| Komisyon Adı | : | (10/434,2104,2716,2717,2718,2719) Esas Numaralı Meclis Araştırması Komisyonu |
| Konu | : | |
| Dönemi | : | 28 |
| Yasama Yılı | : | 4 |
| Tarih | : | 22 .12.2025 |
ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU (Kocaeli) - Teşekkür ederim Sayın Bakan.
Sayın Vekilim, sağlamcılık mantığıyla ilgili bir şeyler söylüyorsunuz yani şimdi, bu konuyu biz üç buçuk aydır burada çok tartıştık; ilk önce bir olayın felsefesine oturtmak gerekiyor sanırım, ondan sonra pratik işlere girmek. Yani burada sağlamcılık felsefesiyle ilgili engelli birey ve STK'lerin önemli eleştiriler var, şu anda siz de onlardan birini yaptınız yani bu "kör" tabiriyle ilgili. Onun dışında da vurgulamak istediğiniz bir şey var mı? Çünkü bu önemli, siz Mecliste de bu konularla ilgilendiniz.
Buyurun.
TÜRKİYE BEYAZAY DERNEĞİ GENEL BAŞKANI LOKMAN AYVA - Şimdi, efendim, şöyle: Aslında bu işin felsefesinin yapılma noktasına gelinmesi lazım yani bu iş çok dar çerçevede kaldı fakat kolay bir şey de değil, insanların ilgisini çekmesi lazım, düşünmeyi sevmeleri lazım. Mesela ben şunu da eksik buluyorum, bunu merak da ediyorum: Türkçede düşünmekle ilgili güzel bir ifade yoktur, düşünmeyi öven, tavsiye eden; ya, düşünmek, en güzel özellik olması lazım değil mi? Ama yok yani, Türkçede düşünmeyi öven... "Ne düşünüyorsun, Karadeniz'de gemilerin mi battı?" diyor adam. İlla kötü bir şey yani. Ya, düşünün ne güzel, evreni anlayın, bilmem şu bu... O yüzden, düşünmeyi kolay başaramayabiliriz. Felsefesinin yapılması şundan lazım: Gerçekçi olmak anlamında gerçeklerin görülmeye çalışılması lazım. Biraz önceki önerdiğimiz şablon uygulama şablonu, "action" için gerekiyor fakat anlamak için düşünmek, her türlü teoriyi tartışmak lazım. Mesela, bir kısım arkadaşlar, sanayi devriminden sonra engelliliğin ortaya çıktığını söylerler çünkü sanayi devrimiyle beraber kalıplar meydana geldi ve sorunlar çıkmaya başladı ve insanlar "Bu sakatlar hiçbir işe yaramıyor, ne gereği var." falan durumuna düştüler. O açıdan, hâlbuki baştan "Sistemi biz yanlış kurduk." deselerdi sorunu olmayacaktı. Bu tabii ki bir inanç gibi düşünülebilir ama lütfen, ben âcizane bunun bireysel bir maruzat olarak kabul edilmesini talep ediyorum. Ben, şeylerin hikmetinin anlaşılmaya çalışmasını öneriyorum yani ben şunu soruyorum kendi kendime: "Ya Rabbi, bu eli tutmayan, gözü görmeyen, yemeğini yiyemeyen, işte, tuvaletini bilmeyen çocuğu niye yarattın?" diyorum. Haşa, hesap sormuyorum, anlamaya çalışıyorum; niye var yani ontolojik olarak çözmeye çalışıyorum. Dolayısıyla ontolojisini çözersem etiği de çözeceğim estetiği de çözeceğim epistemolojiyi de çözeceğim. O açıdan ontolojisini bence... Keşke böyle sizlerin vakti olsa da birer kahve etrafında sohbet edilerek bunlar konuşulabilse, çok lazım olur. Biz TRT belgesel çekimlerinde böyle muhabbetleri çok yapıyorduk, çok faydası oluyor yani insan kendini anlıyor. Tarih mesela, bunun tarihini de çalışmak lazım.
Arz etmek isterim.