| Komisyon Adı | : | PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU |
| Konu | : | Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Başkanı Fatih Karahan'ın, 1211 sayılı Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Kanunu’nun 42’nci maddesi gereğince Merkez Bankasının faaliyetleri hakkında bilgilendirme sunumu |
| Dönemi | : | 28 |
| Yasama Yılı | : | 4 |
| Tarih | : | 05 .05.2026 |
ERHAN USTA (Samsun) - Teşekkür ederim.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, Merkez Bankasının Sayın Başkanı ve değerli bürokratlar, değerli basın mensupları; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Şimdi, ilk önce sunumunuzla ilgili olarak Sayın Başkan, geçmişte de böyleydi zaten de ama ben bunun çok temel bir problem olduğunu düşünüyorum. Sunumunuzda tabii, olanı biteni anlatmaya çalışıyorsunuz fakat hiç politika önerilerinde bulunmuyorsunuz. Yani kendi yapacağınız işle ilgili elbette politika önerisinde bulunmanızı istemem zaten, o politikayı kendiniz üretiyorsunuz ama sizin dışınızda bir kısım alanlar var Türkiye'de.
Şunu herhâlde anlamış olmamız lazım arkadaşlar: Evet, Merkez Bankasının temel görevi fiyat istikrarını sağlamak ve korumak, işte enflasyon varsa aşağı çekmek, işte bunun yanı sıra zaman zaman finansal istikrar filan... Ama yani Türkiye'de enflasyonun yalnızca Merkez Bankası tarafından düşürülemeyeceği konusunun biliniyor olması lazım artık. Yani bu bütün dünyada böyle olduğu gibi, Türkiye'de çok daha fazla böyle. Birazdan vaktimiz oldukça konuşacağız, bir sürü faktör var. Ama öyle bir algı yaratıyorsunuz ki sunumlarınızda Sayın Başkan -sizden önceki Başkanlar da böyleydi, bu temel bir problem; bu, Merkez Bankasının tabii, bağımsız olmamasından kaynaklanan bir problem Türkiye'de, maalesef, bağımsız çalışamamasından kaynaklanan bir problem- sanki sadece bu işi yapacak olan kurum Merkez Bankasıymış gibi. Şimdi, sunumunuzda yine o var; hâlbuki kendi dışınızda alanlar var, maliye politikası var. Yani en azından bize şu çerçeveyi sunmanız lazım: Burası Plan ve Bütçe Komisyonu; burası ödeneklere karar veriyor, gelire karar veriyor; yani ne kadar harcayacağız, ne kadar gelir yapacağız; bu Komisyona bilgi sunmaktan kasıt esasında bu. Şunu demeniz lazım bize: "Ey Plan ve Bütçe Komisyonu, ey Parlamento; bakın, benim bu enflasyonu hedeflediğim seviyeye düşürebilmem için maliye politikası çerçevesinde şöyle olması lazım." demeniz lazım. Biz bunları sizden duyamıyoruz hiçbir zaman. Olmaz. Mesela, ben bu soruyu Cumhurbaşkanı Yardımcısına da sordum, Sayın Mehmet Şimşek'e de sordum. Siz geleli iki yıl oldu yaklaşık değil mi, iki yılı geçti göreve geleli ama bu program başlayalı da ne kadar oldu? Üç yıl oldu, 35'inci ayındayız. Şimdi, onunla ilgili bir grafiğimiz var, onu da göstereceğiz. O grafiği de açalım arkadaşlar. Benim fazla grafiğim yok, sadece 2 tane grafiğim var.
