| Komisyon Adı | : | TARIM, ORMAN VE KÖYİŞLERİ KOMİSYONU |
| Konu | : | Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu ile Çeltik Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/3588) |
| Dönemi | : | 28 |
| Yasama Yılı | : | 4 |
| Tarih | : | 26 .03.2026 |
ORHAN SARIBAL (Bursa) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
"İklim kanunu" diye Meclise getirdiğinizde bunun bir karbon piyasası kanunu olduğunu... Fakat adını iklim koyarak toplum tarafından başka bir algı yaratılmasını istediniz ve kısmen başardınız. Bugün gerçeği söylüyor olmanız kıymetli, bugün o kanunun bir karbon piyasası kanunu olduğunu net ve açık bir şekilde ortaya koymuş oluyorsunuz yani mesele iklim kanunu değildi, mesele iklim krizinin ortaya çıkarmış olduğu sorunları çözmek değildi, mesele doğamızın, doğal kaynaklarımızın iklim krizine karşı korunması değildi; sadece özel sektörün ve Avrupa Birliği üzerinden ihracatçıların yolunu açmak için karbon piyasasını bu ülkenin kaynakları üzerinden finanse edip pazar hâline getirmekti, zaten açıkça gerekçede söylemişsiniz. Böylece, Avrupa Birliği sınırında karbon düzenleme mekanizmasının yürürlüğe girmesiyle kamu ve özel sektör üzerinde oluşacak mali yükün azaltılması, sektörün ihtiyaç duyduğu karbon kredilerinin ülkemiz kaynaklarından karşılanmasıyla beraber verimli orman miktarımızın artırılması da amaçlanmaktadır. Nasıl olacak bu? Gerçekten yazdığınız şeye kendiniz inanıyor musunuz, onu bilmiyorum ama ben size şunu söyleyeyim: 2025 perspektifi ve 2030 perspektifi var. Paris İklim Anlaşması'na göre bir 2030, bir de 2053; 2053'te karbon salımı emisyonunu sıfırlayacaksınız, 2030'da da 35'te de 460 milyon tona indireceksiniz; vaadiniz bu. O güne kadar ormanı bırakır mısınız bilmem, o güne kadar orman kalır mı bilmem ama şöyle söyleyeyim, nasıl bir orman politikası yürüttüğünüzü paylaşalım: Bir, iktidara geldiğinizde Bakanlığın izniyle yıllık 7,2 milyon metreküp orman kesimi yapıyordunuz, 2024 rakamlarıyla 25 milyon metreküp. Bu şudur: Bunun 30 milyon metreküpten aşağı olmadığını hepimiz biliyoruz. Ne kadar iyi denetim yapıldığını siz benden iyi biliyorsunuz. Soruyorum: Ormanlar 3 kat arttı da mı siz orman kesim miktarını 3 kat artırdınız? Karşıdan orman görünüyor ama o uzay teknolojisini, yeni teknolojiyi şöyle bir ormanların içine indirin, o "drone" teknolojisini ormanların içerisine bir aktarın; nasıl da ormanları katlettiğinizi net bir şekilde göreceğiz. Sadece öyle değil elbette, yeni bir mekanizma çıkardınız 2018'de; ayakta orman kesimi, müteahhide verme modelini de dünyada ilk kez siz getirdiniz, ilk kez; müteahhide ormanı vereceksiniz, ormanı kestireceksiniz. Tabii, koyunu, keçiyi ormandan kovdunuz, köylüyü de ormandan kovdunuz, geriye müteahhitler kaldı, müteahhide orayı teslim ettiniz. Kedi ciğer meselesi, aynen böyle. Peki, sadece bu mu? Değil.
İzin ve irtifak hakkı; bir MAPEG çıkardınız, Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü. Şu anda Tarım ve Orman Bakanlığının hiçbir inisiyatifi yok, diğer bakanların hiçbir inisiyatifi yok. MAPEG "Ben şu araziyi enerji için ihale edeceğim." derse sesiniz çıkamaz, sadece bilgi verir, yetkiniz yok; Bakanlık yetkilileri burada. Yine aynı şekilde, diğer bütün yapılarda MAPEG, istediği gibi, kimseye bir şey sormadan, net bir şekilde tarım alanlarına, orman alanlarına müdahale edebiliyor yani sesinizi çıkarma şansınız bile yok. Size sadece bilgi verir, o da isterse verir, istemezse onu da vermez.
