| Komisyon Adı | : | (10/434,2104,2716,2717,2718,2719) Esas Numaralı Meclis Araştırması Komisyonu |
| Konu | : | |
| Dönemi | : | 28 |
| Yasama Yılı | : | 4 |
| Tarih | : | 11 .12.2025 |
SEMRA ÇAĞLAR GÖKALP (Bitlis) - Teşekkürler Sayın Başkan.
Öncelikle, burada olan çok değerli hocalarımıza ve kurumlardan, STK'lerden gelen arkadaşlarımıza hem yapmış oldukları sunumlardan dolayı teşekkür ediyorum hem de hoş geldiniz diyorum.
İşitme engeli bulunan yurttaşların esasında sorunlarını dinlemiş olduk bugün tekrardan daha detaylı, daha geniş. Açıkçası, ben kendi adıma söyleyeyim: Çok kapsamlı ve akademik bir çerçeve olduğunu ifade etmem gerekiyor ve çok beslendiğim bir buluşma oldu aynı zamanda. Tekrardan teşekkür ediyorum. Bütün tartışmalardan ve önerilerden açığa çıkan net bir şey varsa o da esasında bu sistemin çok karmaşık olduğunu ve engelli yurttaşların da çok komplike sorunlar yaşadığını ve muhataplar yığınının da bu sistem içerisinde aslında mücadele süreçlerinin nasıl olduğunu bir kez daha görmüş olduk bu sunumlarda. Ben Türkiye Sağırlar Milli Federasyonundan sunum yapan arkadaşın yapmış olduğu sunuma dair hem katkı hem de destek amaçlı bir şeyi ifade ettikten sonra, yakın zamanda Diyarbakır'da gerçekleştirilen bir çalıştayda karşılaştığımız bir soruna ilişkin de esasında hazır hocalarımız da buradayken ona da değinmek istiyorum, belki kıymetli görüşleri de bu anlamda bize katkı sağlar. Yani İşitme Engelliler Federasyonunun tespitine göre Türkiye'de 3 milyon sağır yurttaşın olduğunu biliyoruz, onların da bir dili var esasında, bu dil de işaret dili, aslında bu 3 milyon yurttaşın ana dili yani baktığımız zaman, biz böyle bakmak zorundayız bu mesele. İşaret dili sadece kendini ifade etme biçimi değil aslında ana dili olması meselesi üzerinden yaklaşmamız gerekiyor. Türk işaret dilinin bu noktada ana dil statüsünde tanınması sağır topluluğunun en temel hakkı olduğunu biz de buradan yenilemek istiyoruz ve bu anlamda bu yaklaşımı da desteklediğimizi de belirtmek istiyorum çünkü işaret dili sadece bir iletişim aracından ibaret değildir, bir kültürdür, bir kimliktir, bir topluluk olma hâlidir aynı zamanda. Burada esasında baktığımız zaman ana dilde eğitimin ne kadar kıymetli ve hayati olduğunu bir kez daha görmüş oluyoruz buradaki sunumlardan da yola çıktığımız zaman. Yani Türk işaret dilinde yaşanılan sıkıntıların, problemlerin bu kadar ciddi düzeylerde olmasını düşündüğümüzde Kürtçe gibi mesela Türkiye'de en fazla belki kullanılan dil grubunda olan bir ana dilin yaşadığı... Yani Kürtçe'nin de bu anlamda daha statü elde edilmezken bu engele sahip olan vatandaşların yaşadığı engeli bir de düşündüğümüzde gerçekten çok katmanlı bir sorun silsilesinin içerisinde olduğumuzu buradan da ifade etmek istiyorum. Çünkü Anayasa'da ve ilgili tüm eğitim mevzuat düzenlemelerinde aslında ana dil statüsünde bu dillerin hepsinin bir bütün olarak korunması, geliştirilmesi ve tüm kamu hizmetlerinde zorunlu hâle getirilmesi şarttır. Sağır örgütlerinin talebi bu anlamda nettir. Bizler de çok fazla temasta bulunuyoruz, çok fazla görüşmelerimiz var bu grupla. İşaret dili eğitiminin yaygınlaştırılmasını istiyorlar. Bu anlamda kamu kurumlarında zorunlu tercüman bulundurulmasını istiyorlar. Burada da ifade ettiler. Erişilebilir bilginin bir hak olarak tanınmasını ifade ediyorlar ki bu da bizim ifade ettiğimiz ve desteklediğimiz bir nokta. Bizler burada bu hakları geciktiren değil güçlendiren bir irade göstermeliyiz. Yani sadece burada dinleyici pozisyonunda olan değil belki de bu Komisyonun buradan alacağı en büyük çıktılardan bir tanesi Türk işaret dilinin ana dil statüsünde tanınmasının buradan bir talep olarak ve bu çalışmanın da bir an önce hayata geçirilmesi üzerinden ve diğer ana dillerin de belki üniversitelerdeki hocalarımızın da bu anlamda yeni bir çalışma başlatmasına yönelik, diğer ana dil gruplarına dair çalışma başlatmasına dönük bir çalışma programının da önlerine koyması gerektiği açısından önemli olduğunu ifade ediyorum.
Bir de az önce belirttiğim gibi, Diyarbakır'da yakın zamanda geçtiğimiz haftalarda barış ve demokratik toplum sürecinde nöroçeşitlilik ve eşit yurttaşlık çalıştayı gerçekleştirildi. Bu çalıştayda anne baba sağır olan ve çocukları da sağır olan bir aileyle esasında tanışma imkânımız oldu ve şöyle bir sorun ifade ettiler bize, aktardılar. Zerrin Hocam, belki bu işe dair bir şey belki ifade edebilir. Sorum esasında özelde kendisine ama genelde diğer hocalarımızın da katkısı olursa sevinirim. Burada ifade edilen şey şuydu: Şimdi, 2 anne babanın sağır olması, çocuk da sağır bu anlamda sıkıntı yok, tanı alınmış ama şöyle bir meseleden bahsettiler: Şimdi, eğitim süreçlerinde zaten genel anlamda hepsinin yaşadığı sorunların dışında bir de çoklu tanı alma noktasında çok problem yaşadıklarını. Mesela çocuklarının zihinsel bir engeli var mı yok mu, otizmi var mı yok mu, diğer alanlarda herhangi bir engeli, sağır olmanın dışında bir engeli var mı noktasında çok ciddi problem yaşadıklarını. Hâlâ bile çocuğa tanı koyulamadığı ve çocuğun şu anda ilkokul düzeyinde eğitim alan bir çocuk ve rehabilitasyon yani işitme engelliler okuluna başladığı dönemde esasında gelişiminin daha da gerilediğinden bahsetti. Yani kendisinin evde verdiği eğitimde çocuğunun gelişiminin daha iyi olduğu, bu eğitim kurumuna müdahil olduğu süreçte bu gelişimin daha da gerilediğini hatta asosyalleşen, öncesinden çok dışa dönük bir çocukken bir anda içe kapanan ve kendini ifade etmekten, aile içerisinde bile kendisini ifade etme noktasından geri durduğunu ifade etmişlerdi. Yani bu anlamda bu tanı koyma süreçlerinde belli bir standart var mıdır ya da nasıl işliyor süreç? Buna dair belki bir sorum olabilir.
Tekrardan katkılarınız için ve burada vermiş olduğunuz emek için herkese teşekkür ediyorum.
Hoş geldiniz diyorum.