| Komisyon Adı | : | (10/1912,3375,3376,3377,3378,3379) Esas Numaralı Meclis Araştırması Komisyonu |
| Konu | : | |
| Dönemi | : | 28 |
| Yasama Yılı | : | 4 |
| Tarih | : | 22 .01.2026 |
NACİ ŞANLITÜRK (Ordu) - Sayın Başkanım, Sayın Bakanım, değerli milletvekilleri; ben de öncelikle hepinizi, tüm hazırunu saygı ve sevgilerimle selamlıyorum.
Sayın Bakanımıza hem sunumları için Bakanlık heyetine hem de üst düzeyde böyle bir toplantıya katıldıkları için teşekkür ediyorum. Burada ağırlamaktan onur duyduğumuzu da ifade ediyorum.
Tabii, bu Komisyon tüm gruplarımızın ortak önergesiyle kurulmuş bir Komisyon yani siyaseten birbirimize -tabirimizi mazur görün- gol atacağımız bir yer değil. Ben tüm milletvekillerimizin bu manada yaklaşacağına, Komisyon çalışmalarımızın bundan sonra da böyle devam edeceğine inanıyorum.
Tabii, bundan sonra Sayın Başkanımızdan da konuşma sürelerini toplantı öncesinde sınırlarsak... Yani devletin Bakanını dört saat burada da tutmamış oluruz.
AİLE VE SOSYAL HİZMETLER BAKANI MAHİNUR ÖZDEMİR GÖKTAŞ - Estağfurullah.
BAŞKAN MÜŞERREF PERVİN TUBA DURGUT - Çoğunluk mutabakat sağlarsa yaparız; demokrasi.
NACİ ŞANLITÜRK (Ordu) - Tabii, ben de burada notlar aldım ama birçok konu tekerrüre girmesin diye bunları tekrar etmeyeceğim.
Efendim, öyle bir şey ortamı oluştu ki sanki suça sürüklenen çocuklar var, bunların tek sorumlusu çocuklarmış gibi. 0'dan 18'e kadar, 20 yaşına kadar çocuklarımızı hangi ortama koyduğumuza bir bakmamız gerektiğini düşünüyorum. Türk örf, ananesi var, aile yapısı var, kültürümüz var. Dolayısıyla, buradaki bozulmalara, dejenerasyona; toplumun her kesiminde bir erime var, bir çürüme var; biz bu hâle nasıl geldik? Sayın Genel Başkanımız da grup konuşmasında bunları ifade etti. Televizyon dizilerinden tutun oyunlara kadar yani sorun sadece çocuklarda değil ki, büyükler olarak bu ortamları biz hazırladık. Dolayısıyla, bizim de önerilerimiz var, Ayşe Hanım'ın dediği gibi, diğer milletvekili arkadaşlarımızın da dediği gibi. 1'e 6 diyorsunuz oranı; gerçekten maliyeti daha düşürmek adına bu oranı -tabirimi mazur görün, tırnak içinde söyleyeyim- bataklığı kurutmak adına ne yapmamız gerekiyor? Bir defa, aile yapımız zayıfladı, bu aile yapısını güçlendirmemiz lazım, kadınımızı güçlendirmemiz lazım. Özgürlük alanlarını nereye kadar hoyratça bu şekilde kullanmaya devam edeceğiz? Kurumlarımızın saygınlığını ayaklar altına almamamız lazım. Aile kurumunu da ben burada önemsiyorum. Dolayısıyla, "Nedir?" diye başlarsanız; aileyi güçlendirmek adına da özellikle hiçbir sosyal güvencesi olmayan kadınlarımızın sigorta primlerini devlet ödesin diye bir kanun teklifi de vermeyi düşünüyorum.
Mesela, biliyorsunuz, nüfus artış oranımız da nüfusu yenileme eşiğinin çok çok altına düştü, 1.48'lere kadar düştük, artık 2033'ten sonra nüfus geri gelmeye başlayacak. Dolayısıyla, burada aileyi güçlendirmek adına -1'inci çocukta, 2'nci çocukta, 3'üncü çocukta gibi- asgari ücretin dörtte 1'i kadar aileye destek vermemiz lazım yani 3 çocuklu bir anneye 1 asgari ücret ve devlet tarafından sosyal güvenlik priminin ödenmesi bence faydalı, yerinde olacaktır. Güçlü ailelerin, manevi olarak güçlü ailelerin çocuklarının suça karışma, bulaşma, sürüklenme -adına ne derseniz deyin- suçla tanışma oranlarının düşük olduğunu hepimiz kabul ediyoruz. Onun için, aileyi güçlendirmemiz lazım.
