| Komisyon Adı | : | (10/1912,3375,3376,3377,3378,3379) Esas Numaralı Meclis Araştırması Komisyonu |
| Konu | : | |
| Dönemi | : | 28 |
| Yasama Yılı | : | 4 |
| Tarih | : | 01 .04.2026 |
BERİTAN GÜNEŞ ALTIN (Mardin) - Teşekkür ediyorum.
Ben de bu araştırmada emeği geçen hocalara, araştırma ekibine teşekkür ediyorum.
Biraz gergin başladık. Böyle olmamasını tercih ederdim ama böyle oldu. Ya, öncelikle şeyi söyleyeyim: Veriler oldukça detaylı aslında, verileri biz de talep ediyoruz yani bizde biraz bakalım. Sorulara dâhil olmak isterdik, bunun daha demokratik olacağını düşünüyoruz. Özellikle, benim dâhil olmasını istediğim bir soru var, onu belirteyim: Bu rol model sorusu bence önemli; "Aynı zamanda ailenizde sizi koruyup kollayan biri var mıydı?" sorusu. "Sizi koruyup kollayan biri var mıydı?" sorusuna daha genel sormanız iyi olabilirdi çünkü bu acaba bir çeteyle mi ya da başka biriyle mi, onların ihtiyacını karşılayan başka bir aile ilişkileri var mı yok mu noktasında çünkü, suçun çoğunun biz aslında yeni nesil çeteleşmeyle bağını da kuruyoruz. Dolayısıyla bu, rol model olarak gördükleri kişiler; çete liderleri mi ya da onları koruyup kollayacak kişiler var mıydı, yok muydu gibi bir şeyi ben açıkçası merak ettim ama belki bazı sonrasında bununla ilgili konuşuruz.
Bir rapor yazdığınızı söylemişsiniz -ben burada değildim ama arkadaşlar da biraz bahsettiler- yazdığınız bir rapor var galiba, bu raporun...
PROF. DR. BETÜL ULUKOL - Eski bir rapor.
BERİTAN GÜNEŞ ALTIN (Mardin) - Yok, yok, şu anda bu araştırmalarla bir rapor yazıyor musunuz?
PROF. DR. BETÜL ULUKOL - Yok, henüz yok.
BAŞKAN MÜŞERREF PERVİN TUBA DURGUT - Komisyonun raporu yazılıyor ya Beritan Vekilim.
BERİTAN GÜNEŞ ALTIN (Mardin) - Tamam, Komisyonun raporu yazılıyor, herhâlde sizler de dâhilsiniz bu yazım aşamasına.
BAŞKAN MÜŞERREF PERVİN TUBA DURGUT - Komisyonumuzun uzmanları, evet, raportörü, başraportörleri...
BERİTAN GÜNEŞ ALTIN (Mardin) - Tamam.
BAŞKAN MÜŞERREF PERVİN TUBA DURGUT - Yani, bir taraftan Komisyonumuzun bir raporu yazılacak ya...
BERİTAN GÜNEŞ ALTIN (Mardin) - Tamam, o sürecin de ben bizlerin de katılımıyla yazılmasının daha doğru olacağını düşünüyorum.
Şimdi, verilerle ilgili söylemek istediğim birkaç bir şey var, fakat veriler bize mevcut tabloyu da aslında bir kez daha gösterdi. Çocukların yüzde 75,8'inin tutuklu olması yani davasının henüz devam ediyor olması çocuk adalet sisteminde tutuklamanın çocuklar için en son seçenek olduğu vurgusunu bu gerçeğin olmadığını, kâğıt üstünde kaldığını, bize gösteriyor. Tutukluluğu bir peşin cezalandırma durumuna getirmiş. Bu, demektir ki çocuk adalet sistemi zaten çocukların aleyhine işliyor yani. Cezaevinde olan çocukların neden yüzde 75'i tutuklu? Bu çok ciddi bir sorun yani. Demek ki şu anda zaten kapatma çocuklar için bir çözüm olarak görülüyor, bu, bunu gösteriyor. Aynı zamanda yine verilerin içerisinde çocukların yüzde 60'ı demiş ki: "Alacağımız cezayı bilmiş olsaydık, biri bize bir şey söylemiş olsaydı, buna dair bir öngörümüz olmuş olsaydı biz bu suçu işlemezdik." Aynı zamanda çocukların 1,6'sı da ne olursa olsun bu suçu işleyebileceklerini söylemiş. Yani örneklem içerisinde pişman olmayan çocuk sayısı yüzde 1,6. Fakat biz bu Komisyonda çoğu zaman ne dedik? "Bu çocuklar pişman değiller. Bu çocuklar bunu bilerek yapıyorlar." ama bunun oranı demek ki oldukça az: 1,6 düşük bir oran. Bu, şunu gösteriyor bize: Devletin önleyici ve koruyucu mekanizmalarını çalıştırmadığını gösteriyor. Çocukların demek ki insan hakları derslerinde buna dair bir öngörüleri yok, zaten insan hakları dersi yok. Buna dair bir çalışmanın yapılmasını bir öneri olarak Komisyona sunuyoruz.
