| Komisyon Adı | : | PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU |
| Konu | : | Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Başkanı Fatih Karahan'ın, 1211 sayılı Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Kanunu’nun 42’nci maddesi gereğince Merkez Bankasının faaliyetleri hakkında bilgilendirme sunumu |
| Dönemi | : | 28 |
| Yasama Yılı | : | 4 |
| Tarih | : | 05 .05.2026 |
SADULLAH KISACIK (Adana) - Teşekkür ediyorum Başkanım.
Değerli milletvekilleri, Sayın Merkez Bankası Başkanı ve Değerli Merkez Bankası bürokratları, basınımızın güzide mensupları; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Şimdi, evet, bugünkü sunumu Merkez Bankamız talihsiz bir zamanda yapıyor; gerçekten de yüksek bir enflasyon çıktı ve enflasyon bir türlü düşmüyor ama 2018 yılından bu yana, bu millet hep bir "Enflasyon düşecek." hikâyesi dinliyor; başta iktidardan dinliyor, iktidar yetkililerinden dinliyor, "2019'da düşecek." "2020'de düşecek." "2021'de iyi olacak." "2022'de atlatacağız..." Ya, vatandaş, işveren, KOBİ, hep bir "Ya, bu son viraj, bu yıl sonunda düzlüğe gireceğiz." "Bir sonraki yıl düzlüğe gireceğiz." "Bir sonraki yıl düzlüğe gireceğiz." diye diye diye yavaş yavaş bu ülke sönüyor arkadaşlar; esnaf kepenk kapatıyor, KOBİ kepenk kapatıyor, artık baskılanan kura ihracatçı dayanamıyor, koca koca firmalar artık konkordato sırasına girmiş, işçi çıkarmalar devam ediyor ve biz hâlâ "Enflasyon düşecek." patikasında devam ediyoruz.
Bakın, şimdi ben bakıyorum; yine burada 3 Ekim 2023 tarihinde bir önceki Merkez Bankası Başkanı Sayın Hafize Gaye Erkan "2024 yılını dezenflasyon dönemi olarak tanımlıyoruz. 2024 yılında aylık bazda dağılımlı rakamlar kaydedecek ve 2025 yılında istikrar sağlanacak." demiş. Ondan bir-bir buçuk ay sonra Sayın Şimşek geldi yine, bütçe görüşmelerinde "2024 yılının Mayısı itibarıyla artık kalıcı düşüşü sağlayacağız." dedi çünkü 2024'ün Martında yerel seçimler vardı yani "O zamana kadar sağlayamadık ama hemen mayıstan sonra..." dedi. Yani ne demek? "Seçimlerden sonra, yerel seçimlerden sonra sağlayacağız." dedi. Yine aynısı. Şimdi, belki bunları kolay gibi geliyor anlatmak ama halk da KOBİ de vatandaş da "Tamam, biraz daha dişimizi sıkalım, biraz daha kemerimizi sıkalım, biraz daha sabredelim." diyor bu söylemlerle ama bir türlü enflasyon düşmüyor.
Yine, 4 Haziran 2024 tarihinde Sayın Karahan burada yaptığı sunumda "2024 yıl sonunda yüzde 38'e gerileyeceğini tahmin ediyoruz enflasyonun; 2025 ve 2026 yıl sonunda ise enflasyonun sırayla yüzde 14 ve yüzde 9 olarak gerçekleşmesini öngörüyoruz." demiş. Bakın, yani bu öngörüye göre, iki yıl önceki öngörüye göre şu anda enflasyonun yüzde 9 olması lazım ama maalesef bir türlü bunu sağlayamıyoruz. Belki bunu maaşlı kesim fark etmiyor ama bakın, dediğim gibi, özellikle KOBİ'ler başta olmak üzere sanayici, işçilerimiz her gün... KOBİ'ler, sanayiciler, işverenler bu baskılanan kur yüzünden kendi öz varlıklarını satarak ayakta durmaya çalışıyorlardı yani dediğim gibi, bu umuttan dolayı, "Biraz sonra çıkacağız." "Önümüzdeki yıl çıkacağız." "Altı ay sonra çıkacağız." "İyi olacak, iyileşecek, faizler düşecek..." Ama düşmüyor, düşmüyor, düşmüyor. Peki, şimdi bunun sebebi sadece, işte, zirai don mu, kuraklık mı, savaş mı? Ya, bu coğrafyada ne zaman savaş bitti ki? Ya, bu coğrafyada İran-Irak savaşı da oldu, Körfez Savaşı da oldu, 2008 büyük küresel krizi bile geçirdik ama hiçbir zaman bu kadar uzun süreli bir durgunluk, bu kadar uzun süreli bir dalgalanma yaşamadık. Şimdi, krizlerin temel bir özelliği vardır, nedir? Hemen bir dalgalanma olur, tamam, orada bazıları bedeller öder, tamam ama sonra bir durulma olur, o durulma devam eder; biz hiçbir zaman durulmuyoruz ya, 2018'den beri durulmuyoruz, durulmuyoruz yani bir türlü işler rayına girmiyor.
