| Komisyon Adı | : | DİLEKÇE KOMİSYONU |
| Konu | : | Bursa Milletvekili Nurhayat Altaca Kayışoğlu ile Mersin Milletvekili Ali Bozan'ın (D28-17938) numaralı Dilekçe ile aynı mahiyetteki 28 dilekçe hakkında Başkanlık Divanı kararlarına itirazlarına ilişkin görüşme |
| Dönemi | : | 28 |
| Yasama Yılı | : | 4 |
| Tarih | : | 17 .02.2026 |
İBRAHİM ARSLAN (Eskişehir) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Şimdi, pekiştirmek amaçlı bazı cümleleri kullanabilirim ama kendi düşüncelerimi de ifade edeceğim. Biz bir anayasal devletiz, "hukuk devleti" kavramını bir yana bırakırsak zaten geriye gerçekten Sayın Bozan'ın ifade ettiği gibi konuşulacak bir şey kalmıyor. İnsanlar haklarını nerede arayacaklar? Anayasa'da hüküm yok mu? Bütün çalışanlarımızı, emeklilerimizi ilgilendiren, çalışma hayatını düzenleyen maddeler. Orada devlete ödevler ve görevler yüklenmiyor mu? Herkesin huzur içinde, refah içinde yaşamasını sağlamak devlete bir görev olarak yüklenmiyor mu? Var, ilgili maddeleri tek tek konuşmayalım ama şimdi, vatandaş, iktidar penceresinden, yürütme penceresinden baktığımızda çaresiz; arkadaşlarımız rakamları veriyor. Bu rakamlar daha da büyük, sizin söylediğiniz gibi keşke olsa. Gündemimiz emekli ama bütün çalışma hayatı sorunlu hâle gelmiş. Emeklileri de tek başına ele alamıyoruz. Niye? "Emekli" dediğiniz zaman alt başlıklar oluşuyor; memur emeklisi, işçi emekçisi, tarım emeklisi, BAĞ-KUR emeklisi. Sadece onunla sınırlı kalmıyor, izleyen maddeler de var; engelli maaşı alanlar, dul, yetim maaşı alanlar. Diğer unsurları da saydığımızda onların durumu o 20 binin de çok altında olduğu için daha vahim, onlar onu da alamıyorlar. Öyle bir sistemle karşı karşıyayız ki sevgili arkadaşlar "Ölümü gösterip sıtmaya razı etme." dediğimiz mesele.
İki, bunlar arasında artık en düşük emekli maaşı tartışıldığı için ve gündem bunun üstüne yığıldığı için prime dayalı, yıllara dayalı farklılıklar da ortadan kalkmış durumda. Gelinen nokta, yoksullukta tabanda eşitliği sağlayan bir rakam. Siz az önce söylediniz "16 milyon emeklimiz var, hepsi böyle değil." filan... Ya, 5 milyonu 20 bin lira hazine yardımıyla geçinir hâle gelmiş yani kimse bu ülkede kök maaşının kaç lira olduğunu bilmiyor; o noktaya geldik.
İkincisi, seyyanen zamlar... Anayasa Mahkemesine taşıdığımız unsurlar var eşitlik ilkesine dayalı olarak. Geçtiğimiz yıllarda memurlara verilen seyyanen zamlar memur emeklilerine verilmedi, onlar için de ayrı bir adaletsizlik yaşanıyor.
