| Komisyon Adı | : | (10/1912,3375,3376,3377,3378,3379) Esas Numaralı Meclis Araştırması Komisyonu |
| Konu | : | Profesör Doktor Aliye Mavili, Doçent Doktor Zeki Karataş ve Profesör Doktor Betül Ulukol'un yaptıkları sunumlara ilişkin görüşme |
| Dönemi | : | 28 |
| Yasama Yılı | : | 4 |
| Tarih | : | 06 .01.2026 |
SİBEL SUİÇMEZ (Trabzon) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, kıymetli hocalarımız, değerli danışmanlarımız, bürokratlar; hepinizin yeni yılını kutluyorum.
Ben, öncelikle kıymetli hocalarıma teşekkür ediyorum, Sayın Mavili, Karataş ve Ulukol Hocalarımı dinlemekten çok büyük bir zevk aldım. Sunumlarının çoğu kısmına katıldım, katılmaktan dolayı da büyük bir memnuniyet duyduğumu ifade ediyorum ancak birkaç hususu daha sonra sorularımın arasında da zaten soracağım.
Sayın Mavili'nin aslında söylediği birkaç cümle vardı, ben de ondan gireyim. "Sorunları biliyoruz." dediniz, "Yapılması gerekenleri de biliyoruz." dediniz, "Aslında politikalar da var." dediniz, "Ama eylem ortaya konulmalı." dediniz. Tam da ben o noktadayım yani bu Komisyonun Amerika'yı yeniden keşfetmesine falan gerek yok; sizler işin içindesiniz, alanda yapılan çalışmaları yıllardan beri siz de çalıştığınız için hem alanda görüyorsunuz hem de okuyarak, izleyerek takip ediyorsunuz. Benim burada olduğu gibi birçok arkadaşım da avukat, biz de meslekten deneyimliyiz o konularda. O yüzden -siz de o olmadı ama- yarın öbür gün İstatistik Kurumu, Adalet Bakanı, Emniyet Müdürlüğü, Jandarma gelecek, burada bize, ülkede sanki her şey dört dörtlükmüş gibi birtakım veriler üzerinden gidecek. O zaman -işte mesele bu- biz, eylem ortaya koyarken nerede eksiğiz, nereleri düzeltmemiz gerekiyor? Zaten bunu da açıkça söylediniz yani vaka odaklı gitmeliyiz, aile odaklı gitmeliyiz, çevre duyarlılığını önemsemeliyiz. "Çevre" derken neyi kastettiğimi biliyorsunuz herhâlde. Dolayısıyla, yapılması gereken şeyler... Aslında onları da biliyoruz. Şimdi "Biz niye yapamıyoruz, nerede eksiğiz?"i çok ciddi bir şekilde bu Komisyonun tartışması gerektiğini düşünüyorum. Öteki türlü,; biz de alırız, biraz daha inceleriz, siz de incelerseniz, Komisyonda herkes okur, bir şey ortaya koyar ama "koordinasyon" dediniz mesela, evet, çok önemli, büyük bir eksiklik, alanda sizler de görüyorsunuz, bizler de görüyoruz; kurumlar arasında iş birliği yok, biri alıyor, bırakıyor "Görevimi yaptım." diyor; biri alıyor, bırakıyor "Görevimi yaptım." diyor; bir alıyor, bırakıyor "Görevimi yaptım." diyor ama biz, o suça sürüklenen çocuğa ilk suçunda gerekli müdahaleyi yapamadığımız için, o ilk suçunu, nasılsa, büyük bir ihtimalle -basit suçlarda- hükmün açıklanmasının geri bırakılacağı kararı verileceği için, hiç kimse süreç içerisinde önemsemediği için, ilerdeki yıllarda hem suç tipinin, işlediği suç tipinin değişiklik gösterdiği şekliyle -karşımızda olduğunu- hem de işte 20 tane, 30 tane suç dosyası aynı çocuk tarafından işlendiğiyle karşı karşıya geliyoruz. Şimdi, burada oturup düşünmemiz gereken şey, herkes bunu bilirken -akademisyeni biliyor, bakanlıkları biliyor, barolar biliyor, avukatlar biliyor, hâkim, savcısı biliyorken- biz, niye çok iyi bildiğimiz bu konudaki eksikliği gideremiyoruz? Bence bunun tartışılması gerekiyor.
