| Komisyon Adı | : | PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU |
| Konu | : | |
| Dönemi | : | 28 |
| Yasama Yılı | : | 4 |
| Tarih | : | 14 .01.2026 |
ÜMİT ÖZLALE (İzmir) - Teşekkürler Sayın Başkan.
Plan ve Bütçe Komisyonumuzun değerli üyeleri, değerli bürokratlar, basınımızın emekçileri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Şimdi, dünyada varlık fonlarına baktığınız zaman, üç çeşit varlık fonu var. Bir tanesi, ihracat fazlası varsa eğer bir ülkede o ihracat fazlasından elde edilen ihracat gelirleri daha az rekabetçi olduğunuz sektörlere aktarılır ve siz oradan bir yönetim yaparsınız, ihracat gelirlerinizden ileride daha rekabetçi olacağınız sektörlere bir para aktarırsınız. Bu bir varlık fonudur, mesela Çin'de böyle varlık fonları var.
İkincisi, bir doğal kaynağınız vardır -işte, Azerbaycan'da olduğu gibi, Norveç'te olduğu gibi- bu doğal kaynağımızdan elde ettiğiniz gelirin bir kısmını -işte, bu "kaynak laneti" dediğimiz ülkelerde- diğer sektörlerde rekabetçi olmak için oralara aktarırsınız, eğitim gibi, sağlık gibi sektörlere, sosyal güvenlik gibi sektörlere aktarırsınız. En iyi örneklerinden bir tanesi Norveç Fonu'dur, dünyanın en büyük fonlarından bir tanesidir ama o da büyük bir tabii kaynağınız vardır, oradan elde ettiğiniz gelirle.
Üçüncüsü de sizin yaptığınız yani bu, aslında daha çok bildiğimiz bir varlık fonu değil de "asset management" dediğimiz bir varlık yönetim fonu gibi çünkü bizim ihracat fazlamız yok, bizim doğal kaynağımız da yok. Dolayısıyla, burada aslında literatürde çok da fazla olmayan ve adına "Varlık Fonu" dediğiniz bir yöntem izliyorsunuz.
Şimdi, ilk olarak soru-cevap şeklinde gidelim, cevapları sonra da sizden alabilirim ama benim ilk merak ettiğim soru şu: Dünyadaki varlık fonlarının hangisinde, kaç tanesinde yönetim kurulu Cumhurbaşkanı? Benim bildiğim kadarıyla, hiçbir tanesinde değil. Neden? Çünkü şu anda ülkemizin herhâlde en meşgul insanlarından bir tanesi Sayın Cumhurbaşkanıdır. Dolayısıyla, 360 milyar dolarlık Türkiye'nin en büyük anonim şirketini bir kurumsallıkla yönetirken sizinle devamlı istişare hâlinde olması lazım. O yüzden de zaten ben bu toplantıya başlarken sizlere "Hangi sıklıkta toplamıyorsunuz?" diye sormuştum çünkü Yönetim Kurulu üyelerinize baktığımız zaman, sadece Yönetim Kurulu Başkanı Türkiye'nin en meşgul kişisi değil, işte, Fuat Bey var, çok ünlü bir sanayici, ondan sonra Rifat Bey var, Türkiye iş dünyasının çatı örgütünün şu andaki Başkanı ve diğer insanlar da en az onlar kadar yoğun insanlar. Dolayısıyla, şöyle bir şey var burada: 360 milyar dolarlık ve sahibinin tamamıyla bu ülkenin vatandaşları olduğu bir şirketi profesyonelce yönetirseniz, yönetmek isterseniz onun yönetim kurulu başkanı Cumhurbaşkanı olmaz, net. Seçim olacak ve seçimde de Cumhurbaşkanı değişecek, bir gün sonra Yönetim Kurulu Başkanı değişiyor mu Sayın Başkanım? Bildiğim kadarıyla, siz anonim şirket statüsündesiniz, anonim şirketlerde yönetim kurulu toplanır ve ondan sonrasında da bir başkanlık değişikliği olur; öyle değil mi? Mesela ben şunu merak ediyorum: Seçimde diyelim ki Cumhurbaşkanı değişti, bir gün sonra sizin Yönetim Kurulu Başkanınız kim olacak? Orada nasıl bir organizasyon var? Kim oluyor? Cevabını sizden bekliyorum aslında.
