| Komisyon Adı | : | (10/1912,3375,3376,3377,3378,3379) Esas Numaralı Meclis Araştırması Komisyonu |
| Konu | : | |
| Dönemi | : | 28 |
| Yasama Yılı | : | 4 |
| Tarih | : | 07 .01.2026 |
BAŞKAN MÜŞERREF PERVİN TUBA DURGUT - Şimdi, ben de birkaç yorum yapmak ve birkaç soru sormak istiyorum. Öncelikle Emniyet Genel Müdürlüğümüze ve Jandarma Genel Komutanlığımıza çok teşekkür ediyorum hem sunumları hem de sahada yaptıkları hizmetler için.
Ben öncelikle şunu söyleyeyim: Ben ilk Komisyon toplantısında da söyledim, ben bir halk sağlığı uzmanıyım. Bana göre bir suçun, bir hastalığın, bir salgının husule gelmeden önce engellenmesi benim zaten inancım bu yönde çünkü bir şey husule geldikten sonra -burada bir suçu konuşuyoruz- yani zaten çok büyük bir harabiyet oluşmuş demektir ve onu, bir hastalığı tedavi etmek ya da bir suçu rehabilite etmek ya da bir suçlu profilini rehabilite etmek elbette ki önlemekten hem daha pahalıdır hem de genellikle daha başarısızdır; önlemek her zaman maliyet etkindir. Dolayısıyla biz bütün risk faktörlerine temas eden ve gerçekten önlemeyi esas alan hem çalışmalar yapmalıyız hem bir rapor hazırlamalıyız. Fakat ben burada şunu fark ettim: Çok kategorik bakıyoruz meselelere, siyah ve beyaz gibi hiç gri alanımız yok ve çok kesin hükümlerle bakıyoruz. Ben açık konuşayım, bu mesele benim en çok gündemime Mattia Ahmet Minguzzi hadisesinden sonra girdi. Yani şimdi bile ağlamaklı oluyorum. O çocuğun o şekilde katledildikten sonra ben yas tuttum uzun süre. Bir meseleyi ben girdiğim zaman öyle üzülüp geçmem. Bu meseleyle ilgili bütün tarafları dinleyecek bir yaz geçirdim. Yani polislerle gittim konuştum, çocuk savcılarıyla konuştum, akademisyenlerle konuştum, başka mağdur aileler bana ulaştığı için mağdur ailelerle konuştum ve bazı mahkemelere de katıldım açıkçası. Ve şunları söylemek istiyorum: Yani burada siyah beyaz bir şey yok. Polisimiz de sahada bir şeyi tecrübe ediyorsun burada özgürce onu söyler ama bunu biz yasama olarak bir öneri olarak kabul ederiz ya da etmeyiz. Ama "Sahada şu aksıyor, bizim elimizi şu bağlıyor, şundan dolayı sıkıntı çekiyoruz." derse, hukukçu... Mesela, ben bu süreçte şunu fark ettim, çok farklı görüşlerle yani birbiriyle tamamen zıt, 180 derece farklı görüşlerle de, çok çatışan görüşler de temas ettim ve bu benim için de öğretici, olgunlaştırıcı "Ya imkânsız!" dediğim şeylerin "Aslında olabilir, belki ihtiyaç var." dediğim meselelere dönüşebildi. Şimdi, şunu söylüyorum: Türkiye'de çocuk suçluluğu veya başka suçlar konusunda bir cezasızlık algısı var mı? Bence var. Şöyle ki zaten bunu ben kendimde yaşadım. Bu çocuk suçluluğu... Bir kere şunu da söyleyeyim: Benim için çocuklar kutsaldır. Can güvenlikleri, psikolojik güvenlikleri, gelecekleri, geleceklerinin korunması benim milletvekili olarak omuzlarıma üzerindedir ve yasama organı olarak hepimizin omuzların üzerindedir. Şöyle ki birbirimizi kategorize etmeyelim: "Sen çocuk haklarını çok daha iyi savunuyorsun." "Hayır, ben daha iyi savunuyorum." Öyle bir derdimiz de yok. Biz farklı görüşlerden, farklı hayat tecrübelerinden, farklı disiplinlerden milletvekilleri olarak bir şeyleri birbirine birleştirerek bir şeye ulaşmaya çalışıyoruz. Fakat yine "bilimsel" diyeceğim, kızacaklar bana ama hakikaten peşin hüküm verecek yani Komisyonun da bu safhasında peşin hükümle "Şu