Sadece o mu? Alan yönetim planı diye bir şey çıkardınız. Uludağ Alan Yönetim Planı, Nevşehir'de Ürgüp'te yönetim planı, Çanakkale'de yönetim planı; o yetmedi, şimdi, bir de Milli Parklar Genel Müdürlüğünü çıkardınız. Milli Parklar Genel Müdürlüğü yaklaşık, 7 bakanlığın yapamadığı işi o yapacak, 7 bakanlık. Gülebilirsiniz çünkü siz uzayda yaşıyorsunuz çünkü siz bu memleketi dibine kadar soyup, soymak ve yağmalamak için çaba sarf ediyorsunuz. Aramızdaki fark bu dolayısıyla şu anda yaptığınız iş de bu. 9 milyon dönüm, 9 milyon 500 bin dönüm izin ve irtifak hakkı olarak başta MAPEG olmak üzere madencilere, değişik kurum, kuruluşlara teslim ettiniz; 9,5 milyon dönüm. Bu yetmedi; Cumhurbaşkanı gecenin bir saatinde, saat on ikiyi bir geçe yaklaşık olarak 38 bin dönüm orman alanını orman vasfından çıkardı.
Bu da yine sizin tarihe yazılacak özel bir şeyiniz; "bozuk orman kavramı" denilen bir tanımlama getirdiniz, literatüre yeni bir şey koydunuz. Bozuk orman ne demek, anlamadık. Ormanın içinde taşlı bir bölge varsa herhâlde bozuk orman ama sonradan öğrendik bozuk orman nasıl oluyormuş. Biraz önce bir arkadaşımız söyledi orman meselesini ama ben burada çok söyledim, bir kez daha söyleyeyim, anlatayım: Bursa Mustafakemalpaşa'da bir bölgede 1.100 dönüm ormanlık alan vardı. Burayı önce Veysel Eroğlu DSİ Genel Müdürü iken 2004 yılında fıstık çamı ekerek orman hâline dönüştürdü, 2004 yılında. Aradan on yıl geçti, fıstık çamları tam fıstık vermeye başladı, birdenbire "Bir köy taşıyacağız." diye, köyde toplam 38 bina var -eski, elbette sınırlı, elbette hemen hemen kimse oturmuyor- 38 bina için 1.100 dönüm orman arazisini, Bursa Orman Bölge Müdürlüğündeki mühendisler 2 defa üst üste "Burası ormandır, bozulamaz, ormanlık alandır." demesine rağmen, Ankara, genel müdürlük, Orman Genel Müdürlüğünden özel bir raporla bozuk orman raporu çıkarttı; on yaşındaki fıstık çamlarını keserek kime vermiş olabilir? TOKİ'ye. Ne yapılmış olabilir? 400 villa. Kiminle? TOKİ eliyle. Görmek isteyen varsa bütün masraflarını karşılamak üzere bir gezinti yapabiliriz oralarda, bir görüntü sağlayabiliriz.
Şimdi, bu koşullarda siz bütün bu orman katliamını canıgönülden, rızayla yapıp seyrederken bize şimdi de getiriyorsunuz, diyorsunuz ki: "Biz iki yüz yıllık ormanlarımızı..." Ve burada da şöyle bir kriter getiriyorsunuz: Orman alanı dışında, tarım alanı dışında hazineye ait araziler... Çok merak ettim, bunlar nereler? Bunların neresinde orman var, gerçekten merak ediyorum. Bu arazileri bir orman olabilir şeklinde kiraya veririz; değerlerini, rayiç bedellerini belirleriz çünkü her şeyin altında bir ticari bedel var, her şeyin altında bir ticari bedel. Ve ayrıca da mevcut ormanları bu şirketlere kiralayabiliriz.
Arkadaşlar, gerçekten onun için söyledim, bilerek söyledim; eğer bu tutumla giderseniz 2035 yılında ve 2053 yılında orman bulur muyuz, onu bilmiyorum çünkü şu anda görünmeyen müthiş bir orman katliamı var.
BAŞKAN VAHİT KİRİŞCİ - Sayın Sarıbal, toparlayalım lütfen.
