| Komisyon Adı | : | (10 / 6996, 7004, 7005, 7006, 7007, 7009, 7010, 7024, 7026, 7034, 7035, 7036, 7037, 7038, 7039, 7040, 7041, 7042, 7043, 7044, 7045, 7046, 7047, 7048, 7049, 7050) Esas Numaralı Meclis Araştırması Komisyonu |
| Konu | : | Araştırma Komisyonunun çalışma takvimine, komisyonda görevlendirilecek uzmanların belirlenmesine ve komisyona davet edileceklerin tespitine ilişkin görüşme |
| Dönemi | : | 27 |
| Yasama Yılı | : | 6 |
| Tarih | : | 15 .03.2023 |
MÜRSEL ALBAN (Muğla) - Çok teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Komisyonun değerli üyeleri, şimdi öncelikle, Sayın Başkan, şunu sormak istiyorum: Komisyon kuruldu, Deprem Komisyonu. Bugüne kadar -en yakın olanı sayayım- Van depremi var, Elâzığ depremi var; bu depremler yaşandı. Her depremin ardından da Türkiye Büyük Millet Meclisinde bir komisyon kuruldu. Komisyonların raporları yazıldı, geldi. Merak ediyorum şu an bu yaşanan depremlerden sonra herhangi bir kanun çıkarıldı mı?
RECEP UNCUOĞLU (Sakarya) - Çıkarıldı.
MÜRSEL ALBAN (Muğla) - Komisyonun faaliyet raporuyla ilgili kanunlar çıkarıldı mı?
RECEP UNCUOĞLU (Sakarya) - Çıkarıldı, 2010'dan sonra çok fazla çıkarıldı hem de.
MÜRSEL ALBAN (Muğla) - Bir deprem kanunu çıktı mı?
RECEP UNCUOĞLU (Sakarya) - Birçok kanunu ilgilendiriyor.
MÜRSEL ALBAN (Muğla) - Bir deprem kanunu...
RECEP UNCUOĞLU (Sakarya) - Tek başına deprem kanunu olmaz.
DERYA BAKBAK (Gaziantep) - Yönetmelik değişti.
MÜRSEL ALBAN (Muğla) - Ama sadece Başkana soruyorum, siz de söz alın cevaplayın bence.
Şöyle edelim Sayın Başkan, bu Komisyonun önemi şöyledir...
BAŞKAN VEYSEL EROĞLU - Efendim, sizin konuşmanızdan sonra çıkan kanunları ifade edelim.
MÜRSEL ALBAN (Muğla) - Tabii ki.
BAŞKAN VEYSEL EROĞLU - O zaman, ben madem ifade edeyim: Ben Bakanken özellikle AFAD Üst Kurulu vardı. Hakikaten o üst kurul da çok iyi çalışmalar yaptı. Dedik ki: "Bu çok dağınık, çeşitli bakanlıklar da bu vazifeyi şey yapıyor." İlk defa AFAD'ın kurulması, bu konudaki kanuni düzenlemeler, çok sayıda kanun bu dönemde çıktı. Hakikaten AFAD'ın yapılanması bana göre çok faydalı oldu.
GÖKAN ZEYBEK (İstanbul) - Bunlar ama deprem sonrası afet yönetimi, risk yönetimi konusunda. Riskin azaltılması lazım.
BAŞKAN VEYSEL EROĞLU - Ama o konuda da kanunlar var, kentsel dönüşüm var.
MÜRSEL ALBAN (Muğla) - Şöyle aslında Başkan...
BAŞKAN VEYSEL EROĞLU - Mürsel Bey, o zaman çıkan bütün kanunları...
MÜRSEL ALBAN (Muğla) - Ben aslında söyleyeceklerimi ifade edeyim, ona göre tabii ki siz...
BAŞKAN VEYSEL EROĞLU - Tamam, peki. Siz bana "Cevap ver." dediğiniz için, ben yoksa sözünüzü kesmek istemedim.
MÜRSEL ALBAN (Muğla) - Yok, yok, soruyorum dedim, cevap verin demedim Başkan, sadece soruyorum dedim.
BAŞKAN VEYSEL EROĞLU - Tamam.
MÜRSEL ALBAN (Muğla) - Şimdi, şöyle olmalı: Bir afet var, afetle ilgili kurumlar var. Afetle ilgili bu komisyonlar toplanıyor, raporlar yazılıyor, öneriler geliyor. Sayın Başkan, o zaman kanun çıktıysa, bu kadar öncelikli öneriler kanuna dönüştüyse bu depremde bu kadar can niye kaybedildi? Ya, niye tedbir alınmadı o zaman? Yani o zaman yönetimde yönetememezlik gibi bir durum çıkıyor ortaya. E, şimdi, AFAD kuruldu, oluştu. Merak ediyorum... Bu Komisyon öncelikle şunu yapmalı: AFAD'ın elinde kaç tane ekip, kaç tane ekipman var? Bunlar nelerdir mesela? Bunun içerisine devamında Kızılay da buraya eklenmeli, Kızılayın da envanterine bakılmalı. Mesela kaç tane çadır var? Böyle olası, beklenen, bilim insanlarının söylediği bu deprem "ben geliyorum, geliyorum, geliyorum" diyen depreme AFAD neden tedbir almadı? Bunun için soruyorum bunu. Kanunla, eğer bir kanunda eksiklik varsa o kanun yazılmalı.