Şimdi 35'inci ayındayız programın. Bize bir tane, Allah rızası için örnek verin, "Yapısal reform mahiyetinde bu programı destekleyecek şu iş yapılmıştır." deyin, bize 1 tane örnek verin. Bunu soru olarak da kabul edin lütfen. 1 tane örnek istiyorum. Ha, 1 tane yapısal reform yapmak Türkiye'de hiçbir sorunu çözmez ama bakın, 1 tane dahi bana örnek veremeyeceksiniz. O zaman şunu söylemeniz gerekiyor: "Benim bu programımın, enflasyonla mücadele programımın başarılı olabilmesi için kamu maliyesi tarafının şöyle olması lazım." Özellikle devlet harcamaları ayağına ilişkin çok sıkılaştırma ihtiyacı var. Burada bir sıkılaştırma yok; devletin, hani o, saltanatı, şatafatı dediğimiz harcamalarda. Emekli maaşlarının kesilmesini, efendim, memur maaşlarının kesilmesini demiyorum. Oraya da geleceğiz yani orada yaptığınız politikalar tamamen yanlış.
Türkiye'yi okuyamıyorsunuz, kusura bakmayın, gerçekten okuyamıyorsunuz. Bak, ben de yıllardır bu işlerin içerisinde oldum; evet, normal bir zamanda olsa dememiz gereken şey: "Income policies" sıkı olsun, bilmem ne ama ya, bu millet yani şu anda emeklilerin yüzde 80'i açlık sınırının altında, çalışanların yüzde 50'si açlık sınırının altında gelir alırken hâlâ "Ücret politikası sıkı olsun." demenin kime ne faydası var, ben bilmiyorum bu kadar sıkışmışlık içerisinde. Hani böyle bir "V" krizi yaşıyor olsak problem değil, uzun süredir Türkiye krizde, alım gücü ciddi bir şekilde düşüyor ama bunu kimi zaman açık, kimi zaman zımni bir şekilde söylediğiniz tek yer burası ve orası yanlış bir yer; kusura bakmayın, bana göre yanlış. Bunu iyi analiz ettirmeniz lazım. Buradan değil, devlet harcamalarını kısın kardeşim, cari giderlerini kısın. 1 trilyon liranın üzerinde devletin cari gideri var. Yani "Şu saltanatı, şatafatı bir bıraksın devlet." demeniz lazım. Bunu uygun bir şekilde, benim gibi söylemezsiniz, kendi üslubunuzla söylersiniz ama buna ilişkin sizden bir tane öneri göremiyoruz, bir tane yapısal reform öneriniz yok, sunumunuzda da yok, açıklamalarınızda da yok; enflasyon raporu sunuyorsunuz, onlarda da yok; olmaz.
Dolayısıyla, sizin kabahatiniz şu: Bakın, ben gerçekten bugünkü Merkez Bankası yönetimi, hatta Hazine ve Maliye Bakanlığı... Çünkü daha kötülerini gördüğümüz için çok yıpratmak, bütün sorumluluğu da sizin üzerinize bırakmak filan istemiyorum ama şu algıyı siz de yaratıyorsunuz; hem bizim de muhalefetin biraz desteğini alarak şu algıyı yaratıyorsunuz: "Bu sadece benim işim, ben bu işi yaparım." Ya, bu işin içerisinde STK'lerin olması lazım, meslek odalarının olması lazım. Yani enflasyon dinamiklerine lütfen bir bakın, Ticaret Bakanlığı olması lazım, Rekabet Kurumunun olması lazım. Bunlar olmadıktan sonra faizle enflasyon düşürülemeyeceğini acı acı gördük biz. Bu düşen de -enflasyon- sizin şey yaptığınız nedenlerle yani aldığınız kararlarla filan düşmüş değil.