ORHAN SARIBAL (Bursa) - Başkanım, yani katılıyorum ama...
BAŞKAN VAHİT KİRİŞCİ - Yok, şunun için söylüyorum: Bu önerge üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına burada 2 arkadaşımız konuştu, siz konuştunuz. Şimdi, bir arkadaşımızın daha söz talebi var da onun için söylüyorum.
Uygun görürseniz toparlayalım.
Buyurun.
ORHAN SARIBAL (Bursa) - Değerli Başkanım, açılışta konuşmamı yaparken saygıyla "Yeterli." dediniz, söyleyecek çok şeyim vardı, söylemedim, bıraktım.
Şimdi, zaten temel 3-4 tane maddemiz var. Bir tanesi de bu, bir tanesi Devlet Su İşleriydi.
BAŞKAN VAHİT KİRİŞCİ - Tamam.
ORHAN SARIBAL (Bursa) - Bu iki olay da Devlet Su İşleri meselesi de Türkiye orman varlığı da bakın, kimsenin babasının malı değil; ne iktidarın ne muhalefetin ne 600 milletvekilinin ne Orman Bakanlığının ne DSİ'nin ne şunun ne bunun. Bu ülkenin doğal varlığı, dünya mirası ve bu ülkenin temiz kalmasının temel bir aracı. Eğer biz bugün de bunları söylemeyeceksek ne zaman söyleyelim Sayın Başkan? O yüzden bitirmeye çalışıyorum.
BAŞKAN VAHİT KİRİŞCİ - Yani lütfen bitirelim de çünkü diğer maddeler de var.
ORHAN SARIBAL (Bursa) - Tamam, söylemeye çalışıyorum ama derdimi anlatmam lazım.
BAŞKAN VAHİT KİRİŞCİ - E, anladı, herkes anladı burada, şeyimiz yok.
ORHAN SARIBAL (Bursa) - Çünkü yarattığınız anlayış şu: "Ya, bu işleri çok konuşmaya gerek yok, biz nasıl olsa kararımızı verdik, siz ne konuşursanız konuşun biz geçireceğiz bunları." Olabilir, çoğunluk esasına göre bu yapılabilir; böyle de gidiyor zaten ama bu memlekette hepimiz yaşıyoruz. Birileri kâr edecek diye, birileri ürün satacak diye uluslararası şirketlerin bizim ormanlarımız üzerinde ticaret yapmasına itirazımız var; aynen topraklarımızda olduğu gibi, aynen madenler için verilen ormanlar, orman alanlarımız olduğu gibi. Buna itiraz ediyoruz dolayısıyla çelişkiler var.
Şimdi, birazdan oylayacaksınız ve orman alanı olmayan, tarım alanı olmayan ama hazineye ait olan arazileri ağaç dikimi için birilerine verme durumu var, fiyatını da belirleyeceksiniz. Kanun var, Tarım Kanunu var, "Tarım planlamasına göre yüzde 8 eğimli arazilerin altındaki arazilere tarla tarımının dışında bir şey yapılamaz." diyor.
BAŞKAN VAHİT KİRİŞCİ - Rakam doğru değil.
AYHAN BARUT (Adana) - Yüzde 6.
ORHAN SARIBAL (Bursa) - 6, 8 neyse. Var mı burada onunla ilgili bir şey, var mı? Yoksa o kanun bizim çiftçiler için mi geçerli? Tekstilciler için, ihracatçılar için, para kazananlar için geçerli değil mi? Dolayısıyla onlarca sorun var arkadaşlar, sadece bir maddeyi getirerek, bunun belirli şeylerini okuyarak olmaz bu işler yani gerçekten ciddi bir orman katliamıyla yüz yüzeyiz. Yetmiyor, Bakanlık açıklama yapıyor, reklam yapıyor, "Orman alanlarını 20,8 milyon hektardan 23,4 milyon hektara çıkardık." diye özel görseller yapıyor Sayın Bakan. Hakkıdır, yapabilir ama bu işler rakamlarla olmuyor. Şu dediğim orman kesim, izin, irtifak ve Cumhurbaşkanının yetki mekanizmasını göz önüne aldığımızda orman alanlarımız asla artmıyor; tam tersi, ormanların içi boşalıyor, ormanlar ticarete konu ediliyor.