KOMİSYON KONUŞMASI

ADALET KAYA (Diyarbakır) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli Komisyon üyeleri, kıymetli bürokratlar; hoş geldiniz. Sizleri ve tabii, bu görüşmeleri büyük bir dikkatle takip eden, her geçen gün artan enflasyon ve ağır vergi yükü altında ezilen değerli yurttaşlarımızı da saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, teklifin detaylarına geçmeden önce bir hususa dikkat çekmek istiyorum: Sayın Erdoğan 27 Martta Dolmabahçe çalışma ofisinde 10 trilyon dolardan fazla varlık yöneten dünyanın en büyük fon şirketi BlackRock'ın CEO'su Larry Fink'le görüşmüştü. Maliye Bakanının da yer aldığı görüşmede Türkiye'deki yatırım fırsatları, küresel ekonomik gelişmeler de ele alındı. Bu görüşme ABD ve İsrail'in İran'a yönelik saldırıları sürerken Türkiye'den çok yoğun bir sıcak para akışının yaşandığı, Merkez Bankasının rezervlerinin eridiği bir dönemde yapıldığı için kamuoyunun oldukça dikkatini çekti, tabii ki bizlerin de. Bu görüşmenin hemen ardından küresel sermayeye yirmi yıllık vergi muafiyetleri, devasa fon ve harç istisnaları sunan böyle bir yasa teklifinin önümüze gelmesi tesadüf mü, gerçekten merak ediyorum. Bu kanun teklifi halkın çıkarları gözetilerek mi, yoksa Türkiye'nin kapılarını ardına kadar dev fon şirketlerine ve küresel sermayeye açıp ülkenin kaynaklarını dikensiz bir gül bahçesi olarak onlara sunmak için mi hazırlandı?

Değerli Komisyon üyeleri, bugün ekonomiyi getirdiğiniz yani AKP politikalarıyla ekonominin geldiği nokta ortada. Nisan ayı verileriyle birlikte yıllık enflasyon yüzde 32,37'ye ulaştı. Asgari ücretlinin, emeklinin maaşları daha yılın ilk çeyreğinde eridi gitti. Korkunç bir hayat pahalılığı yaşıyoruz. Jeopolitik gelişmelerin, savaşın, elbette ki küresel ekonomik dengelerin etkisini yadsımıyoruz ancak savaş öncesinden gelen sorunları da sadece uluslararası konjonktürle açıklamak mümkün değil yani doğru da değil. Dış ticaret açığının arttığı ve dövize sıkışan kasanın tamtakır olduğu bir dönemde sırf sıcak para akışı sağlamak için her tuşa basılmakta, sermayeye de ne yazık ki sonsuz olanaklar sunulmakta, fırsatlar sunulmakta.

Önümüzdeki bu teklif iktidarın 2008 yılından bu yana tam 8'inci kez çıkardığı varlık barışı düzenlemesi. Kriz dönemlerinin istisnai aracı olması gereken bu aflar maalesef AK PARTİ'nin ekonomi politikasının kalıcı bir yapı taşı hâline, finansman aracı hâline gelmiş durumda. Teklifle 31 Temmuz 2027 tarihine kadar yurt içindeki veya yurt dışındaki para, döviz ve altınların kaynağı sorulmaksızın sıfır ila yüzde 5 arasında değişen cüzi vergilerle sisteme dahli hedefleniyor. Şimdi, biz burada kiminle, hangi parayla barışacağız? Uyuşturucu trafiğinden, bahis ve kumar batağından, mafya ve çete ağlarından elde edilen suç gelirleri dâhil olacak mı bu barışa ya da bu kara paranın girişini nasıl önleyeceksiniz? "Ne getirirsen getir, yeter ki döviz getir." diyorsunuz. Bildirilen bu varlıklar için hiçbir vergi incelemesi yapılmayacağı kanunla güvence altına alınıyor; bu, resmen suç gelirlerinin aklanmasına hukuki bir zırh oluşturmaktadır. Daha dokuz ay önce açılan ve sonra hızla sümen altı edilen Can Holding soruşturmasında ticari faaliyeti dahi olmayan paravan şirketlerin ortaklar hesabı üzerinden varlık barışı kılıfıyla nasıl kara para akladığını hepimiz gördük. Bu denetimsizlik daha önce de başımıza büyük dertler açtı, şimdi döviz bulma telaşıyla önümüze getirdiğiniz bu yeni varlık barışı bizi uluslararası finansal şeffaflık standartlarından yeniden koparmakta, yeniden gri listeye alınma riskiyle karşı karşıya getirmektedir.

