KOMİSYON KONUŞMASI

BÜŞRA PAKER (İstanbul) - Çok teşekkür ederim.

Öncelikle kıymetli hocalarım hoş geldiniz. Büşra Paker İstanbul Vekiliyim.

Şimdi, aslında, her birinizin yaptığı sunum, anlattıkları birbiriyle çok bağdaşıyor, o yüzden hani soruları birbirinden, bağlamından çok koparamıyorum ama Hocam, siz -tabii, daha duayen olduğunuz için- dediniz ki: "Yasaklar asla güvenlik sağlamayacaktır." Ben de bir yazılımcı olarak da aynı şeyi soruyorum yani birçok kanunu burada çalışıyoruz. Evet, yasaklamalar getirelim, bazı düzenlemeler daha doğrusu getirelim ama getirdiğimiz her düzenleme, bu normal bildiğimiz fiziksel bir ortam olmadığı için bir kapıyı kapatamıyorsunuz, girişleri her zaman başka yerlerden açık, arka kapılar her zaman var. Şimdi, çocuklarımızla alakalı ne kadar denetleme ve yasaklama kurabiliriz? Mesela verdiğiniz bir örnek vardı sizin, kimlik numaramıza ilave bir kimlik numarası şeklinde söylediniz. Biz bunu daha teknik bir altyapıya oturtabilir miyiz? Veya biz şu anda mesela, yaş sınırlamasıyla gireceğiz diye konuşulan, şu an da bugün de gündemde Mecliste, Genel Kurulda görüştüğümüz kanunun içeriği tabii, yönetmelikle bir uygulamaya geçecek, biz şirketlere bunu göndereceğiz bu kanun geldikten sonra, onlar bir altyapı oluşturacaklar. Bunlarla beraber bir kendi kişisel kimliğimize veya sağlık bilgilerimize de ilave edebileceğimiz başka bir eğitim, belki evlilik aşamalarında, çocuk sahibi olmada, ileriki süreçlerde ne yapmamız lazım? Yani bizim daha somut adım atmamız gereken durum nedir? Hızlıca yapabileceğimiz veya ne var önümüzde?

PROF. DR. HATİCE FERHAN ODABAŞI - Çok teşekkür ediyorum Sayın Milletvekilim.

