| Komisyon Adı | : | PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU |
| Konu | : | Osmaniye Milletvekili Seydi Gülsoy ve Burdur Milletvekili Mustafa Oğuz ile 64 Milletvekilinin Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/3669) |
| Dönemi | : | 28 |
| Yasama Yılı | : | 4 |
| Tarih | : | 06 .05.2026 |
ERHAN USTA (Samsun) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Değerli milletvekilleri, Sayın Bakan Yardımcısı, değerli bürokratlar, değerli basın mensupları; öncelikle hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Şimdi, bir kanun teklifi var önümüzde fakat toplumun hem Parlamento olarak bizden, özellikle de tabii iktidar kanadından aslında beklediği bazı şeyler var ama bu kanun teklifinde biz onları göremiyoruz. Şimdi, yıllık enflasyon hedefi ilk dört ayda neredeyse gerçekleşmiş, asgari ücretli dolayısıyla bir güncelleme bekliyor, bir mekanizma bekliyor bununla ilgili, böyle bir şey burada yok. Esnaf çok sıkıntıda, destek bekliyor ama en azından vergi ve sosyal güvenlik borçlarıyla ilgili yapılandırma, kolaylaştırma bekliyor; taksit sayısının artırılmasından bahsetmiyorum, orada faizlerin bir miktar aşağı çekilmesini, cezaların aşağı çekilmesini ve bir rahatlama bekliyor, maalesef o burada yok. Çalışanlar vergi dilimleriyle ilgili o haksız olarak adı konulmamış vergi yükünden kurtulmak istiyor, orada bir rahatlama istiyor, bunlar da maalesef burada yok. Çiftçi mazot desteği istiyor, oradaki KDV'nin düşürülmesini istiyor, o yok. Vergisini zamanında, düzgün ödeyen mükellefler bir takdir istiyor, bir teşvik istiyor -yüzde 5 var, onu biliyoruz ama bunun hiçbir şey ifade etmediğini de hepimiz biliyoruz- bunlar maalesef yok. Ama olan şey nedir, getirilen şey nedir? Aslında, geçmişte de yapılan, Türkiye'yi tamamen sıcak paraya mahkûm etmiş bir zihniyetin ortaya koyduğu bir kanun teklifiyle karşı karşıyayız.
Şimdi, aslında hem kanun teklifinin içeriğine baktığımızda gerekçeyle o kadar çok zıtlıklar taşıyor ki değerli arkadaşlar, az önce Ümit Bey de bir miktar bahsetti bundan. Mesela, "vergiye gönüllü uyum." deniliyor gerekçede fakat yapılan şey tamamen vergiye gönüllü uyumu bozacak bir şey. Yani "Kaçır paranı, ben sana daha sonra imkân vereceğim." demek. Bunun başka bir şeyi yok. Yani bugün kaçıranı da bir sene sonra, iki sene sonra tekrar ödüllendireceğim demektir. Sonra "üretim" deniliyor, Seyfi Bey de "üretim" dedi. Allah aşkına, şurada bana üretimi artıracak bir tane şey söyleyin. "Parayı getir." dediğiniz para şurada üretime giderse, yatırıma dönüşürse diye bir kaydınız var mı? Yok. Para ülkeye gelsin. "Yurt dışında kazandığın kazancından yirmi yıl vergi almayacağım." diyorsun belli şartlarda. Bunun bir üretime sokulmasını söylüyor musunuz? Yok. Burada üretim nerede var? Gerekçede üretim, güzel laflar bunlar da.