Bakın, şimdi Türkiye'nin uyguladığı iki tane programın mukayesesini yapıyorum orada. Bir tanesi, mavi olan Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı; 1'inci aydan başlıyor, 35'inci ayda. Şu anda programın da 35'inci ayında olduğumuz için 35'inci aya kadar getirdik. Bu programı -IMF destekli bir programdı elbette- Türkiye yaptı, Türkiye uyguladı. Zannediyorum 20'inci ayından sonra da AK PARTİ hükûmetleri uyguladı bu programı. Yani ondan öncesinde, işte 57'nci Hükûmet, Ecevit Hükûmeti uyguladı, bakın, 48'den aldı enflasyonu, 35'inci ayın sonunda kaça düşürmüş? 14,3'e düşürmüş. Yaklaşık -kaç puanlık- 34 puanlık bir düşüş var enflasyonda otuz beş ay içerisinde. Şimdiki program kaç? 38,2'den almış, geldiğimiz nokta 32,4. "Efendim, işte, kuraklık oldu." "Efendim, İran savaşı çıktı." "Efendim, Rusya-Ukrayna savaşı çıktı." Bunların hepsi mazeret, kusura bakmayın. Bakın, ben bunları önemsizleştirmiyorum. Uzun bir süre bize "Rusya-Ukrayna savaşı" "Rusya-Ukrayna savaşı" dedi. Yahu, savaşan ülkelerin enflasyonu, Ukrayna enflasyonu kaç en son? 7,9; hâlâ savaşta, değil mi? 2014 olarak da alabilirsiniz bunu, 2022 olarak da alabilirsiniz. Ukrayna enflasyonu yüzde 7,9; yıllık enflasyon, Rusya 5,9. Uzun süre bize bunu söylediniz: "Enflasyon düşmüyor çünkü Rusya-Ukrayna savaşı var." Yani bu aslında bir itiraf. Gerçekten söylüyorsanız bunu, savaşan ülkelerden daha fazla, onların savaşı nedeniyle biz etkileniyorsak, bizim bünyemizin ne kadar kötü olduğu anlamına gelir, bundan başka bir anlama gelmez. Savaşan ülkelere bir şey olmuyor yani ne derler: "Atlar tepişiyor, eşekler ölüyor." gibi -çok affedersiniz- bir noktaya gideriz. Bu olmaz, ben Türkiye Cumhuriyeti'nin bir ferdi olarak bunu kabul etmiyorum. Yani dolayısıyla, sürekli "Efendim, kuraklık var..." Ya, bu kuraklık sadece bizim ülkemizde mi oluyor? O zaman kuraklık filan varsa Merkez Bankasını da kaldıralım, Hazine ve Maliye Bakanlığını da kaldıralım; sadece gıda enflasyonundan kaynaklanıyorsa Türkiye'nin enflasyon hikâyesi, Tarım Bakanlığı enflasyonla mücadeleyi yapsın. Size ne gerek var o zaman? Bu soruyu size sorarlar Sayın Başkan; olmaz. Dolayısıyla, mazeret üretmenin ötesinde bir şey yapmamız lazım. Ha, sizin kabahatiniz ne? Sizin kabahatiniz şu: Şu algıyı yaratmayın lütfen, "Bu, Merkez Bankasının yalnız başına yapacağı bir iş değildir, toplumun buna güvenmesi lazım." demeniz lazım. Ee, güvenmiyor toplum, hane halkının önümüzdeki on iki aylık enflasyon beklentisi kaç? 51,6; reel sektörün 33,7 yani şimdi, toplum güvenmiyor, toplumun güvenmemesi sebepsiz mi, toplumu mu suçlayacağız? Yani biz haklıyız, siz haklısınız, Merkez Bankası çok doğru iş yapıyor, Sayın Erdoğan ve ekibi çok doğru iş yapıyor; vatandaş mı anlamıyor bunu acaba? Böyle bir şey olamaz.
Dolayısıyla, bakın, bu basit bir grafik fakat çok önemli bir grafiktir, buna bakmanız lazım. Yani enflasyon falan Türkiye'de maalesef düşmüyor çünkü bu programın, bir, yapısal reform ayağı yok; iki, bu programın kamu harcamalarını kısma ayağı yok. Bu ayakların olmadığı, sadece adaletsiz de olsa vergi artışıyla ve sadece faiz artışıyla veya işte, makroihtiyatilerle ve para politikasıyla bir programdan sonuç alınamayacağını vatandaşa söylemeniz lazım. Bak, bu acı gerçeği göreceğiz, bir süre sonra sizi günah keçisi yapacaklar, sizler gideceksiniz ama Türkiye'de bu enflasyon düşmeyecek, maalesef düşmeyecek. O yüzden, şu algıyı oluşturmayın, koltuğunuz pahasına da olsa bunun yalnız başına Merkez Bankasının işi olmadığını, toplumun bütün kurumlarının, daha doğrusu, devletin bütün kurumlarının bu işin içerisinde olması gerektiğini, Türkiye'de mülkiyet güvencesinden başlayarak birtakım işlerin yapılması gerektiğini söyleyeceksiniz.