Evet, AFAD'ın, mesela Kızılayın envanteri önemli. Önceki komisyonlara bunlar geldi mi bilmiyorum. Bu Komisyona Kızılayın envanterine kaç tane çadır var örnek? Ya, diyelim, 1 milyon tane çadır var mı? Örnek olarak soruyorum. Eğer bu çadır yoksa veya "1 milyonun üstünde olası bu depremde bu kadar bina veya bağımsız bölüm yıkılırsa bu kadar çadırla karşılıyoruz, şu da fazla." deyip satabilme hakkını neden kendinde buluyor? Çadırı neden satıyor Kızılay? Gerçekten bunu merak ediyorum hani. Komisyon olarak aslında bunların incelenmesi, araştırılması ve bu yapılan araştırmaların da bir kanuna dönüşmesi lazım.
Şimdi, dönüp baktığımız zaman AFAD 35 bin personel... Ya, inanın 35 bin personel değil, vallahi söyleyeceğim güleceksiniz, 35 kişi bile yoktu ortada. Ben Adıyaman'daydım baştan sona. Yani nereyi kurtardılar? Kimi kurtardılar? Sadece ve sadece inanın, bakın televizyonların oldukları yerlerde kurtarma bu yandan gidin Adıyaman'a, Adıyaman'daki o enkazın altında kalan, can kaybı veren yakınlarıyla konuşun bizimkine ulaşması gerekirken bir telefon geliyor "Orayı bırakın buraya gelin." deniyor, oraya gidiliyor. Böyle bir kurtarma yöntemi olmaz bakın.
Şimdi...
BAŞKAN VEYSEL EROĞLU - Mürsel Bey, bakın, ben Adıyaman Besni'deydim...
MÜRSEL ALBAN (Muğla) - Şöyle edelim mi? Ben tamamlayayım, siz cevaplayın. Ben sizi iki saat dinlerim Sayın Başkan.
BAŞKAN VEYSEL EROĞLU - Tamam, olur.
MÜRSEL ALBAN (Muğla) - Şimdi, ekip veya ekipman. Ya, AFAD'ın elinde hilti var, yahu inanın jeneratörü yok bakın. Jeneratör var elektrik yok. Elektrik... Jeneratör varsa benzin yok, mazot yok çünkü akaryakıt istasyonları da hasar almıştı, onları sağlayacak bir durum yoktu. Bakın, yollar kapalıydı, ya kar yolları kapatmıştı. Bir kere kar yolları kapatmıştı, yolu açan Karayollarının makineleri neredeydi? Peki, bu insanlar niye direkt inemediler de Adana üzerinden, ta döndüler Diyarbakır üzerinden Adıyaman'a ulaşmaya çalıştılar? Şimdi, bunların hepsi bakın, bir felaketti, yaşadık. Bu felaketten çıkmanın yolu, kalmanın yolunu... Ben şunu istiyorum: Bu felaketler yaşanıyor, raporlar yazılıyor, kapatılıyor ondan sonrası kalıyor. Sonuç? Sonuç şu: Van, Elâzığ, en son yaşanan, en son bakın, Gölcük'e Erzincan'a gitmiyorum.
NECİP NASIR (İzmir) - İzmir'i unutma, o en son.
MÜRSEL ALBAN (Muğla) - Orada 5 binaydı.
NECİP NASIR (İzmir) - 17 binaydı.
MÜRSEL ALBAN (Muğla) - 17 bina, 5 binada ağır şey vardı ben gittiğimde.
Bakın, şimdi, 17 bina, 20 bina önemli değil, İzmir orası, çok büyük bir kentimiz.
Şimdi, bunlar yaşanıyor, yapılıyor. Tedbir ne alınıyor? Şimdi, toplanıyoruz "Yazacağız, edeceğiz." Efendim, şu lazım, şu: Öncelikle AFAD'ın kendine bir çekidüzen vermesi lazım. İlk yardım elini uzatacak kurum. AFAD'ın şeffaf olarak açık bir yönetimle, liyakatli insanlardan oluşan ve o yönetim de içerisindeki ekibi, ekipmanı net bir şekilde duyurması lazım. AFAD'ın elinde ne var merak ediyorum. Balyozun olmadığını biliyorum AFAD'ın elinde. Bakın. Ya ben yıllarca müteahhitlik ettim bakın, bir bina neyle yapılırsa onunla da yıkılır. 4 tane balyozu yok AFAD'ın bence çünkü hiçbir şey yok elinde. Eğer olsaydı bu kadar can kaybolmazdı bakın.
MÜCAHİT DURMUŞOĞLU (Osmaniye) - Geniş bir coğrafyada meydana geldi deprem.
MÜRSEL ALBAN (Muğla) - Şimdi şunu söyleyeyim. Geniş dar... Biz büyük bir ülkeyiz. Bizi, bu ülkeyi, 85 milyonu yöneten iktidar geniş bir coğrafyanın tamamına hâkimdir, tamamı da malı da canı da onun güvencesi altındadır bakın.
MÜCAHİT DURMUŞOĞLU (Osmaniye) - Onda kuşku yok.
MÜRSEL ALBAN (Muğla) - Evet ama görmedik onu. Bu uygulamalarda olmadı.
