KOMİSYON KONUŞMASI

YÜKSEL ARSLAN (Ankara) - Sayın Bakan, kıymetli milletvekilleri, çok kıymetli bürokratlar; bugün yalnızca Adalet Bakanlığının bütçesini konuşmuyoruz, biz bugün devlet dediğimiz yapının omurgasını yani adaletini konuşuyoruz çünkü devletin adaleti çökerse hiçbir bakanlığın bütçesi bu milleti ayakta tutamaz. Türkiye'de bugün çözülmesi gereken dosya sadece ceza dosyaları değil, çözülmesi gereken dosya milletin adalete olan inancı. Millet artık mahkemeye hak aramaya değil "Bahtıma bugün ne çıkacak?" diye gitmeye başladı. "Tweet" atan sabaha karşı gözaltına alınırken milyon dolarları valiz valiz taşıyanlar, kara para soruşturmalarında adı geçenler ve yolsuzluk dosyalarının gölgesinde dolaşanlar ellerini kollarını sallayarak geziyor; kısacası, uydurma yargı oyunları ve algı operasyonu hız kesmeden devam ediyor. Bunun en bariz örneği, dürüst yönetimi ve çalışkanlığıyla Ankara'ya nefes aldıran Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş'a yönelik her gün yeni bir uydurma soruşturma icat ediyorlar. Mesele Mansur Yavaş değil, mesele bu ülkede hukukun değil siyasi talimatın üstün olmasıdır. Bakın, Sayıştay AKP'li belediyelerdeki usulsüzlükleri yıllardır yazıyor, raflarda tozlanıyor, Melih Gökçek elini kolunu sallıyor, aynı konuda ona takipsizlik veriliyor, "Onun sorumluluğu yok." deniliyor ama maalesef muhalefet olunca üzerine gidiliyor. "Eski Balıkesir Belediye Başkanı usulsüzlükleri için de soruşturma açılsın." deniliyor, aynı konuda açmamışlar ama Mansur Yavaş'a gelince çay, çorba, miting bahanesiyle kıyamet kopuyor. Söz konusu muhalefet olunca yargı hızını alamıyor. Bu mudur devlet ciddiyeti? Mansur Yavaş hakkında talimatla işlem başlatıyorsunuz da milletin emeğini çalanlara neden tek kelime söylemiyorsunuz? Eğer birilerini yargılamak istiyorsanız adres belli: İmar rantlarıyla parsel parsel götürenlerin hesaplarını açın; eşlerine, çocuklarına ihale dağıtan kamu görevlilerini sorgulayın; savcılara, hâkimlere talimat vererek davaları yönlendiren siyasilerin önüne set çekin; millete küfredenleri yola getirin; teröre zemin hazırlayanları yargılayın.

Sayın Bakan, artık kimsenin gizleyemediği bir gerçek var: Yargının üzerine çöken siyasi gölge devletin tüm damarlarına işlemiş durumda. Oysa hâkim ve savcılar Allah'ın adalet sıfatını yeryüzünde temsil eden kişilerdir. Adaletin terazisine yapılan her türlü müdahale milletin devlete olan güvenini de çökertir.

Bizim talebimiz, korkudan değil hukuktan güç alan bir yargı düzenidir. Ne yazık ki bugün yaşanan uygulamalarla yargının bağımsızlığına yönelik kaygılarımız daha da derinleşmeye başladı. Hâkimler ve Savcılar Kuruluna seçilen bazı isimler kısa süre içinde iktidar partisinin yöneticisi yapılıyor. Siyasilerin akrabaları mülakat sihirbazlığıyla hâkim, savcı yapılıyor. Mülakat kuralları eski iktidar milletvekillerine teslim ediliyor.

Gelelim diğer önemli bir konuya: Sokaklarımızı uyuşturucu baronları, kaçak göçmen çeteleri ve torbacılar sarmış durumda. Uyuşturucu kullanma yaşı 12'ye düşmüş, aileler feryat ediyor. Suça sürüklenen çocuk sayısı artıyor ama koruyucu ve önleyici hizmetler güçlendirilmiyor. Keza kadınlarımız için de aynı durumlar söz konusu. Sokakta bir kadını çocuğunun yanında katlediyorlar, mahkemeden iyi hâl indirimi alıyorlar; bu nasıl bir adalet acaba?

Sayın Bakan, bu kürsüden bir başka büyük adaletsizliği daha dile getirmek istiyorum. Dolandırıcıların kendi hesaplarını kullanmadığını hepimiz biliyoruz. Masum insanların, özellikle de gençlerin hesaplarını birer paravan gibi öne sürdüğü artık gün gibi ortada. Fakat iyi niyetli, istismar edilen, hayat tecrübesi az olan bu gençler bugün nitelikli dolandırıcılık suçundan dört yıldan on yıla kadar hapis tedirginliği gölgesinde yaşamaya mahkûm ediliyor. Oysa, bu çocuklar suçun ortağı değil bizzat suçun mağduru. Bu adaletin terazisi de milletin vicdanını sızlatıyor. Dolayısıyla yapılması gereken açıktır: Türk Ceza Kanunu'nun 158'inci maddesinin ve Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 253'üncü maddesinin özellikle uzlaşma hükümleri bakımından yeniden düzenlenmesini talep ediyoruz.

Aynı şekilde, Covid mağdurlar için de hâlâ bir düzenleme yapılmadı. Pandemi dönemde cezaevlerindeki yoğunluğu azaltmak için bazı hükümlülere geçici izin uygulanmıştı. Bu durum, aynı şartlara sahip hükümlüler arasında ciddi bir eşitsizlik doğurdu.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)