Mesela, bu enflasyonun en büyük nedenlerinden bir tanesine ne diyoruz, "gıda enflasyonu" diyoruz değil mi? Yani diyoruz ki evet, gıda enflasyonu şu anda en büyük kalemi oluşturuyor. Şimdi, ben bakıyorum, Ekim 2020'den bugüne OECD ülkelerinde kümülatif gıda enflasyonu 43,59, bizde yüzde 886. Yani "Biz kendi kendimize yeten 7-8 ülkeden biriyiz." diye her zaman ilkokul kitaplarında verdiğimiz derse baktığınız zaman dünyada yüzde 43'ken bizdeki gıda enflasyonu yüzde 886. Şimdi, bir önceki sunumda yaptığım konuşmamda da ben söylemiştim, biz enflasyonla mücadeleyi sadece faiz-kur politikasındaki bir matematiksel denkleme teslim edemeyiz. Ya, bu ülkede yıllardır ekonomiyi ve aynı zamanda enflasyonu olumsuz etkileyen yapısal reformlar bir türlü devreye girmiyor ki. Mesela, şimdi, yine sunumunuzda sebze ve meyve fiyatlarının yüksekliğinden bahsettiniz. Ya, yıllardır bir hal yasası geçecek bu ülkede, yıllardır konuşuluyor, tüm üreticiler bekliyor, hal piyasası bekliyor; ne zaman hale ziyarete gitsek "Ya, bu hal yasası ne zaman çıkacak?" diyorlar, hâlâ yok.
Bakın, yine aynı şekilde et fiyatlarına baktığımız zaman 2023 başından bu yana bu ülkede et fiyatları yüzde 403 arttı; Tüketici Fiyat Endeksi yani TÜFE yüzde 257 ama et yüzde 403 arttı. Ya, bunun için öyle uzman olmaya gerek yok, köye gittiğimiz zaman bunu zaten köydeki çiftçi söylüyordu. "Bakın, yem fiyatları artıyor, yemde dışarı bağımlıyız. Biz bu hayvanları besleyemiyoruz, kesime gönderiyoruz. Bu böyle giderse burada yerli hayvan varlığımız azalacak; buna bir önlem alınması lazım, bizleri rahatlatmanız lazım, acil girdi finansmanı sağlamamız lazım." diye köylü diyordu, bas bas bağırıyordu ama hiçbir önlem alınmadığı için, zamanında yapısal reformlar gerçekleşmediği için, maalesef, yine bakıyoruz, şu anda yüzde 403 artmış durumda.
Şimdi, evet, İran-İsrail-Amerika savaşı etkiledi ama sanki biz savaşa giren ülkelerden daha beter hâldeyiz şu anda. Bakıyoruz, onlar bile "Ekonomiye bu kadar önlem alalım." demiyorlar. Ukrayna dört yıldır savaşta, yıllık enflasyonu yüzde 8, bizim sadece ocak-şubat enflasyonumuz yüzde 8 ya... Düşünün yani savaşan bir ülkenin yıllık enflasyonu yüzde 8, bizde şu anda yüzde 32,7. Yani bunu sadece savaşla, zirai donla, kuraklıkla, şununla, bununla değil... Ya, şunu kabul edelim: Ya, biz bu işi beceremiyoruz, beceremiyoruz. 2018'den beri biz bu işi beceremiyoruz; bunun bedelini esnaf ödüyor, memur ödüyor, emekli ödüyor. Şu anda, asgari ücretlimiz, emeklimiz açlık sınırının altında maaş alıyor; bakın, yine toplumsal bir tepki yok. Niye yok? Ya, diyor ki: "İşte, bir sene sonra düzelecek." Çünkü hep öyle ümit verilmiş. "2019'da düzelecek." "2020'de düzelecek." "Sık dişini, 2022'de düzelecek." Ya, 2026'ya gelmişiz ya, Allah rızası için şu milleti bir düşünün; millet artık bitti, perişan oldu. Artık, ekonomik durgunluktan da vazgeçtim, bu, ahlaki yozlaşmaya çevrildi. Yani geçimi toplayın, bir memurun geçimini toplayın, artık matematiksel olarak işin içinden çıkamayız, çıkamayız. Şimdi, bakın, savaşta değiliz, hani biz savaşın bir paydaşı değiliz. Savaşın başlangıcından itibaren Merkez