KOMİSYON KONUŞMASI

NACİ ŞANLITÜRK (Ordu) - Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri, kıymetli Komisyon üyeleri; ben de hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Komisyon Başkanımızın ağzına sağlık, emeği geçen herkese teşekkür ediyorum.

Raporun tamamını okudum desem yalan olur ama baktığımızda milletvekillerimizin de söylediği gibi bu sadece çocuklarla ilgili bir konu değil. Biz Suça Sürüklenen Çocukları Araştırma Komisyonunda da bu konuları konuşuyoruz. Son yıllarda özellikle bu dijitalleşmenin, internet ortamının geliştiği dönemlerde -yıllarda diyelim, son yıllarda, özellikle medyanın da televizyonun da bunda etkisi var- bir defa, çocuklarımız ergenlik çağında kendine cazip gelen sitelere, yasaklı sitelere ya da işte, ne sayarsanız onlara giriyor ama toplumun genelinde bir erime var, bir dejenerasyon var, bir bozulma var. Sayın vekilimizin de dediği gibi, bizim toplum olarak biraz kendimize çekidüzen vermemiz gerekir.

Bir ikincisi de -bu, birbirine bağlantılı birçok konu- öncelikle, güçlü ailelerin çocuklarının suça karışması, zararlı içeriklere ulaşması biraz daha zor oluyor ya da istatistiklere baktığınızda daha az olduğu görülüyor. Dolayısıyla aileleri güçlendirmemiz lazım; bu manada ben de şahsen bireysel olarak bir kanun teklifi verdim, özellikle kadınlarımızın sosyal güvenlik priminin devlet tarafından ödenmesi, hiçbir sosyal güvencesi olmayan kadınlarımızla ilgili. Dolayısıyla önce aileyi bir toparlamamız lazım Sayın Başkanım, ondan sonra da toplumu toparlamamız lazım.

Bir de tabii, 28 Şubat sürecinde, biliyorsunuz, imam-hatiplerin önünün kesilmesi adına yapılan birtakım önlemler vardı, eğitim süresinin uzatılması vardı, eğitim süreleri uzadı. Şimdi, geçenlerde bizim -ben Ordu milletvekiliyim- Ordu Kabadüz'ün Yokuşdibi beldesi var, orada bizim okulumuz var, yaklaşık, 50'ye yakın öğrencimiz vardı, "Depreme dayanıklı değil." diye oradaki okulu boşalttık, Kabadüz merkeze aldık. Oradaki öğrencilerimiz taşıma sistemiyle evlerine gelip gidiyorlardı, devlet dedi ki: "Bu taşıma bana fiyatlı, pahalı geliyor. Dolayısıyla, ben Kabadüz merkezde size pansiyon hizmeti vereceğim. Bu çocukların yemesi, içmesi, pansiyonu bedava. Sizden bir şey de istemiyorum." Bölgeden bizi hemşehrilerimiz aradı "Sayın Vekilim, siz ne yapıyorsunuz? Benim çocuğumu elimden aldınız. Günün yirmi dört saat olduğunu bildiğimize göre bu çocuğa siz yedi, sekiz saat eğitim öğretim vereceksiniz, geriye kalan on altı saat ne yapacak? Ben köyde hayvancılık yapıyorum. Bu çocuk bana hayvancılık yaparken yardım ediyor, tavuklarımı yemliyor. Bir de ben çocuğumun büyüdüğünü göremeyecek miyim? Ben çocuğumla -on altı saat- evde boş zamanlarımda şakalaşıyorum, güreşiyorum, ne bileyim, vakit geçiriyorum, çocuğumu elimden aldınız." dedi. Şimdi, onun için benim burada önerim, bu eğitim sürelerine bakmamız lazım. Köydeki okulları bizim derhâl açmamız lazım. Köydeki okulları açarsak... Öğretmeni köyden çıkardık, dolayısıyla, eğitim öğretim de sadece öğrencilere verilen, çocuklara verilen bir eğitim değildi, öğretmen orada bir bilendi, danışandı. Dolayısıyla, çocukların, geride, okul zamanından sonra kalan zamanlarının daha verimli kullanılması adına... Yani dilimize yerleşmiş atasözleri de var, hani "şeytan avara kalınca" diye başlayan, ben onları söylemeyeyim ama boş da bırakmamamız lazım, daha verimli doldurmamız lazım bu zamanları. Yoksa şimdi çocuklara baktığımızda, çocuklar dijital mecralardan olumsuz etkileniyor da büyükler etkilenmiyor mu?

İşte, suça sürüklenen çocuklarla ilgili araştırma komisyonunda da söyledim; bu, televizyonlardaki kadın programları nedir Allah aşkına! Biz toplumun normal bireylerini koruyamıyoruz ki çocuklarımızı koruyalım. Mafya dizileri var. Şimdi, bugün, az önce sosyal medyaya girdik, baktık, Bolu'da bir grup kız evladımız çete oluşturmuşlar; kendilerinden daha küçük yaştaki kızları darbediyorlar, para istiyorlar. Yani biz bunu...

Mehmet ağabeyin dediğine de katılıyorum, haramı helali unuttuk; eskiden anneler öncelikle bunları verirdi, ailede bu olurdu. Onun için toplum elden gidiyor. Bunu sadece burada bir raporla... Dijital mecralardan yerine ne koyacaksınız? Yokuşdibi'nde benim Ahmet ağabeyimin bana sorduğu soruyu ben size soruyorum: On altı saatini bu çocuğun neyle dolduracaksın? Sekiz saat okulda geçirdin, diğer on altı saatini pansiyonda bekletiyorsunuz. Şimdi, cuma vaazını Mehmet ağabey yaptı ama ben de söyleyeyim; Kur'an-ı Kerim'de ayet var, diyor ki: "Sizi birbirinize meyilli kıldık kadınlar ve erkekler olarak." Bu çocukların hepsi ergen; kızlar erkeklere meyilli, erkekler kızlara meyilli. Ne yapacak şimdi bu çocuk, burada ders mi çalışacak? Dolayısıyla biz bu meselelerde kökten, toplumun temelinden, aileyi güçlendirmekle başlayacağız, kadınımızı güçlü kılacağız; kadınımız evinde çoluğuna çocuğuna sahip çıkacak, ailesine sahip çıkacak.

