| Komisyon Adı | : | (10/1912,3375,3376,3377,3378,3379) Esas Numaralı Meclis Araştırması Komisyonu |
| Konu | : | |
| Dönemi | : | 28 |
| Yasama Yılı | : | 4 |
| Tarih | : | 08 .01.2026 |
SELCAN TAŞCI (Tekirdağ) - Teşekkür ediyorum sunumlarınız için.
Şimdi ilk sorumu biraz çekinerek soracağım çünkü etik olarak nereye karşılık geliyor bilmiyorum, sadece sesli düşünme gibi siz de düşünürseniz sevinirim. Bu psikopati ve zekâyla ilgili çocuklarda bir tarama yapılması, adalet mekanizmasıyla temas ettiği anda bir tarama yapılması gerekliliğine değindi hocam ama yani bu çağın koşullarında ve bunlar böyle gerçekten tehdidi işaretleyici bir pozisyondaysa ve aslında sağlık çerçevesinde değerlendirilen başlılıklarsa bu taramaları yani ne bileyim tıpkı bir alerji tespiti gibi aslında çocuklarda yaptığımız, tıpkı kan değerlerine baktırmak gibi, birtakım önlemleri almakla ilgili aslında hiç adalet mekanizmasıyla temas etmesini beklemeden yaptırmak doğru bir yaklaşım mıdır? Hiçbir fikrim yok, önleyicilik adına, işte erken müdahalede bulunabilmek adına o çocuklara özel bir eğitim politikası, koruma politikası inşa edebilmek adına, dediğim gibi, etik karşılığı ne hiç bilemiyorum, çok da çekinerek soruyorum ama olabilir mi? Yani adalet mekanizmasıyla temasını beklemeden, dediğim gibi, bir alerji tespiti ya da bir kan değeri tespiti yaptırıyormuş gibi bunlarla ilgili de bir tespit aslında bir tarama yani bilmiyorum onun şeylerini, sesli düşünüyorum çünkü o kadar çok vurguladınız ki ve işte orada bir önleyici müdahalenin sanki böyle bir şeyleri değiştirebileceğine dair de bir şey oluştu, duygu oluştu biz de doğal olarak.
İlkokul çağında bir çocuğum var benim de. Bir anne olarak da tabii hem dinliyoruz sizi hem de sorularımızı da bazen ona göre şekillendiriyoruz. Şimdi çok böyle sizin işte o sıraladığınız risk faktörlerine objektif bakmaya çalıştığımda çok dışında yetiştiğine inandığım bir çocuk. Şimdi, buna rağmen, yani işte veli olduğumuz için çok böyle farklı disiplinlerden gelen çok fazla eğitimciyle de, PDR'ciyle de işte çok teşrikimesaimiz de var o alanda ve hani onlar tarafından da böyle naif, empatik vesaire diye tariflenen, bize göre de ideal bir çocuk. Şimdi, böyle bir çocuk modelinde bile bazen ben -işte bu dijital sınırlamaları, her türlü filtreleri, hepsini de uyguluyoruz- öyle şeyler duyuyorum ki dehşete kapılıyorum. Yani az önce suçu suç olarak tanımamaktan daha bahsetti ya Hocam yani suçu suç olarak tanımamak bir yaşa kadar belki anlaşılabilir ama onun kötü bir şey olduğunun da farkında değil çocuklar. Kavramsal olarak tamam, suç olduğunun farkında değil ama bunun kötü bir davranış, yanlış bir davranış olduğunun da farkında değil ve onu o kadar saf, hani o kendi penceresinden ve masumca ve sanki marketten elma almayı tarif edermiş gibi anlatıyor ki birine zarar vermeyi ve öldürmeyi bazen yani hani bunun nereden zihinlerine nasıl yerleştiğine dair de hiçbir fikrim yok benim bu çocukların yani bu kadar korunaklı büyüttüğümüz bir alanda. Şimdi dolayısıyla bununla ilgili ne yapmak gerekiyor bilmiyorum.
Bu işte "Dijitalden özellikle korumaya çalışırken dışlanma da bir risk faktörü." dediniz, bu da başka bir dışlanmaya yol açıyor. Çünkü bir sınıf düşünün, 20 çocuktan 19'u bir oyunu oynuyorsa oyun oynatılmayan bir çocuk başka bir sebeple dışlanıyor bu sefer o ortamdan, onun da başka davranışsal bozukluklara belki etkisi oluyor. Dolayısıyla oradaki dengeyi nasıl kuracağız? Akran zorbalığını önlemekle ilgili birçok şey söylediniz ama akran zorbalığından bir de nasıl koruyacağız, maruz kalan çocukları nasıl koruyacağız? Bununla ilgili tavsiyelerinizi ben merak ediyorum.
Ve bir de bir resmî dil var hepimizin kullandığı her yerde yani teorik olarak ideal olan üzerinden her şeyi tarifleyerek ama günlük hayatta, pratikte, fiiliyatta bambaşka bir yerde. İşte öğretmenlerle, PDR uzmanlarıyla sohbetlerimizde günün sonunda mesela bizim çok sık geldiğimiz nokta "Çocuklarınızı bu kadar da empatik yetiştirmeyin." Hani bu kadar da kurallara uyma ya da bu kadar da nezaket, bu kadarda vesaire bunlar bu çağın şartlarında çocuğa yapabileceğiniz en büyük kötülük noktasına gelen uzmanları da görüyoruz biz. Şimdi, biz ne yapacağız? Yani gerçekten kurallara saygılı, çok nezaketli, çok işte naif çocuklar mı, empati duygusu çok güçlü çocuklar mı yetiştireceğiz yoksa bunların, bu çağın koşullarında onlar için artık bir tehdit olduğu kaygısıyla yani oraları biraz esnetip "Sen de şöyle yapabilirsin yavrum." mu diyeceğiz? Orada gerçekten ikilem yaşıyoruz. Birçok anne baba yaşıyor çünkü bunların hepsi çocukların zarar görebileceği alanları oluşturuyor günlük hayatta yani teoride evet, ben de çok farkındayım resmî dilin nasıl olması gerektiğinin ama hayat böyle bir şey değil. Dolayısıyla bu konuda da biraz tavsiye alabilirsek sizden sevinirim.
Teşekkür ediyorum.