Şimdi, tabii, hepsine cevap verebilir misiniz bilmiyorum ama mesela, çocuk kapalı infaz koruma kurullarında kalıp sonra tekrar suç işleyen yani aslında rehabilite edilmesi gereken ya da "Rehabilite ettik." diye düşündüğümüz ancak tekrar bırakıldıklarında suç işleyip tekrar cezaevine giden çocuk sayısının kaç olduğunu merak ediyorum. Bir bilginiz varsa, verebilirseniz çok memnun olurum.
Mahkemeler ayrı bir problem; onlar da koruyucu, destekleyici tedbir kararlarını ne kadar alıyorlar? Alanda çalışıyorsunuz, biliyorsunuzdur; alanlar da ne kadar etkili alıyorlar bu kararları, kararları denetleyebiliyorlar mı? Bunların hepsine baktığımızda, çok azında gerekli olacak şekilde önleyici, koruyucu tedbir kararlarının verildiğini, SİR'lerin yeterli şekilde çok az bölümünde alınabildiğini, mahkemelerin devamında da bir denetleme de yapmadığını hepimiz çok iyi biliyoruz. Öyleyse mahkemelerde mesele ne yapabiliriz, nasıl tekrar suç işlemesinin önüne geçecek önleyici ve koruyucu tedbirleri mahkemeler alabilir, nasıl denetlemeyi yapabilir; bunları nasıl acaba sağlayabileceğiz?
Şimdi, ilk suçla geldiğinde polis hemen Aile ve Sosyal Hizmetler il müdürlüğüne, Bakanlığa bir bildirimde bulunuyor mu? Bulunmuyor aslında, nereye bulunuyor? Savcılığa bulunuyor, baroya bulunuyor CMK'den istesin şey diye. Dolayısıyla kaldığınız zaman burada adli sistem içerisinde birdenbire çocuk kalıyor, idari sistem olayın dışında bırakılıyor. Oysa inancım odur ki eğer idari sistemde yüzde 10'luk bir iyileştirme yapabilirsek biz belki bu tekrar tekrar suç işleyen çocuk sayısını yüzde 50'ye kadar azaltabiliriz diye düşünüyorum. Bilmiyorum anlatabildik mi yani ilk aşamada... Hani gerçekten siz de sosyal hizmetler uzmanlığının ne kadar önemli olduğunu söylediniz, ben de inanıyorum. Dolayısıyla daha ilk aşamada sosyal hizmetler uzmanlarıyla bir araya gelemeyen bir suçlu çocuk profili çıkıyor; ondan sonra ikincisi, bilmem nesi olduğunda, devamı olduğunda ancak giriyor. Dolayısıyla bu konuda görüşünüz nedir merak ediyorum. Yani polisin daha ilk aşamada Aile ve Sosyal Hizmetler il müdürlüğüne, uzmanlara erişebilmesinin etkili olabileceğini, faydalı olabileceğini düşünüyor musunuz?