Tabii, burada tam dört saatlik bir toplantıdan sonra, kadın milletvekillerimizin de sayısının çok fazla olduğu bir komisyonda, biraz daha dikkat ederek, İstanbul Sözleşmesi gibi bir konuyu tekrar bir daha gündeme getirmek ya da farklı, 2005'te çıkarılan bir yasa var, onlara atıfta bulunmak istemiyorum ama aileyi temelden sarsan, 2005 yılında kaldırılan o yasayı da tekrar gözden geçirmemiz gerekir diye düşünüyorum. Konuyu açmamak ya da tartışma açmamak adına bunu söylüyorum.
SİBEL SUİÇMEZ (Trabzon) - Keşke hiç demeseydiniz.
NACİ ŞANLITÜRK (Ordu) - Efendim, 4 yaşına kadar çocukların karakterinin, kişiliğinin oluştuğu söyleniyor uzmanlarımız tarafından. O zaman, biz anne ile, hele de emzirme döneminde anne ile çocuğun arasına giren nedenleri... Mesela, çalışan annelerimizin çocuklarına daha fazla süre ayırmasını temin etme adına da bu çalışma hayatını tekrar, yeniden, bir daha düzenlememiz gerekir.
Türk kültürünü, annenin kendi kültürünü verecekken bakıcıların kültürüyle yetişen çocuklar var, yurt dışından gelen bakıcılar var. Bunlara dikkat etmemiz gerektiğine inanıyorum.
İkinci bir özgürlük alanımız da bu tabii başörtüsü serbestliğiyle geldi ama bunu diğer başörtüsüyle alakalı hiçbir sıkıntımız sorunumuz yok, çok da güzel oldu, onunla ilgili bir sıkıntımız yok ama özellikle aileden sonra çocuğu nereye bırakıyoruz? Tabii, çevre var, sokak var ama öncesinde okul var; okullardaki durumlarımıza bir bakalım, çocukları dışarı çıkardığımızda, öğretmenlerimizin durumu nasıl, eğitim-öğretim nasıl, kılık kıyafet nasıl, rol model olan öğretmenlerimiz çocuklarımıza gerçekten bir rol model olabiliyor mu? Bunlara bir bakmak lazım. Yani sadece Aile Bakanlığının çalışmasıyla, gayretiyle -ben tebrik ediyorum, gerçekten aileyi güçlendirme adına çalışmalarınız da var- bir bakanlığın çalışmasıyla olacak bir iş değil. Diğer milletvekillerimizin söylediği gibi, Eğitim Bakanlığımızın destek verilmesi lazım, Adalet Bakanlığımızın, diğer bütün bakanlıklarımızın, toplumun her kesiminden destek vermemiz gerektiğine ben bu manada inanıyorum.
Bir de tabii, her ile üniversite açtık, bu üniversiteler iyi olmuştur, tabii ki bilimin gelişmesi adına da güzel olmuştur ama ben burada şu soruyu sorayım, çok fazla uzatmadan: Yüz binde 1 ya da binde 1 dahi bir evladımız geldiği takdirde, biz bu eğitim sisteminde onu bile öğütüp gidiyoruz yani bu eğitim süreleri çok uzun. Dolayısıyla, eğer aile baskısı ya da aile koruması ortadan kalktığı zaman, çevre korunması ortadan kalktığı zaman ya da baskısı ortadan kalktığı zaman üniversitelerimizde özgürlük alanlarının... Özellikle biz taşrada şahit oluyoruz; 1+1'ler yaygınlaştı, bunlar çok doğru değil, toplum bir uçuruma doğru sürükleniyor, buna bir an önce önlem almamız gerekir. Çok uzun sürelerde üniversitelerde eğitim verilmesi çok iyi eğitim aldığımız anlamına gelmiyor; uluslararası başarılara baktığımızda... Onun için, bu 28 Şubat sürecinde -yani burada bir tartışma konusu olmasın lütfen, ben sadece tespit yapmak adına söylüyorum- "İmam hatiplerin önünü kesiyoruz." diye yapılan düzenlemelerin daha sonra yansımaları kötü olmuştur. Bunların hepsinin tekrar gözden geçirilmesi gerekir.