"Atıl kaynakların ekonomiye kazandırılması." En büyük atıl kaynak yüzde 31,5'luk atıl istihdamdır arkadaşlar. Bu atıl istihdamın azaltılmasına yönelik bir şey mi getirdiniz? Dolayısıyla, böyle baktığınız zaman gerçekten gerekçe tamamen farklı şeyler söylüyor, kanunun içeriği tamamen farklı şeyler söylüyor. Şimdi, varsa yoksa herkesin ağzında, savaştan sonra bir Dubai meselesi çıktı "Dubai'den kaynak oluk oluk Türkiye'ye akacak." Ne yaparsa? Türkiye vergilerini düşürürse. Allah, Allah! Ya, bununla ilgili bana bir tane ampirik çalışma gösterin arkadaşlar? Dünyada bu paraların aktığı yerlerde, tamam mı, verginin temel faktör olduğuna, temel unsur olduğuna ilişkin bir tane çalışma gösterin bana ya? Yok. Dün söyledik bir vesileyle, Hukukun Üstünlüğü Endeksi'nde 118'inci sırada olan, Yolsuzluk Algı Endeksi'nde yolsuzluğun en fazla olduğu 124'üncü ülke olan, hükûmet yetkilerinin sınırlandırılmasında 143 ülke içerisinde 136'ncı sırada olan, basın özgürlüğünde 180 ülke içerisinde 159'uncu sırada olan, hiçbir mülkiyet güvencesinin olmadığı, istenenin malına istendiği an çöküldüğü bir ortama kara paranın dışında hangi para gelir arkadaşlar, hangi helal para gelir? Yani bu para zamanında Dubai'ye gitti de niye bize gelmedi? Buna bir bakmak lazım, bunun nedeni ne? Yani sorun var da biz çareyi yanlış yerde arıyoruz, böyle bir şey olamaz. Dolayısıyla, bu elbette vergide bir unsurdur, onu inkâr etmiyorum ama bunu sanki temel bir unsurmuş gibi, oradan bütün para kaçacak ve Türkiye'ye gelecekmiş gibi bir varsayımla hareket ediliyor; bu çok yanlış, çok yanlış. Bunlar tamamen mazeret, bunlar tamamen uydurma. Kafaya konulmuş, birileri bu ülkeye para getirecek. Evet, para gelecek. Bu ülkeden kaçırılan; yolsuzlukla, hırsızlıkla milletin hakkının bir kısmını dışarıya götürmüş, onların bir kısmına şimdi Türkiye'de güvence aranıyor; bunun başka izahı filan yok değerli arkadaşlar, kimse kusura bakmasın. Yani, tabii ben burada bürokrasiyi filan suçlamak istemiyorum, hiç kimseyle bir temasım olmadı ama benim bildiğim maliye bürokrasisi, hazine bürokrasi, planlama bürokrasisi bu tür şeylere sıcak bakmaz çünkü bunlar yanlış işler. Bu yanlışlar Türkiye'yi bugüne getirdi. Az önceki endekslerdeki sıralamamızı, küresel ölçekteki sıralamamızı söyledim; bu nedenle geldik.
Mesela bir tane endeks daha söyleyeyim: Küresel Finans Merkezleri Endeksi. Genel Müdürü de burada, buna cevap versin bakalım. Şimdi, biz, 2009 yılında bununla ilgili bir strateji belgesi hazırladık, ben bu işle ilgili 2009'dan 2015 yılına kadar çalıştım. Tamamen teknik koordinasyonunu yürüten kişiydim. İlk sıralamamıza 2009'da girdik, Küresel Finans Merkezleri Endeksi'ne İstanbul 72'nci sırada girdi. Biz anlattık, İstanbul'u değil Türkiye'yi anlattık. İstanbul Ataşehir'deki binaları anlatmadık arkadaşlar, tamam mı? Bunu bir gayrimenkul projesi olarak gören zihniyetin getirdiği sıralamayı söyleyeceğim şimdi. Biz bunları anlattık, biz onlara "Biz bu lokasyona vergi avantajı sağlayacağız, şöyle bir şey yapacağız." demedik "Bu bir Türkiye projesidir." dedik; Türkiye'yi anlattık, Türkiye'yi nereye götüreceğimizi anlattık. Elbette vergi enstrümanlarını da kullanacağımızı söyledik ve Türkiye 72'nci sıradan girdiği sıralamada 2014 yılında 42'nci sıraya kadar yükseldi. Ondan sonra ne oldu? Diğer yılları saymıyorum, şu anda 101'inci sırada arkadaşlar, 101'inci sırada. Bu meseleyi, İstanbul'un finans merkezi olması meselesini Ataşehir'deki gayrimenkul projesi olarak görürseniz, etrafı çitlerle örülmüş bir alana vergi teşvikleri getirmek gibi bir saçmalık yaparsanız geleceği yer burası bunun. Hani diğer, Türkiye'nin genelindeki sorunların dışında buna has sorunları söylüyorum. Zaten mülkiyet güvencesinin olmadığı bir yerde bir yerin finans merkezi filan olması diye bir şey olamaz. Yani yanlış işler yapılıyor, şimdi bu yanlışların bir kısmı... Gerçi bir tane teşvik İFM'nin de dışına çıkarılıyor, en azından o iyi ama yine İstanbul Finans Merkezi'ndeki işte bilmem ne istisnası 2047 yılına kadar uzatılıyor. Böyle şeyler olmaz ya, bunlar yanlış işler. Bu yanlış Türkiye'yi batırdı, İstanbul'u da bir finans merkezi olmadan uzaklaştırdı, aynı yanlışta ısrar ediliyor. Niye? Birilerinin kârı var bu işte arkadaşlar. Türkiye bireysel menfaatler üzerinden yönetilir hâle geldi. Kimin kârı var? Kimi zaman bürokratın, kimi zaman siyasetçinin, kimi zaman bir meslek odası başkanının, bilmem neyin kârı var diye Türkiye'de politikalar yapılıyor, kanunlar yapılıyor, maalesef böyle.
