KOMİSYON KONUŞMASI

AYYÜCE TÜRKEŞ TAŞ (Adana) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Öncelikle, ben de şok oldum deminki yorumlara ama neyse, önce kendi yorumumu anlatayım, ona da sözlerimin sonunda değineceğim.

Vergi gerçekten vatandaş ile devlet arasındaki en güçlü bağdır ve vatandaşın devlete olan güveninin de en güçlü göstergesidir ama maalesef Türkiye'de ne bu bağı ne de bu güveni görmemiz mümkün değildir çünkü dünyada belki çok nadir olarak uygulanan, Türkiye'de bir kavram var; "vergiden kaçınma" kavramı, bu da zaten bunun ispatıdır. Bunu da Türkiye'nin vergi sistemi maalesef her geçen gün desteklemektedir. Zaten 2003 ile 2023 arası -diğer milletvekili arkadaşlarım da söyledi- 10 tane vergi barışı yapılmış bu ülkede. Evet, belki kısa sürede bütçeye bir etkisi olmuş ama uzun vadede bakıldığında, maalesef vergi adaletinin, mali disiplinin, güven duygusunun ciddi yara aldığı görülüyor ve Türkiye'de artık yani öyle bir hâle gelmiş ki bu "Nasıl olsa yeniden vergi affı çıkacak." hissi kurumsallaşmış, bu da vergi ahlakını zayıflatmış. Gerçekten düzenlenmesi gereken çok önemli şeyler var yani vergiyle ilgili de gerçekten düzenlenmesi gereken çok şeyler var. En basitinden, vergi dilimlerinin düzenlenmesi gerekiyor ama maalesef hiç buna -çok da kolay bir düzenleme bu- değinilmezken hiç olmaması gereken konular ele alınıyor. Evet, tabii, burada bu dijital şirketler, teknoloji yatırımları vesaire olumlu şeyler ama bunların da olması için Türkiye'de gerekli ortam var mı, o da tartışılır. Bir sürü gerekçe sunuluyor. Bu gerekçelerin en önemlisi de işte, son zamanlardaki İran savaşı ve bölgedeki belirsizlikten bahsediliyor yani buna da gerçekten "Andersen'den masallar" demek istiyorum. Ya, bu bölgede zaten savaş olduğu ve bu bölgenin ateş olduğu -artık hani ne diyeyim ben- sağır sultanın bildiği şey; bu, yüz yıl, beş yüzyıl, bin yıl önceden beri bilinen şey. Kaldı ki İran savaşına gelelim, Haziran 2025'te on iki gün savaşları olmadı mı bu coğrafyada, aynı yerde? O savaşlar bitti mi? Bitmemişti zaten. Bunun geleceği belliydi, ondan önce Suriye, ondan önce Irak. Neler oluyor? Yani devletler -ben anlayamıyorum- bir günlük, beş günlük, bir yıllık, beş yıllık plan yapmaz; devletler yüz yıllık, minimum elli yıllık plan yapar; bunun için de A, B, C, D, E senaryoları vardır, ona göre bir sürü tedbirler alınır. Mesela, en önemli şey, madem bu kadar bölgedeki belirsizlik ve savaş konuşuluyor, neden biz gıda güvenliğiyle ilgili hiçbir şey yapmıyoruz? İşte, mesela, Sayın Gülsoy'un da bölgesi olan Adana Kozan'da geçen gün sel oldu, rezalet yani 90 bin hektar tarım alanı molozlarla bitti, hayvanlar telef oldu; çiftçi zaten perişandı, kredisini ödeyemiyor, kredi alamıyor, su parasını ödeyemiyor; zaten mazot, gübre ayrı... Şimdi ne olacak? Hani bunlarla ilgili, mesela, çiftçinin bu konularıyla ilgili bir teşvik ya da bir önlem alınmazken niye kaynağının bilinmediği paraların bir şekilde Türkiye'ye getirilip bir de yirmi yıl hesabı sorulmayacak? Bu, gerçekten ilginç ve hukuk devletine ve güçlü devlete yakışmayan bir kanun teklifi.