Biliyorsunuz, son yıllarda yapılan değişiklikle, adli destek ve mağdur hizmetleri müdürlükleri içerisinde artık adliyede de görev yapan, yine denetimli serbestlik de dâhil olmak üzere bir sosyal çalışmacı, sosyal hizmetler uzmanı havuzu oluştu. Bu havuzlardan artık mahkeme istiyor, gidiyor, denetleme istiyor, gidiyor ve bunlar SİR hazırlıyorlar ama ikinci sefer yoklar mesela, başka bir arkadaş... Havuzdan geldiği için, sizin de söylediğiniz gibi, Türkiye'de bir vaka izlemesi olmuyor. Oysa hepimiz biliyoruz ki bir çocuk bir şekilde adli sistemle tanıştığı andan itibaren eğer bir sosyal hizmet uzmanı tarafından takip edilebilse işte o etkin koruma sistemini sağlayabiliriz. Sizin bu konuda düşünceniz veya bu konuda iyileştirmemizi -kanun anlamında söylüyorum- değiştirmemizi istediğiniz bir yer var mıdır bu havuzda toplanması konusunda?
Okullarda sosyal hizmet uzmanlarının görevlendirilmesine bakış açısı ne olabilir? Ben faydalı olabileceğini düşünüyorum. Siz de öyle düşünüyor musunuz? Tabii, oradan biraz sonra da sosyal hizmet uzmanı sayılarına herhâlde gelmemiz gerekecek ama mesela şeyi de önemsiyorum: Acaba farklı 5 tarihte 5 tane suç işleyen çocuk sayısı kaç yani aynı günde değil farklı farklı suçları 5 ayrı tarihte 5 kere işlemiş olan? Hani diyoruz ya 3 bin, 4 bin çocuk hapishanede diye ama bunların kaçı -tırnak içinde- toplum için tehlikeli olan çocuklar ki ben şimdi o sözünüze de gelmek istiyorum. Siz bunları "toplum için tehlikeli" diye düşündüğünüzde -o niyetle demediğinizi biliyorum- ama bu şekilde ifade ettiğinizde zaten toplumun çok büyük bir bölümü "O zaman bunları içeride bırakalım, o zaman bunların cezalarını daha da artıralım." diye düşünüyor. O yüzden, bu konuda haddim olmayarak söylüyorum ama toplumun bu algısını da düşünerek belki bu konuya değinirseniz daha iyi olacak.
Millî Eğitim Bakanlığının, Millî Eğitim il müdürlüklerinin işin içerisinde olması gerekiyor. Zaten siz de söylediniz ama buradaki eksiklikler nedir? Niye biz okula gelmeyen çocukları takip edemiyoruz? Burada Aile ve Sosyal Hizmetler uzmanları ile Millî Eğitim Bakanlığı arasında nasıl bir iş birliği acaba yapabiliriz?
Şimdi, hocam dediniz ki: "Vicdan" Hani "Vicdan öğretilebilir." dediniz ama vicdanı kim öğretecek, vicdanı kim öğretecek; neresinden tutarsak tutalım, bir çürümüşlük yaşarken bu çocuklara vicdanlı olmayı kim verecek?
"Tedavi" dediniz hocam, biyolojik yatkınlıkla ilgili konuşma yaparken "Çok dikkatli konuşuyorum, yanlış anlaşılmasın." dediniz ve bunların tedavi edilebilir nitelikte olduğunu söylediniz. Şimdi, ben şunu sormak istiyorum: Çok güzel ama bu tespiti kim yapacak? Hangi elemanlar yapacak? Tespiti yaptıktan sonra tedaviyi kim yapacak? Yani tamam, güzel, böyle bir tespit yapabiliyorsak, bunun da tedaviyle olumlu bir sonucu varsa güzel bir şey, yapalım ama kim saptayacak? Yani Bakanlığımızda 27 kere mi, 17 kere mi ne bir şeye gidildi de oradaki çocukların durumu saptanamadı, 5 çocuk yanarak öldü. Şimdi, bu gerçekler içerisinde değerlendirmemiz gerekiyor. O yüzden, ben aynı şeyi...