Bakın, Türkiye, Yolsuzluk Algı Endeksi'nde 180 ülkede 124'üncü sırada, Hukukun Üstünlüğü Endeksi'nde 143 ülkede 118'inci sırada; en kötülerdeyiz. Hükûmet Yetkilerinin Sınırlandırılması ve Denetlenebilir Olması Endeksi'nde 143 ülke arasında 136'ncı ülkeyiz. Basın Özgürlüğü Endeksi'nde 180 ülke içerisinde 159'uncuyuz, en kötü performans gösteren ülkeyken bu işin olmayacağını bilmemiz lazım. Dolayısıyla, yolsuzlukla ilgili herhangi bir yapısal reform oldu mu? İş ortamıyla ilgili, denetim sistemiyle ilgili, kamu ihale sistemiyle ilgili, KİT yönetimiyle ilgili, kamu yönetimiyle ilgili hiçbir şey yapılmadı; bu ayak yok ve bunun eksik olduğunu yani şöyle kısık cümleyle bile olsa siz söylemiyorsunuz. Dolayısıyla, bu yönüyle ben sizin kabahatli olduğunuzu düşünüyorum. Bunu söylemek sizin göreviniz.
Şimdi, bakın, bu grafikte bir timsah var yani siz koymuyordunuz bunu, nihayetinde siz de başladınız koymaya, şu atıl iş gücü oranı meselesi Türkiye'nin artık biraz biraz gündemine geldi. Bu, şimdi bizim uydurduğumuz bir rakam değil, Türkiye İstatistik Kurumunun rakamı mı? Bir tanesi atıl iş gücü, bir tanesi de normal işsizlik, manşet işsizlik grafiği; görüyor musunuz?
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN MEHMET MUŞ - Buyurun.
ERHAN USTA (Samsun) - Teşekkür ederim Başkanım.
Şimdi, Hükûmet 8,1'e düştüğünü söylüyor, "İşsizlik 0,3 puan düştü." diyor; ya, bu utanılacak bir şey. Bakın, işsizliğin düşmesi utanılacak bir şey olur mu? Evet, bu hâldeki bir işsizlik düşmesi utanılacak bir şey. Artık milletin hiçbir umudu kalmamış ki iş bile aramıyor, TÜİK "İşsizlik düştü." diyor ama şu rakama bakmamız lazım. Benim size net sorum şu: Siz politikalarınızı bu iki grafikten hangisine göre belirliyorsunuz? Yani manşet işsizlik grafiğine mi bakıyorsunuz, yoksa atıl iş gücü oranına mı bakıyorsunuz? Çünkü ikisi farklı çalışıyor, timsah ağzını açmış yani 31,5 atıl iş gücü oranı; arkadaşlar, Avrupa Birliği ülkelerinde bu, 11 ve Avrupa Birliği ülkelerinde atıl iş gücü ile diğer işsizlik oranı arasında 5 puan fark var. Bizde kaç puan fark var? 23 puan fark var. Dolayısıyla, şunu söylemeye çalışıyorum: Şu manşet işsizlik oranına bakarak Türkiye'de politika üretilirse yanlış olur ama Hükûmet yetkililerinden duyduğumuz tek rakam bu. "İşsizlik düştü." deniliyor. Siz de umarım öyle yapmıyorsunuzdur politikalarınızı, diğerini de dikkate alarak yapıyorsunuzdur diye değerlendiriyorum ve soru olarak da bunu size soruyorum.