Bunun dışında, altını çizmek istediğim... Bu İstanbul Finans Merkezi de evet, çok güzel, doğru, Türkiye'nin jeopolitik konumuna uygun, tamam ama nasıl bir İstanbul Finans Merkezi hayal ediliyor, ben merak ediyorum. Londra'daki finans merkezi gibi mi, bir New York hisse senedi piyasası gibi bir finans merkezi kurmayı mı hayal ediyoruz acaba? Bunlar sadece oradaki süslü binalarla mı olmuş acaba, bunlara hiç baktık mı? Mesela, hukuk güvenliği, öngörülebilirlik, sermaye serbestîsi, güçlü kurumlar, bağımsız yargı, düşük risk primi, küresel yatırımcı güveni bizim ülkemizde konuşulan şeyler mi? Ve bu kripto varlıklarla ilgili de konuşuldu, onun vergilendirilmesi, onunla ilgili de burada konuştuk, "Bu kripto varlıklar yeni bir enstrüman, dünyanın hiçbir ülkesinde bununla ilgili vergilendirme yok. Bununla ilgili vergilendirmeyi, işte, mesela, Hindistan yapmış, yatırımcının yüzde 95'i kaçmış. Bunların üzerinde iyi hesap yapılması lazım, iyi düşünülmesi lazım." dedik. Yok, burada karşı çıkıldı ama aşağıda vazgeçildi. Mesela, İstanbul Finans Merkezi kripto varlıklar açısından ya da yeşil sermaye finansal ürünleri açısından, evet, finans merkezi olabilir, bununla ilgili kafa yorulabilir ama biz bunlarla ilgili bir şey yapıyor muyuz? Ben hiç öyle bir şey görmüyorum. Ayrıca, Türkiye'nin gerçekten sıcak paraya değil de kalıcı ve hızlı, kısa zamanda ciddi katma değerli para kazanmaya ihtiyacı var. Mesela, dün de bahsettim, paylaşım ekonomisiyle ilgili niye hiçbir düzenleme yapmıyoruz? Aksine, onu da devletin eline verilecek şeyler yapıyoruz. Mesela, biliyor muyuz, evrensel temel gelir konuşuluyor artık, yapay zekânın ilerlemesiyle süper zekâ çıkacak ve ajan ekonomisi oluşacak, bu ajanların ekonomiye sağladığı gelir üzerinden belki bir dijital vergi yapılması lazım; o gelir de işte, bütün vatandaşlara dağıtılacak, buna "evrensel temel gelir" deniyor. Bununla ilgili acaba ne yapıyoruz, kafa yoruyor muyuz bilmiyoruz ama böyle bir düzenlemeye gidiyoruz. Yani burada ne diyor? Bana "Ya, bizim artık her türlü kaynağımız bitti para alacak, deniz bitti, ben yardım çığlığı atıyorum. Bu da benim son şansım." gibi bir şey veriyor.

Bir yandan da devamlı, yasa dışı olan, kanun dışı olan ve düzene, kanuna, yasaya uyan insanları cezalandıran bir sistemin varlığı sürdürülüyor. Yani bu cidden büyük bir problem, bunu bilmiyorum fark ediyor musunuz? İnsanlar başka ülkelerde vergi vermek için yarışırken ve o vergiyi verdikçe vatanına, milletine çok büyük hizmet ettiğine inanırken, bununla gurur duyarken biz maalesef Türk vatandaşında bu duyguları göremiyoruz. Tabii, bakıyoruz, artık, 55 bin kişinin katiline, caniye, narkoterör örgütü liderine "koordinatörlük" diye bir makam sunmaya kalkan bir devletin de böyle yapması tabii ki çok da şaşırtıcı gelmiyor. Hatta benim aklıma öyle şeyler geliyor ki acaba bu narkoterör örgütünün gelirleri mi bu varlık barışıyla bu ülkeye sokulacak? Acaba bu narkoterör örgütünün üyelerinin paraları mı buraya gelecek? Onlar burada başka bir şeyler mi yapacak, başka bir planlar mı yapacak? Bunun da cevabını merak ediyorum. Hangi ülkede, idam cezasına mahkûm edilmiş, müebbet hapse mahkûm edilmiş bir mahkûmla ilgili bir makam verme şeyi konuşulabiliyor, ben bunu anlamıyorum. Biz bile sabıka kaydımız olduğunda milletvekili adayı olabiliyor muyuz? 657 sayılı Kanun müsaade ediyor mu böyle hükümlülerin devlette görev almasına? Bunların böyle haklara sahip olmasına müsaade ediyor mu? Biz hangi devlette yaşıyoruz, ben gerçekten anlayamıyorum ve dehşete düşüyorum. Ondan sonra, babasının mezarına gidenleri açık kimliğiyle tehdit edenler oluyor, müzisyenleri açık kimliğiyle tehdit edenler oluyor ve bunların dedikleri de bu memlekette oluyor. Bu memlekette hukuk nerede, polis nerede, asker nerede? Bu, beni dehşete düşürüyor. Türk milleti, Türk devleti çok büyük bir devlettir; belki iki bin yıllık, üç bin yıllık, beş bin yıllık bir devlettir, bir kültürdür, çok büyük bir hukuk devletidir. Bu devlette hukuka güven hiçbir şekilde zedelenmemelidir. Bununla ilgili, bu vergi barışı da dâhil olmak üzere, devamlı delik açacak her türlü düzenlemenin önüne geçilmelidir. Hepimizin aklımızı başımıza almamız gerekmektedir. Burada demagoji yapmıyorum. Yarın, gerçekten sokağa çıkma durumumuz bile tehlikeye girecek, ben bunu şahsi olarak yaşadım; şahsi olarak kendi babamın mezarına gitmem engellendi, dua etmem engellendi ve bununla ilgili de hiç kimse de -başta Sayın Cumhurbaşkanı olmak üzere- hiçbir tedbir almıyor, elini kolluk bağlayıp oturuyor, bir de beni provokatör diye ilan ediyor. Yani biz edebimizden susuyoruz ama bu türlü üstümüze gelen düzenlemeleri gördükçe de iyice işin açıkçası milletvekili olarak da vatandaş olarak da kendimizi rahatsız ve çok büyük sorumluluk altında hissediyoruz.

O yüzden, lütfen, bunların daha dikkatli, daha anlaşılır, daha kırmızı çizgileri belli, tanımları açık şekilde yapılması gerektiğini... Ve gerçekten bu memlekete gönülden bağlı, bu memleket için çalışan, para kazanan ve vergisini veren insanların önünü açacak, esnafın önünü açacak, çiftçinin önünü açacak, hayvancının önünü açacak, sanayiciyi daha da büyütecek, para kazandıracak, işlerinin önünü açacak böyle düzenlemeleri yapmaya hepimizi davet ediyorum.

Teşekkür ediyorum.