Hani siz "Bir bölüm aile odaklı." dediniz ya, aileler de dökülüyor. Şimdi, biz çocuğu rehabilite ederken aileleri rehabilite edeceğiz. Aileleri rehabilite etmek için ve tüm bu kocaman düzeni değiştirmek için Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığındaki görevli sayımız nedir mesela? Biliyorsanız lütfen iletin ve bu düşündüğünüz -herhâlde aynı şeyi düşünüyoruz- sistemi yaratmak üzere Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığına sosyal hizmetler uzmanı kaç kişi alınırsa biz bu tabloyu değiştirebiliriz? Bunun acaba bir çalışmasını yaptınız mı? Bunu nasıl gerçekleştirebiliriz? Bu, milletvekili olarak belki bir dahaki bütçede önerilerimiz içerisinde de muhakkak olmalı diye düşünüyorum.
Zeki Hocam gitti, arkasından konuşmak gibi olmasın ama "Boşanma ara buluculuğu getirilmeli." dedi. Ben, bunun arkasında hangi veriyle etki analizi yapmış, ne demek istedi, anlayamadım. Boşanma ara buluculuğuna büyük bir çapta biz, avukatlar, barolar, kadın ve çocuk çalışan sivil toplum örgütleri olarak karşıyız ama arka planda neye dayandı bilmiyorum, siz cevaplarsanız sevinirim ama biz bunun faydalı olmayacağını düşünüyoruz.
Ben, sunumlarınızdan dolayı hepinize tekrar teşekkür ediyorum.
ANADOLU ÜNİVERSİTESİ SAĞLIK BİLİMLERİ FAKÜLTESİ ÖĞRETİM ÜYESİ PROF. DR. ALİYE MAVİLİ - Öncelikle biraz hızlı gideyim.
Şöyle bir durum içindeyiz: Ben 2005 yılında Hacettepe öğretim üyesi olarak Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulunda Korunmaya Muhtaç Çocuklar Raporu hazırladım ve bu raporda şöyle bir gerçekliği tespit ettim -Türkiye çapında bir şeydi- Türkiye'de kırk yıllık meslek olarak 3 bin mezunumuz vardı bizim, 2005 yılından sonra ilk defa Resmî Gazete'de...
SİBEL SUİÇMEZ (Trabzon) - Kaç dediniz Hocam?
ANADOLU ÜNİVERSİTESİ SAĞLIK BİLİMLERİ FAKÜLTESİ ÖĞRETİM ÜYESİ PROF. DR. ALİYE MAVİLİ - 2005 yılına kadarki süreçte biz kırk yıllık bir meslektik ve tek okulduk, sadece son üç yılda Başkent açılmıştı ve Başkent henüz mezun verememişti. Ben böyle bir görevde, 2002 ile 2005 yılları arasında, Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetlemede Korunmaya Muhtaç Çocuklar Raporu hazırladığımda çok net bana jandarma ve polis kuvvetlerinden şöyle bir dosya geldi: "Hocam, sen derste -o zaman Hacettepede doçentim- istismar edilen çocuğun ailesi yanında kalmasını mı söylüyorsun sosyal hizmet uzmanlarına? Neden bu çocuklar hâlâ üç buçuk aydır Adıyaman'ın Besni..." Neyse il vermeyeyim. Bu ilçede bu çocuk ailesinden alınamamış, kuruma yerleştirilememiş.
