KOMİSYON KONUŞMASI

MURAT BAKAN (İzmir) - Sayın Başkanım, teşekkür ederim.

Değerli arkadaşlar, merhaba hepinize.

Umarım seçimlerden önce Komisyonumuz bir daha toplanır.

Sayın Bakan Yardımcımız söyledi, iklim kanunu... Biz iklim kanununu uzun yıllardır dile getiriyoruz. Tabii, sadece iklim kanunu değil, bir su kanununa da ihtiyacı var Türkiye'nin. O su kanununun da bizim Komisyonumuzda görüşülmesi lazım, sadece Tarım Komisyonunda değil. Niye? Yani Çevre Komisyonu, Türkiye'nin çevresi, doğasıyla ilgili asıl hassasiyeti olan biziz; göller, sulak alanlar, bunların hepsi su kanunuyla ilgili, suyun kullanımı. Dolayısıyla, aslında, bizim acilen ihtiyacımız olan bir iklim kanunu ve su kanunu. Umarım toplanır, bu son toplantımız olmaz.

Biz tali komisyon olduğumuz zaman da Mecliste istisnai olarak toplanan komisyonlardan biriyiz. Komisyonumuzdaki müzakere, zaman zaman tatlı münakaşa ama yapıcı bir şekilde burada yasamanın çalışmasını sağlama amacımızdan kaynaklanıyor bu, uyumlu çalışan bir Komisyonuz.

Kanun teklifini hazırlayan Sayın Mustafa Demir Milletvekilimize teşekkür ediyoruz emeklerinden dolayı, Bakan Yardımcımıza emeklerinden dolayı teşekkür ediyoruz.

Pozitif yanlar var kanunla ilgili, eleştirdiğimiz yanlar var, olumlu bulduğumuz maddeler de var. Biz kendi Komisyonumuzla ilgili kısımları görüşeceğiz. Bu tarımla ilgili sanırım 3'üncü madde bir tarım organize sanayisi kurulmasıyla ilgili. Mesela o maddeye pozitif yaklaşıyoruz, burada görüşmüyoruz ama bizim pozitif bir yaklaşımımız söz konusu.

Ama buraya bir kanun teklifi gelirken aslında çevreyle ilgili gelmesi gereken çok kanun teklifi var yani buna gelinceye kadar, bu düzenlemelere. Örneğin, yıllardır söylüyoruz, ben sekiz yıldır söylüyorum, mikroplastikler dünyada yasaklandı, mikroplastiklerle ilgili attığımız bir adım yok. Bu mikroplastikler deterjanların içinde de var, her malzemenin içinde mikroplastik kullanılıyor ve yediğimiz ürünlere geçiyor, balıklarda var o mikroplastikler, mikron, çok küçük düzeyde. Bununla ilgili bizim de bir çevre hassasiyetiyle hareket etmemiz lazım.

Tek kullanımlık plastikler: Avrupa Birliği yasakladı, defalarca söyledik; burada Sayın Bakan Yardımcımıza da söyledik, Komisyonda dedi ki: "Bunun olması gerekir ama işte, sektörü de düşünüyoruz." Çevreyi de düşünmemiz lazım, çevre öncelikli. Bununla ilgili bir adım atılmış değil.

Yine, bir Çevre Ajansı geçirdik biz buradan hep beraber ve Çevre Ajansının şerhini yazarken "Aman, geçmesi lazım, bütçe geliyor; bir gün, iki gün..." Biz Ajansla ilgili şerhi gece yazdık milletvekili arkadaşlarımızla beraber Meclise yetişsin diye. Çevre Ajansı yok ortada, ne oldu Çevre Ajansı, ne yapıyor Çevre Ajansı? Yani bu kadar burada mücadeleyle, müzakereyle geçen kanun, alelacele gelen kanun; hâlâ Çevre Ajansı çalışmıyor, uygulanmıyor.

Plastik ithalatıyla ilgili konu... Bir ara plastik ithalatı, polietilen ithalatı yasaklandı, ondan sonra serbest bırakıldı; plastik kirliliği tam gaz devam ediyor. Yani biz kendi ülkemizdeki çöpün içindeki ham madde olarak kullanacağımız maddeyi dönüştüremiyoruz, dünyadan plastik ithal ediyoruz, dünyanın çöpü bize geliyor hâlâ ve gümrüklerde konteynerlerin önü temiz mal, arkası kirli mal. Bunu ayırabilecek bir sistem yok, gümrüklerden öyle geliyor, geçiyor. Türkiye, dünyanın plastik çöplüğü hâline döndü. Bununla ilgili de bir şey yok.

Bir başka konu... Yani "Çevre Komisyonu" dediğimiz zaman aslında -"multidisipliner" diyebiliriz ya da "interdisipliner"- biz her komisyonun alanına giren konuyu çevre açısından görüşebiliriz. Orman Genel Müdürlüğünün bütçesiyle, bu sene gelen bütçeyle ilgili soru önergesi verdim; 4,2 milyar lira, dedik ki: "Endüstriyel ormancılıktan yani ağaç kesiminden, keresteden, yongadan elde ettiğiniz gelir ne kadar; ormanların madenlere kiralanmasından elde ettiğiniz gelir ne kadar?" Gelen cevap arkadaşlar: 3 katı. 4,2 milyar genel bütçeden pay alıyor, ormanların satışından, ağaç kesiminden; millî parklarda kalan ormanlarda, genetik açıdan en güçlü ormanlarda, bizim çocuklarımızın geleceğini, sonraki nesillere aktaracağımız ormanlarımızda ağaç kesimi yapılıyor ve bunu önceki Bakan Bekir Pakdemirli "Biz cari açığı orman ürünleri satarak kapatacağız." diye açıklıyordu. O, görevden alındı, affını istedi de affını istediğinden kendinin de haberi yoktu, sonradan haberdar oldu; şimdi gelen yeni Bakan aynı, o da aynı. Ya, hani Bakan değişti, acaba anlayış değişir mi? Anlayış değişmiyor. Dolayısıyla, bizim çevreyle ilgili yapmamız gereken çok şey var. Sulak alanları, gölleri kaybediyoruz yani bu bizim memleketimizin. Hani, ben bunu hep kürsüden de söyledim: "Vatan" dediğiniz somut bir şey aslında, soyut değil. Diyoruz ya: "Vatan için canımızı veririz." Canımızı verdiğimiz vatan neresi? İşte, bu göller, sulak alanlar, ormanlar, denizler, bu dağlar, taşlar, bizim memleketimiz burası. Yani binlerce yıl önce atalarımız almış, bize olduğu gibi bırakmış, biz heba ediyoruz. Dolayısıyla, bizim burada görüşmemiz gereken şu kanun teklifine kadar çok kanun teklifi olmalı ama ne yazık ki bu kanun teklifleri gelmiyor, getirilmiyor. Bu sitemimi söylemek istiyorum.

Maddelerle ilgili konuyu maddelerde şey yapacağım. Bunu bir genel eleştiri olarak değerlendirir Sayın Başkan, değerli arkadaşlar.