| Komisyon Adı | : | PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU |
| Konu | : | Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Başkanı Fatih Karahan'ın, 1211 sayılı Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Kanunu’nun 42’nci maddesi gereğince Merkez Bankasının faaliyetleri hakkında bilgilendirme sunumu |
| Dönemi | : | 28 |
| Yasama Yılı | : | 4 |
| Tarih | : | 05 .05.2026 |
ÜMİT ÖZLALE (İzmir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, Merkez Bankamızın kıymetli bürokratları, değerli basın emekçileri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Dünyada enflasyonu düşürmek isteyip de düşüremeyen tek bir ülke yok, yeter ki doğru bir istikrar programı izlensin ve ben şu izlenen istikrar programını yani Merkez Bankası ile Hazine ve Maliye Bakanlığının tam ortasında olan bu istikrar programını beş sebepten dolayı eleştireceğim, enflasyon da bu yüzden düşmüyor.
Birincisi, benden öncekiler de bahsetti, çok ciddi yapısal reformlar atılması gerekirken atılmadı, bunlar yapılmadı; işte, gıdada böyle, barınmada böyle, enerjide böyle. Bir tanesini söyleyeyim; ticaret politikası. Bugün ilk üretici ile son tüketici arasındaki fiyat farkının bu kadar yüksek olmasının sebebini ne para politikasıyla açıklayabilirsiniz ne de maliye politikasıyla. Direkt olarak o üretim zincirindeki oligopolistik yapının kırılması lazım, bunu kırmadığınız sürece ne kadar iyi bir para politikası izlerseniz izleyin, burada ne kadar iyi sunumlar yaparsanız yapın vatandaşın karşılaştığı enflasyon yüksek olacaktır, tarımdaki verimlilik problemine hiç değinmiyorum bile.
Verimlilik problemi; dünyada sizin enflasyon ve işsizliği aynı anda düşürmenizin tek yolu verimliliği sağlamakken 2026 bütçesinde verimlilik artırıcı programlara Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı tarafından da Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından da daha az bütçe ayrılıyor. O yüzden de para politikası bir yerden sonra enflasyonu düşürmek için değil, birazdan bahsedeceğim üzere rezervleri tamir etme aracına dönüşüyor.
Bugün, biz, Merkez Bankasının faiz politikasını fiyat istikrarını sağlama sürecinde geçerli bir enstrüman olarak kabul edebilir miyiz? Edemeyiz çünkü diğer taraflara baktığınız zaman yani tarıma, sanayiye, ticaret tarafına baktığınız zaman oradaki yapısal bozulmayı düzeltmediğiniz sürece sizin buradaki faiz politikanız tamamıyla rezervleri tamir etme politikasına dönüşüyor, fiyat istikrarını da o zaman sağlayamıyorsunuz; bu, birincisiydi.
İkincisi, iletişim... Ben tezimi Merkez Bankacılığı üzerine yazdım ve çok temel bulgulardan bir tanesidir bu. Eğer sizler hane halkını, vatandaşı enflasyonun düşeceğine ikna ederseniz, geniş bir kesimi enflasyonun düşeceğine ikna ederseniz enflasyon düşer; herkes enflasyonun düşeceğine inanırsa düşer.
Şimdi, Sayın Şimşek... Ben, Sayın Şimşek'in toplantılarını ilgiyle takip ediyorum. Ben, Sayın Şimşek'in bir günden bir güne bankacılık, finans ve büyük sanayi kuruluşları dışında bir yere sunum yaptığını görmedim oysa sizin enflasyonun düşeceğine ikna etmeniz gereken kesim orada hane halkı yani Piyasa Katılımcıları Anketi ile Hane Halkı Beklenti Anketi arasındaki farkın bu kadar büyük olmasının sebebi enflasyonu hane halkını ikna etmeden düşürebileceğinizi düşünmeniz ama düşmez, hane halkının beklentisi de her zaman yüksekte kalır; bu, ikincisiydi.
Üçüncüsü, riskli, kuru sabitleme üzerinden çok eski ve çok riskli bir istikrar programı izliyorsunuz, o yüzden de bugün bizim döviz açık pozisyonumuz 200 milyar doların üzerinde. Bugün kur biraz yukarı çıkmaya başlasa bütün makroekonomik dengeler altüst olur yani istikrar programının 3'üncü senesinde yüzde 38'den sadece yüzde 32'ye indirebildiğiniz bir enflasyon programı var ama bunun karşılığında da çok riskli hâle gelmiş bir kur tarafı var; döviz açık pozisyonu 230 milyar dolar. Şimdi, orada kurun biraz hareket etmesine izin verseniz hem enflasyon dengeleriniz bozulacak hem de reel sektörün döviz borcu iyice içinden çıkılmaz hâle gelecek.