Şimdi, biz orada bürokratik anlamda denetim elemanı hatta sonradan vali olan ve denetim elemanı olan çok değerli 3 arkadaşımla... "Türkiye çapında araştırma yapıp Türkiye'de sosyal hizmet okulunun tek olması çok büyük bir problemdir -Türkiye o zamanlar 75 milyondu- 75 milyonluk bir ülkede bin kişiye en az bir sosyal hizmet uzmanı düşmesi gerekir." dediğinde ben askerî sosyal hizmette de çalıştığım için orada sadece 10 bin tane Amerika'da "social worker" vardı çünkü askerler arasında da madde bağımlısı, aile içi şiddet gibi birtakım sorunlar vardı ve biz güçsüz durumda çalışıyorduk. Bunun üzerine Türkiye'de 5 tane -ama şu anda, 2025 yılında 76 tane- sosyal hizmet bölümü, okulu kurduk YÖK sisteminin içinde. Sağ olsun, benim YÖK Başkanı Hocalarım "Mavili ne diyorsa yapılacak. Türkiye çapında bir iş yapılıyor." dediler. Ben elimde çantayla 3 okulun kurumsal olarak yüksekokuldan fakülteye dönmesini, fakültelerin de master ve doktora programı açarak yeni açılmış okullara öğretim elemanı yetiştirmesini sağlama yolculuğunda çalıştım ve hâlihazırda da bu işi yapmak üzere Eskişehir Anadolu Üniversitesinde bir fakültedeki sosyal hizmet bölümü klinik nasıl olur, nasıl klinisyen olur... Şu anda biz 67 bin değil, 76 bölümle 20 binden fazla, o zamanın şartlarında beş yılda -Bakanlıkla şey yapmıştık- biz sadece kırk yıllık öğrenci sayısını tamamlıyorduk. 6 tane sosyal hizmet bölümü açıldı, Sakarya, Isparta, Hacettepe fakülte bölümü oldu ve Konya'da ben açtım, oraya gittim. Bu bölümlerin sayısı birdenbire 40'ı geçince... Şu anda Türkiye'de yaklaşık olarak 40 bine yakın sosyal hizmet uzmanı var, bunların 20 bine yakını farklı alanlarda çalışıyor. Adalet Bakanlığı ve Aile Bakanlığında çalışan uzman sayısı Türkiye çapında 2 bin, 2.500 civarındadır ama...
SİBEL SUİÇMEZ (Trabzon) - Toplam mı?
ANADOLU ÜNİVERSİTESİ SAĞLIK BİLİMLERİ FAKÜLTESİ ÖĞRETİM ÜYESİ PROF. DR. ALİYE MAVİLİ - Toplam olarak söylüyorum, psikolog ve profesyonellerle birlikte saydığınız zaman işte 4.500, 5 bin yani çok az sosyal hizmet uzmanı alınıyor, 150 tane, 160 tane, Türkiye'deki 83 ile bölünecek.
Şimdi biz aile yaşam merkezleri kurduk, aile danışma merkezleri kurduk, sosyal hizmet merkezleri kurduk ve sevgi evleri gibi bütün bu korunmaya muhtaç çocuklarla ilgili kışla tipi bakımı değiştirerek daha küçük aile tipi formata geçen, bakım veren kuruluşlar kurduk ve bu kuruluşlarda dönüşümlü olarak mesela üç münavebeli bakıcı anne, sosyal hizmet uzmanı, 10 evde mahallî düzeyde hizmet veriyor; mesela 10 tane sevgi evi varsa o mahalledeki birimden sorumlu sosyal hizmet uzmanı.