Okulda akran zorbalığıyla başlayan olayların, özellikle bu akran zorbalığına meyilli çocukların suç şebekeleri tarafından takip edilip, daha sonra da spor kulübü taraftarlığıyla başlayıp -az önce milletvekilimizin söylediği konuları tekrar etmeyeceğim- organize suç şebekelerinin bu çocukları takip edip kendilerini devşirdikleri aşikâr. Son zamanlarda Türkiye'de konuşulan suç şebekelerine baktığınızda, bunların birinci ayağı okul, ikinci ayağı tribün liderliğinden geldiği gözükmektedir. Bu, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığımızın tek başına mücadele edebileceği bir konu da değildir. Onun için spor salonlarına, statlara gönderdiğimiz çocuklara da bir şekilde takip mekanizması oluşturmamız gerekir.
Akran zorbalığı yapan çocuğun bunun suç olmadığını bilerek ya da suç olmadığı kanısıyla bunun dozunu artırması; bu doğru değildir. 24 Ocakta -şimdi Ocak ayı içerisindeyiz, iki gün sonra- Ahmet Minguzzi'nin öldürülmesi hadisesi; bunun kabul edilebilir hiçbir tarafı yoktur. Hukukçu milletvekillerimiz "Efendim, çocuğun korunması..." Ya, cinayet işlemeyi idrak edecek bir çocuk bence yetişkinlerle aynı şekilde yargılanmalı. Şimdi, az önce milletvekilimiz söyledi, internette liste fiyatları var: "Bıçaklama şu kadar, yaralama bu kadar, öldürme bu kadar." Efendim, bunun altyapısında ne var? 15-18 yaşın altında çocuğa yaptırırsan ceza indirimi var. Bu ceza indirimlerinden faydalandıkları için çocukları gündeme getiriyorlar. Şimdi, geçenlerde yine... Ben Ordu milletvekiliyim, Ordulu hemşehrilerimizden gelen şikâyetleri Ankara il emniyet müdürüne de ilettik. 20 yaşında, 22 yaşında, yine çocuklar, onlar da bizim gençlerimiz. İnternette 50 maddelik insanların manipüle edilmesiyle ilgili bir bilgisayar programı üzerinden, internet satışı üzerinden çocukları ağına düşürüyorlar; Ankara'da tutulmuş 5-6 tane evde 1 liralık bir maddeyi, ürünü 10 liraya, 20 liraya satarak bu şekilde istismar da var. Dolayısıyla, bunların önüne geçilmesi adına ben bir de mahallelerde... Tabii, dünyada suç oranları arttı; dijital ortam, internet üzerinden alışverişler. Mahallede esnaf vardı önceden, görürse size ailenize söylerdi, bir çekinme vardı. Şimdi internet üzerinden alışveriş var, o baskı da ortadan kalktı. Dolayısıyla, bu alanların hepsinde bir düzenleme yapılması gerekir diye düşünüyorum. İşte, spor alanlarımızda, spor kulüplerimizde oyuncusundan, yöneticisinden hakemine bu sanal bahis ortamları. Yani toplumun her kesiminde bir çürüme var. Bu, sadece Aile Bakanlığıyla çocuklar üzerinden yürüyecek bir konu değil. Bizim her zaman kullandığımız "Ey Türk, titre ve kendine dön." diyoruz. Dolayısıyla, bir şekilde bizim titreyip kendimize dönmemiz lazım; çocuklarımızı bu şekilde kaybediyoruz.
Hele hele de az önce sunumda söylendi, 19 ila 25 yaşında 125 bin dünyada öldürülen genç. Bu az bir rakam değil. Hele hele de dediğim gibi, geçen 14 Ocakta Atlas Çağlayan olayı. Şimdi, burada bir de -az önce milletvekilimiz söyledi, Sayın Başkanımız da söyledi- ya, cinayeti işlemişsin; bir nedamet yok, bir pişmanlık yok, üstüne üstlük aileyi tehdit var. Bu gücü bunlar nereden alıyor? Dolayısıyla, siz yurt dışında bulunduğunuz, iki buçuk yıl ben de bulundum, burada biz de çıkarttık, baktık, Anglosakson ülkelerinde değişik uygulamalar var. Eğer -az önce söylediğim gibi- cinayet işlemeyi ayırt edebilecek bilinçte ise büyüklerle aynı, eşit yasalarla yargılanmalıdır. İşte, Avustralya'da örnekleri var, Galler'de var, İngiltere'de var. Dolayısıyla, bizim yasal düzenlemeyi getirdikten sonra, bu suç şebekelerine de düzenleme yapıldıktan sonra şunu söylememiz gerekir: 15-16 yaşında çocuğa bile cinayet işletirseniz büyüklerle aynı şekilde yargılanır diye bir caydırıcılık olması lazım. Yoksa Yasemin Hanım gibi, Atlas Çağlayan'ın annesi gibi, ailesi gibi yüreği yanan annelere söyleyecek bir sözümüz olmaz. Sayın Genel Başkanımız da bunu söyledi.
