KOMİSYON KONUŞMASI

LATİF SELVİ (Konya) - Ben de hem Nilüfer Hanım'a hem de Betül Hanım'a teşekkür ediyorum.

Birkaç noktaya değineyim. Nilüfer Hanım "Formasyona karşıyız." deyince ben zannettim ki formasyonu kaldıracak ama eğitim fakültesinin dışındaki öğretmenliğe kaynaklık eden bölümlerden gelip formasyonu sizden alıp öğretmen olanları kastettiğinizi zannediyorum.

DOÇ. DR. NİLÜFER KOÇTÜRK - Evet, Vekilim, onu kastettim zaten.

LATİF SELVİ (Konya) - Evet, böyle bir uygulama bir dönem bayağı yaygın bir şekilde uygulandı, sınavlara da eşit şartlarda girmiş oldular. Yoksa "Eğitim fakültelerindeki öğrenci fazlalığından dolayı öğretmen olamıyorlar." değil başka alanlardan da kaynaklık oluştuğu için eğitim fakültesinden de bir kısım arkadaşlarımızın öğretmenliğe girmeleri biraz güçleşiyor orada. Yoksa formasyona karşı değilsiniz.

DOÇ. DR. NİLÜFER KOÇTÜRK - Yok, formasyon değil de dışarıdan gelip formasyon alanlara...

LATİF SELVİ (Konya) - Şimdi, bir noktada bu haftalık ders saatleriyle ilgili uluslararası standartlar var, Türkiye'de de fazla değil. Ayrıca, öğrencilerimiz ders alma konusunda benim gördüğüm Avrupa'daki birçok ülkeden daha az eğitim alıyorlar, bazı derslerle alakalı da seçmeli dersleri hariç tutarak değerlendirdiğimizde; yani aşağı yukarı bir standardı var onun. Çalışma hayatında olduğu gibi sekiz saat çalışacak, işte üç saatten fazla mesai yapamaz, iki yüz yetmiş saati yıl içerisinde geçemez, bu standartlar önemli.

Öğretmenlerin öğrenci takibi var Hocam, yapıyorlar, dosyalıyorlar da. Rehber öğretmen arkadaşlar da... Aşağı yukarı köklü okullarımızın tamamında rehber öğretmenler var. Öğrencilerle temas da kuruyorlar, görüşüyorlar ancak sizin vurguladığınız önemli bir nokta vardı; aile, eğitim ve sağlık koordineli... Buna Aile Bakanlığını da dâhil ettiğimizde uyumlu bir çalışmayı üretmeleri gerekiyor. Gördüğümüz kadarıyla herkes kendi işini yapıyor ama hocamızın söylediği bu helva bundan dolayı da oluşamayabiliyor. Hâlbuki böyle bir kaynağımız var. Bu hususta biz engelli bireylerin sorunlarıyla ilgili çalışma yaptığımızda da şöyle bir şey görmüştük arkadaşlar: Bir vali yardımcısı nezaretinde ilgili kurumların yöneticileri, hatta sivil toplum kuruluşlarıyla da beraber koordineli bir çalışma oluşturmuşlar. Şimdi, bu konularla alakalı da böyle bir koordinasyon bilemiyorum olabilir, belki sizin daha sağlıklı önerileriniz olabilir. Bunu bir değerlendirmenizi isterim.

Şimdi, Betül Hanım bize net bir şey söyledi. Bu şiddete bulaşmayla alakalı aile bir kere birinci faktör, ikinci faktör okul. Öğretmen arkadaşların desteklenmesiyle ilgili... Bunu fiilen çalışmaları da uzun süre takip ettiğim için gerçekten öğretmen arkadaşlarımızın bu desteğe ihtiyacı var çünkü rehber öğretmen bir tespitte bulunuyor ama aile diyor ki: "Benim çocuğumu yaftalama, onun bir sağlıksız sorunu yok, o senin takıntıların." Buna karşı öğretmen arkadaşımızın herhangi bir yapacağı bir şey yok. Öyle bir problem var. Yoksa rehber öğretmen arkadaşlar hizmetleri yapıyorlar. Üçüncü olarak da tabii ki arkadaş çevresi, bulunduğu ortam.

Şimdi, bizim burada yalnız başına güvenlik önlemleriyle çözemeyeceğimiz aşikâr, bunları görüyoruz ama buralarda, kurumlarda katkı verecek kişilerin o sürekli iletişimi sağlayacak bir zemini yok burada. Bilmiyorum, sizin bu hususta önerileriniz ne olur? Yani mesela aile içerisindeki soruna biz ne kadar karışabiliriz? Ama bunun bir yansıması var. Okulda olup bitenle ilgili öğretmen arkadaşlarımızın oluşturabileceği etki belli çerçevede var, bu da oluşuyor zaman zaman. Ben fiilen görev yaptığımız zamanlarda da birçok çocuğumuzun hatalı gördüğümüz şeylerden uzaklaşmasına önemli katkılarımız olduğunu düşünüyorum, başka arkadaşlarımızın da oldu. Hatta birçoklarıyla arkadaş gibi de olduk. Bunlar her birisi... Bugün de mesela benim en çok ziyaretime gelenler öğrenci arkadaşlarımızdır.

Bunların her birisinin önemli bir katkısı var ama sokakları yalnız başına birtakım öneriler sunarak mı çözülecek? Güvenlik tedbirleriyle mi çözülecek? Bu konuda Hocam, pratik, somut, uygulanabilir -Gerçi Amerika'daki uygulama örneklerini anlattınız, bunları kıymetli olarak görüyoruz- başkaca bir öneriniz var mı sormak isterim.

