| Komisyon Adı | : | PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU |
| Konu | : | |
| Dönemi | : | 28 |
| Yasama Yılı | : | 4 |
| Tarih | : | 15 .01.2026 |
SEYDİ GÜLSOY (Osmaniye) - Sayın Başkanım, Plan ve Bütçe Komisyonumuzun saygıdeğer üyeleri, Sayın Bakan Yardımcım, kurumlarımızın saygıdeğer yöneticileri, bürokratları, değerli basın mensupları; ben de hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.
Bugün Miraç Kandili, hepinizin Miraç Kandili mübarek olsun.
Görüşmekte olduğumuz kanun teklifimiz, Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi; Anayasa Mahkemesi kararları gereğince yerine getirilmesi, hukukun belirliliğinin sağlanması, sosyal devlet adaletinin güçlendirilmesi ve ekonomik istihdama yönelik politikaların desteklenmesi gibi çok boyutlu ve sistematik bir amaç çerçevesinde hazırlanmıştır.
Teklifin ana omurgasının 3 temel eksen oluşturmaktadır. Birincisi, Anayasa Mahkemesinin iptal kararları sonrası ortaya çıkan hukuki boşlukların giderilmesi ve idari uygulamadaki tereddütlerin ortadan kaldırılmasıdır.
İkincisi, sosyal politikalar ve istihdamı desteklemek yoluyla vatandaşlarımızın refahını korumak ve artırılmasıdır. Üçüncüsü ise Türkiye Varlık Fonunun hukuki ve idari yapısının hem Anayasa Mahkemesinin kararlarına hem de piyasa ekonomisinin gereklerine uygun şekilde yeniden netleştirilmesi ve stratejik kurumlarımızın küresel rekabet gücünün artırılmasıdır. Bu çerçevede teklif, kamu personel rejiminde emeklilik ödemelerine, asgari ücret desteğinden medya hizmetlerine, ulaştırma, denetim yetkilerinden Türkiye Varlık Fonunun denetim ve tabiiyet rejimine kadar geniş bir düzenlemeyi kapsamaktadır.
Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; teklifimizin ilk ve en önemli ayağı hukuk devletinin temel taşı olan belirlilik ilkesidir. Anayasa Mahkemesi son dönemde verdiği kararlarla bazı yasal düzenlemelerin çerçevesinin daha net çizilmesi gerektiğini vurgulamıştır. Biz de bu iradeye uygun olarak da gerekli adımları atıyoruz.
Madde 1 ve madde 2'yle aday memurların güvencesi üzerine düzenleme öngörüyoruz. 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'ndaki "memuriyetle bağdaşmayacak durumlar" ifadesi ucu açık olduğu gerekçesiyle Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmiştir. Bu belirsizlik aday memurlarımız için bir huzursuzluk kaynağı olmakta idi. Yeni düzenlemeyle bu süreci tamamen disiplin cezası şartına bağlıyoruz. Aday memur temel eğitimde başarısız olursa, birden fazla uyarma, kınama alırsa veya aylıktan kesme gibi ağır bir ceza alırsa ilişiği kesilecektir. Böylece idarenin yorumlanabilir uygulamasının önüne geçiliyor, liyakat ve disipline açık kriterlere bağdaşmış oluyoruz.
Değerli Komisyon üyeleri, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 127'nci maddesinin ikinci fıkrasında disiplin cezasını gerektiren fiil ve hâllerin işlendiği tarihten itibaren nihayet iki yıl içinde disiplin cezası verilmediği takdirde ceza verme yetkisinin zaman aşımına uğrayacağı düzenlenmektedir. Teklifte 3'üncü maddeyle disiplin cezalarının yargı tarafından iptal edilmesi durumunda idarenin yeniden işlem yapma süresi netleştirilmektedir. Bu sayede zaman aşımı belirsizliğini ortadan kaldırmış oluyoruz. Bir yandan disiplin cezasının suçunun cezasız kalmamasını sağlıyor, diğer yandan kamu görevlisinin süresiz bir soruşturma tehdidi altında kalmasını engelleyerek hukuki güvenliği tesis etmiş oluyoruz.
Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; 2019 yılında bin TL'yle başlayan alt sınır aylık uygulaması bugün sosyal güvenliğin en önemli koruma kalkanından biri hâline gelmiştir. 2025 temmuz ayında 16.881 TL olan bu rakam altı aylık enflasyon oranı olan yüzde 12,19'un üzerinde bir artışla yaklaşık yüzde 18,48 oranında artırılarak 20 bin TL'ye yükseltilmektedir. Bu düzenlemeden önce mevcut durumdan 4 milyon 11 bin emeklimiz faydalanırken yapılan düzenlemeyle bu sayının 4 milyon 917 bin kişiye çıkması öngörülmektedir. Düzenlemenin 2026 yılı toplam maliyeti 110,2 milyar TL olarak hesaplanmıştır. Bu rakamlar orta vadeli program hedeflerimizden ve bütçe disiplininden taviz vermeden büyüme sonucu elde edilen refahın toplumun en kıymetli kesimi olan emeklilerimize aktarılmasıdır. Ülkemizde istihdamın artırılması, özellikle ekonomik durgunluk, doğal afet, pandemi gibi olağanüstü dönemlerde mevcut istihdamın korunması için başvurulan temel politikaların başında mali destek programları gelmektedir. Bu çerçevede kayıtlı istihdamın artırılması, kadınlar, gençler ve engelliler gibi dezavantajlı grupların istihdamının desteklenmesi, bölgesel, büyük ölçekli ve stratejik yatırımların özendirilmesi, girişimciliğin desteklenmesi amaçlarıyla işverenlere ve sigortalılara yönelik çok sayıda sigorta prim teşviki, destek ve indirimler uygulanmış ve uygulanmaya devam edilmektedir. Hâlihazırda uygulaması devam eden ve farklı kanunlarda düzenlenen toplamda 14 farklı sigorta prim teşviki, destek ve indirimler bulunmaktadır. İşverenlerimizin üzerindeki mali yükü azaltmak, kayıtlı istihdamı korumak ve rekabet gücünü artırmak için 2016 yılından beri uyguladığımız asgari ücret desteğini asgari ücrete yapılan zam oranında yüzde 27 artarak 2026 yılında da sürdürüyoruz. Sigortalı başına aylık 1.270 TL olmak üzere, günlük 42,33 TL olarak belirlenen bu desteğin yıllık maliyeti 76,37 milyar TL'dir. İstihdamın desteklenmesi amacıyla yürütülen bu programlar kapsamında işverenlerimize 2025 yılının ilk on ayında yaklaşık 358,8 milyar TL, 2004-2025 Ekim arasında ise toplam yaklaşık 1 trilyon 345 milyar TL teşvik desteği sağlanmıştır. Bu teşviklerin her biri uygulandığı dönemde amacına başarıyla hizmet etmiş, özellikle çeşitli nedenlerle iş gücü piyasasında yaşanabilecek daralmaları engellemiştir. Çalışanlarımızın istihdamda kalmalarına ve yeni istihdam alanlarının açılmasına imkân sağlamıştır. Uygulanan sigorta prim teşvikleri sadece işverenleri finansal olarak destekleyen bir mekanizma olmasının ötesinde çalışanlarımızı da doğrudan desteklemektedir. Desteklerle kayıtlı istihdama katılan sigortalıların emeklilik, sağlık hizmetleri, evlenme yardımı, iş kazası kapsamında sağlanan gelir, aylık ve benzeri haklardan yararlanabilmesine imkân sağlanmıştır?
