| Komisyon Adı | : | BAYINDIRLIK, İMAR, ULAŞTIRMA VE TURİZM KOMİSYONU |
| Konu | : | |
| Dönemi | : | 28 |
| Yasama Yılı | : | 4 |
| Tarih | : | 15 .01.2026 |
NEVROZ UYSAL ASLAN (Şırnak) - Ben tam da Sayın Fethi Vekilimizin bıraktığı yerden devam edeceğim çünkü şu an konuşacağımız bu kanun teklifinin birçok maddesi sorunlu, hem anayasal bakımdan hem de var olan temel haklarla ilgili kanunlar bakımından
Maddelerle ilgili, buraya geçmeden önce bu Meclisin yasa yapma tekniğiyle ilgili, yasama faaliyetinin içine düştüğü mevcut durumun vahametiyle ilgili birkaç şey söylemek istiyorum çünkü asıl meselenin kendisi her yasada bunu tekrar tekrar ifade etmek yerine bütünen buna bakmayı gerektirir. Bu bir siyasi polemik meselesi, bu bir eleştiri gibi değil; bizzat Meclisten aldığımız kimi resmî verilerle ifade etmek istiyorum. Meclisin Araştırma Hizmetleri Başkanlığına daha önce bir soru sormuştuk, Anayasa Mahkemesinin bugüne kadar -2002'den sonraki, iktidarınızın öncesi ve sonrasında- çıkan düzenlemelerle ilgili verdiği kararların istatistiği ve çapıyla ilgili sorular sormuştuk. 26 Aralıkta verilen resmî cevap yasama faaliyetlerinin tablosunda içine sürüklendiğimiz ve şu an bu yasa için bile içinde bulunduğumuz durumu çıplaklığıyla gösteriyor. Sadece birkaç notu paylaşacağım: Bu verilere göre 1961 ile 2002 arasında, yaklaşık kırk yıllık dönemde Anayasa Mahkemesi toplam 529 düzenlemeyi iptal etmiş; 2002'den bugüne kadar ki süreçte ise Anayasa Mahkemesi tam 869 düzenlemeyi iptal etmiş. Bu kadar kısa zaman diliminde önceki bütün dönemlerin toplamından çok daha fazla Anayasa'ya aykırılık bulunmuş. Mesele sadece bu da değil norm denetimi yapılan başvurularda da yapılan her başvurunun 3 tanesinden 1'i Anayasa'ya aykırı bulunarak bizzat reddedilmiş ve mesele sadece sayısal mesele de değil ortaya çıkan kararların yüzde 80'inde de tarihî düzenlemeler, teknik meseleler, istisnai hatalar olarak değil bizzat kanunun kendisiyle ilgili verilen iptal kararları var. Hukuk devleti ilkesi, ölçülülük, belirlilik, temel hak ve özgürlüklere dokunulması, yetki sınırlarının çarpıtılması meselesiyle götürülmüş. Burada Komisyondan, Genel Kuruldan çoğunluk üzerinden geçmesi ve anayasal denetimden geçerken o süreçte giden hak kayıpları... Hele ki mesele, bu kadar, imar meselesi olacaksa; hele ki mesele, insanların mülkiyet hakkı, arsa, arazi meselesi olacaksa ortaya çıkacak tablonun geri dönüşümü çok daha zor olacaktır. Bu nedenle geçirilecek her maddede çok daha derinlikli etki analizinin paylaşıldığı, sonuçlarının görülebileceği bir şekilde hareket edilmesi gerektiğini biz bir kez daha söylüyoruz ve torba teklifin yasama mantığının, anlayışının daha baştan belli olan hak rejimini zorlayacak ve geri dönüşü olmayacak meseleden çıkarılması gerektiğini düşünüyoruz. Bu hem vatandaşın hakkını savunmak için hem demokrasi açısından hem de yasama faaliyetinin kendisi için... Bu teklifte de benzer şekilde var, aynı tabloyu belki tekraren yaşayacağız ve bu teklifte yerel demokrasinin kendisi, belediyeler ya da yerelde bu alanda, uzmanlık alanında gösterilebilecek sivil toplum kuruluşlarının, vatandaşların gidebileceği tüm mekanizmalar yok sayılmış, yetkileri gasbedilen yerel yönetimlerin de ortaklaşma kapasitesi daha en başından zayıflatılarak buna başlanmaktadır. Mülkiyet hakkına müdahale sınırları belirsiz bir biçimde birçok maddede genişletilmiş. Değer tespitinin merkezden yapılması en başta çok teknik, makul bir çözüm gibi sunulsa da ciddi bir adaletsizlik riski barındırmakta, barınma hakkı TOKİ dâhil birçok piyasa mekanizmasının insafına terk edilmektedir. Yerinde dönüşüm, acele kamulaştırma, sosyal konut uygulamalarında mülkiyet hakkı, rıza ve adalet güvencelerini zayıflatacak olan hususlar gerekçede derli toplu bir mesele olmadığı gibi, biraz önce Komisyon Başkanı ve teklif sahipleri konuşurken de bu konuya bir açıklık getirilmediğini düşünüyoruz. Yapı denetçilerinin isimlerinin ruhsattan kaldırılmasının neyin ihtiyacının sonucu olduğu konusunda hâlâ bir muğlaklık var. Kronik olan yapı denetim sorunlarını konuşmak ya da bunlarla ilgili çözüm yerine... Sorumsuzluk ihtimali yaratabilecek, cezasızlık üretebilecek bu maddenin ihtiyacı karşılamadığı açık. Zemin etütlerinde sorumluluk çok aktörlü ama muğlak hâle getiriliyor. Denetim, meslek örgütlerine, yerel şirketlere değil Bakanlık merkezli ama yine şirketleri dâhil edecek, kendi piyasa ve sermayesini yaratabilecek bir yapıya bağlanmakta. Bilimin, meslek örgütlerinin dışlandığı her süreç, her yasa, her mantık depremde yıkım olarak karşımıza çıkma riskiyle hâlen bulunuyor. Bu teklif, ne bir deprem hukukudur ne bir afet hukukudur ne de yapı denetimini düzenleyebilecek bir tedbir ve çözüm teklifidir. Bu teklif -ağırlıklı olarak bir inşaat hukuku- TOKİ'yi, sermayeyi, Bakanlığın kendisini merkeze alabilecek bir yasa teklifidir.
Tabii ki her maddede söz alacağız, tek tek konuşacağız ancak biz bu şekildeki bir yasa yapma mantığını, bu zihniyetin bu şekilde toplumda inşaatın yaygınlaşması süreciyle gerçekleştirilmesini kabul etmiyoruz.