Tabii, toplumsal olgular çözümü kolay olmayan durumlar yani işte, sodyumla bilmem şunu bir araya katarsın şöyle bir oluşum olur gibi bir şey diyemiyoruz ama yasaklamaların yerine düzenlemeler getirmek ve bunları bu şekilde vermek, bu çocukları korumamız gerektiği için bu kararı almamız gerektiğini vermek çok önemli. Öte yandan, benim bazı şeylere biraz muhalif bir tutumum var; mesela, evlilik öncesi bir eğitimin verilmesi konusunda. Ya, bunlar çok insani ilişkiler ve bizim atladığımız şeyler veya değerler eğitimi mesela, ders konuldu ilkokulda değerler eğitimi. Bunların hepsi aileden aktarılan değerlerdir yani evlilik içinde. Bizler evlendiğimiz zaman yani bize kimse ders vermedi ama annemizin babamıza davranışından nasıl bir şey yapmamız gerektiğini biliyorduk veya bir topluma ait olmanın bizi evlilikte nasıl bir duruma koyacağını biliyorduk ve böylelikle yolumuzu bulduk yani bir şekilde. Değerler mesela, değerleri yasaklayarak veya derste vererek öğretemezsiniz yani çocuklara "Gelin, bu hafta size merhamet duygusunu işleyeceğiz beraber." Ya, ders olmaz değerlerde. Değerlerde görmedikten sonra... Anadolu'da göz çıraklığı denen bir olay vardır. Çocukluğun, insanlığın daha doğrusu yani onda 9'u göz çıraklığıdır. Ne gördüyseniz ailenizden onu yaparsınız yani bu konuda da en fazla deyişi olan ülkeyizdir belki yani "Görgülü kuşlar gördüğünü işler." diye deyimlerimiz var. İşte, kız anadan öğrenir bohça dizmeği, erkek babadan öğrenir silah çekmeyi falan, böyle şeyler vardır. Şimdi, biz bunları, görerek öğrenebileceğimiz şeyleri hiçbir zaman müfredata almadık. 21'inci yüzyıl becerisi olarak dünya çalkalandı, biz burada durduk. Neden? "Soft skils" dediğimiz insanlararası beşerî ilişkiler diyorum ben bunlara, bu ilişkileri göz ardı ettik. Hocamın da dediği gibi, sizlerin de, hepinizin bildiği gibi bir başımızda sınav sıkıntısı var, bu sınav dünyanın sonuymuş gibi burada gidiyoruz. Hâlbuki, "soft skils" dediğimiz o insani beşeriler çocuğumuzla konuşmak, ilişki kurmak "small talk" denilen İngilizcede, böyle küçük konuşmalar. Mesela, bir kasaba merhaba demek ne bileyim, bir manava günaydın demek, bir ilişki kurmak, iş birliği, birisi bir şey taşırken ona yardım etmek. Biz çocuklarımıza böyle küçücük şeyleri öğretmeyi maalesef ihmal ettik ve eğitimimizde artık böyle şeylere yer yok yani biz bunları eğer topyekûn bir canlandırma yapamazsak ki bunları dediğim gibi üniversiteler aracılığıyla yani her... Sadece örgütlenmeye ihtiyacı var yani devlette bir örgütlenmeye ihtiyacı var. Görevlendirirsiniz bu üniversitelerdeki elemanları, bu üniversitedeki elemanlar çocuklarla beraber bir şeyler yaparlar. Sayın Başkanımızla toplantıdan önce paylaştım, bu dijital göçmen, dijital yerli kavramlarını çıkartan rahmetli Marc Prensky şunu söylemişti bize: "Çocukların güçlendirilmesi için, toplumun güçlendirilmesi