AFAD'ın elinde ekip yok, ekipman yok dedik ya. Bakın, ben yaşadığımı anlatayım. Bir malzeme geliyor o malzemeyi alıyor AFAD'ın ekibi "Gel. Ana adı, baba adı, işte adresi şu bu." Ya, afetten çıkmış bu adam travmanın içerisinde. Ne adres var elinde, ne inanın baba adını bilebiliyor, ne ana adını. Babasının öldüğünü de bilmiyor, annesinin öldüğünü de bilmiyor. Bakın, bir travmanın içerisinde pijamayla, terlikle, terlik yok ayağında çıkmış ve ona ana adı, baba adı soruluyor. Olmaz böyle bir şey. Bakın, bu bir yönetimsizliktir, beceriksizliktir.
Şimdi, AFAD ekipmanına geleyim. Bu ekibe, bir de ekipmanına geleyim. AFAD'ın elinde ekipmanın olmadığını söyledim. Mesela milletin, sivil toplum kuruluşlarının, belediyelerin el ele verip gönderdiği kamyonlara, tırlara neden el koyuyor AFAD? Örnek. Neden el koyuyor? Bunlar aynı yere gitmiyor mu? Aynı yerlere dağılmıyor mu? Amaç aynı değil midir? "Tek kontrolde dağılsın." deniyorsa ekip yok, dağıtamıyor, net. Dağıtamıyor. Ha, bunu neden sordum? AFAD bunlara niye el koyuyor? Anladım ki AFAD'ın elinde o malzemelerin hiçbiri yok. Onlara el koyarak kendi elinde varmış gibi göstermeye çalıştı. Bakın, bunlar yanlış yönetimlerdir ve bunlar itiraz edilecek bir durum değildir. Bakın, bunlar yaşanılan gerçeklerdir aynı zamanda.
Şimdi, AFAD'ın öncelikle bir yönetim şeklini değiştirmek lazım. AFAD'la ilgili bir kanun çıkarmak lazım. Peki, bu kanunlar çıkmazsa AFAD yönetmeliği yayınlanmazsa -bu kurtarmayla ilgili söylediklerim, bakın, daha yaşamla ilgili değil- yani bunları düzene koyamazsak eğer biz kanunla bu Komisyonun toplamasının bir anlamı yoktur. Eğer bu Komisyonun raporları bir kanuna dönüşecekse çok büyük anlamı vardır. Bakın ama eğer "AFAD'ın böyle yetkisi var, kanunlarda yeri var." diyorsanız o zaman AFAD'ın tüm yöneticileri, AFAD'ın bağlı olduğu tüm yöneticiler dâhil, bakanlar dâhil görevi ihmalden neden istifa etmedi, niye bu can kayıplarının önüne geçilmedi?
Şimdi, AFAD'la ilgili, Kızılay çadırı niye sattı? Mesela soruyorum, neden? Ya, çadır ihtiyaç. 2 bin çadır elinde varsa gönder gitsin bölgelere hiçbirini birinden ayırmadan en öncelikle acil yer nereyse oraya gönder. Efendim "Nasıl olsa deprem bölgesine" deyip "Ben satıyorum, o parayı da ben alayım bünyeme." diyorsa bu açgözlülükten başka bir şey değildir. O Kızılayın Müdürünün, yöneticilerinin, Başkanının derhâl istifa etmesi lazım bak, derhâl, ivedi olarak. Çünkü bu kadar cana, mala bu kadar ulaşılamamış ve o can sağlam olan ve sağlıklı çıkan insanların da sağlık yapısı bozulmuştur. Bir gıdadan giyime kadar hiçbirine destek olamamıştır.
Şimdi, Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; şu an 11 deprem bölgesine yapı yapılacak deprem evleri. Elâzığ'da da gördük bunu, gittik inceledik -Elâzığ Vekilimiz burada- depremin olduğu yerlere yapılıyordu yine bu evler, bakın, alelacele yapılıyor. Tabii, şu var: Bir yandan çadır yok, bir yandan konteyner yok, depremzede ev bekliyor ivedi olarak barınma ihtiyaç. Onun yapılması lazım ama bunlar yapılırken bu ülkenin bilim insanları var bakın, yer altı birimleri fay hatlarıyla çalıştı ve rapor sundular. İşte, Müzeyyen Hanım burada, şimdi, fay nerede, deprem nerede, risk nerede az ve nerelere yapılacak? Şu an soruyorum, Adıyaman'ı veriyorum, Hatay vekillerimiz var, girmiyorum diğer yerlere. Adıyaman'ın yapılaşması nereye yapılıyor? Örnek, bakın. Yine bir tık üstüne, tütün tarlalarına yapılacak. Eğer bu yapılaşmada bir bilgilendirme yoksa nereye yapılacağı açığa kavuşturulmamışsa şu planlamanın yapılması gerekiyor, bakın. Kentlerde artık büyük bir ölçüde depremle karşı karşıyayız. Marmara'yı düşünelim, Karadeniz'den gelip de benim bölgem olan Ege'yi düşünelim, tamamı depremle iç içe. Yapılaşma yerleri doğru olarak seçilmeli. Yapılaşma yerleri ovalar değil, düz yerler değil, depreme en dayanıklı yerler olmalıdır; bunlar kıraçtır...
MÜCAHİT DURMUŞOĞLU (Osmaniye) - Bir şey söyleyebilir miyim çok özür dileyerek.