Şimdi bakıyoruz, Mehmet Şimşek, Sayın Şimşek... Kendisine ciddi bir avans da verdik yani irrasyonel politikalardan Türkiye hakikaten kurtarılacak dedik. Neler ortaya koydu? Burada geldi, bütçede geldi bize neler anlattı? Mesela biz "Ya, bakın, bu programın bütün yükünü belli bir kesimin üzerine, sadece garip gurebanın üzerine veya geniş halk kitlelerinin üzerine yığıyorsunuz. Kurumları ve zenginleri çok fazla vergilendirmiyorsunuz." filan dedik kendisine. O da, daha sonra bize savunma olarak bu kurumlar vergisinin artırılmasını söyledi. Şimdi, kurumlar vergisi ne oluyor belli alanlarda? Tamam, ihracatçının -birazdan detaylarda gireceğiz ona- zor durumda olacağını ilk söyleyen kişilerdenim ben şu Parlamentoda, daha hiç kimsenin ihracatçıyla ilgili bir gündemi yokken, sanayiciyle ilgili bir gündemi yokken. Ama bu, bu mu olmalı? Şimdi, bir söylediklerinize bakacaksınız, bir de yaptığınıza bakacaksın; birinci çelişki bu, temel politikalarla ciddi çelişki var.
"Dolaysız vergileri artırıyoruz." deniliyor, şu anda getirilenlerin tamamı dolaysız vergilerin azaltılmasına ilişkin arkadaşlar, hem kurumlar vergisi hem diğerleri. "Bu bağlamda istisnaları azaltıyoruz." dedi Sayın Şimşek. Gelir İdaresi Başkanının 100 sayfalık bir çalışması sızdı, orada da bunlar vardı, çok güzel çalışmalardı. Ben bürokrasiyi takdir ediyorum, tebrik ediyorum. Ama bunları oluşturacak siyasi irade daha Parlamentoya gelmeden yukarıda oluşmuyor. Şimdi getirdiğiniz her şey istisnaları artırmaya yönelik. Ya azaltacağım diye yola çıkıyorsunuz, artırmak gibi bir yola koyulursunuz, bunları anlamak mümkün değil. "Kayıt dışılıkla mücadele edeceğim." denildi, mücadele de ediliyor, kendilerine de destek verdik. İkazlarımız oldu elbette "Bakın, şurada çok fazla üzerine gitmeyin, şöyle yapın, böyle yapın. Mükelleflerin itibarına oynamadan bu işi yapın." filan şeklinde. E, şimdi, kayıt dışılığın en fazla önünü açacak düzenlemeleri de burada getiriyoruz. Dolayısıyla, temel politikalarla çok ciddi bir çelişki var, bu çelişkileri görmemiz lazım.
