ifade ettiğim, burada önemli olan şu: Küresel iklim değişikliği bir vakıa. Küresel iklim değişikliğinde konvansiyonel enerji kaynaklarından yenilenebilir enerji kaynaklarına dünya dönüşmeli mi? Evet, dönüşmek zorunda çünkü hem emisyon hacminde hem de sanayi devrimi öncesi 1,5 derecede sıcaklığın tutulması noktasındaki küresel kararların tutturulabilmesi için bu zorunlu. Burada önemli olan şu: Düne kadar yatırımlarını, konvansiyonel tüm enerji kaynaklarını kullanarak küresel dünyanın kaynaklarını bir anlamda -tırnak içerisinde söylüyorum- sömüren gelişmiş ülkeler ile gelişmekte olan ülkeler bu maliyete ortak mı katlanmalı yoksa bu dönüşümün hem teknoloji transferini hem de finansmanını gelişmiş ülkeler gelişmekte olan ülkelere doğru yapmak zorunda mı? Mesele bu aslında. Türkiye'de COP31 de olacak, bu konunun özellikle işlenmesi gerektiğini düşünüyorum. Yani artık yeni dünya düzeninde gelişmiş ülkeler gelişmekte olan ülkelerin bu dönüşümüne katkı vermek zorunda çünkü onlar kirletti, maliyetine biz hep birlikte katlanmak zorunda değiliz. O zaman daha çok onların katlanması gibi bir şey söz konusu.

Dolayısıyla, olaya böyle kapsamlı ve çok boyutlu ve sürdürülebilir açıdan bakarsak, bugünkü yatırımın da bütün bu hedeflere doğrusu karşılık geldiğini ve cevap verdiğini söyleyebiliriz.

Teşekkür ediyorum.