Şimdi, kur korumalı mevduat, -bunda biraz parça parça gideceğim- bunun maliyetinin çok yüksek olduğunu biliyoruz, değil mi? Sayfalarca bilanço, kâr zarar, bunları bize açıkladınız, Genel Kurula verdiğiniz dokümanların ben buraya özetini aldım, özeti bile 50-60 sayfa yani her tarafını almadım ama bununla ilgili olarak kur korumalı mevduat Türkiye'nin gündemi. Yani burada bunun bizim ekonomimize mali etkisi... Yani Merkez Bankası, artı, hazine; hadi, hazineyi de söylemiyorsunuz, sizin bilançonuza mali etkisinin ne olduğunu bize şeffaf bir şekilde söylemeniz lazım; söylemiyorsunuz. "Efendim, bu nerede? Kâr zararda, giderlerde, faiz giderlerinde, kur farklarında gözüküyor." Ama ne kadarı gözüküyor? Şimdi ben ne alacağım? Yani şu son üç yıldaki zararın tamamını, kur korumalı mevduatın Merkez Bankası bilançosuna mali etkisi ve ekonomiye mali etkisi -yani diğer etkilerini saymıyorum, onlar çok daha farklı çalışma- onu mu alacağız? Yaklaşık üç yılın mali etkisini söylüyorum Merkez Bankası bilançosuna. Daha doğrusu, son üç yılda Merkez Bankası, normal şartlarda... İşte 3-5 milyar dolar kârla yılı kapatan, örneğin, 2021'de 6 milyar dolar, 2022'de 4 milyar dolar kâr eden Merkez Bankası, 2022'de 34,8 milyar dolar, 2024'te 21,3 milyar dolar, 2025'te 26,9 milyar dolar zarar etmiş. Biz şunu net olarak biliyoruz ama ne olduğunu bilmiyoruz, içerisinde ne kadar olduğunu bilmiyoruz. Bu zararlar kur korumalı mevduattan kaynaklandı ama lütfen bunu bize... Bakın, bunu topluma vermenizin bir zararı yok yani bunu belirsiz bıraktığınız zaman... Hani piyasa en kötüyü fiyatlar ya belirsizlik durumunda, biz de en kötüsünü alırız. Hâlbuki belki bu kadar değil, başka etkileri var, ne bileyim ben; altın etkisi var, şu etkisi var, bu etkisi var ama onların hiçbirini bilmiyoruz. Dolayısıyla bu kadar, yüzlerce sayfa doküman üretiyorsunuz, bize bir sayfa da kur korumalı mevduatın Merkez Bankası bilançosuna mali etkisinin ne olduğunu söylemiyorsunuz. Şimdi, bu niye önemli? Bu, şeffaflık adına önemli. Siz şeffaf olmak durumundasınız. "Şeffaf değilsiniz." dediğimizde, efendim, "Günlük vaziyet çıkaran dünyadaki tek Merkez Bankası biziz." diyorsunuz. Ya, çıkarmayın, onu istemiyoruz, dünyadaki tek Merkez Bankası... Yani inanın, o her gün çıkarılması gereken bir şey falan değil. İşte, şeffaf olunması gereken yer burası, burada şeffaf olun lütfen Sayın Başkan.
Şimdi, öyle bir şey oldu ki program... Tabii, biz, bakın, sizin o yüzde 50'ye faiz artırmanızı normal şartlarda muhalefet olarak eleştirebilirdik "Faizleri artıyorsunuz, şöyle..." değil, biz onu destekledik bir anlamda. Niye destekledik? Çünkü gerçekten Sayın Şimşek'in ifadesiyle irrasyonel politikalar uygulanmıştı, bir faiz artışı kaçınılmazdı, efendim, faizler artırıldı. Ama şimdi, az önce dediğimiz gibi, program, program olmadığı için, yapısal ayağı ve kamu harcama ayağı eksik olduğu için otuz beş aydır çok yüksek bir faize bu ülke maruz kalıyor Sayın Başkan. Şimdi, dolayısıyla, talebi kısmak için gerçekten gereken bu para politikası çerçevesi, daha doğrusu faiz artışı, artık -artık değil, uzun bir süredir, bir süredir veya- arzı kısan bir hâle dönüştü, üretimi köstekleyen bir hâle dönüştü; lütfen bunu görün artık. Türkiye üretmiyor. İşte, sizin kapasite kullanım oranında, sanayi üretim verilerinde bu var. Yani şimdi, talebi kısalım derken arzı kısar bir hâle geldik. Arzın kısıldığı bir ortamda enflasyonu nasıl düşüreceksiniz? Artı, ne var; tabii, burada kredi genişlemesine sınır konulması, yüksek... Faiz bir maliyet, ekonomide bir maliyet. Bunu şok artıracaktık, ondan sonra diğer alanlarda hemen bunu destekleyecek önlemler alacaktınız, güveni sağlayacaktınız, şakır şakır şakır faizi aşağı çekmemiz lazımdı.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
ERHAN USTA (Samsun) - Başkanım, bitireceğim.