Mesela bununla ilgili Çevre ve Şehircilik Bakanı geldi, belediye başkanları geldi, toplandık, uydu haritasını ekrana yansıttılar. Bunlar tespit edilirken fay hatlarının nereden geçtiği belli. Bu fay hatlarından farklı alanlarda rezerv alanlar tespit edildi. Bilgi amaçlı söylüyorum.
MÜRSEL ALBAN (Muğla) - Eyvallah. Tamam.
Şöyle, Sayın Mücahit Bey, şimdi, yapılaşmanın doğru yönlendirilmesi, yerleşmenin doğru yere yerleşmesi açısından söylüyorum. Burada yapılacak yeni yerleşim yerlerinin tespit edilmesi lazım. Bu, ormanlık alan değildir, bakın; bu, tüm kentteki zeytinlik alanlar da değildir; kıyıya kenarı olan taşlık, koruma altında olan arkeolojik alanlar da değildir; yerel yönetimler de -bakın hangi partide seçilmişse belediye başkanı- işin içerisine katılarak doğru bir yerleşim planlamasının yapılması lazım. Burada kaç şiddetinde deprem olur? Kaç şiddetine dayanıklı sistem uygulanır? Ben bir örnek vereyim size. Yahu kıraç, kayalık, hazineye ait birçok yer var bakın ama bunlar olmuyor, ya denizin sıfır noktası ya ovanın tam göbeğine yapılıyor. O ovanın göbeğinde Adıyamanlı tütün dikiyor, tütünüyle geçimini sağlıyor. Her ailede 4 kişi var, 4'ü kişi başı 1'er ton tütün dikiyor, yetiştiriyor, bütün geçimini onunla sağlıyor.
Bakın, ovalar korunup doğru planlamanın, doğru yerleşme yerlerinin tespit edilmesi lazım. Bu görev de kimin? Ya yüz binlik plan yapılıyor. Kim yapıyor bu planı? Bakanlık yapıyor. Yani Bakanlık, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, yani eski Bayındırlık, İmar Bakanlığıyla şimdiki Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Enerji Bakanlığı yer altı birimleri bunlarla ilgili nerelerde fayın geçtiği, yerleşim yerinin neresi olduğunun haritası elinde var mı? Bir. İki, bunlar varsa oralara yapılaşma neden devam ediyor? Sadece ve sadece bu işte suçlu, günah, günahkâr müteahhitler midir? Örnek vereyim. Şimdi, müteahhitlerin yanı sıra bakın, yapı denetimi diye bir şey var, şantiye şefliği var. Şimdi, bunların tamamına baktığınız zaman sorumlu bakandan, belediye başkanından, bakın, o projeye, ruhsata imza atan herkes sorumludur bence. Müteahhidi tutuklayınca bakanı da tutuklamak lazım. Çünkü izni o veriyor. Bak, net. Günah keçisi kimse olmayacak, sorumluluğu herkes paylaşacak. Yapı denetimi var. Bakın, yapı denetimi bütün denetimlerini yapıyor. Yana laboratuvar kurduruyor kardeşine, öbür yanına da efendim başka bir firma kurduruyor kriminal sonucu, e, biri numuneyi alıyor, biri kırıyor, öbürü denetliyor. Oh ne güzel. Sonuç? Sonuç o binalar yıkılıyor arkadaşlar.
Şimdi "imar barışı" diye bir şey getirdiniz, bakın. Bu imar barışı geldi. Adıyaman'a gidin tamamının bir iki katı sanayi demiriyle yapılmış. 2 kat sanayi demiri, 3 kat nervürlü demirle yapılmış. Nervürlü demirle yapılan yapıların tamam, 3'ü, o 3 katı kaçak, imar barışına girmiş bakın ve bunlar biri altta o önceki yapılan yapının bir kolonu kırılmaya başlayınca üsttekilerin tamamı gelip aşağıdaki katların tamamını yıkıyor. Bir "imar barışı" diye bir şeyin asla olmaması lazım. İki, eğer büyük yapıya ihtiyaç varsa emsallerinin arttırılıp doğru ihtiyacın karşılanabilirliğinin tespit edilmesi lazım. Birinin 200 metrekare evi varken, birinin 75 metrekare evinin olmaması lazım. O zaman doğru hesap yapıp halkın ortalama standartlarını planlamak lazım.