Şimdi, bu varlık barışı meselesinde belki çok fazla, aslında, hani, derli toplu burada konuşsak, maddelerde az konuşsak iyi olur ama bilmiyorum Sayın Başkan ne kadar müsamaha edecek. Yani gerçekten ben sormak istiyorum: Bu parayı nereden bekliyoruz? Kimin parası gelecek, kim getirecek bu parayı? Yani önce, bir defa, Türkiye'den kaçan paraya engel olalım. Az önce söylediğimiz gibi, buradaki makroekonomik istikrarsızlıklardan dolayı, mülkiyet güvencesinin olmamasından dolayı insanlar paralarını yurt dışına mümkünse çıkarmaya çalışırken buraya kim parasını getirecek, kim buraya helal para getirecek, bunu bir söylesinler. Nereden bu şeyi yapacağız? Yoksa "Buradan çıkan bir kısım paralar yurt dışı daha güvensiz hâle geldi, artık Türkiye'de biz her türlü kontrolü sağladık, en iyisi kontrollü bir şekilde ülkeye getirelim bu parayı." mı denildi? Kendi çıkarlarını mı düşünüyorlar, ülkenin çıkarlarını mı düşünüyorlar, bunları görmemiz lazım. Bu kaynağı belirsiz para meselesiyle Türkiye tekrar gri listeyle baş başa bırakılacaktır. Yani soruşturmayacağım, incelemeyeceğim... Daha öncekilerde de verildi, o zaman da eleştirdik. Ya, Allah aşkına, değerli arkadaşlar, bu ülkede dürüst mükelleflere, ahlaklı mükelleflere de "Sen vergini düzgün veriyorsun, sana hiçbir inceleme yapmayacağım." diye bu güvenceyi verelim ama biz gidiyoruz, bunlara veriyoruz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
OTURUM BAŞKANI ORHAN ERDEM - Buyurun.
ERHAN USTA (Samsun) - Değerli arkadaşlar, bakın, bir zaman Türkiye yine AK PARTİ hükûmetleri döneminde sıcak parayı engellemek için tedbirler alıyordu biliyor musunuz? Yani sıcak para gelmesin, bizim doğrudan yatırıma ihtiyacımız var gibi. Öyle bir Türkiye'den nereye geldik? Şimdi sıcak para için kanun çıkarıyoruz. Sıcak para gelsin, ne olursa olsun gelsin... Ya, Hazreti Mevlâna'yı geçtik ya. "Ne olursa olsun, yine gelsin." denilen bir anlayışla bir ülkeyi yapamayız, bundan bir şey çıkmaz. Bu sıcak para bugün böyle gelir, burada aklanır, yarın en küçük risk gördüğü zaman da çeker gider arkadaşlar. Girdiği zaman da problemdir, çıktığı zaman da problemdir. Kalıcı, sağlıklı finansman... Evet, finansman ihtiyacımız var, kaynak ihtiyacımız var, kabul ediyorum. Maalesef bu kaynak sorununu yirmi beş yılda bu iktidar çözemedi ama sıcak parayı ödüllendirecek bir şey olmaz, bundan bir şey elde etmek mümkün değil. Tarihlere bakılırsa zaten bunun seçime dönük bir şey olduğu da çok net bir şekilde ortada. Bunun yatırıma dönüşmesini sağlayacak tedbirler almamız lazım. Teşvik vereceksek, vergi indirimi gibi birtakım istisnalar yapacaksak yatırıma dönüşmesi kaydıyla yapmamız lazım. Bakın, bunların hiçbiri yok. Geçmişte sermayeye eklenmesi vardı, şu anda o bile yok. Getir, bankaya hazine kâğıdına yatır... Yani bakın, Türkiye o kadar kötü yönetiliyor ki "Hazine kâğıdına yatır parayı, şu kadar tut, hiçbir şekilde sana bir hesap kitap sormayacağım." diyoruz.
Şimdi, mesela, şu 10'uncu madde, bu varlık barışıyla ilgili maddenin (8)'inci fıkrası... Değerli arkadaşlar, biraz detay, belki maddede konuşmak uygun olurdu ama şimdiden biraz da söyleyelim. Yanılıyor da olabilirim ama orada şöyle bir şöyle bir durum var: Bugün şey yapıyoruz biz "Matrahını azalt, bugünden vergi kaçır, daha önünde bir buçuk yıl var yani 2027'nin 7'nci ayına kadar vakit var hatta uzatma olursa 2028'e kadar vakit var. Ondan sonra, kaçırdığın paradan da bir miktar bir bildirim yap -para getir, para göster- kaçırdığın para kadar, işte buna hemen hemen eş bir şey olması durumunda kaçırdığın yanına kalsın." diyoruz. Daha doğrusu şunu söylemeye çalışıyorum: Şimdi, bir vergi incelemesi yapılacak; bugün mükellefiz, bir kurumlar vergisi mükellefi; bu kanun çıktıktan sonra gözünü karartacak, matrahını düşük gösterecek. Yarın bir gün vergi incelemesi için birisi gider, bir müfettiş, denetim elemanı orada fark bulursa -atıyorum, 1 milyar lira matrah farkı buldun- diyecek ki: "Zaten ben de 1 milyar lira bu kapsamda para getirdim buraya." Bunu hemen getirmeyecek. Ne zaman getirecek? Diyelim ki bu sürenin sonuna doğru bildirimde bulunacak, işte iki ay süre içerisinde parayı bir yere yatıracak. Ha, yakalanırsa bu; yakalanmazsa zaten kaçırdığı vergi yanında kalacak. Yakalanırsa da kaçırdığı vergiye herhangi bir şey yok; oradan, matrah farkından vergi alamayacağız çünkü onu söyleyecek bize, kanun bu yetkiyi veriyor. Ha, bu mahkemelerle ilgili geçmişte olan bir şeyden kaynaklanan durumları çözmek için yapılmış olabilir ama lütfen dikkatli olalım. Ya, ben bu söylediğimde yanılıyor da olabilirim ama buna bir bakılsın.