Dördüncü eleştiri noktam size; dezenflasyon süresi çok uzun, o yüzden de... Mesela, burada Sayın Başkan sunumunda dedi ki: "Eğitimde ve enerjide dezenflasyon var." Var da yüzde 60'tan yüzde 40'a düştü. Burada ekonomiyle arası çok iyi olmayan arkadaşlar için anlatalım, yüzde 60'tan yüzde 40'a düşmesi iyi bir şey değil. Yüzde 61 enflasyon var yani bir malın fiyatı 100 lirayken 160 lira olmuş, onun üzerine bir de yüzde 40 artmış, 224 lira olmuş ve dezenflasyon süreci bu kadar uzun olursa günün sonunda bizim gerçekten ekonomide esas önemsediğimiz olan fiyat seviyesindeki o düşme sağlanmıyor ya da fiyat seviyesindeki o istikrar sağlanmıyor. Dezenflasyon süresinin bu kadar uzun olduğu bir ekonomi programı zarar getirir ve maliyet... İşte, Sayın Erhan Usta da bahsetti, Sayın Kısacık da bahsetti, Sayın Oluç da bahsetti. Bakın, üç seneden beri sanayi üretimi yerinde sayıyor ve sadece tekstilde, hazır giyimde, deride istihdam kaybı 300 binin üzerinde ve bu daha da kötüleşecek.
Şöyle bir örnek vereyim: Türkiye için ihracat odaklı sanayi işletmelerinin bizim göz bebeğimiz olması lazım. Şimdi, bakın, ben burada yabancı şirketlerin buraya üretim faaliyetlerini taşıyan kollarının başındaki insanlarla görüşüyorum, bana şunu söylüyorlar: "Bir, dolar bazında ücretler çok yükseldi." Haklı çünkü doları sabit tutuyorsunuz, o kişilere yani çalışanlara enflasyon düzeyinde ücret artışı veriyorsunuz, daha da yükseğini vermelisiniz çünkü zaten TÜİK'in açıkladığı enflasyonun çok büyük bir geçerliliği yok ama döviz yerinde kaldığı için, kur yerinde kaldığı için, TL cinsinden ücretler de arttığı için döviz cinsinden ücretler artıyor. Bu işletmelerin rekabet gücü hızla eriyor; ücretler yüksek olduğu için değil, izlediğiniz istikrar programı kötü olduğu için. O yüzden de bu beş ana eksende izlediğiniz istikrar programı yanlış bir program. Bir, yapısal reformları hiçbir şekilde içermiyor; ne barınma krizi ne tarım ne sanayi ne ticaret, hiçbir tanesi sizin istikrar programınıza, enflasyonu düşürme programınıza destek vermiyor. İki, iletişimde önemli hatalar yapıyorsunuz. Hiç "Piyasa katılımcıları dışında hane halkını nasıl ikna edelim?" diye düşünmüyorsunuz. Üç, döviz cinsinden bir kırılganlık yaratıyorsunuz, riskli bir programdır bu. Dört, dezenflasyon süresi çok uzun. Beş, çok da maliyetli bir program özellikle reel sektör için.
Günün sonunda da bu enflasyon dünyanın her yerinde olduğu gibi burada da fakirleştiriyor. Enflasyon fakirleştirir, yüksek enflasyon mutlaka fakirleştirir ve bu fakirleşme sadece dar gelirli vatandaşların, emeklilerin, emekçilerin üzerinde bir fakirleşme değil, burada küçük ve orta ölçekli işletmeler yani finansman maliyetlerinin bu kadar yüksek olduğu yerde küçük ve orta ölçekli işletmeler de fakirleşiyor. O bakımdan da bu istikrar programının, üç sene sonunda, gerçekten savunulacak bir tarafı yok ve sizler tabii ki kanunun size verdiği sorumluluk gereği burada bize sunum yapıyorsunuz ama bu sunumu biz aslında Hazine ve Maliye Bakanlığından, esas istikrar programının ana aktörü olan Sayın Şimşek ve ekibinden de bekleriz. Neden bu enflasyon bu kadar yüksek bir toplumsal maliyete rağmen üç senedir düşmüyor ve maalesef de olumsuz bir haber; Hürmüz kriziyle beraber daha da ciddi bir artış olacak. Bakın, biz daha küresel şokun hiçbir tarafını görmedik, haziranın sonunda başlayacak bu iş yani burada siz çok doğal olarak dediniz ki "Enerji maliyetlerinde bir artış var, eşelmobil sisteminin devreye girmesiyle maliyet tarafında bir bozulma var." ama esas bizim reel tarafta göreceğimiz şok haziranla beraber başlayacak. Sayın Başkanım, ben sizden şunu beklerdim: Hâlâ da geç değil, yine toplayın, biz yine geliriz, memnuniyetle sizi dinleriz; Hürmüz krizinin uzun sürmesi sürecinde siz para politikanızı nasıl şekillendireceksiniz? Yani haziranda hepimizin beklediği bir küresel şok var; bunun ekonomiye etkisi kısa, orta ve uzun dönemde çok ciddi olacak, bizim para politikası duruşumuz ne olacak? Sizler dediniz ki "Enflasyon düşene kadar para politikasını sıkılaştırmaya devam ederiz." Bu acaba şu anda doğru bir strateji mi, ne tür bir küresel şok bekliyorsunuz? Bu küresel şoklar karşısında faiz politikanızı ya da Hazine ve Maliye Bakanınız maliye politikasını nasıl değiştirecek? 1974 ve 1979'da 2 tane petrol krizi aynı coğrafyada aynı sebeplerle oldu ve bildiğiniz gibi, bütün dünyada olduğu gibi Türkiye'de de bir stagflasyona yol açtı. Bizler zaten bu krize iyi bir ortamda girmedik. Bundan sonraki süreçte ben gerçekten para politikası, maliye politikası, enerji politikası, bunlarla ilgili sizlerin görüşünü bekliyorum.
Değerli sunumunuz ve bizi dinlediğiniz için de teşekkür ediyorum.
Saygılarımla.