Bakın, şimdi buradaki bu afet deyince şimdi AFAD'ın neye baktığına bakıyoruz. Şimdi, benim ilimde iki yıl üst üste orman yangınları yaşandı. Ya, bu Komisyonun asli görevlerinden biri de afete kurumsal olarak kanunu yerleştirip nelerin olabileceğinin önünü göstermek değil mi? Afet geliyorsa, peki, mesela yangın başlıyor. Temmuz ayının 1'inde yangına, gece yangına müdahale edebilen hava araçları girecek; helikopterdir, uçaktır. Ve 1 Temmuzda değil de 20 Mayısta çıktı yangın ne olacak? Nisanda çıktı örneğin Marmaris'te. Müdahale edilemedi, bütün ormanlar yandı, o ormanlar yandı. Hiçbir müdahale yok, havada yok, karada giremiyorsun. Yine önü kesildi. "Efendim kimse girmesin." Söndü. Nasıl söndü? Yanacak yer kalmadı. Orman yangınları söndü. Bence sadece AFAD değil, AFAD afetle ilgili yani bugün Urfa'daki selle ilgili, Adıyaman'daki selle ilgili, oradaki can kaybıyla ilgili, mesela Devlet Su İşlerinin dere ıslahlarını yapmayışıyla ilgili de bir kanun hazırlaması lazım. Bakın, görevleri arasında. E, yapmıyor. 11 kişi öldü bugün, ne olacak? Kim sorumlusu? Ya, bir şey söylüyorum ya. Ya, net bir şekilde bir sürü insan ölüyor. Ya, bu şeyde sorumlu kim? Vali mi, AFAD mı? Ya, Vali kime bağlı, hangi bakana bağlı? Ya, niye bir tane istifa yok? Yani çok mu doğru yönettiler? Eğer "Çok doğru yönettik." diyorsanız bu kadar can kaybı niye, bu kadar mal kaybı niye? Efendim "DASK" diye bir sigorta var bakın. Ya adam diyor "Evimin değeri 3 milyon, DASK veriyor 300 bin lira." E ne olacak bu?
RECEP UNCUOĞLU (Sakarya) - Ne kadar prim ödemiş DASK'a?
MÜRSEL ALBAN (Muğla) - Bilmiyorum primini.
RECEP UNCUOĞLU (Sakarya) - Bileceksin.
MÜRSEL ALBAN (Muğla) - DASK'ın verdiği bu. Primini ödeyip... Primini ödeme meselesi değil, geneli bu.
RECEP UNCUOĞLU (Sakarya) - O mesele. Mesele o. Ne kadar prim o kadar teminat.
MÜRSEL ALBAN (Muğla) - Bunun doğruya kavuşturulması lazım. Bakın, DASK'a gerek yoktur burada. Şu var, şunu söyleyeyim. Şimdi, oradaki insanlar üşüdü, donarak öldüler, bakın, söylüyorum size donarak. Çünkü o sesler 4'üncü gün sabah kesildi. Donarak öldü insanlar. Bir tanesinin Adli Tıp doku örneğini alamadı, otopsi yapılamadı bakın. AFAD'tan bahsediyoruz ya, battaniyelere sarılı defnedildi hepsi. Ceset torbaları çok sonra geldi bakın. Şimdi, kepçelerle kazıldı mezarlar. Diğer büyük kepçelerle dolduruldu üzerleri. Burada sorumlu kim? Gerçekten bunu merak ediyorum. Bu Komisyon eğer burada bir görev yapacaksa kanuna dönüştürülmeli, görevi ihmalde olanların hakkında da soruşturmanın açılması gerekiyor. Eğer eğer bir kanuna dönüşmeyip "Burada kimsenin ihmali yok, hepsi yerinde duruyor." diyorsanız Komisyonun toplanmasına gerek yoktur. Çünkü bundan önce toplanan komisyonların önerileri ne yazık ki kanuna dönüşmemiş ve ülkeyi yöneten iktidar dikkate almamış ve buna geçmiş.
Şimdi, gelelim, bakın, arkadaşlar, bu fay kırıldı. Şu an Adana konuşuluyor, bakın, Adana ve Mersin. Bilim insanları konuşuyor, İstanbul'u, Marmara'yı konuşuyorlar. Marmara'yla ilgili hazırlık nedir? Mesela merak ediyorum nedir Marmara'yla ilgili hazırlık? AFAD'ın bununla ilgili elinde ne var? Ya, o çadırı var mı, konteyneri var mı, ekibi var mı, ekipmanı var mı? İstanbul'daki 20 milyon olası... Binlerce, milyonlarca yapının sonucunu ortaya çıkacak hasarda ve olayda ne gibi bir tedbiri var, o köprüler yıkılırsa ne olacak? Bakın, söylüyorum hepsi. "Bu olmaz." diye bir şey demeyin. Ben dağın taşın yuvarlandığını gördüm aşağı. Aksu köyüne gidin, Recep köyüne gidin bu masalardan çok büyük kayalar evlerin üstüne gelmiş.
Şimdi, gönüllülerin gönderdiği malzemelere el konuluyor ya, şu an bence hiçbir malzemeye el koymasınlar, hepsi gitsin yerine ulaşsın. Amaç tek. Deprem öncelikli olarak şudur, ben bunu hazırlamıştım: İlkokul, ortaokul, lise düzeyinde ders olarak anlatılmalıdır bakın.
RECEP UNCUOĞLU (Sakarya) - Rapora yazmıştık, okumadınız galiba.
MÜRSEL ALBAN (Muğla) - Yazdıysanız kanuna dönüştüreceksiniz.
RECEP UNCUOĞLU (Sakarya) - Raporu okumadınız herhâlde.
MÜRSEL ALBAN (Muğla) - Ben okumadım, yeni geldim.
RECEP UNCUOĞLU (Sakarya) - Okuyun, bence okuyun da ondan sonra şöyle geniş alanda incelerken raporu bir okuyun da bir vizyon katsın size.
GÜRSEL EROL (Elâzığ) - Sorun raporun uygulamaya geçmemesi.
MÜRSEL ALBAN (Muğla) - Çünkü şöyle ders olarak anlatılmalıdır. İki...
Kanun, kanun diyorum. Ben şunu söylüyorum: Raporun bir anlamı yok ama.
