KOMİSYON KONUŞMASI

ADALET KAYA (Diyarbakır) - Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli Komisyon üyeleri; Türkiye tarihinin en derin yoksullaşma, mülksüzleşme ve gelir adaletsizliğinin derinleştiği günlerden, en derin süreçlerden birinden geçmektedir. Ekonomi yönetimimiz 2026 yılı için yüzde 16 enflasyon hedefi koyduğunu ilan etmişti, şubat ayı enflasyonu yüzde 2,96 olarak açıklandı, sadece iki ayda tüketici fiyatlarındaki artış yüzde 7,94'e ulaştı. Bu da demek oluyor ki daha yılın ikinci ayında enflasyon hedefinizin yarısına geldiniz. En düşük emekli maaşını 20 bin lirada bırakan düzenlemeyi görüşürken belirlediğiniz enflasyon hedefinin gerçekçi olmadığını ifade etmiştik, gerçekleri siz de görüyorsunuz ama düzeltme iradesi, düzeltme yetkisini kendinizde görmüyorsunuz. Küresel enerji krizinin fiyatlamalarla tam yansımadığı bir ortamda bu hedeflerin tutmayacağı ve ücretlilerin satın alma gücünün her geçen gün daha da düşeceği gün gibi ortada. TÜRK-İŞ'in Aralık 2025 verilerine göre açlık sınırı 30.143 liraya, yoksulluk sınırı ise 98.188 liraya fırladı. Ülkeyi getirdiğiniz uçurumun en net fotoğrafı bizzat iki gün önce Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının açıkladığı faaliyet raporunda görünüyor, 2025 yılı Faaliyet Raporu'dur. Bu rapora göre, Türkiye genelinde tam 3 milyon 991 bin 766 haneye her ay düzenli sosyal yardım yapılmaktadır. Her evde ortalama 4 kişinin yaşadığını kabul edersek 6 milyona yakın yurttaş yaşamını ancak devlet yardımlarıyla sürdürebilmektedir. Geliri asgari ücretin üçte 1'inin altında kalan yani en temel sağlık güvencesi olan genel sağlık sigortası primini ödeyemeyecek kadar yoksul olan yurttaşların sayısı 8 milyon 217 bin 937'ye ulaşmıştır. Sadece yedi yıl içinde asgari geçim standartlarının altında kalan bu nüfusa 1,3 milyon kişi daha eklendi. İşte, ekonomi politikalarının halka faturası bu, milyonlarca vatandaşın hem doymak hem de ısınmak için devlete muhtaç bırakılması ama Hazine ve Maliye Bakanı yüksek gelirli ülkeler arasına girdiğimizi müjdeliyor.

Bir kısım iktidar yandaşı sermayedarın gelirini yükselttiği aşikâr fakat ücretiyle, emeğiyle, emekli maaşıyla geçinenler için aynı şeyi söyleyemiyoruz. Her gittiğimiz kentte halk buluşmalarında emekliler dert yanıyorlar; Diyarbakır'da, Batman'da, Adıyaman'da, Malatya'da emekli yurttaşlar bize ulaşıyorlar, diyorlar ki: "Biz artık sabretmekten emekli olduk, dayanacak gücümüz kalmadı." Emekli artık dinlenemiyor da, ilerleyen yaşına ve hastalıklarına rağmen geçim derdiyle inşaatlarda, merdiven altı atölyelerde çalışmak zorunda kalıyor. Kamuoyunda haftalardır emekli bayram ikramiyelerinin artırılması konuşulurken bu teklifte emeklilere dair tek bir satır yok. 2018 yılında bin TL olarak belirlenen bayram ikramiyesi o günden bugüne sadece enflasyon oranında güncellenseydi dahi bugün en az 8.100 lira olması gerekirdi, siz ise bunu 4 binle sabitlediniz ve bunu sürdürmeye devam ediyorsunuz. İktidar mensupları çıkıp "Emekliye zam için kaynak yok." diyor; sermayeye gelince oluk oluk kaynak var, ömrünü bu ülkeye vermiş, vergisini ödemiş, emekli primini ödemiş emekliye yok. DEM PARTİ olarak açıkça söylüyoruz: En düşük emekli aylığı yoksulluk sınırının en az yarısı seviyesine yani bugün itibarıyla yaklaşık 50 bin liraya yükseltilmelidir. Emekli bayram ikramiyesi ise en az asgari ücret düzeyinde olmalıdır.

