KOMİSYON KONUŞMASI

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Çok teşekkür ederim Sayın Başkan.

Komisyonun değerli üyeleri, siyasi partilerimizin Grup Başkan Vekilleri, temsilcileri, basının sayın mensupları, dışarıdan Komisyonun çalışmalarını izleyen sivil toplum kuruluşu temsilcileri; velhasıl herkesi saygıyla selamlıyorum.

Evet "temel hak ve özgürlükler" gündemli, aslında temel hak ve özgürlükleri ilgilendiren bir konu için buradayız. Keşke Türkiye'de temel hak ve özgürlükler ta başından beri, çok geriye dönük, böyle hep gasp ve darp hâlinde olmasaydı da bugün bunları konuşmuyor olsaydık diye isterdim. Niye bu konuyu konuşuyoruz? Sayın Genel Başkanımızın kamuoyuna açıkladığı bir kanun teklifi önerimiz ve öncesinde -her iki mevkidaşımın da değindiği- "helalleşme" çağrımız üzerine buralara geldik.

Önce şunu söylemek isterim: "Samimiyet" çok kullanıldı. Ben -polemik yaratmak da istemem ama- Cumhur İttifakı'nda şunu görüyorum; bize deniyor ki: "Hayır, siz bu konuda samimi olmayın, olamazsınız, olmayın, olmamalısınız." "Niye?" "E, bu bizim alanımız, ekmek teknemiz." Böyle bir kafa var, bu doğru bir kafa değil.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) - Sayın Altay...

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Anlatayım. Ben hiç söz kesmedim.

Levent Bey buyurun, tabii siz kesebilirsiniz.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) - Söylediğimizin tam tersini söylüyorsunuz ama...

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Hayır, anlatacağım ben, bunları konuşacağım.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) - "Samimiyetinize inanıyoruz." dedik.

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Hayır, Özlem Hanım tam öyle demedi, hatta "Dayatmayla helalleşme olmaz." dedi

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) - Evet, doğru.

ENGİN ALTAY (İstanbul) - E, olmaz tabii yani aslında geriye dönük, eskiye bakarsak çok şey söylemek mümkün, birkaç tane ben de söyleyeceğim ama...

Şimdi, Sayın Genel Başkan helalleşme çağrısı yaparken -helalleşme, yüzleşmedir, barışabilmektir, devam edebilmektir, birlikte devam edebilmektir- hiç unutmam, şöyle başladı: "28 Şubatçıların açtığı yaralara..." dedi. Ya, sizin bunu iyi niyetle, samimi... "Hayır, hayır, olmaz, demesin Bay Kemal böyle." Ne dedi? "İkna odalarına sokulan kızlarımızla helalleşeceğiz." dedi. Kemal Kılıçdaroğlu sokmadı o çocukları ikna odasına, 28 Şubatı da Kemal Kılıçdaroğlu yaptırmadı. Roboski'yi biz mi bombaladık? "Roboski'yle de helalleşeceğiz." dedik, "Sivas'ta, Maraş'ta yapılan katliamlarla da helalleşeceğiz; Diyarbakır Cezaeviyle, Cumartesi Anneleriyle, Diyarbakır Anneleriyle helalleşeceğiz." dedik, "Mahkemelerde süründürülen askerlerle, göç eden beyinlerle helalleşeceğiz." dedik. "27 Mayısta asılan Menderes'le..." Biz mi astık?

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) - Kim astı? Allah rızası için...

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Ya da 15 Temmuz şehitlerimiz... "Yasin Börü" dedik.

(Gürültüler)

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Ya, bir dakika... Ne oldu, niye hopluyorsunuz, ben anlamıyorum ki. Ya, sizi sakince dinledim ben.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) - Gülüyoruz, gülme yasağı mı var?

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Hayır yani bunları niye söyledik? 12 Eylülde "bir sağdan, bir soldan" mantığıyla asılanların hesaplaşma... Helalleşme nasıl olur? "Hakkını helal et." "Helal olsun." Değil kardeşim. Biraz önce saydığım bu işleri genel olarak yapan, o günün şartlarında devleti sevk ve idare edenlerdir, devleti sevk ve idare edenler de yanlış yapmıştır. Onun için hep diyorum keşke olmasaydı, keşke yaşanmasaydı. Keşke...

FETİ YILDIZ (İstanbul) - Şu karardan pişman mısınız? Şu Anayasa Mahkemesinin...

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Hocam, işine bak sen ya!

FETİ YILDIZ (İstanbul) - Hayır, öyle diyorsunuz da...

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Peki, sen şundan...

FETİ YILDIZ (İstanbul) - Pişman mısın?

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Bir dakika, sözümü kesme, orada Grup Başkan Vekilin var.

FETİ YILDIZ (İstanbul) - "Pişmanım." de işte bitsin.

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Pişmanım diyeceğim, şu sözü okuyayım, sonra diyeceğim.

FETİ YILDIZ (İstanbul) - Tamam.

ENGİN ALTAY (İstanbul) - "Devlet Planlama Teşkilatı misafirhanesine çağdaş ilkeler kapsamı dışında olduğu bilinen kıyafetlerle -yani başörtülü bir kadının oraya alınmamasıyla ilgili- dinlenme tesisine misafir kabulünün uygun olmadığı düşünülmektedir. Devlet Bahçeli, Başbakan Yardımcısı." Bu kıyafeti çağ dışı buluyor Devlet Bahçeli. Devlet Bahçeli'ye bir sorun bakayım bu sözünün arkasında mı? Soru önergesine veriyor bu cevabı.