RECEP UNCUOĞLU (Sakarya) - Siz gene bir okuyun da vizyonunuz gelişir, daha iyi olur.
MÜRSEL ALBAN (Muğla) - Kapattım, bak, bak, bunu da kapattık, hiçbir önemi yok. Kanuna dönüşmemişse boş.
RECEP UNCUOĞLU (Sakarya) - Okuyun ama gene de okuyun, bilgi var orada bilgi, bilgi. Bilgi hiçbir zaman boş değildir.
MÜRSEL ALBAN (Muğla) - Ben yaşadıklarımı anlatıyorum. Şunu söyleyeyim size.
RECEP UNCUOĞLU (Sakarya) - Raporu okuyun, bir bilgi sahibi olun önce.
MÜRSEL ALBAN (Muğla) - Ya haddini aşma! Önce saygı duy.
RECEP UNCUOĞLU (Sakarya) - Öyle bir şey değil.
MÜRSEL ALBAN (Muğla) - Bak, benim bilgim yeterince bende var.
RECEP UNCUOĞLU (Sakarya) - "Rapor boş." derseniz ben orada bilgi var dedim. Haddini aşma meselesi değil. O rapora "Boş." deyip siz kapatırsanız asıl siz haddinizi aşarsınız.
MÜRSEL ALBAN (Muğla) - Bakın, bu rapor kanuna dönüşmemişse...
RECEP UNCUOĞLU (Sakarya) - Bakın, kendi vekilinizin de o raporda emeği var. Lütfen, öyle bir şey yok.
MÜRSEL ALBAN (Muğla) - Kanuna dönüşmemişse hiçbir şeyi yoktur. Bu kadar yani.
RECEP UNCUOĞLU (Sakarya) - Öyle bir değerlendirmede bulunamazsınız. Kendi vekillerinizin de o raporda emeği var.
MÜRSEL ALBAN (Muğla) - Bir şey söyleyeyim size. Şu var, bakın, rapora emek veren...
(Komisyon sıralarından karşılıklı laf atmalar, gürültüler)
MÜRSEL ALBAN (Muğla) - Ama bir dakika arkadaşlar...
Başkan, karşılıklı mı konuşalım, ben tamamlayayım mı?
BAŞKAN VEYSEL EROĞLU - Tamam da, Mürsel Bey...
MÜRSEL ALBAN (Muğla) - Toparlayacağım, ben şunu söyleyeyim.
BAŞKAN VEYSEL EROĞLU - Toparlayın, sonra biz de cevap verelim.
MÜRSEL ALBAN (Muğla) - Boş dediğimin anlamı şu, bakın, yanlış anlaşılmasın.
RECEP UNCUOĞLU (Sakarya) - "Boş" derseniz öyle oluyor maalesef.
Peki, buyurun.
GÜRSEL EROL (Elâzığ) - Sizin anladığınız anlamda ifade etmedi aslında, tam detaylı değil. Yani yazılı tespit edilmiş ama uygulamada yeterliliği olmamış.
MÜRSEL ALBAN (Muğla) - Anladığınız tarzda söyleyeyim: Bu rapora emek veren herkesin eline emeğine sağlık, teşekkür ediyorum bütün emek veren herkese ama bu rapor kanuna dönüşmemişse bu raporun bir afetle hiçbir bağı olmaz, sadece tavsiye niteliğinde kalır, öneride kalır. Bunu kanunlaştırmak lazım. Onun için söylüyorum. Yanlış mı söyledim?
RECEP UNCUOĞLU (Sakarya) - Doğru söylediniz.
BAŞKAN VEYSEL EROĞLU - Mürsel Bey, şimdi...
MÜRSEL ALBAN (Muğla) - Şöyle ama "Okumadınız." diyor ya ben yaşadıklarımı anlatıyorum. Şunu söylüyorum, şunu...
GÜRSEL EROL (Elâzığ) - Ayrıca bu raporu okumak için burada değiliz, yeni bir rapor yazmak için buradayız.
MÜRSEL ALBAN (Muğla) - Ya, bir dakika, bir şey söyleyeyim: Ben bu raporda, önerilerde mesela kentin yerleşim yerlerinde örnek söyleyeyim size, Van depreminin, Elâzığ depreminin konteynerlerinin, çadırlarının nerede olduğunu soruyoruz. Var o da burada değil mi?
DERYA BAKBAK (Gaziantep) - Van depreminden sonra konteynerlerle Gaziantep'te çadır kent kuruldu.
MÜRSEL ALBAN (Muğla) - Var, hepsi Muğla'ya geldi. Hepsi Muğla'nın Düzen mevkisinde bir anda 1.500 tane konteyner oradaydı.
DERYA BAKBAK (Gaziantep) - Suriyelilere geldi Gaziantep'e.
MÜRSEL ALBAN (Muğla) - Niye gidiyor Suriyelilere, neden Suriyelilere gidiyor da benim Adıyamanlım, Hataylım neden burada can veriyor, çıkıyor soğukta donuyor? Neden, neden ama?
DERYA BAKBAK (Gaziantep) - Ama deprem olmadandı. Hayır, o deprem sonradan oldu.
MÜRSEL ALBAN (Muğla) - Yani Suriyeliye konteyner, Adıyamanlıya, Hataylıya, Maraşlıya yok.