için bizim dünyaya 'küresel çözümcüler' dediğimiz çocuklar yetiştirmemiz lazım." Bunların bu çözümleri bulması lazım, diyalog kurmayı bilen, merhameti bilen, bunların hepsi, konuşmayı bilen, insanlararası ilişkiyi, yardımlaşmayı bilen bu tür insanları biz maalesef test uğruna, sınav uğruna heba ettik bir dönemi yani şimdi artık daha bunu nereye kadar yapacağız? O kadar çok düşünürümüz var ki o kadar çok eğitimcimiz var ki bunların hepsi bir araya gelseler de böyle yani çok mu ütopik düşünüyorum, bilmiyorum ama şurada iki kişi bir arada birbirimize katlanamazken "Nasıl yapacağız?" diyorsunuz ama yani o kadar düşünen insan var ya. Bu ülke de bizim ülkemiz. Şimdi, benim çocuklarım geçti, bitirdik çocukların işini. Birisinin özel eğitime ihtiyacı vardı, zaten onun için çok güzel bir kurumdan, çok güzel bir eğitim aldım, öbürünü kendi şeyime göre büyüttüm, özel okula gönderdim, olmadık mobbingi gördü çocuğum. Yani bütün bunları yaşamaya gerek yok aslında. Şu anda yaptığımız şey velilerde düzenleme mesela. Ben bekliyorum "O ne zaman kırılacak acaba?" diye çünkü en eğitimli olan veli en önce kıracak okula girmemeyi. Bakacaksınız, eğitimi de yerinde, maddi durumu da yerinde ama ilk sesi o çıkaracak çünkü gariban kimse ses çıkarmıyor, toplumun altından ve ortasından ses çıkmaz. Onlar biat ederler, uyarlar, itaat ederler çünkü "Ben bilmiyorum, büyüklerim daha iyi bilir." derler. Büyük ama uzman kesimler, yukarıda olanlar; onlar her şeyi biliyorlar ama konuşmaya gelince de... Mesela, Finlandiya örneği veriliyor Türkiye'de. Ya, Finlandiya kadar biz bireysel bir toplum değiliz, bizim başka şeylerimiz var. Bizim çocuklarımızın bu dönemde yaşadığı sıkıntı; bireyselleşmeyi kabul etmiyor bünyeleri. Bu çocukların arkadaşa ihtiyacı var, bu çocukların anneye, babaya ihtiyacı var. Bizim şeyimizde "Sözleşme imzalayın." derler. Mesela, Batılı'ların getirdiği bu kontrat imzalama vardır, bilirsiniz hepiniz. "Ailede sözleşme imzalayın." Ya, biz hangi şeyde sözleşme imzaladık şimdiye kadar? Öyle bir sözleşme imzaladı mı kimse burada? Anneniz dedi mi size "Akşam ezanından evvel evde olacaksın." dediğin de bir sözleşme imzalayalım? Bizim toplumumuzda yok böyle bireysel hiçbir şey. Biz ona "Yavrum, gözüm arkada kalıyor bak, merak ediyorum, gel." deriz, gelir çocuğun. Bir toplantıda "Çocuğun elinden bilgisayar alamıyorum." diyor, çok meşhur Jean Twenge diye bir araştırmacı kadın var Amerikalı "Ne demek çocuğun elinden bilgisayarı alamıyorum? Bırak dersin, bırakır." dedi. Bu kadar bir şey, bunun pazarlığını yapmazsın çocukla. Biz de annemizle, babamızla pazarlık yapmadık ama bu yeni işte "veledşahi" dediğimiz şey, çocukların hepsi birer kral oldular. Bunu yapan da -yine dediğim gibi- alt sınıf ve orta sınıf değil bunu yapan yine üst sınıf. Bir rol model oldular Türkiye'de ve böyle gitti yani işler.