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkemizin ekonomik kalkınma hamlesinin lokomotifleri olan Türkiye Varlık Fonu ve İstanbul Finans Merkeziyle ilgili düzenlemeler bu teklifin önemli maddelerindendir. Anayasa Mahkemesinin denetim usullerine ilişkin iptal gerekçeleri doğrultusunda Türkiye Varlık Fonu ve iştiraklerinin denetim yapısını daha öngörülebilir hâle getiriyoruz. Fon ve bağlı şirketler özel hukuk hükümlerine tabi olarak ticari esnekliklerini koruyacak ancak bağımsız denetimin yanı sıra Cumhurbaşkanı denetim elemanları ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Plan ve Bütçe Komisyonunun denetimi altına almaya devam edecektir. Bu hem küresel piyasalar için güven verici bir adım hem de millî servetimizin yüksek standartta korunması demektir. Türkiye Varlık Fonu, Türkiye Varlık Fonu Yönetimi Anonim Şirketi bunlar tarafından hâkim hissedar olarak kurulan veya kurulacak şirketler ve alt fonlar ile bunların bedelleri ödenmek suretiyle sermayesinin ya da katılım paylarının yarısından fazlasına sahip olan şirketler, fonlar ve bağlı ortaklarının özel hukuk hükümlerine tabi olduğu açık ve tereddüde yer vermeyecek şekilde hüküm altına alınmaktadır. Bu kapsamda şirketler bakımından 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu ve kendi özel mevzuatlarında uygulanacağı açıkça belirtilmiştir. Böylelikle Anayasa Mahkemesinin özellikle vurguladığı şekilde tabi olunacak hukuki rejime ilişkin genel çerçeve net, belirli ve öngörülebilir hâle getirilmektedir. Bu düzenlemenin devamında söz konusu şirketler ve fonların kamu iktisadi teşebbüsleri de dâhil olmak üzere, sermayesinin yarısından fazlası kamuya ait olan şirketlere uygulanan mevzuat hükümlerine, kısıtlamalara ve uygulamalara tabi tutulmayacağı açıkça düzenlenmektedir. Burada altını özellikle çizmek isterim ki bu tercih, bir denetimsizlik ya da imtiyaz yaratma amacı taşımamaktadır, aksine Türkiye Varlık Fonunun kuruluş felsefesine uygun olarak piyasa koşullarında ticari esaslara ve finansal piyasaların dinamik yapısına uygun şekilde faaliyet göstermesini temin etmiş olmaktayız.
Değerli Komisyon üyeleri, Anayasa Mahkemesinin ikinci temel eleştirisi denetim mekanizmasına ilişkindir. Mahkeme 8'inci maddenin beşinci fıkrasında sayılan şirket ve fonların hangi denetim rejimine tabi olduğunun açık olmadığını tespit etmiştir. Bu iptal üzere yapılan düzenlemeyle 6'ncı maddede yapılan değişiklikle birlikte 8'inci maddenin beşinci fıkrasında sayılan tüm şirket ve fonlar 6741 sayılı Kanun'un 6'ncı maddesinde düzenlenen denetim kapsamına tabi olduğu açık hüküm altına alınmıştır. Bu kapsamda, bağımsız denetim, Cumhurbaşkanı tarafından Devlet Denetleme Kurulu denetim elemanlarınca yürütülecek denetim ve Türkiye Büyük Millet Meclisinin Plan ve Bütçe Komisyonunun denetimi Türkiye Varlık Fonu tarafından bedeli ödenerek iştirak edilen şirketler, fonlar ve bunların bağlı ortakları bakımından da açık ve net biçimde uygulanacaktır. Dolayısıyla, burada, kamuoyunda zaman zaman dile getirilen "Türkiye Varlık Fonu denetimsizdir." yönündeki iddiaların hukuki bir karşılığı bulunmamaktadır; aksine, bu düzenlemeyle denetim rejimi daha açık, daha sistematik ve daha güçlü hâle getirilmektedir. Bu noktada, çok önemli bir denge kurulmaktadır; bir taraftan Türkiye Varlık Fonu ve iştiraklerinin kamu idaresine özgü usul ve esaslarının sınırlamalara tabi olmaması, diğer taraftan ise 631 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 12'nci maddesi hükümlerine tabi olmaya devam edeceği açıkça düzenlenmektedir. Bu durum da hem özel hukuk rejiminin sağladığı esnekliği korumakta hem de piyasa düzenini ve rekabet hukukunu güvence altına almaktadır. Ayrıca, beşinci fıkranın birinci cümlesinde yer alan "657 sayılı Devlet Memurları Kanunu" ibaresinden sonra "12'nci maddesi dışındaki" ibaresinin eklenmesiyle, Anayasa Mahkemesi kararları doğrultusunda normlar arasında uyum da sağlanmaktadır. Sonuç olarak, Türkiye Varlık Fonu için bu düzenlemeler Anayasa Mahkemesinin iptal gerekçelerine doğrudan ve eksiksiz cevap veren, hukuki belirliliği ve öngörülebilirliği sağlayan, denetimi zayıflatmayan, aksine daha açık ve sistematik hâle getiren, Türkiye Varlık Fonu stratejik yatırım misyonunu ve piyasa koşullarında etkinliğini koruyan bir yapıyı tesis etmektedir. Nihai hedef, iptal edilen hükmün anayasal ilkelere uygun biçimde yeniden tesis edilmesi ve Türkiye Varlık Fonunun ülkemiz ekonomisi için öngörülen stratejik rolünün sağlıklı bir hukuki zeminde sürdürülmesinin temin edilmesidir.