Bir de eğitim sürelerinde, dediğim gibi, köyden koparmayacağız. Üretim durdu, meslekler unutuldu. Yani ekim dikim yapabilen insanlar yok. Soruyorsun: "Mehmet efendi, ne yapıyorsun?" "Şehre taşındım ben." "Ne yapıyorsun?" "Çocuk okutuyorum." "Çocuğu hoca okutuyor, sen ne yapıyorsun?" Kahvede akşama kadar aznif oynuyorsun, okey oynuyorsun. Onun için, bu köy okullarını açmamız lazım. Çocuğun siz burada elinden telefonu alacaksınız; ne yapacaksın, yerine ne vereceksin? Dolayısıyla, bu rapor...

Ben Atay Bey'in dediğine katılıyorum, siz de telaffuz ettiniz; efendim, sadece bir aylık, iki aylık, bir yıllık alınan önlemlerle bu işler çözülmez, hızlı gelişen bir sektörden bahsediyoruz. Onun için, toplumun genelini ilgilendiren, bizi biz yapan değerlerimize tekrar, geriden dönmemiz lazım. Geçen, işte, Komisyonda yine söyledik; ahlakın olmadığı yerde din, inanç, iman olmuyor. Önce ahlakı yerleştirmemiz gerekir.

Şimdi, ben Ordu'dan yine... Çocuk 18 yaşını geçmiş ama biz hâlâ "çocuk" diyoruz. 22 yaşında bir hafız evladımız bir dolandırıcılık şebekesinin elinde. Burada, 5-6 tane Ankara'da ev tutulmuş. Efendim "Ticaret yapıyoruz, bir saadet zinciri..." diye "1 liralık metayı, ürünü 20 liraya, 30 liraya nasıl satarım? Sen arkadaşlarını bu sisteme katarsan daha çok para kazanacaksın." Yani daha bunun gibi örnekler çok çok fazla.

Onun için, sadece bir komisyonla, bir rapor yazmayla bu işler olmaz. Onun için ben sayın vekilimizin dediğine katılıyorum. Devlet büyüklerimizle kafa kafaya verip bunun hem eğitim ayağına bakmak lazım, meslek edindirme kurslarına bakmak lazım. On iki yıl zorunlu eğitim... Bu eğitim süreleri çok uzun. Geçen söyledim, elimizde dâhi bir çocuğumuz oldu, biz öğütüp gidiyoruz o çocuğu. Yani yurt dışında bunun benzer sınıf atlama örnekleri var gibi.

Onun için ben raporda emeği geçenlere teşekkür ediyorum. Bu kısmi bir -rahmetli Erbakan'ın tabiriyle- pansuman tedavisi gibi gözükmüştür, görülmüştür ama bunun, cerrahi müdahaleyle bu çıbanın, urun çıkarılması lazım.

Özellikle, öncelikle, biz burada Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak şu televizyonları bir susturalım ya. Bu kimin televizyonudur? İktidarı, muhalefeti olmaz bunun. Yani ben burada söylemeye hayâ ediyorum -Allah korusun- anneyi oturtmuşsun oraya, babayı oturtmuşsun oraya, diyorsun ki: "2 tane çocuğun babası kim?" Ya, böyle şeyler olabilir mi? Yani onun için, bu toplumda bu...

BERİTAN GÜNEŞ ALTIN (Mardin) - Toplumsal çürüme...

NACİ ŞANLITÜRK (Ordu) - ...dediği gibi, çürüme, erozyon, dejenerasyon, bozulma, adına ne derseniz deyin ama toplum elden gidiyor. Biz Covid döneminde aile birlikteliğiyle bir arada durduk. Şimdi, benim personelim geldi, diyor ki: "Ya, 1 milyon lira borçlandım." Kızım, ne oynadın diye soruyoruz; sanal kumar, şeker patlatma, bilmem ne. Bir defa, bunun haram olduğunu biliyorsun, sen muhafazakâr bir ailenin çocuğusun. Yani, ben de imam-hatipliyim. Bakın, şimdi, şu anda toplumun gündeminde olan hep imam-hatipliler. Demek ki sadece din eğitimiyle bu iş olmuyor, sadece dijitalleşmeyle bu iş olmuyor. Çocuklarımızı köyden koparmayacağız, nesillerimizi köyden koparmayacağız; onlara kendi meşgalelerini, kendi ihtiyaçlarını üretecek kadar bir fırsat bence sunulmalıdır.

Daha konuşulacak çok konu var. Ben rapor için tekrar teşekkür ediyorum emeği geçenlere. Daha güzeli olmaz mı? Olur. Ama burada muhalefet milletvekillerinin şu sözüne de katılıyorum: El birliği içerisinde herkesin katkısının alınması çok çok önemli. Bu Komisyonun tamamı bu raporun altında "Bizim gücümüz buna yetiyordu, aklımız buna eriyordu, bu kadarını yaptık." diyebilmeli, Komisyonun her bir ferdi. Onun için yapılan emeği de göz ardı etmemek lazım.

Ben başta Başkanımız olmak üzere, her birinize ayrı ayrı teşekkür ediyorum.

Hepinizi saygılarımla selamlıyorum.