Değerli Komisyon üyeleri, ekonomik kaynakların ne kadar adaletsiz ve sermaye lehine dağıtıldığını önümüzdeki teklifin maddelerinde net bir şekilde bir kere daha görüyoruz. Teklifin 9'uncu maddesi ile İşsizlik Sigortası Fonu'ndaki yüzde 1 oranındaki devlet payını yarısına indirmeye Cumhurbaşkanını yetkili kılıyorsunuz. İşçi ücretlerinden kesilen ve işçinin kötü gün dostu olması gereken bu fon işçiden alıp patrona verme fonuna dönüşmüş durumda. Son on yılda fon giderleri içinde işveren teşvik ve desteklerinin payı yüzde 49,2'ye çıkmışken işsizlik ödemelerinin payı yüzde 31,7'ye düştü. "Sermayeye teşvik" adı altında bu fonu yağmalarken şimdi devletin fona katkısını Cumhurbaşkanı kararıyla kısmak, sosyal devlet ilkesini askıya almak istiyorsunuz.

Adaletsizlik bununla da sınırlı kalmıyor, teklifin 7'nci maddesine bakalım: İktisadi işletmelere dâhil olan konutların kiralanmasına ve kripto varlık teslimlerinde KDV istisnası getiriyorsunuz. Halkımız temel gıdaya, ekmeğe, bebek mamasına yüzde 10 ila 20 arasında KDV öderken, fahiş kiralar altında ezilirken siz büyük gayrimenkul şirketlerine ve spekülatif kripto varlık ticaretine vergi muafiyeti tanıyorsunuz. Bu vergi adaletsizliği değil de nedir?

Bir de 17'nci madde var. Deprem bölgesindeki hak sahiplerine konut borçlarını 2026 sonuna kadar peşin ödemeleri hâlinde yüzde 74, iş yerlerinde ise yüzde 48 oranında indirim getiriyorsunuz. Dışarıdan bakıldığında bu bir müjde gibi görünüyor ama şimdi size soralım: Evini, işini, her şeyini depremde kaybetmiş yurttaşlar var, sosyal desteklerle ayakta kalıyorlar. Bunların bu parayı nakit olarak ödemesi mümkün değil. Nasıl ödeyecekler? Yani bunu gerçekten soruyoruz. İktidar anayasal bir zorunluluk olan barınma hakkını ücretsiz sağlamak zorunda yani bu kesimden bahsediyorum. Şimdi, bunun yerine yurttaşı borçlandırmakla sürekli yeni düzenlemeler getiriyorsunuz. Bu maddeyle de sadece peşin ödeme gücü olan tuzu kuru bir azınlık faydalanabilecek, yoksul depremzedeyi dışlayan bir düzenlemedir bu.

Öte yandan, BOTAŞ'ın 100 milyarlarca liralık vergi ve gecikme faizi borcunu "görev zararı" adı altında mahsuplaşarak Hazineye yüklüyor ve görünmez kılıyorsunuz. Kamu mülkiyetindeki ihtiyaç fazlası arazileri özelleştirmeye açarak bütçe açıklarını kamu varlıklarını satarak kapatmaya çalışıyorsunuz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu teklif, Türkiye'de gelir dağılımındaki adaletsizliği daha da derinleştiren, yoksuldan alıp zengine ve sermayeye veren politikalarınıza inatla devam ettiğinizi gösteriyor. Enflasyon altında ezilen milyonların, 20 bin liraya mahkûm edilen emeklinin, elektrik faturasını ödeyemeyen 3,5 milyon hanenin dertlerine derman olacak tek bir madde barındırmıyor bu teklif ancak artık yurttaşların da bu yoksulluğa dayanacak sabrının kalmadığını belirtelim.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN MEHMET MUŞ - Evet, şimdi, Sayın Akay, söz vereyim mi?

CEVDET AKAY (Karabük) - Size bağlı Başkanım, verirseniz konuşurum.

BAŞKAN MEHMET MUŞ - O zaman saat 20.00'ye kadar ara veriyoruz.

Kapanma Saati: 18.37