BAŞKAN VEYSEL EROĞLU - Mürsel Bey, onlar da insan.
DERYA BAKBAK (Gaziantep) - Deprem olduğu zamanda Suriyeliler kalkmıştı, şehirlere yerleşmişti Beyefendi, lütfen olayı çarpıtmayın. O dönemde kalkmıştı, konteynerler oradan da kalktı.
BAŞKAN VEYSEL EROĞLU - Mürsel Bey, bir dakika...
MÜRSEL ALBAN (Muğla) - Bakın, ben konuşuyorum. Sayın Başkan, ben konuşuyorum. Laf atılmazsa tamamlayacağım.
DERYA BAKBAK (Gaziantep) - Ama yanlış...
BAŞKAN VEYSEL EROĞLU - Bir dakika arkadaşlar...
Ama şimdi Mürsel Bey, burada maksadımız ne?
MÜRSEL ALBAN (Muğla) - Başkan ona geliyorum.
BAŞKAN VEYSEL EROĞLU - Faydalı teklifler şey yapmak.
MÜRSEL ALBAN (Muğla) - Ben sizin istediğiniz gibi mi konuşacağım? Ben yaşadığımı konuşuyorum.
DERYA BAKBAK (Gaziantep) - İstediğim gibi konuşmayın, doğru konuşun!
GÜRSEL EROL (Elâzığ) -Sayın Milletvekili, buna cevap verecek kişi siz değilsiniz, burada Başkan var, olmaz ki böyle. Yanlış konuşsa da muhatabı Başkan ya. Müdahale edin, böyle olmaz hakikaten ya.
DERYA BAKBAK (Gaziantep) - Sizin dediğiniz deprem zamanında konteynerler kalkmıştı Beyefendi.
BAŞKAN VEYSEL EROĞLU - Derya Hanım, şey yapalım.
MÜRSEL ALBAN (Muğla) - Ben devam edeyim mi?
BAŞKAN VEYSEL EROĞLU - Siz devam edin ama şöyle, burada maksadımız...
DERYA BAKBAK (Gaziantep) - Sabahtan beri biz çarpıtmadık, siz de konuştunuz, arkadaşlar da konuştu.
GÜRSEL EROL (Elâzığ) - Sayın Vekilim, bunun muhatabı siz değilsiniz Sayın Başkan, bırakın o cevap versin.
BAŞKAN VEYSEL EROĞLU - Gürsel Bey...
DERYA BAKBAK (Gaziantep) - Ne münasebet, benim şehrimin cevabını veriyorum.
GÜRSEL EROL (Elâzığ) - Hayır, siz veremezsiniz. Sayın Başkandır muhatabı.
BAŞKAN VEYSEL EROĞLU - Şimdi, Mürsel Bey, burada maksadımız güzel şeyler yapmak birlikte.
MÜRSEL ALBAN (Muğla) - Ben güzel şeyler öneriyorum. Bizim canımız yanmış Sayın Başkan.
BAŞKAN VEYSEL EROĞLU - Hepimizin canı yandı. Sadece sizin canınız yanmadı, bizim canımız da yandı.
DERYA BAKBAK (Gaziantep) - Hepimizin kayıpları oldu.
MÜRSEL ALBAN (Muğla) - Siz Antep'in neresinde bilmiyorum neyle karşılaştınız. Gelin Adıyaman'a, gidin Nurdağı'na ondan sonra ya. Yani lütfen.
DERYA BAKBAK (Gaziantep) - Ben Gaziantep'te yaşıyorum.
MÜRSEL ALBAN (Muğla) - Sayın Başkan, ya ara verin ya tamamlayayım ya da Hanımefendi konuşsun, ben ondan sonra konuşayım.
BAŞKAN VEYSEL EROĞLU - Mürsel Bey "Toparlayayım." dediniz zaten. Toparlayın. Konuşmanızı bitirin, vakit epeyce oldu.
Toparlayalım.
MÜRSEL ALBAN (Muğla) - Konteynerlerin AFAD'ın bünyesinde bulunması lazım. Bakın, Konteyner. Konteyner düzeneğini şu an olası Marmara depremini söylüyorum, Kızılayın çadırlarını söylüyorum, bunların hazır bir şekilde, demonte mi alır, monteli olarak bir güzergâhta mı konulur, bunların hazırlıklarının yapılması lazım. Bakın, eğer İstanbul'u dinlemek istersek bu ülkenin beşte 1 nüfusunun barındığı, 85 milyonun yüzde 20'sinin barındığı İstanbul'un yapısının olası bir depremde nelere mal olacağını, neler yaşatacağını, hangi felaketlere dönüşeceğini İstanbul Büyükşehir Belediyesinin gelip dinlenmesinde fayda var diye düşünüyorum. Bir öneri.
Kızılayın çadırlarının envanterinin tespit edilmesi. Bakın, bu Komisyon Kızılayı çağırıp envanterinde neler var? Bence o kayıtların alınmasını öneriyorum.
BAŞKAN VEYSEL EROĞLU - Tamam, bu teklifleriniz gayet güzel. Ne var ne yok...
MÜRSEL ALBAN (Muğla) - AFAD'ın elinde ekip ve ekipman olarak ne var, bunların da şeffaf bir şekilde bir bilgi notuyla veya resmî bir tutanakla, kitapçıkla Komisyona gönderilmesini öneriyorum.