BAŞKAN MÜŞERREF PERVİN TUBA DURGUT - Ne güzel.
BERİTAN GÜNEŞ ALTIN (Mardin) - Çocuklara insan hakları dersi verelim, burada hukuk okuryazarlığı dersi alsın çocuklar. Aynı zamanda kendi başlarına bir şey geldiklerinde de, bir şiddet mekanizması yaşadıklarında da bunu bildirecekleri bir mekanizmayı inşa edelim. Aynı zamanda kamu spotları yapalım ki bu çocuklar suç işlemeden önce de, başlarına bir suç geldiklerinde de bunun bir cezai yaptırımı olduğunu da bilsinler o zaman. Eğer siz çocuklara bu mekanizmayı söylemezseniz, eğer derslerde hukuk okuryazarlığı dersi olmazsa, çocuklar kendi haklarından haberdar olmazsa daha pek çok ihmal silsilesinin içerisinde bu çocuklar suç işlerse de tek suçlunun da çocuk olmada açığa çıkıyor yani burada. Dolayısıyla bu Komisyonun kendi üzerine düşen rolünün de bu araştırma verileriyle bile oynaması gerektiği bir kez daha vurgulanıyor.
Çocukların yüzde 51,1'i kuruma gelmeden önce okulu tamamen bırakmış, yüzde 47,9'u ise hiçbir sınıf düzeyinde eğitime devam etmemiş. Bu ne demek? Bu veri bize devlet mekanizmalarının, eğitim sistemindeki problemlerin açığa vuruşu yani. Bu çocuklar nerede? Biz Gaziantep'e gittik hep beraber, orada Fatma Şahin'in bence çok güzel bir örneklemi vardı, okula gitmeyen çocukları tespit etmişti ve o çocukların bir noktada,bir mekanizmaya dâhil olması için bir çabası vardı. E, şimdi devletin niye böyle bir çabası yok? Mesela, Millî Eğitim Bakanlığı okulu terk etmiş çocukları neden hiç sormuyor? Buna dair o çocukların madem suça bulaşma oranı bu kadar yüksek, o zaman suçla mücadele edilirken bu en önemli "komponent"lerden biri değil mi? Neden biz sürekli cezai yaptırımı düşünüyoruz? Niye geliştirilecek bir sürü sistemde mekanizma varken niye ibre sürekli çocuklara kırılıyor? Burada çok ciddi bir mesele var. Üstelik çocukların yalnızca 1,6'sı pişman olmadıklarını söylüyor yani. Dolayısıyla devlet çocukları okulu terk ettiklerinde değil, ancak suça karıştıklarında fark ediyor. Bu çok ciddi bir mesele. Suça sürüklenen çocukların yüzde 87,1'i -bu çok büyük bir rakam aynı zamanda- kuruma gelmeden önce bir işte çalıştığını ifade ediyor. Bu, aynı zamanda yoksulluğun çocuklar arasında ne kadar derinleştiğini de gösteriyor. Çocuklar demek ki çalışmak zorunda kalıyor ve çalışma mekanizmaları, çalışma koşullarına dair de bir simülasyon yok karşınızda. Yani aslında, biz bu çocukların kapısını çalmamışız, biz bu çocuklar ne yaşıyor bilmiyoruz; bu çocuklar yoksul mu, aç mı, okulu mu terk etmiş, şiddet mi görüyor, uyuşturucuya mı bulaşmış, buna dair bir öngörümüz yok ama bu çocuk suça karışınca bir cani oluyor, çocukluktan çıkarılma riskiyle karşı karşıya kalıyor. Yani burada çok ağır bir vebal var.