CEVDET AKAY (Karabük) - Genel Kurula kadar devam eder.
ÜMİT ÖZLALE (İzmir) - Tamam, oldu yani tahmin ediyorum Genel Kurul toplanana kadar eski Cumhurbaşkanı, Yönetim Kurulu Başkanı kalırken yeni Cumhurbaşkanı, Cumhurbaşkanı oluyor değil mi? Yani dolayısıyla, o konuda bize bir bilgi verirseniz seviniriz.
Bir başka nokta da şu: Yönetim Kurulu ve komitelere baktığımız zaman, burada bir çıkar çatışması da söz konusu olabilir. Bakın, çok basit bir örnek vereceğim size: "Türkiye Teknoloji Fonu" dediniz, Türkiye Teknoloji Fonu'nda da belli girişimlere para aktarmak için fonlar belirlediniz, öyle değil mi? Şimdi, bu komite de çok büyük ihtimalle kendileriyle ilgili bir husumetim olduğu için değil, bizzat da iyi ilişkilerim vardır, Rifat Bey vardır tahmin ediyorum Sayın Hisarcıklıoğlu, Sayın Tosyalı vardır ve bunlar yönetim kurulu üyeleri. Şimdi, mesela, TOBB'un destek olduğu bir girişime sizin destek olmanız aslında bir rekabete uygun bir şey değil. Neden? Çünkü yönetim kurulu üyelerinden birinin bizzat yönettiği bir girişim fonuna siz fon sağlayamazsınız. Burada bir çıkar çatışması var, öyle değil mi? Dolayısıyla bu teknoloji fonuna baktığımız zaman "fund of funds" modelinde sizler bu girişimlere destek olurken herhangi bir şekilde yönetim kurulunun üyelerinin bu girişimlerle arasında bir ilişki olup olmamasına dikkat ediyor musunuz? Ben baktım sayfalarınıza, herhangi bir şekilde hangi fonları destek olduğunuz, hangi şirketlere destek olduğunuz yok. Dolayısıyla bu konuda da bize bilgi verebilirseniz sevinirim.
Benim Varlık Fonu kurulduğunda kafamda şöyle bir yapı vardı, ben buna karşı değilim ama şöyle bir yapı vardı: Bir, biz Varlık Fonuna devredilen, mesela, ÇAYKUR'dan bir Lipton elde edebiliyor muyuz? Şu anda sizin ÇAYKUR için yaptığınız sadece onun bir borç yönetimi ve eğer değerini bulursa satmak üzerine. Oysa adından belli, eğer biz Türkiye'nin varlığını bir sonraki dönemi bizim takip eden kuşaklara aktarmak istiyorsak sizin ilk yapmanız gereken şey, ÇAYKUR'dan bir Lipton yaratmak ya da PTT'den bir Deutsche Post yaratmak ve Varlık Fonu kurulduğu andan itibaren, ben, sizin fonunuza dâhil olan şirketlerden böyle bir başarı hikâyesi görmedim. Ne ÇAYKUR'dan Lipton oldu ne de PTT'den Deutsche Post oldu. Artı, başka şeyler de var. Mesela, Turkcell ve TÜRK TELEKOM.