AFAD bence yeniden yapılanmalı. Bu deprem raporunun kanuna dönüşmesi gerektiğini öneriyorum. Bakın, "Çok değerli notlar var içinde." diyorsunuz. Ben baktım çoğuna, yaşadım çoğunu ama onların kanuna dönüşmesi gerektiğini; mesela bir mevcut yapılar üzerinde -demin yoktu vekillerimiz- bir kararnameyle komisyonlar oluşsun, bütün hepsi toplansın. Bunlar acil durumlarda olabilir, bunlar kararname olmamalı. Hemen acil lazımsa önümüzdeki hafta bir kanun hazırlansın gelsin onu çıkaralım, yetkileriyle birlikte hazırlasınlar.
O arada lafa girince şunu da söyleyeyim: Deprem ders olarak anlatılıyor. Depreme dayanıklı binalar depreme dayanan mevkilere, yerlere yerleştirilirse şehircilik olarak o her evin, her dairenin içerisinde bir deprem odasının olması gerektiğini öneriyorum. Bunun da yani mühendislik olarak mimari olarak o yapının içinde direkt çünkü ne oluyor? Bir deprem anında herkes ya cama ya merdivene, kapıya koşmaya çalışıyor. Oysa o deprem odasına koşup orada kalıp oranın da yıkıldıkça altındakilerin yaşamlarını koruması gerektiğini öneriyorum.
Deprem, sel, yangın ve su baskını, bunların tamamına arkadaşlar, zamanında müdahale edersek daha çok canı, daha çok malı kurtarabiliriz. Zamansız, kar yolu kapatır oraya hiçbir ekip ekipman ulaşmazsa o insanlar da donarak ölürse ben de bu can havliyle o yaşadıklarımı buraya yansıtmaya çalışıyorum. Her alanda doğru yönetime, ok atan başkan değil -Kızılayın Başkanı mıydı, AFAD'ın Başkanı mı ok atıyordu- kazmasını, küreğini, balyozunu, dozerini, kepçesini, çadırını tespit etmiş bir başkana ihtiyaç vardır.
Bu Komisyonun huzurunda bütün Başkan ve milletvekilleri huzurunda ülkemizdeki yaşanan bu olayda canını kaybedenlere rahmet diliyorum, geride kalanların yarasının da acil sarılması gerektiğini düşünüyorum. Çünkü Elâzığ'da sizin bakanınız çıktı millet donarken "Barınma sorunu kalmamıştır." dedi, oysa herkesin çadıra ihtiyacı vardı bakın. Bugün şu an Adıyaman'ı sel götürüyor. Ulaştırma Bakanı orada çıktı Adıyaman'da "Barınma sorunu kalmamıştır." Ya, böyle bir şey yoktur, önce gittiği, bulunduğu ilde bir yönetici o ilin, bölgenin ihtiyacını, hasarını tespit edip ona göre bir açıklama yapması gerektiğini düşünüyorum. Adıyaman Valisi istifa etti "20 bina yıkılmış." dedi. Sadece buraya baktı. Soluna da baksa sizin milletvekilinin olduğu apartman oradaydı. Diğer sağ tarafına baksa 100 tane bina yıkılmıştı, bakın. Yani o deprem anıyla ya sağlık durumu yerinde olmayarak, panikle konuştu ya da gerçekleri göz ardı etmek için konuştu. Bakın, Adıyaman'ın, Hatay'ın, Maraş'ın, Antep'in 11 ilin -tamamını sayarsak şey olmayacak- tamamında insanların canı kurtarılabilirdi. Bir örnek vereyim, aklıma geldi: Benim Fethiye İlçe Başkanım Mustafa Koyuncu'nun amcasının oğlu, eşi, 2 çocuğu Antakya'da bir apartmanda yok, kayıp. Enkaz 2 kez aktarılmış. O apartmanda 28 kişinin hiçbir izine rastlanmıyor ve ben adama gittim; ya ben başsağlığı mı vereceğim, geçmiş olsun mu diyeceğim, ne diyeceğim? Soruyorum şimdi. Yani ne diyeceğim ben bu adama? Ve bunlar nerede, niye bulunamıyor? Gerçekten merak ediyorum. Hâlâ o 28 kişi yok, hiçbir izine rastlanmamış. Ya bir doku örneği de yok, hiçbir şey yok. Ya bakın, bunlar hâlâ kayıp. Bilinmeyen bir sürü, ölüm sebepleri belli olmayan... Bakın çünkü neden? Otopsi yapılamadı, neden öldüklerini bilemiyoruz. Bir sürü gerçek dışı gündem, suni gündem yaratılarak bunların üstü kapatılmaya çalışıldı. Halk orada bizleri bekliyor bakın, bir dost elini bekliyor. Gidip bu dost elini uzatalım.
Tekrar, son cümle Başkan. Görevi ihmali olanlar hakkında Adıyaman Cumhuriyet Savcılığına suç duyurusunda bulundum. Tüm bakan, Başbakan, Cumhurbaşkanı, Vali, kim varsa görevi ihmal, bakın, onların hakkında suç duyurusunda bulundum ve bu kendini suçlu gören, elini vicdanına koyan "Bu can kayıplarının sorumlusu benim." diyen birinin istifa etmesini bekliyorum.
Teşekkür ediyorum.