Bankası kırk günde toplam 49 milyar dolar altın ve döviz sattı, 49 milyar dolar. Bakın, ne kadar kırılgan bir ekonomimiz var. Ya, biz savaşın paydaşı değiliz ya. Yani niye kırılgan ekonomimiz var? Çünkü her zaman söylüyoruz, ben bir önceki sunumunuzda demiştim ki Merkez Bankası yalnız bırakılıyor Hükûmet tarafından, iktidar tarafından. Evet, çünkü siz adaleti, hukuku, hukuk devletini, finansal piyasalara olan güveni tesis etmezseniz adam en ufak bir şeyde, yanınızda savaş çıktığı zaman parasını alır gider. İşte, uluslararası fonların yöneticileri geliyor, burada iktidar yetkilileriyle görüşüyorlar. Ne görüşüyorlar, ne oluyor, onu da bilmiyoruz. Bu 49 milyar satıldı.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
SADULLAH KISACIK (Adana) - Tamamlıyorum Başkanım.
Bu 49 milyar doları kim aldı, kimler aldı? Biraz önce Sayın Usta'nın da dediği gibi, şeffaflık da bekliyoruz bu anlamda. Yani Merkez Bankası şeffaflığını artırmalı, bunları sağlamalı.
Şimdi baktığımız zaman, bu enflasyonist ortamda tüm Türkiye olarak kaybediyoruz; memur, işçi, emekli kaybediyor çünkü yıllardır enflasyon oranının altında zam alıyor. Bir de beklenen enflasyona göre bu asgari ücret filan yani insanlara "Bak, enflasyon düşecek, şimdiki enflasyona göre değil beklenen enflasyona göre size zam veriyorum." dedi iktidar. Ne oldu? Düşmedi, düşmedi işte. Şimdi her ay daha da eziliyor şu anda bizim emekli, memur, işçi kesimimiz. Şimdi, ya, bu ülkede -yıllardır hani "rant" diye, "rantiyeci" diye söylediğimiz- rantiyeciler bile şu anda kaybediyor. Yani parasını şu anda hiçbir şey yapmayıp mevduata yatıran kesim bile herhâlde net olarak yüzde 2,5-3 civarında maksimum bir faiz geliri elde ediyor, o bile enflasyonun altında kalıyor. Bakın, şu anda parasını mevduatta tutan da kaybediyor, dövizde tutan yatırımcı da kaybediyor, borsadaki yatırımcı da kaybediyor, memur, işçi, esnaf kaybediyor, herkes kaybediyor. Kazanan bir kesim var. Kim bu? "Carry trade" yapan uluslararası tefeciler. Onlar rahat çünkü biz onlara söz vermişiz, "Merak etmeyin, dalgalanma olsa bile biz 49 milyar doları satarız, senin kur istikrarını sağlarız, sen buradan paranı kolayca çıkarırsın." demişiz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
SADULLAH KISACIK (Adana) - Son... Başkanım, bitiriyorum.
OTURUM BAŞKANI ORHAN ERDEM - Buyurun.
SADULLAH KISACIK (Adana) - Bakın, bizim daha kur politikamız belli değil ya. Yani adı dalgalı kur mu, dalgalı kur rejimi mi, sabit kur rejimi mi; o bile belli olmayan yani bir kur rejimimiz yok ilan ettiğimiz karşıya güven verecek şekilde. Yani bir şey olduğu zaman, dalgalanma olduğu zaman biz arka kapıdan dolar satarak bunu sabitliyoruz. E, şimdi, biz bu şeffaflığı, bu güveni sağlamadığımız zaman ne oluyor? İşte, en ufak bir oynaklıkta sanki savaşa girmişiz gibi ekonomimiz bu oynaklıktan maalesef etkileniyor.
Burada iki durum var; iktidar şu adalet, hukuk ve ekonomiye olan güveni bir an önce tesis etmeli. Bakın, bunu bir an önce tesis etmeli, buraya gelen yatırımcılar bunu bilmeli, Merkez Bankası da özüne dönmeli, artık şeffaflığı tesis etmeli diyorum.
Teşekkür ediyorum Başkanım.