Şimdi, Siz aynı zamanda Turkcell'in yönetim kurulu üyesisiniz. Şunu sormak lazım: 2'sinde birden yönetim kurulu üyesi olabiliyorsunuz, değil mi? Evet, tamam. Şimdi, Turkcell'in yönetim kuruluna baktığımız zaman 9 üyeden 3'ü zaten hukukçu, 2'si de eski milletvekili ve hiçbirisinin Türkiye'nin en öncü kuruluşlarından bir tanesi olması gereken Turkcell'de değil bu 9 kişinin 5'inin hiçbir telekom tecrübesi yok, hiçbir telekom tecrübesi yok ve şeye baktığınızda Turkcell'in önümüzdeki sanayi devriminde en öncü kuruluşlarından bir tanesi olması gerekiyor. Benzer bir durum TÜRK TELEKOM için de geçerli. Şimdi, TÜRK TELEKOM'un burada özelleştirme hikâyesine başlasak ondan sonra bu toplantı gece yarısına kadar sürer ama hemen hatırlatalım biraz. TÜRK TELEKOM'u bu iktidar Hariri'ye sattı, Hariri'nin parası yoktu, Hariri parasını bulmak için Türk bankalarından borç aldı, onlara borcunu ödeyemedi, Türk bankaları kredi verdikleri PTT'yi "Levent yaklaşımı" dediğimiz modelle tekrardan sahibi oldular, Hariri bu sırada milyarlarca dolarla beraber kaçtı. Sadece orada bakır tellerden oluşan vurgunun milyarlarca dolar olduğu söyleniyor ve şimdi, siz diyorsunuz ki: "Bizler gittik, Levent yaklaşımına ortak olan bankalardan kredi çektik, onların elindeki TÜRK TELEKOM hisselerini aldık." Doğru mu anladım? Yani bunu dünyada kime anlatırsanız anlatın... Ve bu şirket Türkiye'nin teknoloji açısından en öncü olması gereken şirketlerden bir tanesi. Öyle bir noktaya geldik ki bu şirketi siz stratejik bir... Telekom sektörü çok stratejik bir sektördür, gittiniz, bir yabancıya sattınız Türk sermayesiyle, sonra Türk sermayesinden gidip borç alıp onlardan kendi parasını aldınız ve şu anda bu, Varlık Fonunda. Neden bunu bu kadar irdeliyoruz? Tekrar, bir şeyi netleştirmek lazım. Türkiye Varlık Fonunun ortakları bizleriz, Türkiye Cumhuriyeti'nin vatandaşları, bizler de bu vatandaşların burada temsilcileriyiz. Dolayısıyla sırf TÜRK TELEKOM hikâyesi bile bence burada anlatılmaya, açıklamaya muhtaç şeylerden bir tanesi.
Bir başka sorum da şu: Bu stratejik karar alma mekanizmaları. Şimdi, mesela, İstanbul Finans Merkezi, eyvallah, tamam, ben İstanbul Finans Merkezi'nin tam ortasında bir fintek merkezi olması gerektiğini ve bu fintek merkezinde girişimcilere destek sağlanması gerektiğini düşünüyorum. İstanbul Finans Merkezi'ne de karşı değilim. Bence eğer doğru kurgulanabilirse ve yabancı sermaye çekilebilirse özellikle fintek açısından avantajlı bir yer. Şimdi, mesela, İstanbul Finans Merkezinin Yönetim Kuruluyla sizin Yönetim Kurulunuz arasında stratejik karar alma açısından bir fark olursa, bir anlaşmazlık olursa kimin dediği oluyor? Aynı şey ÇAYKUR için de geçerli, PTT için de geçerli, TÜRK TELEKOM için de geçerli. Yönetim Kuruluna baktığımız zaman -yani siyasileri bir kenara bırakırsanız- içinizde çok liyakatli insanlar var ve ben şunu soruyorum: Sizin o şirket için öngördüğünüz stratejik vizyonla o şirketin kendi genel müdürünün, yönetim kurulunun öngördüğü stratejik vizyon çakıştığı zaman yatırımlarda kimin dediği oluyor, Varlık Fonunun dediği mi oluyor? Çünkü o holdinge bağlı. Yoksa o şirketin dediği mi oluyor ki bu şirketler de milyar dolarlık şirketler. Dolayısıyla bence kurumsal organizasyon açısından hiç iyi düşünülmemiş.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
ÜMİT ÖZLALE (İzmir) - Bitiriyorum Başkanım.
OTURUM BAŞKANI ORHAN ERDEM - Buyurun.
ÜMİT ÖZLALE (İzmir) - Birçok sorunun cevaplandırılması gereken bir fonun başındasınız, daha doğrusu Yönetim Kurulu üyesisiniz. Ben sizlere başarılar dilerim ve umarım bu sorularımıza tatmin edici cevaplar verirsiniz diyorum.
Hepinizi saygıyla selamlıyorum.