Tabii, televizyon dizileri var. Burada o konuya da sağ olsun milletvekillerimiz girdi. Sayın Bakanım, burada özellikle televizyon ismi vermek istemiyorum, senin televizyonun, benim televizyonum olmaz. Geçenlerde Japonya'da bir uzman "Artık Türk dizileri dünyanın ahlakını bozar hâle geldi." diyor. Sayın Genel Başkanımız söyledi işte "Herkes Bihter olmuş, Behlül olmuş." Böyle bir toplum olamaz. Yani bir sabah programında, kadın programında babayı oraya getirmişsin, karşıya koymuşsun, anne orada, 3 çocuklu bir ailenin "Benim 2 çocuğunun babasının kim olduğunu bilmiyorum." demek... Bunun programla ne alakası var? Bunun izlenme oranlarıyla ne alakası var? Efendim, ondan sonra, işlem yapacağı zaman, "Sayın Bakanım, siz bize operasyon mu çekiyorsunuz? Bu kanal bilmem kimin kanalı." Kimin kanalı olursa olsun. Onun için, bunların üzerine hiç geri adım atmadan gitmemiz lazım. Bunların da bence haber değeri yoktur. Geçen bizim milletvekilimiz de söyledi, yani eskiden sokağın bir raconu vardı, yanında ailesi olan, annesi olan, eşi olan, kız kardeşi olan bir erkeğe sokakta laf söylenilmezdi. Şimdi, Ordu'da da oldu, 6 kişi, elinde bıçak olmayan bir genci bıçaklıyor. Yani bir kızımızı, bir gencimizi diğer erkek arkadaşı kandırarak götürüp... Çok affedersiniz, Genel Kurulda söylendiği için söylüyorum, geçen Sibel Hanım da müdahale etmişti, orada Sibel Hanım'la da konuyu konuştuk. 6 erkek kızımıza tecavüz edip öldürerek, efendim, katledilen diyeyim... Bunun çocuğu mocuğu olmaz. Onun için, buna önlem almamız lazım. Şapkayı önümüze koyup ciddi manada düşünmemiz gerektiğine inanıyorum.
Bir de tabii, burada hazır sizi de yakalamışken kadınlarımıza, ev hanımlarımıza emeklilik hakkını vermemiz lazım. Ordu'ya geldiğinizde, Ordu ziyaretinizde bir aileyi size örnek vermiştim. Az önceki 1'e 6 oranından örnekle söylüyorum yani bizim yaşlarımızda gençlerimiz birbirlerini seviyor, evleniyor, doğum esnasında çocuk yüzde 100 engelli doğuyor. Bu mali müşavir kardeşimiz kendini çocuğuna adıyor, işten ayrılıyor. İşten ayrıldı, SGK'si ödenmiyor, emeklilik hakkı yok, maaşı yok. E, şimdi, geldi kendisi 55 yaşına, 60 yaşına; e, çocuk geldi 30-35 yaşına. Dolayısıyla buna bu aile nasıl bakacak? Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığımızın aileye göre, gelir dağılımına göre dört kişilik bir ailede -efendim, o zamanlar şeydi oran, ben örnek vermek adına söylüyorum, doğru değil- 5 bin liraymış, sizin sınır da 4.800 liraymış kişi başına gelir, bir gelir de alamadı. Dolayısıyla ben diyorum ki biz bir defa bu anneyi alnından öpeceğiz, teşekkür edeceğiz ve o anneye hem emeklilik hakkını vermemiz lazım hem de maaşını da vermemiz gerekir diye düşünüyorum. Çünkü o çocuğu getirseydi, Bakanlığın kapısına bırakmış olsaydı Sayın Bakanım, biz böyle bir çocuğa ne kadar masraf edecektik?
AİLE VE SOSYAL HİZMETLER BAKANI MAHİNUR ÖZDEMİR GÖKTAŞ - 110 bin lira.
NACİ ŞANLITÜRK (Ordu) - 110 bin lira.
Dolayısıyla biz de ailelerimize bu manada destek vermemiz gerekir diye düşünüyorum.
Lafı da çok uzattık, hakkınızı helal edin.
Hepinizi saygılarımla selamlıyorum. Teşekkür ediyorum.