Toplumun içinde sosyalleştirip toplumsallaştırmaya çalışıyoruz koruma altına aldığımız çocukları ama Adalet Bakanlığının denetimli serbestlik kısmındaki uzman istihdamında koordinasyon ve iş birliği sağlanmasında sorunlarımız var. "Vaka odaklı" dediğimiz sistem, benim kendi terminolojimde... Bu okulların akreditasyonuyla uğraşan bir dekan olarak söylüyorum, yirmi yıllık aktif dekanım ben farklı fakültelerde. Benim derdim şu: Klinik odaklı uygulama 50 tane sosyal hizmet bölümü sağlık bilimleri fakültesinde. Bu ne demektir? Biz sorun alanlarında klinik müdahale yapacak kadar grup çalışması, bireyle çalışma, aile çalışması ve topluma hizmet çalışmaları yapacak donanımda profesyoneller yetiştirme sevdamızla yola devam ediyoruz. Bu parçalarımızı Türkiye çapında bütün okullara yerleştirmemiz için Hacettepe tek okul olarak çok büyük bir handikap yaşamıştır, bunu da raporuma yazmışımdır. Sayın Emre Kongar'ın okulu kapanmasaydı ve biz tek okul olarak... Doğramacı döneminde ben üniversitede araştırma asistanıydım, okulumda sevdalı kaldım, Gazi tıbba gitmedim. Nedenim de şu: Sosyal hizmet öyle bir özellikli alandır ki hekimin de psikoloğun da psikiyatrisin de bütünlüklü çalışmasıyla oluşturduğunuz sosyal politikayla çok etkili olabilirsiniz. Hekim, tedaviyi bilir; o tedaviyi ne kadar iyi bilirse benim için çok önemli bir gönderme mercisidir, oraya gittiğimde... Maddeden arınma maliyeti devlete 6.500 lira ve şu anda mesela, ben Sağlık Bakanlığı personeline, hekimlere dört günlük eğitim verdim. Çok net, bağımlı doğan çocuk var ve bunların kimliğini, bu kadınları biz deşifre edemiyoruz ve ben o kadınlarla grup çalışması yapamadım, "Sayın müdürüm, ne olursunuz, ben bu kadınların..." dedim. Hani ağlayan çocuklar doğuyor ve bu çocuklar bağımlı olarak, o öz bakımı yetersiz, devlet tarafından bakılan çocuklar... KVKK kapsamında hep verilerin gizliliğini koruduğumuz için... Eşinden dolayı, eşin suça yönelmiş olmasından dolayı kadınlar hamileyken uyuşturucu kullanıyor. Bu alanda yaklaşık 1.500'e yakın madde bağımlısı doğmuş çocuğumuz var ve iki buçuk yılda biz onları maddeden arındıramıyoruz.
Bu alanlardaki sıkıntılarımızın bazılarını bilsek de devlet olarak... Mesela, Sağlık Bakanlığı gençlerde denetimli serbestlikte maddeden arınmada belediyeden de destek istiyor. Alkolde Yeşilaydan çok iyi destek alıyoruz, bütün Yeşilay personelinin eğitimlerine gidiyoruz. Şimdi, güçlü STK'lerimiz var. Mesela, bizim Adsız Alkolikler grubunda alkolün kötüye kullanımını, babanın kız çocuğuna istismarını gördüğüm zaman öğrenciler arasında bu çocuğu, bunu nasıl koruyacağım deyip özel odamda yemeğe gitmeden öğrenci görüyorum. Bu alanlar o kadar kritik alanlar ki biz bunları deşifre edip sayısal olarak sunduğumuz zaman... Devlete hizmetkâr olmuş bir akademisyen olarak -kırk yılımı tamamladım ben geçen şeyde- hep şöyle bir şey düşünüyorum: Bu sevda öyle bir sevdadır ki tek bir çocuğumu kaybedecek ne niyetim var ne de onu gözden çıkaracak bir durumum var. Her çocuk, her aile, her topluluk çok değerlidir ve bir kişideki sorun o mahalleyi nasıl bozuyorsa -hani bir kötü komşu bizi şey yapar diye bakıyoruz- bir çocuğun o aile içinde korunamaması, ailenin birlikte yapılanamaması... Aile danışmanlığı eğitimini de 96-98'de açtık ama para kazanma gibi görüldü. Mutlak surette bütün uzmanlar aile danışmanlığı eğitimi alıyor, psikologlar alıyor.
