KOMİSYON KONUŞMASI

ADALET KAYA (Diyarbakır) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Merkez Bankası Başkanı Sayın Karahan, kıymetli bürokratlar; hoş geldiniz, sunumlarınız için çok teşekkür ediyorum.

Şimdi, evet, bütün arkadaşlarımız bahsettiler; yapısal sorunlar, yaşadığımız kronik sorunlar değişmediği için biz de hep aynı şeyleri söylemek durumunda kalıyoruz ve konuşmalarımızda ne yazık ki tekrara düşüyoruz. Evet, dün, bildiğiniz gibi, TÜİK nisan ayı tüketici enflasyonunu açıkladı; yüzde 4,18'lik bu oran iktidarın hedeflediğinin çok üzerinde. Üstelik TÜİK gibi yani herkesin verilerini manipülatif bulduğu bir kurum dolayısıyla enflasyon tahminlerinizin mevcut gerçeklikle uyumlu olmadığı bir kez daha ortaya çıktı. Sene başında da bu tahminlerin gerçeklikten uzak kalacağı konusunda tüm muhalefet partileri olarak uyarmıştık sizi. Bu noktada, ben tekrar sormak istiyorum: Mevcut enflasyon tahminlerinizin sahadaki fiyat artışlarıyla uyumsuz olduğu yönündeki eleştirileri hiç değerlendirmiyor musunuz ya da nasıl değerlendiriyorsunuz? Önümüzdeki dönemde bir revizyon planlıyor musunuz, yoksa mevcut çerçevenin yeterli olduğunu mu düşünüyorsunuz? Bunları sormak istiyorum çünkü sahadaki tabloyu hepimiz görüyoruz. Resmî veriler ne söylerse söylesin, yurttaşın yaşadığı ve hissettiği enflasyon çok daha yüksek. Gıda fiyatlarından kiraya, ulaşımdan temel tüketim ürünlerine kadar her alanda ciddi bir artış söz konusu. Bu koşullarda enflasyon beklentilerini yönetmenin bir güven meselesi olduğunu da görmek gerekiyor, bu da söz konusu. Merkez Bankasının öngörüleri ile yurttaşın yaşadığı gerçeklik arasındaki makas açıldıkça da bu güven durumu zedeleniyor yani yurttaşın güven duygusu zedeleniyor, bunu da görmeniz gerekiyor. Daha önce de benzer bir noktaya değinmiştik, enflasyonun nedenleri meselesi yani bu konuya tekrar girmek istiyorum ben. Yine görüyoruz ki -az önceki sunumunuzda da- savaşın etkisi, talepler, beklentiler, hatta zaman zaman yurttaş davranışları öne çıkarılıyor açıklamalarınızda ve Maliye Bakanlığının açıklamalarında ancak gelir dağılımındaki bozulmayı, maliye politikalarının etkisini, kamu harcamalarının niteliğini ve genel ekonomi politikalarının yarattığı sonuçları yeterince tartışmadığınızı düşünüyoruz. Bugün, Türkiye'de geniş kesimler temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanırken bu tabloyu sadece talep kaynaklı ya da bölgesel savaşa endeksli olarak açıklamak gerçekçi değil, bunu da ifade etmek istiyorum.

Bir diğer önemli başlık, uygulanan para politikalarının sürdürülebilirliği... Yüksek faiz politikasıyla kısa vadeli sermaye girişlerini teşvik ettiğiniz bir süreç yaşıyoruz. Bu, kur üzerinde geçici bir istikrar yaratıyor, sağlıyor olabilir ancak bunun maliyeti nedir? Bu sermaye hareketlerinin ani çıkış riski karşısında nasıl bir hazırlığınız var? Geçmişte kur korumalı mevduatta yaşadığınız deneyim ortada, benzer bir kırılganlığı farklı araçlar üzerinden yeniden üretip üretemediğimizi sorgulamak zorundayız. Ayrıca, enflasyonla mücadele adına uygulanan politikaların toplumsal maliyetine de değinmek gerekiyor. Bugün emekçiler, emekliler, dar gelirli yurttaşlar ciddi bir geçim sıkıntısı yaşıyorlar. Sıkı para politikası uygulanırken bu yükün kimlerin omuzlarına bindiği gerçekten apaçık görünüyor. Bu noktada, Merkez Bankasının fiyat istikrarının yanında finansal istikrar ve toplumsal etkiler açısından da daha bütünlüklü bir perspektif geliştirmesi gerekmez mi?

Son olarak şunu sormak istiyorum: Enflasyon tahminlerinizin tutmaması hâlinde bir hesap verebilirlik mekanizmanız var mı? Yani hedefler tutmadığında, bunun nedenlerini kamuoyuna şeffaf bir biçimde açıklayıp politika değişikliğine gitme konusunda nasıl bir yaklaşım benimsiyorsunuz veya geliştiriyorsunuz? Çünkü milyonlarca insanın günlük yaşamını doğrudan etkileyen bir ekonomik gerçeklikten söz ediyoruz. Bu nedenle, daha gerçekçi, daha şeffaf ve toplumsal geniş kesimlerin yaşadığı sorunları merkeze alan bir yaklaşımın gerekli olduğunu düşünüyoruz.

Beni dinlediğiniz için teşekkür ediyorum.