Şimdi, özel okul... Özel okula niye gönderiyorsun çocuğu? İyi eğitim alsın diye. Mobbingin alası özel okulda var, durduramıyorlar. Ben de onu diyorum velilere, konuşma yaptığım zaman diyorum ki: Buraya gittiğiniz zaman "Ben sana dünyanın parasını veriyorum, sen her koridora 2 öğretmeni nöbetçi koyacaksın her teneffüste. Sen bunu yapamıyor musun özel okul olarak? O zaman ben çocuğumu alayım buradan." diye. Çocuğun o kadar zarar gördükten sonra yapacağın şeyin ne önlemi var yani verdiğim paranın... Bir defa çocuğu korumaya yönelik olarak ebeveynlerin mutlaka etkinliği lazım.

Bakın, yeni olan olay da çok başka bir olay ama büyük oranda ebeveyn dahli var. Yani ebeveynin oradaki o alfa baba yani alfa anne, ikisinin arasında... Bunu ben şöyle aile olarak görebiliyordum yani ailenin arasında sürtüşme var, anne çocuğuna kıyamıyor, alıyor -kendi beyanına göre- çocuğunu güzellik salonuna götürüyor, baba silah poligonuna götürüyor. Bakın, böyle bir aileden nasıl bir çocuk çıkacak zaten? Yani onun yerine yapılacak şeyler farklı. Biz Türk ailesiyiz ya, bizim kendimize göre... "Türk ailesi" dediğin zaman yani paylaşımcı, büyüye saygılı... Şimdi, bunların hepsini kaybettiğiniz zaman işte baş edemediğin başka bir tarzla uğraşmaya çalışıyorsun; o da olmuyor Hocam. Dolayısıyla, bizim yaşadığımız şeylerin hepsi kolay şeyler değil, bir gecede olacak şeyler değil. Tabii, bu kadar fazla diretmeyle de olacak şeyler değil ama olan çocuklarımıza oluyor, olan ülkemize oluyor. Ben bu konuda çok çok üzgünüm, hiçbir şey... Mesela, ben torunlarıma... Hep konuştuk ailece, sağ olsun damadım da kızım da anlayış gösterdiler, bunlara 13 yaşından önce telefon melefon yok yani öyle bir şey. "Anneanne seni dinliyorlar, işte sen verme diyorsun." diyorlar. "Ben bu işleri çalışıyorum yavrum, görüyorum burada ne olduğunu." diyorum, "Anneanne, bizim arkadaşların telefonu var." diyor. "Ne yapıyorlarmış telefonlarıyla?" diyorum, "Başı kesik adamları seyrediyormuş." diyor. "Çok mu güzel bir şey yavrum?" diyorum. Anlatınca anlıyorlar ama çocuklarla uğraşmakta velilerin tabii işi çok zor. Çocukla aynı şey... "Fener alayı" gibi bir internet varken burada çocukla siz uğraşıyorsunuz, o kadar zor ki vallahi. Yazın beraber vakit geçiriyorum torunlarımla, ne yapacağımı şaşırıyorum, elim ayağı kesiliyor yani akşama, saat dokuzda yatağa giriyorum ben çocuklardan evvel yani o kadar yoruyor ki onları meşgul etmek. Bugün ben buraya gelirken bir şey gönderdiler çocukların küçükken çekilmiş videoları, iki torunumun da önünde birer plastik leğen, ikisinin de içinde 3'er tane küçük balık, onlarla oynuyorlar; çocuklar ellesinler, oynasınlar, benim söylediğim şeyleri yapıyorlar. Buraya toplantıya gelirken hatırlatıyorlar bana tekrar. Ben onu dedim ya, balık ölür ama bu ölmüyor, bu ahlaksız şey ölmüyor; elliyorsun, bir daha giriyorsun, bir daha giriyorsun, bir daha giriyorsun; buna olmuyor bir şey. Sen yoruluyorsun insansın, bu yorulmuyor. Yani su uyur düşman uyumaz misali. Yani oynattığın her şey, çamurla oynatıyorsun, suyla oynatıyorsun, hayvan sevdiriyorsun ama hep soru şu: "Şimdi ne yapacağız anneanne?" Çünkü bunların şeyi o yani. Tabii, çocuklarla beraber günlük yaşam geçirmek de çok zor, velileri de anlamıyor değilim ama biz de annelik babalığımızı da yapmak zorundayız yani başka da bir çaremiz yok.

BAŞKAN NAZIM ELMAS - Değerli Hocam, çok teşekkür ediyoruz.

On dakika çay arası vereceğiz.

PROF. DR. BAHÇEŞEHİR ÜNİVERSİTESİ EĞİTİM BİLİMLERİ FAKÜLTESİ ÖĞRETİM ÜYESİ YAVUZ SAMUR - Ara vermeden ben küçük bir ekleme yapabilir miyim.?

BAŞKAN NAZIM ELMAS - Yoklama varmış Genel Kurulda, Genel Kurula geçip gelmemiz lazım, arkadaşlarımızla beraber yoklamaya gideceğiz.

PROF. DR. HATİCE FERHAN ODABAŞI - Hocam, ben müsaadenizi isteyeyim o zaman.

BAŞKAN NAZIM ELMAS - Size çok teşekkür ediyoruz bütün milletvekillerimiz adına, Komisyonumuz adına; çok teşekkür ediyoruz verdiğiniz bilgiler için. Bunlar tutanaklara da geçti, değerlendireceğiz.

Eğer izniniz olursa biz de diğer arkadaşlarımızdan bir on dakika müsaade isteyelim.

BÜŞRA PAKER (İstanbul) - Başkanım, otuz dakika ara verilmiş yalnız. İsterseniz bir tur daha... Ben en azından sorularımı tamamlayayım.

BAŞKAN NAZIM ELMAS - Ferhan Hocam, çok teşekkür ediyoruz.

BÜŞRA PAKER (İstanbul) - O zaman ben sorumu tamamlayaraktan devam edeceğim.

Çok teşekkür ederim Hocam, çok sağ olun.

Şimdi birkaç sorum sizlere de var.