BAŞKAN MEHMET MUŞ - Buyurun.
ERHAN USTA (Samsun) - Tamam, dışsal faktörler var. İşte, İmamoğlu meselesi oldu; şimdi, savaş oldu. Elbette bunlar etkiliyor. Ha, İmamoğlu meselesi tabii şey değil yani yapmasaydı Hükûmet canım; zaten problem bu. Az önceki endeksler, bu ülkede yolsuzluk olması, bu ülkede hukukun üstünlüğünün olmaması, bu ülkede devletin kamu yönetimi yani iktidarın gücünün sınırlandırılmaması, bunlar ülkenin yapısal sorunları. Bunlar aşılmadığı sürece zaten bu programdan sonuç almak mümkün değil. O hâle geldi ki, gelecek ki, bakın, herkesi fakirleştiren bir program oldu bu program. Bu programı, bu anlamda, emin olun... Bakın, bu programı bir muhalefet milletvekili olarak destekleyen insanlardan birisiydim ama bir süredir sanayinin içinde bulunduğu zor durumu, ihracatçının içinde bulunduğu zor durumu söylüyoruz. Yani memur, işçi, esnaf, emekli, onlar zaten çok perişan ama toplumun diğer kesimleri de perişan oldu ve oluk oluk paralarımız yurt dışına akıyor. Bakın, işte, Merkez Bankası göstergelerinden çıkarıyoruz yine. 2025 yılında faiz, dış faiz ve faiz benzerleri -çünkü ayırt edemediğimiz bir kısım var- ödemeler toplamı 32,5 milyar dolar. Arkadaşlar, tekrarlıyorum: Türkiye'nin dış faiz ödemesi 2025'te, bunun içerisinde bir miktar kâr transferleri de var, o da ama nihayetinde finansmanın bir karşılığı, onu da faiz olarak, faiz benzeri olarak alırsak 32,5 milyar dolar. Ya, bunu Türkiye ekonomisi nasıl kaldıracak, nasıl sürdürecek bunu? Daha sekiz, on yıl önce bu 10 milyar dolar seviyesinde olan bir şey bugün 32,5 milyar dolara gelmiş. Bu ülkenin oluk oluk parası yurt dışına akıyor sizin uyguladığınız bu yanlış politikalar nedeniyle. Elbette geçmişteki hatalar var, siz büyük bir enkaz devraldınız ama bu enkazı ortadan kaldıracak tedbirleri almadınız yani size söylemeye çalıştığım şey bu. Bu enkazı ortadan kaldıracak tedbirleri almadınız, alınmasını da sağlamadınız. Hani bari hiç olmazsa bunu dilinizle söyleyip Hükûmeti bu konuda ikaz etmediniz, bundan dolayı sıkıntı var.