olmaz, bu olmaz." benim peşin kesin bir kanaatim henüz oluşmadı, bir verinin oluşması lazım. Mesela, soruşturma meselesini alalım. Dünyanın hiçbir yerinde polisin soruşturma yetkisinin olmadığı ülke yok. Bunu biliyor musunuz? Sadece Türkiye'de var. Bu çok övünülecek bir şey değil mi? Çok güzel bir şey yapmışız, bir reform oluşturmuşuz. Bu, niçin yapılmıştır? Çocuk haklarını korumak amacıyla... Bravo! Harika bir reform. Bence Türkiye'ye çağ atlatan pek çok reformdan biri, bu da bizim zamanımızda geçirilmiş bir reform. Bravo! Fakat bakıyorum ben mesela, dedim ya savcılarla konuştum, hâkimlerle konuştum, polislerle konuştum; polisler bana şunu söylediler, dediler ki... Bu arada, böyle işkence mişkence, öyle bir şeyler de tahayyül etmeyin. Yani polis çocuk şube kamerasıyla, her şeyiyle çok şeffaf olmalı. Burada aksayan bir şey varsa en önce o karakolun kapısını ben giderim, bunu açık söyleyeyim. Neyse, polisler dedik ki: "Ya, bazı noktalarda bizim elimiz kolumuz bağlanıyor." Bizim dedi... Yani müteveffa yavrumuzun adı geçtiği için söylüyorum. Yani onu sorgulama... Bir kere şu da var: Böyle ağır katalog suçlarda polisin ihtisaslaşma şeyi daha yüksek. Yani bir çocuk savcısının olaya intikal etmesi, o yetkinlikte yeterli şeyin olması -Ne derler?- SSÇ savcısının olması, o da bir süreç, o süreçlerde bazı aksamaların olduğunu söyledi. Bende o zaman bir soru işareti belirdi. "Aa, polise bak! Şunu diyor, bunu diyor" diye hiç düşünmedim. Bu benim için bir soru işaretidir çünkü ben bilimsel düşünceye inanıyorum. Gerçekten sahada böyle bir problem var mı, veri nedir? Acaba bazı katalog suçlarda -her suçta değil- mesela, ben şunu söyleyeyim: Bir çocuk babasını öldürmüş olabilir ama annesine çok büyük işkence ediyordur, o anda öldürmüştür; o benim nazarımda gerçekten o anda suça sürüklenmiş o çocuğu ben yani bu başka bir şey... Ama şimdi bir mesele var, kamunun, bütün Türkiye'nin ağladığı bir cinayet meselesi, ondan sonra benzerleri de ne yazık ki yaşandı. Şimdi, eğitimevinden bahsediyoruz değil mi? "Eğitimevi" dediğimiz yer bence harika bir reform. O da kesinlikle olmalı, devam etmeli, geliştirilmeli ve yaygınlaştırılmalı. Türkiye için bir gurur ve iftihar kaynağı olduğunu düşünüyorum. Fakat Allah muhafaza, empati yapmaya korktuğumuz bir durumdan bahsediyorum. Öldürülen evlat sizin evladınız olsaydı ve o eğitimevine gitseydi ne hissederdiniz? Adaletin bir şeyi önlemek -değil mi yasaların- bir şeyin de adaletini tesis etmek. Ne diyeceğiz bu insanlara? "Sen git, öcünü kendin mi al" diyeceğiz? "İntikamını kendin mi al." diyeceğiz? Devletin rolü nedir? Çünkü insanlarda böyle dürtüler de var. Yani ne yapalım? Birbirlerini mi öldürsün insanlar? Allah muhafaza. Yani bir anne olarak bunu düşünmek lazım. "Eğitimevi" dediğimiz yer, kapıda polis yok, sabah çıkıyor, akşam geliyor. Dün senin çocuğun öldürülmüş insan, yarın eğitimevinde vur patlasın, çal oynasın fotoğraflarıyla çıkılıyor. "Yarın öbür gün biz buradan çıkacağız." diyorlar. Bir anne olarak ne hissederiz? Bir baba olarak ne hissederiz? Bunları da hesaba katmalıyız. Benim şu anda bile eğitimeviyle ilgili peşin bir hükmüm yok. Dediğim gibi, benim çok fazla şey doneye ihtiyacım var. Kafamda bir şeyin... Bir de hukuk benim uzmanlık alanım değil yani bu meselelerle biraz hemhâl olduğum bir alan, hukukçu bir aileden gelmeme rağmen.