Birincisi: Hocam, on iki yıllık eğitimle alakalı verdiğiniz teklife ben de katılıyorum. Yani on iki yılı kesintisiz sürdürmek çocuklarımız açısından çok sağlıklı bir iş değil değil ama siz, bir taraftan da üniversite tarafından bize şunu söyleyin: Biz on iki yıl eğitim verdiğimiz hâlde üniversiteye başlayan çocuklarla karşılaştığımızda akademik bilgi yeterliliğinin yıldan yıla azaldığını söylüyor akademisyenlerimiz. Yani biz burada bir kesintiye uğrattığımızda, belki on artı iki şeklinde bir şey yapabilir miyiz? Benim kendi teklifim çünkü on iki yıllık eğitim yaptığınız zaman artık reşit olmuş çocuklar hâlâ lisede oluyorlar ve bu korkunç bir görüntü. Yani bizler bir yaşlarda daha kabul edilebilir, kuralları dinleyecek yaşlardayken onlar artık reşit olarak lise sonda oluyorlar ama bu akademik üniversite eğitim hayatını nasıl etkiler, bunu nasıl yönlendirebiliriz, nasıl yönetebiliriz veya orada eğitimi kestiğimiz zaman bu çocukların çalışma hayatına yönlendirilmesi konusunda aileler bir yanda bu farkındalığı yaşayacaklar mı? Tabii, onu da bünye kabul edecek mi biraz da öyle söyleyeyim çünkü herkes şu anda üniversite okumak, üniversite diplomasına sahip olmak, bir şekilde üniversiteye gitmek istiyor. Bununla ilgili var mı bir çalışmanız; onu sormuş olayım. Bir de Hocam, ben iyi bir oyun takipçisiyim, oyunlarınızın da hepsini indirdim, çocuklarıma indirdiğim oyunların hepsini de oynadığım için biliyorum. Hakikaten belli bir süre sonra çocuğun elinden ne kadar şey alırsanız alın, bütün arkadaşları, yakın arkadaşları da aslında bu alandalar. Yani şimdi bu ismini az önce zikrettiğiniz, bütün işte PUBG gibi, GTA gibi oyunlarda sınıftan da izole oldukları için oraya girme ihtiyacı hissediyorlar. Yani bununla ilgilenmenizi, ilgilenmemenizi bir tarafa koyuyorum, özellikle büyükşehirlerde veliler buraya teslim oluyor yani bizi telefona, bizi oyun konsollarına veyahut da oyun bilgisayarlarına iten mevzu burası. Burada genel bir farkındalığı nasıl çekebiliriz veya burada zaten olmazsak yani sosyal mecralar veya bu tarz oyunlar olmazsa -hayatın öyle bir yerinde ki- artık nasıl ilerleyecek, günümüzde yerine ne koyabiliriz veya burada ne kadar yönetebiliriz. Telefona indirmek çözüm bir yaş sınırları koyalım, aile farkındalıklarını geliştirelim; belki telefon hatları üzerinden, SIM kart numaraları üzerinden bir yaş sınırlaması telefon kullanıcısıyla hiç değilse... Hani PC'de çözemeyiz ama bari telefonda "Mobil uygulama indirirken cihazı kullanan kişiyle oyun arasındaki yaş uyumu var mı?" gibi bir şey belki yapılabilir mi? Tabii, tek başına yaş da yetmiyor; Disney'de biliyorsunuz, yaş sınırlaması vardı ama bizim de hiç hazzetmediğimiz ve uygun bulmadığımız birçok LGBT propagandası yapan içerikleri de çocuk kanalı üzerinden propagandasını yapıyorlardı. Youtube'da da aynı şey var, Youtube Çocuk'ta biliyorsunuz, biz bunu yaşıyoruz. En masum oyun aslında "Minecraft" dediğimiz... Hani normalde içinde bir şey olmadığını düşünüyoruz ama "Minecraft"ı Youtube'a yüklediklerinde üstündeki seslendirmeyle tamamen yönlendiren ve yöneten bir yere geliyor. Bu alanda da merak ettiklerimi böylelikle paylaşmış olayım.

Çok teşekkür ediyorum, sağ olun.