| Komisyon Adı | : | (10/434,2104,2716,2717,2718,2719) Esas Numaralı Meclis Araştırması Komisyonu |
| Konu | : | |
| Dönemi | : | 28 |
| Yasama Yılı | : | 4 |
| Tarih | : | 22 .12.2025 |
SEMRA ÇAĞLAR GÖKALP (Bitlis) - Öncelikle, Hocama kıymetli sunumu için çok teşekkür ediyorum.
Yani ben kendi açımdan söyleyeyim, bir sürü şey öğrendim. Esasında genel anlamda bu Komisyon başladığından beri hem farkındalık oluşması açısından çok şey öğreniyoruz hem de aslında doğru bildiğimiz şeylerin de birçok noktada yanlış olduğunu da öğrenmiş oluyoruz aynı zamanda.
Ben aslında sizler bazı şeyleri aktarınca şunu da gördüm: Sizin bu ifade ettiğiniz şeyler bütünen eğitim sistemiyle ilgili bir tartışmanın açılması gerektiği kanaatini oluşturdu ben de. Türkiye'deki eğitim sisteminin nasıl olması gerektiği tartışmasının da bir bütünen açılması gerekiyor. Şu andaki mevcut eğitim modelleri bu sorunların giderilmesini karşılıyor mu, çözüm modelleri üretebiliyor mu? En basitinden bence bu soruyu sormak gerekiyor.
İkincisi, mevcut... Yani düşünün, daha sürecin başında bu tanının koyulmadan eğitim alan öğrencilerin üniversite hayatını, işe katılım süreçlerini, hepsini bir bütünen ele aldığımızda yani eğitiminin aynı zamanda toplumsallaşma ayağında da aslında beraberinde bir sürü sorun yumağının da oluştuğunu, açığa çıktığını görmek mümkün sizin aktarımlarınızda.
Artan bir sayı olduğundan bahsettiniz. Yani normalde şu anda yuvarlak bir hesap yapıldığında Türkiye'de 10 milyon kadar bir engelli sayısı olduğu tahmin ediliyor çünkü buna dair bile bir veri yok. Fiziksel engelli, işitme engelli böyle kategorilere ayırdığımızda totalin 10 milyon olduğu söyleniyor ama bunun dışında, mesela, bu grubun 3-4 milyon gibi bir şeyden... Aslında, baktığımızda korkunç sayılardan bahsediyoruz biz ve bu politikaların belirlenmesi açısından da bizim önümüze çok büyük ödevler koyuyor bu esasında. Evet, tespit, tanıların Sağlık Bakanlığı üzerinden sürekli yürütülmesinin de, o anlayışın da çok yanlış bir anlayış olduğunun da fotoğrafını çıkarmış oluyor bence. Burada eğitim nasıl olmalı, eğitim modelleri nasıl olmalı, bir bütünel sistemin kendisinin, en basitinden müfredat hazırlanırken hazırlanan müfredatlar, işte, bu öğrenme güçlüğü çeken öğrencilerin ihtiyaçlarını karşılayan nitelikte mi ya da karşılayan derinlikte mi noktasında önümüze bir sürü şey çıkarıyor. Bence bu anlamda belki de bu Komisyonun Millî Eğitim Bakanlığının önüne koyması gereken en büyük ödevlerden bir tanesinin bu olması gerektiğini düşünüyorum.
Teşekkür ediyorum.
ANKARA ÜNİVERSİTESİ ÖZEL EĞİTİM BÖLÜM BAŞKANI PROF. DR. İSA BİRKAN GÜLDENOĞLU - Ben teşekkür ediyorum.
Aslında şöyle: Yani millî eğitim sistemini alalım, baştan yaratalım derdinde değilim, onu en başta söyleyeyim. Yani sistemsel bir sorun değil ama var olan sistem içerisinde ne yapabilirizi hep düşünüyorum. Evet, dediğinize kesinlikle katılıyorum. Şu an programlarda yeni programlar, yeni müfredatlar, yeni şeyler güncellendi ama bunlar öğrenme güçlüğüne özgü hazırlanmış şeyler değil yani şu an sistemde bir de öğrenme güçlüğü olan çocuklar ve büyük bir kitleden bahsediyoruz. Onun için bence bunların tekrar gözden geçirilmesi önemli olur Millî Eğitim Bakanlığı için.
Tabii ki büyük bir kitle, sizin de dediğiniz gibi birçok sorun var, bu sorunlara yönelik olarak da Millî Eğitim Bakanlığı mutlaka düşünüyordur, kendi içerisinde vardır birtakım çözüm önerileri diye düşünüyorum ama mutlaka da bunlara daha ayrıntılı inilmesi önemli. Çünkü bu çocukları göz ardı edemeyiz yani bu çocukları siz görmediğiniz zaman ya da saymadınız zaman olmadığı anlamına gelmiyor, bu çocuklar sistem içerisinde var.
İşin ilginç yanı, size şöyle bir örnek vereyim: Mesela, öğrenme güçlüğü özel eğitimde en kolay ilerleyebilen, verdiğinizi en kolay alabilen... Çünkü şuradan bir çocuk gelse, bir öğrenme güçlüğü tanılı bir çocuk şuradan içeri girse, eğitsel olarak değerlendirmeden ne siz, ne ben o çocuğa öğrenme güçlüğü diyemeyiz, fark edemeyiz bile; öyle söyleyeyim size, fark edilmiyor onun için bu çocuklar. Yani bir otizm spektrum bozukluğu gibi değil ki ya da bir davranış problemini yapacak, işte, sallanacak, ne bileyim, bağıracak, ağlayacak; böyle bir durumu yok, görüntüde gayet hiç problemi olmayan çocuklar ama akademik performansta ciddi güçlük yaşayan çocuklar, onun için kayboluyor bunlar. Bence kaybolmaması lazım. Dediğim gibi, ben yirmi yıldır bu alanda çalışıyorum ve bu çocuklara da yirmi yıldır farkındalığın arttığını görebiliyorum, aslında farkındalık arttı ama farkındalık artması demek her şeyin çözüldüğü anlamına gelmiyor. Özellikle Millî Eğitim Bakanlığından da -"Bir isteğiniz var mı?" dediniz- varsa bir isteğimiz, şudur: Temel eğitim içerisinde bu çocukların var olduğunu iyi bilmeleri lazım çünkü şu an özel eğitim gibi zannediyorlar ama özel eğitimli hiçbir özel eğitimci bu çocuklarla karşılaşmıyor. Bakın, net söylüyorum size, bizden mezun olan özel eğitimciler eğitim uygulama okullarında yani ayrı okullarda öğretmen oluyorlar. Bu çocuklar nerede? Bu çocuklar aslında akranlarıyla birlikte aynı sınıfta. Onun için, eğer söz konusu öğrenme güçlüğüyse özel eğitim, temel eğitim birlikte çalışması lazım, temel eğitimi de ayırmamak lazım diye düşünüyorum.
Teşekkür ederim.