Ahmet Minguzzi örneğinden yine gidelim, kelepçe meselesi. Bence çocuklara kelepçe takılması çok korkunç ama biraz evvel vekilimiz dedi "Yine bir çocuk suçlu polislerimizi şehit etti." Polis ne yapacak o sırada? "Ben buna kelepçe takayım mı, takmayayım mı?" Yani "Kelepçe takılsın." demiyorum, böyle bir kanaatim oluşmuş değil ama sizin kadar kesin hükümlü olamıyorum, biraz daha etraflı düşünmeye çalışıyorum ve "Acaba?"larım olmuyor değil. Şimdi, buradan da bunu cımbızlayıp "Aa, AK PARTİ milletvekili. Bak, bak, bak!" Böyle bir şey çıkmasın. Bu reformları yapmış partinin milletvekili olarak iftiharla konuşuyorum ben. Yani bunlarda revizyonlar olmalı mı, olmamalı mı? Bunun herkes bilincinde olmalı. Ama ben şunu gördüm, kelepçe meselesi. Bakın, bu hukuki bir şey değil, tamamen duygusal. Yani kaçma ihtimali yok, şu yok, bu yok. Mahkemede çocuklar geliyor, anne orada, ya, o anne hakikaten yani çocuğunu çok korkunç bir şekilde kaybetmiş bir insan orada o çocuklara kelepçe dahi takılmıyor. Yani bu cezası... Kendi çocuğunuz çok korkunç bir şey yapsa evde cezasızlığı onaylar mısınız? Cezasızlık çocuğa en büyük zulümdür ya! Yani bunu görmesi... Mesela, diyor ki: "Mektup yazmış, ben burada düzenimi kurdum, sen de şeylerini böyle yap. İfadeni böyle ver, altı ay sonra çıkarsın." Yani burada şunu söylüyorum: Çocuğu iten bütün nedenleri buradan çıkacak neticelerle ve fikri takibini yaparak bu Komisyonun bütün üyelerinin engellemeye yönelik çalışması boynunun borcudur. Ben bu borcu hissediyorum ve buradaki herkesin aynı heyecanı, aynı vicdan hassasiyeti taşıdığını düşünüyorum. Yani bu meseleleri bu kadar kesin bakamıyorum.
Benim sormak istediğim sorular şunlar: "Siber devriye" dediniz, fakat bu siber devriye çok iyi bir hizmet olmakla beraber bunun için mahkeme kararı istiyorsunuz. Bu çok büyük bir bariyer algısı. Yani ben milletvekili olarak bile ulaşamıyorum, gideceğim de savcılığa suç duyurusunda... Yani bu bir bariyer. Bir suç varsa, bir taciz varsa, bir zorbalık varsa, o devriye bence o suçun unsurları teşekkül etmişse, bir cinsel... Dediği gibi, bir gazetecinin ve kızına ahlaksızca saldırıldı, küfredildi. E, ne olacak? Yani demek ki orada bir de gidip savcıya suç duyurusunda bulunup o süreçleri mi takip edecek? Orada bence o siber devriye derhâl devreye girmeli, adı üzerinde devriye.
Bir de ben şunu da çok önemsiyorum: Teröre sürüklenen çocuklar meselesi başlığı altında radikalizm ve bu DAEŞ meselesi konusunda çocuklarımızın radikalizme sürüklenmemesi adına emniyet güçlerimizin aldığı tedbirler nelerdir? Ve bundan sonrası için şu da bir gerçek ki biz, çok fazla istihbarat örgütünün hedefinde bir ülkeyiz. Yani gerçekten bizimle uğraşmayan istihbarat yok. Radikalizme yönlendirenler de zaten çıkıyorsun, finansörü, Mossad, CIA vesaire. Çok fazla göç alıyoruz, hem dışarıdan göç alıyoruz hem iç göç fazla. Dolayısıyla böyle kırılgan bir siyasi konjonktürden de geçiyoruz. Dolayısıyla bunların hepsinin hesaba katılarak, böyle inşallah çocuklarımızı da koruyacak, bütün risk faktörlerinin hiçbirini ihmal etmeden, bütün risk faktörlerine müdahale edebileceğimiz bir şey de çıkar ve onu uygularız diye ümit ediyorum.
Sayın kurum mensuplarımız, ben şimdi sizden bu aldığınız sorulara cevaplarınızı bekliyorum.
Buyurun lütfen.