Şimdi, bu alanlarda bizim yapacaklarımızı, öğrendiklerimizi öğreniyoruz ama bir koordinasyon ve iş birliği eksikliği... Denetimli serbestlikte "vaka odaklı" dediğimiz şey, bir vakayla başlangıç aşaması, durum tespiti aşaması... O mahallede tespit edilmiş çocuklar uyuşturucu satıcısı oluyor, suça yöneliyor dediğimizin makro açıdan toplum merkezlerinde ele alınması gerekiyor; biz bunları yapamıyoruz. Orada Adalet Bakanlığının vaka odaklı merkezdeki uzmanları izleme ve takip yapamıyor. Hâlbuki, bizim, MESEM'lerde mesleki eğitim alan çocukların, gençlerin izleme ve takiple sürekli olarak risk alanlarına kayıp kaymadığını takip etmemiz lazım. Yani herkesi izleyelim demiyorum ama onun bize bağ oluşturacak kadar, bilgi verecek kadar, gerekirse koruma ve detoksifikasyon sağlayacak bütünlüklü hizmetleri yürütmede sıkıntımız var. Mesela, savcılara ve hâkimlere eğitim verirken bana şöyle bir şey söyledi: "Boşanmada da bunu yaşıyorum." Boşanma ara buluculuğunu sorduğunuz için söylüyorum. Boşanma ara buluculuğu çok kıymetli bir roldür, çok önemli bir roldür. Çatışmalı boşanmalarda çocukların velayet ve nafakaları nedeniyle, para kazanma nedeniyle kullanılmasının önüne geçer; profesyonelce multidisipliner çalışmayı sağlar. "Ara buluculuk" dediğimizde, orada kadın boşandıktan sonra yalnız başına yaşayabilecek mi -Sayın Cumhurbaşkanı bu konularda söylüyor- yeniden şiddet mağduru olabilecek mi, insan ticaretinin içine düşen aile fertleri var mı, suça yönelmiş aile fertleri var mı; bu boyutların tamamının değerlendirilerek takip edilmesi ve mevcut sorun alanlarının değişip dönüştürülerek o ailenin işlevsel bir bütünlük içinde birlikteliğini sürdürüyor olması, ayrı ise de ayrı yaşayacaklar ise de... Bunun için boşanma ara buluculuğu diyorum. Oradaki hâkimlerin şöyle bir deneyimleri var: "Bu evlilik bir şansı daha hak ediyor sayın hâkimim" dedim. Ben bilirkişiydim, gerçekten çok meşhurlardan birisinin evliliğiydi, isim veremem. "Hocam, bunlar hukuku kullanan tipler, siz inanıyor musunuz? Profesörsünüz, ben raporunuza güveniyorum." dedi. "Gerçekten inanıyorum efendim, herkes ikinci şansı hak eder." dedim ama inanın, üç buçuk ay o kadının kocasıyla davasıyla uğraştım, böyle internetten bulup uğraşılan bir şey. Şimdi, ara buluculuk -sözü oraya bağlamak için söyledim- ara buluculuk öyle bir hizmettir ki o evlilikte çocuğu dikkate alırsınız, çocuğun olmadığı ya da çocuğa yönelik şiddet varsa, düzgün ilgilenmiyorsa, o çocuğu okula götürmüyorsa, o çocuk mahallede uyuşturucu çetelerinin akran zorbalığına maruz... Okullardaki akran zorbalığı çok iyi takip edilmiyor. Devlet okullarında tek başına PDR yetmez. Okul sosyal hizmeti çok önemlidir. Orada da bizim temel gücümüz şuradan geliyor: Bizim, mahalleye gidip, eve gidip, aileye gidip burada aksayan yan şu, burada babanın rol modeli yok, burada başka illegal durumlar var, komşuyla başka ilişkiler var falan filanı tespit etmemiz lazım. Bu tespitler yapılmadan da ara buluculuk işlemi kâğıt üzerinde sadece ara buluculuk olarak kalıyor. Hukuku kullanan, davaları kullanan, boşanmak üzere olan çiftlerin çocukları istismar ettiğini ve çocukların gerçekten denetimsiz olarak suça yönelmesinin risk faktörü olduğuna da tanık oldum.
Evet, çok konuştum, affedin, özür diliyorum ama vakalar çok olunca bu örnekleri vermek üzere mecbur kaldım.