Teşekkür ederim.

PROF. DR. BETÜL ULUKOL - Ben teşekkür ediyorum.

Sayın Vekilim, şöyle: Çocukların eğer etkilendiğini düşünüyorsak, ailedeki bir sorundan etkilendi, dışarıdaki bir sorundan etkilendi ama bunu açamıyoruz ya da orada bir kapalı kutu var diyelim ki eğer çocuk etkilendiyse bizim o etkilenen çocuk için bazı tedbir kararlarını isteme hakkımız var. Ben sağlıkçı olarak bu hakkı sahibim ama öğretmen arkadaşların da bu hakkı var. Çünkü öğretmen arkadaş çocuğun etkilendiğini düşünüyorsa, işte suça sürüklendi ya da etrafına şiddet uyguluyor ya da mağdur oluyor, kenarda çekildi, oturuyor, kendini açmıyor, bu noktada farklı tedbir kararları uygulanabilir. Bu tedbir kararlarını isteme sorumluluğu, yetkisi verilirse öğretmenlere, işte, o kurulacak olan güvenlik ekibine, güvenlik ekibi bu tedbir kararlarını hızlıca çıkarıp danışmanlık tedbiri isteyebilir, çocukla ilgili sağlık tedbiri isteyebilir. Sağlık tedbirinin anlamı ne? Mesela, aile götürmek istemiyor psikiyatriye, sağlık tedbiriyle psikiyatriye götürebilir hâle gelir ya da aileye danışmanlık gerekiyorsa o tedbir verilebilir. Yani oradaki pratik olay Çocuk Koruma Kanunu'ndaki korunmaya muhtaç çocuk -tırnak içinde, hani evet, bakım altına alınması gerekmiyor ama- bu tip devletin müdahalesini gerektiren durumlar tedbir kararlarıyla çözülebilir.

SUAT ÖZÇAĞDAŞ (İstanbul) - Ya bir de "bildirim yükümlülüğü" diye bir kavram var.

PROF. DR. BETÜL ULUKOL - Tabii, tabii.

SUAT ÖZÇAĞDAŞ (İstanbul) - Yani aslında bazı meslek uzmanlarına bu tanımlanmış bir şey.

PROF. DR. BETÜL ULUKOL - Tabii.

SUAT ÖZÇAĞDAŞ (İstanbul) - Eğer çocuk ihmale uğruyorsa, şiddete uğruyorsa, istismara uğruyorsa bildirim yükümlülüğü de var. Bu tüm kurumlar için de geçerli bu arada.

PROF. DR. BETÜL ULUKOL - Evet.

LATİF SELVİ (Konya) - Bir de Nilüfer Hanım'a bir sorum daha var. Herhâlde "Yüzde 30 devamsız öğrenci var." denildi. Bununla ilgili bir veri var mı sizde?

DOÇ. DR. NİLÜFER KOÇTÜRK - Okul saldırılarıyla ilgili mi Vekilim?

LATİF SELVİ (Konya) - Yok, yok.

DOÇ. DR. NİLÜFER KOÇTÜRK - Hangisi için?

LATİF SELVİ (Konya) - Okula devam etmeyen öğrenci sayısı, devamsız öğrenci sayısı.

DOÇ. DR. NİLÜFER KOÇTÜRK - Ama şiddetle ilgili, o şiddetle ilgili devamsızlık. Yoksa şu an ülkemizdeki şeyde MEB okula devamı çok yüksek gösteriyor, yüzde 90...

PROF. DR. BETÜL ULUKOL - Ama açık liste buna dâhil değil.

DOÇ. DR. NİLÜFER KOÇTÜRK - Ben şey konusunda dedim, okul saldırılarındaki veriydi o.

ALİ ÖZTUNÇ (Kahramanmaraş) - Yani saldırıyı yapan öğrenci... Okul devamlılığı olmayan öğrenciler yüzde 30...

DOÇ. DR. NİLÜFER KOÇTÜRK - Yani yüzde 65, minimum 65 gibi okula devam ediyorlar yani bu okul saldırılarında böyle bir profil var minimum.

SUAT PAMUKÇU (İstanbul) - Yani saldıranların yüzde 35'i devamlılığı olmayan... Rakamsal farklılık şuradan çıkıyor: Okula devam oranı 100 öğrencide 35 kişi olmayınca yani 35'inin devam etmeme durumu olmadığından doğal olarak o katsayısal olarak çok yüksek bir şey çıkıyor.

DOÇ. DR. NİLÜFER KOÇTÜRK - Bazı ülkelerde yüzde 77 gibi veriler var, böyle daha yüksek okula devam oranı. Bu okul saldırılarındaki faillerin oranı, failler okula gidiyor mu, gitmiyor mu oranı?

LATİF SELVİ (Konya) - Açık öğretim devam ediyor sayılıyor.

PROF. DR. BETÜL ULUKOL - Yani eğer açık liseye gidiyorsa zaten orada hiç kontrol yok. İşte, yine bir önceki komisyondaki çalışmalarda öğrendim ben de, öğrenci hiç gitmediğinde hiçbir yere bilgi vermiyor, hiç kimse de o öğrencinin peşine düşüp "Sen neredesin?" demiyor yani o çocuk tamamen eğitim sisteminden uzak kalmış, uzaklaşmış çocuk oluyor.