Kanun teklifimizin 10'uncu maddesiyle, İstanbul Finans Merkezinin uluslararası bir cazibe merkezi olması hedefimiz doğrultusunda, katılımcı belge verme yetkisini operasyonel hız sağlamak amacıyla yönetici şirket olan İstanbul Finans AŞ'ye devrediyoruz.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; çağın gereksinimleri olan siber güvenlik ve yeni nesil ulaşım araçları konusunda yasal boşlukları kapatıyoruz. 177 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'yle kurulan Siber Güvenlik Başkanlığının idari kapasitesini güçlendiriyor, Başkan ve yardımcılarının mali ve sosyal haklarını Bakanlık genel müdürleriyle eşitlemeyi, bu kriter alanında nitelikli insan kaynağını korumayı hedefliyoruz.
Diğer bir teklif maddemizle de hayatımızın bir parçası olan paylaşımlı elektrikli skuter işletmeciliğinde denetim yetkisini Ulaştırma Bakanlığına vererek yasal boşluğu gideriyoruz. Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı ile Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından müştereken hazırlanan ve 2021 yılında yürürlüğe giren Elektrikli Skuter Yönetmeliği'nde paylaşımlı elektrikli skuter faaliyetinde bulunacak firmaların yükümlülük ve sorumlulukları belirlenmiş olup anılan firmaların Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığından yetki belgesi alması zorunlu olarak tutulmuştur. Paylaşımlı elektrikli skuter faaliyetlerinde bulunmasına rağmen Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığından yetki belgesi almayanlar hakkında idari para cezası verilmesi öngörülmüş olup bahse konu idari para cezasının dayanağı 655 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 28'inci maddesidir ancak 655 sayılı KHK'nin 28'inci maddesinin Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmesi nedeniyle Elektrikli Skuter Yönetmeliği çerçevesinde öngörülen idari para cezalarının da kanuni dayanağı ortadan kalkmaktadır. Bu çerçevede, Anayasa Mahkemesinin iptal kararının yürürlüğe girmesi neticesinde Elektrikli Skuter Yönetmeliği çerçevesinde düzenlenen idari para cezalarıyla alakalı herhangi bir yasal boşluğun oluşmaması amacıyla 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nda değişikliğe ilişkin düzenleme yapmaktayız.
Benzeri şekilde, RTÜK'ün izinsiz yayın yapan kuruluşlara karşı yaptırım yetkisini netleştirerek frekans kirliliğinin önüne geçiyoruz. Maddeyle, karasal TV ve FM yayını yapan, izinsiz verici tesis eden, geçici 4'üncü madde kapsamındaki kuruluşların Üst Kurulca yapılan uyarıya rağmen izinsiz yayınlara devam etmesi durumunda adli para cezası ile mühürleme işleminin uygulanması öngörülmekte ve böylelikle, mevcut belirsizliğin giderilmesi suretiyle uygulamanın netleşmesi sağlanmaktadır.
Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; bütçemizin imkânlarını toplumsal refahı ve hukuki istikrarı koruyacak şekilde seferber ediyoruz. Sunmuş olduğumuz kanun teklifi, uygulamada karşılaşılan aksaklıkları gideren, vatandaşlarımızın ekonomik ve hukuki güvenliğini önceleyen reform hamleleridir. Öngörülebilir ve şeffaf bir Türkiye hedefimiz doğrultusunda hazırladığımız kanun teklifimizin ülkemize, milletimize ve özellikle de emeklilerimize, işverenlerimize, çalışanlarımıza hayırlı olmasını diliyor, Komisyonumuzun tüm üyelerinin kanun teklifimize sunacakları katkılar ve destekler için şimdiden teşekkür ediyorum.