Üç, gündemimiz olmamakla birlikte bütünlük açısından söylüyorum, emeklilerin maaş bağlanma katsayılarıyla ilgili sorun var, kademeli emeklilikte sorunlar var, bir günle on yılları aşan mağduriyetler var, stajyer ve çırakların sorunları var; varoğluvar. Şimdi, o zaman vatandaş ne yapacak? Anayasa'da tanımlanan Dilekçe Komisyonuna dilekçe vererek dertlerine çare aramak adına merci olarak burayı görüyorlar çünkü yürütme kulağını tıkamış, arkadaşlarımız mevzuat değişikliğinden söz ediyor, yürütme yasamada çoğunluğu elde ettiği için herhangi bir mevzuat değişikliği söz konusu değil. E, o zaman vatandaş ölsün açlıktan, öyle mi! Peki, bu kurulun, KDK'yi de işin içerisine kattığımız zaman, yürütmeye ve yasamaya mevzuatta düzeltici önlemler alma ya da telkinlerde bulunma hakkı yok mu? Var. Nereye koyacağız? KDK'nin faaliyet raporlarını görüştüğümüz zaman, uzlaşılan, kısmen reddedilen ya da mevzuat düzenlemesi gerektiren konularda da yürütme ve yasamaya telkinlerde bulunduğuna dair raporlarda veriler var; hadi yapalım. Hepimiz tespit ediyoruz, siz de ikrar ediyorsunuz, diyorsunuz ki: "Ekonomi düzeldikçe vereceğiz." Bir kere bu nedir? Zımnen ekonominin çok kötü olduğunu kabul etmektir, geldiğimiz nokta...
OTURUM BAŞKANI AHMET SALİH DAL - Değil.
İBRAHİM ARSLAN (Eskişehir) - Tartışırız, her aşamasını da tartışırız ama arkadaşlarımız mevzuata sığınmasınlar, itiraz edenlerden biri bendim, açın tutanakları okuyun. Hollanda'da bir emekli yurttaşımızın başvurusu bu kurulun gündemine gelmiştir ve bizim itirazlarımızla reddedilmiştir. Neredeyse yerinde inceleme için Hollanda'ya gidilecekti ve kullandığım cümleyi dünkü gibi hatırlıyorum. O tarihlerde Türkiye'deki 100 bin imzalı dilekçe bu kurulun önüne gelmişti emekli örgütleri tarafından, onların sorunlarını görüşmek yerine Hollanda'da -bir emekli yurttaşımızın sorununa duyarsız kalalım değil ama- yerinde inceleme yapmak için neredeyse çoğunluğu bulsaydınız o karar çıkacaktı, biz itiraz ettik de o karar çıkmadı. Peki, Hollanda'da çalışan ya da emekli olan bir yurttaşın Türkiye'deki özlük hakları mevzuat değişikliği gerektirmiyor mu? Uluslararası sözleşmeler gereği yasamanın önüne gelmesi gerekmiyor mu? Gerekiyor. E, onu gündem yapabiliyoruz, tartışabiliyoruz, ramak kala karar alınıyordu, şimdi "İç Tüzük ya da ilgili yasanın şu maddesine göre bunlar sıkıntılı." diyoruz. Ben her iki arkadaşımıza da katılıyorum, en azından bir alt komisyonla, elbette burada bağlayıcı bir kararı olmasa bile, yapacağı telkinle, tavsiyeyle yasamaya ve yürütmeye bu milyonlarca insanımızın yaşamış olduğu sorunun çözümüne dair bizim katkı sunmamız lazım, düşünce beyan etmemiz lazım. Yoksa o zaman burada, bu kurulda olmamızın ne anlamı var? Yasama bir çalışma yapmıyor, yürütme bir çalışma yapmıyor, Anayasa'yla güvence altına alınmış olan bu kurul çaresizlik içinde "Bizim de yapacak bir şeyimiz yok." dediğinde yurttaş nereye gitsin, ne yapsın? O nedenle, ben her iki arkadaşımızın görüşüne de katılıyorum, en azından bir alt komisyon oluşmalı; bu konu ilgili taraflar, sendikalar, dernekler, bu konudaki örgütlerle birlikte değerlendirilmeli ve yasamaya, yürütmeye mevzuat değişikliğiyle ilgili öneri sunmak üzere bir çalışma sergilemeli diye düşünüyorum.
Teşekkür ederim.