Ya, Sayın Başkan, her gelen bu ülkenin kaynaklarını dışarıya transfer ediyor. Berat Albayrak dönemini hatırlayalım, sembolleşmiş şeyleriyle söyleyeyim: 128 milyar dolar rezervlerin yakılması suretiyle bu ülkenin kaynakları transfer edildi, servet transferi yapıldı, büyük bir servet transferi. Bakan Nebati dönemi kur korumalı mevduat ve yüksek enflasyon döneminde düşük faizle kredi üzerinden ciddi bir servet transferi yapıldı. Şimdi de yüksek faiz üzerinden hem içeriye hem dışarıya bir servet transferi yapılıyor. Bakın, üç aylık, bizim bütçenin faiz ödemesi üç aylık 876 milyar TL. Sayın Başkan, evet, bu, sonuç da bu sonuç niye çıkıyor, onu görmemiz lazım. Şu anda iç faiz yükümlülüğümüz 9,1 trilyon liraya çıktı önümüzdeki dönemde, Hazinenin sayfasına bakarsanız görürsünüz bunu, yükümlülük olarak söylüyorum; önümüzdeki dönemde, bugün itibarıyla önümüzdeki dönemde ödeyeceğimiz iç faiz 9,1 trilyon lira.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
ERHAN USTA (Samsun) - Başkanım, toparlıyorum.
BAŞKAN MEHMET MUŞ - Sayın Usta, toparlayın.
ERHAN USTA (Samsun) - Teşekkür ederim.
Bu, bir servet transferi, bunun olmaması lazım. Buna tedbir alacağız, tedbir almadığımız için, düzgün bir program uygulanmadığı için maalesef bu oluyor.
Şimdi, dolayısıyla şunu da söylemeye çalışıyorum: Bakın, tabii, burada, nihayetinde hani biraz sert oluyor olabilir ama bu sizin şahsınızla ilgili bir şey değil. Ben Merkez Bankasının ne kadar kaliteli -yıllarca çalıştım ben bu Merkez Bankasıyla- ekonomistlerinin olduğunu, uzmanlarının olduğunu filan bilmiyor değilim, muhtemelen bunlar da söyleniyor ama sizin vazifeniz üst yönetim olarak, şu ön sıra olarak sizin vazifeniz bunları Sayın Cumhurbaşkanına... Çünkü bu ülkede Sayın Erdoğan bir şey söylemeden hiçbir şey yapılmıyor, hiçbir adım atılmıyor, Sayın Erdoğan'ı bu konuda ikna etmeniz, ikna edemiyorsanız, kusura bakmayın, "Burada daha fazla oturmamızın anlamı yok." diyebilmeniz lazım. Bürokratın elindeki en güçlü silahı istifadır, en güçlü silahı istifadır. Bunun olması lazım. Bunu yapmazsanız, sanki her şey iyiymiş gibi... Sayın Cumhurbaşkanı bunları biliyor da olabilir, bilmiyor da olabilir, bilemiyorum, ne biliyor, ona ne anlatılıyor, o nasıl bir dünya içerisinde yaşıyor? O dünya şampiyonu olan kızımıza 200 lira bahşiş vermesinden yani Türkiye'de yaşamadığını, ayaklarının yere basmadığını anladık da ama siz anlatın bunları, bürokratın görevi bu, bürokratın görevi bu. Bunu anlatmanız lazım.
Şimdi, ücretliler politikası; Sayın Başkanım, az önce kısmen ifade ettim, çok üzerinde durmayacağım, vaktimi de çok aştığımı biliyorum ama şimdi, bu ücretliler, gerçekten bunun üzerine çok fazla gidilmemesi lazım yani milletin çok zorda olduğunu, bununla hiçbir şey olmayacağını görmemiz lazım. İşte, kendi grafiklerinizde var, tüketim malları ithalatı son bir iki ayı dışarıda bırakırsak sizin program uyguladığınız dönem boyunca bu ülkede niye artıyor? Bu tüketim mallarından kaç tanesinden emekli faydalandı Allah aşkına? Kaç tanesini emekli kullandı da bu ithalat oldu veya işçi kullandı? Yani bu toplumda tüketim -evet, tüketim- var mı? Var ama o kesimin üzerine gidilmiyor ki... Hâlâ garibanın üzerine giderek, onların gelirlerini kısarak bir sonuç alamayız.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
ERHAN USTA (Samsun) - Bitireceğim Başkanım.
BAŞKAN MEHMET MUŞ - Sayın Usta...