Çocukların yarısından fazlası -yüzde 52,9'u- uyuşturucu, uyarıcı madde kullanıyor. Uyuşturucuyla mücadele demek ki sokak düzeyinde yeterince yapılmıyor; çocukların yüzde 52,9'u ve bunun karşılığında kurulan mekanizmalara bakıyoruz -Sağlık Bakanlığını da dâhil ederek söylüyorum- ne yazık ki bu oranla mücadele etmenin çok ötesinde. Dolayısıyla yine fatura çocuklara kesilmiş oluyor ama asıl fatura bence devletin yapıp etmediklerine kesilmesi gerekiyor, bu araştırma bize bunu gösteriyor.
Her 5 çocuktan birinin psikolojik sorun yaşadığını söylüyoruz ve yine üzgün hissedenlerin oranı yüzde 61,4. Kendine zarar verme denemesinde bulunan çocukların oranı var. Bu çocukların pek çoğunun da psikososyal desteğe ulaşmadığını biliyoruz. Aynı zamanda yine psikiyatristler de bahsetmişlerdi, çocukların pek çoğu, suç işleyen çocukların yüzde 70'ine, 80'inine yakını psikolojik tamamlamışlar zaten. Demek ki bir noktada bu çocuklar sisteme düşmüş, devlet fark etmesi gereken zamanda fark etmemiş, bu mesele büyümüş, büyümüş, büyümüş ve böyle bir faciayla sonuçlanmış. Dolayısıyla yine Sağlık Bakanlığının buradaki yetersiz çalışmaları da karşımıza çıkıyor burada.
Rapor suçun bireysel değil, toplumsal ve sistematik bir sonuç olduğunu teyit ediyor. Çocukların adli suçlardaki yoğunluğunun yüzde 93,7 oluşu asayişin değil, sosyal adalet sorunu olduğunu da bir kez daha ortaya çıkardığını ifade ederim. Bu noktada bizlerin önerileri: Çocukların tutuklu yargılanmasına son verilmesi; bunun çocuk adalet sistemi için çok ciddi bir sıkıntı olduğu bir kez daha ortaya çıkıyor. Eğitimden kopan çocukların takibinin yapılması ve kurumların denetlenmesi. Çocuk yoksulluğuyla ilgili radikal bir mücadele programının çıkarılması ve çocukları hapsetmek yerine harcayacağımız enerjinin sosyal devlet mekanizmalarını geliştirmek ve dönüştürmek için harcanması gerekiyor mesajı veriyor bize bu rapor.
Şimdilik bunları söyleyeyim.
Son olarak şunu söyleyeyim: Sizin verilerinizde vardı sanırım değiştirilebilir sebeplerden bahsetmiş çocuklar: "Annem şöyle olsaydı, babam şöyle olsaydı, okulu şöyle terk etmeseydim, şöyle kötü arkadaş çevrem olmasaydı." diyorlar. İşte değiştirilebilir sebeplerden ve eksik mekanizmalardan dolayı çocuklar aslında bir sonuç yaşıyorlar ve bu sonuçtan kendileri de üzgünler yani. Dolayısıyla bunu değiştirmenin bir yolu var. Bunu değiştirmenin yollarından biri de şu anda cezaevinde olan çocuklarla birlikte hem iç görüyü artırmak, suç iç görüsünü arttırmak hem böyle olmamasının mekanizmalarını çocuklardan da öğrenmek için onarıcı adalet onarıcı adalet yani. Onarıcı adalet mekanizmalarıyla çocuklar elbette onları suça iten sebepleri, değiştirilebilir sebepleri söyleyebilirler ama bunun bir kısmının da kendileriyle ilgili olduğu iç görüsüne sahip olabilirler. Yani çocukları bir yere kapatıp bir daha onlara selam vermeyerek çocukların iç görü geliştirmesini bekleyemeyiz yani. Şimdiye kadar bu beklenmiş ve bizim eleştirdiğimiz temel noktada bu.
Teşekkür ediyorum.