Şimdi, yaratılan yeni bir illüzyon daha var: "Körfez'de savaş var, Dubai'den çıkışlar oldu. Oradan kaçan sermayeyi Türkiye'ye getirelim." şeklindeki sığ ve düz bir mantıkla yol alınıyor. Bu teklif de bir bakıma ayakları yere basmayan bu anlayışın ürünü. "Körfez'deki boşluğu doldurup Dubai olacağız." söylemi ekonomik cehaletin ve tehlikeli bir vizyonun işaretidir, eseridir. Birincisi, Dubai, Türkiye gibi bir üretim ve sanayi omurgasına sahip değil. Orası liman, serbest bölge, finans ve lojistik altyapısının birleştiği bir akış merkezi, bir ağ sistemi. Dubai'yi Anadolu'daki organize sanayi mantığıyla okuyup hata yapıyorsunuz. İkincisi ve en önemlisi, sizin öykündüğünüz o Dubai modeli insan haklarının ve onurunun ayaklar altına alındığı tam bir distopya, modern bir kölelik düzeni. O gösterişli gökdelenlerin perde arkasında Asya ülkelerinden, Nepal'den, Hindistan'dan ve Filipinler'den getirilen göçmen işçilerin kanı ve gözyaşı var. Bu işçiler son derece düşük maaşlarla uzun saatler boyunca çalıştırılıyorlar, ağır bir kast sisteminin içinde eziliyorlar. Epstein dosyasıyla birlikte de çokça konuşuldu, tartışıldı. Buralar aynı zamanda insan ticaretinin yapıldığı, Rusya'dan, Ukrayna'dan, Afrika'dan giden kadınların pasaportlarına el konularak seks işçiliğine zorlandığı uluslararası bir suç ağı merkezi yani Batılı oligarklar ve narsist zenginler için bir cennet olan Dubai, yoksullar, emekçiler için tam bir cehennem. Parti olarak zenginleri daha da ihya eden, emekçileri köleliğe ve yoksulluğa mahkûm eden hiçbir ekonomik düzene öykünülmesini doğru bulmuyoruz ve reddediyoruz.

Teklifin geneline baktığımızda vergi adaletsizliğinin nasıl pervasızlaştığını görüyoruz. Son üç yıldır Türkiye'de yerleşik olmayan kişilerin yurt dışındaki gelirlerine tam yirmi yıl boyunca gelir vergisi istisnası getiriyorsunuz. İstanbul Finans Merkezi bünyesinde faaliyet gösteren sermayedarlara ve onlara hizmet eden yüksek maaşlı nitelikli personele devasa damga ve gelir vergisi muafiyetleri tanıyorsunuz, harç muafiyetlerini 2047 yılına kadar uzatarak gelecek nesillerin bütçe hakkını yok ediyorsunuz. Peki, bu ülkenin asıl yükünü çeken, değer üreten emekçinin durumu nedir? Bugün ortalama bir ücretli çalışanın üzerindeki vergi takozu, brüt geliri ile eline geçen net ücret arasındaki fark yüzde 40'a ulaştı. Enflasyon kasten vergi dilimlerine yansıtılmıyor, maaşı kâğıt üzerinde artan çalışanlar gizli artan oranlılık sebebiyle anında üst vergi dilimlerine giriyor, çalışanın maaşı daha cebine girmeden stopajla geri alınıyor. Üstelik bu da yetmezmiş gibi işçi, asgari ücretli elektrik, gıda, ulaşım alırken KDV, ÖTV ödeyerek tekrar tekrar vergi ödüyor. Devletin topladığı verginin yüzde 60'tan fazlası dolaylı vergilerden oluşuyor. Zenginden, milyar dolarlık fonlardan vergi almayıp açlık sınırının 35 bin lirayı geçtiği bir ülkede faturayı yoksula, emekçiye kesen bu sömürü çarkını kabul etmiyoruz. Türkiye sermayeye, vergi istisnaları ile kara paraya af getirerek cazibe merkezi olamaz. Vergi dilimini indirip sermaye akışı beklemek gerçek dışı. Yatırımcı aynı zamanda hukuka, şeffaflığa ve öngörülebilirliğe bakar. Türkiye ise hâlâ AYM ve AİHM kararlarını tanımıyor, hukukun üstünlüğü yerine üstünlerin hukuku uygulanıyor. Böyle bir ortamda yatırımcı size neden güvensin, nasıl güvensin?

Bizler biliyoruz ki Türkiye ancak Kürt sorununun demokratik ve barışçıl çözümünü sağlayarak barış ve demokratik toplum sürecini başarıya ulaştırdığında küresel ve bölgesel bir demokrasi ve refah cazibesi hâline gelebilir. Türkiye'nin varlık barışına değil, toplumsal barışa ihtiyacı var. Vergi adaletsizliğini derinleştiren, emeği ve emekçiyi yok sayarak uluslararası dev fonlara hizmet eden, kara paraya şemsiye olan ve ülkeyi modern bir kölelik merkezine dönüştürmek isteyen bu kanun teklifini sonuna kadar reddediyoruz.

Komisyonu ve bizi izleyen değerli yurttaşları saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ederim dinlediğiniz için.