ERHAN USTA (Samsun) - Çok teşekkür ederim, biliyorum.
Tüketim malları ithalatını yani dolayısıyla üzerine gitmemiz gereken kesimin biraz daha farklı olması gerektiğini -bilmiyorum- görmeniz gerekir diye düşünüyorum.
Evet, şimdi, mesela -çok kısa- elbette bu savaşın veya daha önceki sizin mazeret olarak söylediğiniz şeylerin bir etkisi var ama sürekli mazeret üretilmesini ben kabul etmem. "İran savaşı" diyoruz, tamam, İran savaşı; İran savaşının tarafları kim, değil mi? Bir tarafta İsrail var, bir tarafta İran ve Amerika Birleşik Devletleri var. İsrail'de enflasyon oranı en son Mart 2026'da 1,9; ya, İsrail'in de tepesine bombalar düşüyor, çok da seviniyoruz düşmesine; 1,9 enflasyonu. Bizim şimdi enflasyonumuz "Şey nedeniyle arttı." mazeretini uydurmaya başlıyoruz. Amerikan'ın enflasyonu -şöyle veya böyle, Amerika savaşın içerisinde- 3,3; İran'ın enflasyonu bile 53,7; bizim ENAG enflasyonunun altında, TÜİK enflasyonunun çok doğru olmadığını kabul edersek yani İran'ın enflasyonu, artık tamamen harap olmuş bir ülkenin enflasyonu bile bizim enflasyonumuzun altında. Dolayısıyla bu işleri bu kadar çok abartmamak lazım. Ha, bir de şu var tabii: Şimdi, bunlara hazır olmak gerekiyor. Ukrayna-Rusya savaşının geleceği çok belliydi, İran savaşının geleceği de çok belliydi. Yani sizin dış ticarette, sizin faizde, efendim, sizin bütçede marjlarınız olmazsa, alanlarınız olmazsa, her geleni absorbe edecek hiç bir alanınız olmazsa hepsini piyasaya yansıtmak durumunda kalırsınız. İşte, tek eşelmobili yansıtmadık, bak onun faydasını anlatıyorsunuz ama diğerlerinde de bizim faizimiz keşke düşük olsaydı da şimdi, faiz artışının biraz bize olumsuz etkisi olmasaydı.
Bir soru daha; İran savaşından sonra dünyada faiz artıran kaç tane ülke var Türkiye'nin dışında? 3 puan faiz artırdınız; haftalıktan geceliğe geçildi, 37'yle fonlarken 40'la fonladık.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
ERHAN USTA (Samsun) - Başkanım...
BAŞKAN MEHMET MUŞ - Sayın Usta, toparlayın lütfen.
Bitti süremiz.
ERHAN USTA (Samsun) - Çok teşekkür ederim.
Çok net soru: İran savaşı nedeniyle faiz artıran ülke oldu mu? Bunların ne olduğunu bize söylerseniz çok mutlu olacağım, biz kaçırdıysak onları da görmüş oluruz.
Dolayısıyla, şimdi etkisi var tabii; faiz oranlarımızı artırdık, dış ticaretimizde bozulma var, kamu maliyemizde en az 600-700 milyar lira civarında bu eşelmobil nedeniyle olacak, onun dışında, vergi nedeniyle de başka nedenlerle de olacak, rezervlerimizde 50 milyar dolar falan bir düşüş var ama bir defa bunların yüksek olması -bunların abartılı olarak söylenmesi de bir tuhaf- bizim ekonomimizin ne kadar zayıf, güçsüz, sakat, hasta olduğunu gösterir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
ERHAN USTA (Samsun) - Dolayısıyla, yirmi beş yıllık bir Hükûmetin de ülkenin ekonomisini bu hâlde tutmaması gerekirdi, bunlara tedbirli olması gerekirdi; bu önlemler alınmadı. Bu anlamda da.... Yani "Teğet geçti." derseniz de bir problem, "Çok etkiledi." derseniz de bir problem ama savaş öncesi de Türkiye ekonomisinin durumu kötüydü.
Çok teşekkür ediyorum.