Özetle şunu söylemeye çalışıyorum: Yani genel olarak zaten bu, kayıt dışılığı teşvik edecek bir şeydir çünkü bu yıl çıktıysa iki yıl sonra bir daha çıkacak anlamı taşır ama onun dışında, daha spesifik olarak ve geçmişte olmadığı şekilde burada kayıt dışılığı teşvik edecek, düşük matrah göstermeyi teşvik edecek bir unsuru da madde kendi bünyesinde barındırıyor. Bunu görmemizin ben faydalı olacağını düşünüyorum.
Şimdi, dolayısıyla, Sayın Mehmet Şimşek "İstisna ve muafiyetleri azaltacağım." derken aslında birçok yönüyle değerli arkadaşlar, doğru bir şey söylüyordu. Şunu hepimiz biliyoruz: Ben idaremizi suçlamak için söylemiyorum yani verinin doğru üretilmediği, idarelerin zayıf olduğu, sadece gelir idaresi değil diğer idarelerin de zayıf olduğu bir ülkede istisna ve muafiyetler kaçak için alan açmak demektir. Hatta, buralarda bunları iyi niyetli olarak artırdığımız zaman yani normal şartlarda verilen vergi de o yine idarelerimizin zayıf olmasından kaynaklanan nedenlerle o istisnaya doğru kaydırılır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
OTURUM BAŞKANI ORHAN ERDEM - Lütfen tamamlayalım.
ERHAN USTA (Samsun) - Bitireceğim Başkanım.
Bunların bir kısmını belki denetimlerde görürüz ama önemli bir kısmını göremeyiz. Yani, istisna ve muafiyetler üzerinden daha fazla vergi toplayacağız veya ekonomiyi teşvik edeceğiz derken çok net bir şekilde vergi kayıplarıyla karşılaşabiliriz. Dolayısıyla, mümkün olduğu kadar sistemimizi basitleştirmemiz lazım. İstisna ve muafiyetlerin gerçekten azaltılması lazım. Ne kadar iyi olursa olsun, ne kadar ulvi amaçlara hizmet ederse etsin, bugünkü şartlarda bunu azaltmamız gerekirken akla gelmemiş istisna ve muafiyetleri bu teklifle getiriyorsunuz. Yani bunları kabul etmek mümkün değil. Ha, niye? Tabii, şimdi, Türkiye çok derin bir krizin içerisinde, Türkiye artık borçlanmakta bile zorlanıyor, dünyanın en yüksek faizini veriyoruz, dünyanın en yüksek enflasyonunu yaşıyoruz; önümüzdeki günler bugünlerden daha da kötü olacak, enflasyon hiçbir şekilde denilen yere düşmeyecek, o yüzden "Ne olursa olsun, biraz Türkiye'ye para girişi olsun, şu işi işte tepetaklak etmeden seçime kadar götürelim." anlayışıyla bence bürokrasiye de yaptırılmış... Yani, bürokrasinin çok rıza gösterdiğini zannetmiyorum ama nihayetinde bürokrattır, siyasi irade nasıl tercih ederse ona uymak durumundadır; o ayrı bir konu. Dolayısıyla, siyasetçinin bu şekilde ortaya getirdiği bir kanun teklifi olarak görüyorum. Bu anlamda da Türkiye açısından çok faydalı olacağını düşünmüyorum. Diğer hususları, diğer detayları maddeler gelince görüşürüz.
Ben görüşmelerimizin her şeye rağmen hayırlı olmasını temenni ediyorum.
Teşekkür ederim.