| Komisyon Adı | : | TARIM, ORMAN VE KÖYİŞLERİ KOMİSYONU |
| Konu | : | Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu ile Çeltik Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/3588) |
| Dönemi | : | 28 |
| Yasama Yılı | : | 4 |
| Tarih | : | 26 .03.2026 |
NEJLA DEMİR (Ağrı) - Teşekkür ederim Başkan.
Değerli milletvekilleri, teklifin 8'inci maddesi yine teknik bir düzenleme gibi görünüyor ama aslında öyle olmadığını görüyoruz. Su yapılarının güvenliği ve kurumlar arası görev paylaşımı hedefleniyor ancak maddeye yakından baktığımızda asıl meselenin teknik bir düzenleme olmadığı açık. Burada esas olarak su varlıklarının korunmasına dair kamusal sorumluluk zayıflatılıyor. Bu düzenlemeyle Devlet Su İşlerinin sorumluluğu daraltılıyor. Yine, belediyeler, il özel idareleri ve farklı kurumlar devreye sokuluyor. Ayrıca, DSİ'nin yaptığı tesisler imar planına alındığında koruma sorumluluğu yerel yönetimlere bırakılıyor. Bu ne anlama geliyor? Su havzalarında merkezî ve güçlü koruma anlayışı geri çekiliyor. Yani yeni bir yetki karmaşasına yine zemin hazırlanıyor.
Bakın, Kartalkaya kayak merkezinde yangın sonrası herkes şu soruyu sordu: "Sorumlu kim? Ruhsatı kim verdi?" Aynı sorular yine İliç maden faciasında da soruldu "Ruhsatı kim verdi? Sorumlusu kim?" diye ama ortaya bir şey çıkmadı çünkü yetkiler dağıtılmıştı, sorumluluk net değildi. Sonuç ne oldu? Hesap verilebilirlik süreci zayıfladı. Şimdi aynı hatayı bu defa su havzalarında yapıyoruz, yapıyorsunuz aslında, üstelik, söz konusu olan alanlar sıradan değil; barajlar, sulak alanlar, su havzaları, ekolojik denge, içme suyu ve halk sağlığı açısından hayati öneme sahip olan alanlar. Bu alanlarda güçlü ve merkezî bir koruma gerekir ama bu düzenleme tam tersini yapıyor, koruma zayıflatılıyor, zayıflıyor, imar baskısı artıyor. Zaten son yıllarda su havzalarının çevresinde yapılaşma arttı, bu bir gerçek. Bu madde ise bu süreci hukuken meşrulaştırma riski taşıyor. Öte yandan, düzenlemede ciddi eksiklikler var; havza planlamasına dair bütüncül bir yaklaşım ne yazık ki yok, imarın yayılmasını sınırlayacak açık mekanizmalar yok, mevcut yapılaşmayı denetleyecek net bir çerçeve yok. Yani ne güçlü bir planlama var ne de etkili bir denetim. Sonuç açık: Koruma zayıflıyor, sorumluluk belirsizleşiyor, su varlıkları daha kırılgan hâle geliyor. Oysa su sadece bugünün değil gelecek kuşakların da yaşam hakkıdır. Bu nedenle, yapılması gereken açıktır. Yetkiyi dağıtmak değil, netleştirmek gerekir; sorumluluğu belirsizleştirmek değil, güçlendirmek gerekir; denetimi azaltmak değil, artırmak gerekir diyorum Başkan.