FETİ YILDIZ (İstanbul) - Devlet Bahçeli 2008'de Anayasa değişikliği yaptı, 42'nci maddeyi Devlet Bahçeli değiştirdi.

ENGİN ALTAY (İstanbul) - 2000'de bunu söyleyen Devlet Bahçeli o günün konjonktüründe yasaksa yasağı sonuna kadar savunuyor, bugünün konjonktüründe özgürlüğü sonuna kadar savunuyor mu diyeyim? Bana bunu dedirttin kardeşim. Olmuş bitmiş. Recep Tayyip Erdoğan "Sayın Öcalan aldığı kellelerin hesabını veriyor, bedelini ödüyor." dedi. Ne dedim demin ben? Keşke olmasaydı, keşke yaşanmasaydı dediğimiz olaylar geçmişte sizin de var bizim de var kardeşim, bunu söylüyorum. Ne yapıyorsun oradan ya?

FETİ YILDIZ (İstanbul) - Yani şimdi...

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Tartışmıyorum ben seninle, bir sus ya!

FETİ YILDIZ (İstanbul) - Şu yazan imzadan pişmansın.

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Hukukçusun bir de ya!

EMİNE YAVUZ GÖZGEÇ (Bursa) - Cevap vermeyecekler mi?

BÜLENT TEZCAN (Aydın) - İyi de biz dinledik.

BAŞKAN YUSUF BEYAZIT - Sayın milletvekillerimiz, bakın, uhuletle ve suhuletle Meclisimizin...

PAKİZE MUTLU AYDEMİR (Balıkesir) - Yani, bir şey...

BÜLENT TEZCAN (Aydın) - İyi de canım biz müdahale etmedik, dinledik.

BAŞKAN YUSUF BEYAZIT - Bir saniye Sayın Aydemir.

Bakın, grup başkan vekillerine söz verdim. Her grup başkan vekili kendi partisinin de görüşleriyle beraber bu değişiklikle ilgili konuşacaktır çok rahat bir şekilde. Nasıl bu zamana kadar sessiz bir şekilde takip ettiysek...

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Ya, bir şey demedim, gayet güzel, yapıcı konuştuğumu da zannediyorum.

BAŞKAN YUSUF BEYAZIT - ...şimdi Sayın Başkanı da sessiz bir şekilde dinlemeye davet ediyorum.

Buyurun Sayın Altay.

BÜLENT TEZCAN (Aydın) - Sayın Başkan, bu iş çözülsün istemiyorlar, telaşları ondan.

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Evet, biz buraya gelmesek zil takıp oynayacaktınız. (Gürültüler)

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) - Sayın Başkan, siz "Destek vereceğiz, oy veriyoruz." deyin, biz hiç konuşmayalım.

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Niye? Allah Allah!

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) - Hiç konuşmayalım.

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Ya, bir durun ya!

BÜLENT TEZCAN (Aydın) - İstemezler, istemezler.

RECEP ÖZEL (Isparta) - İstiyoruz ya, istiyoruz.

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Yok, hayır, istemezler.

Evet, neyse...

BAŞKAN YUSUF BEYAZIT - Neyse, buyurun.

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Şimdi, samimiyet şudur: Bizim helalleşme çağrımız samimidir. Yani, Türkiye Cumhuriyeti'nin tarihinde yaşananlarla, mağdurlarla, mağduriyetlerle devlet yüzleşebilmelidir. Mağduriyet dünden beri var, yarın da olacak; keşke olmasa. Mağduriyet başörtüsü değil ki sadece. Türkiye'de yıllardır Alevilerin de mağduriyeti var. Bir gün gelecek, bu salonlarda bu mağduriyetler de giderilecek. Yani "Cemevi ibadethane olsun, bunun dışında sizden lütuf elektrik parası, su parası istemiyoruz." diyen bir kesim var. Nasıl düne kadar Merve Kavakcı "Dışarı!" diye çıkarıldı... Tabii, ondan sonra o çıkaranlarla Devlet Bey de koalisyon kurdu, o nasıl bir kafa, onu da anlamış değilim. Neyse. Bunlar zaman içinde olacaktır. Keşke bunlar yaşanmasaydı diyorum. Bana sorarsanız bütün bunların yaşanmasının sebebi darbelerdir, 27 Mayıstan başlayan, 15 Temmuza kadar gelen darbelerdir. Türk demokrasisini güdük bırakan, topal bırakan Türk siyaseti değildir, darbelerdir, böyle de bakılabilmesi lazım.

"Keşke" işinden geçelim, samimiyete gelelim. Bizim samimiyetimiz sizin tutumunuza bağlı, sizin samimiyetinize bağlı. Yani biz kanun teklifi verdik. Siz diyorsunuz ki "Yani, bu Anayasa'yla iyi olur." Peki. Bizim kanun teklifimize, başörtüsü meselesini yasal olarak da çözecek kanun teklifine "gollük pas" demeyi hangi samimiyete sığdıracağız, nereye koyacağız bunu, oradan başlayalım. Böyle deneceğine "Bay Kemal, ya doğru bir şey söylüyorsun, bir oturalım da bunu başka formüle edelim." dense olmaz mıydı mesela? Buna "gollük pas" denir mi ya? "Gollük pas" dedikten sonra bir metin hazırlayıp "Biz size geldik, böyle bir şey istiyoruz." E gel hadi, benim kanun teklifimi geçir, sonra Anayasa'yı yapalım o zaman. "Hayır."

Değerli arkadaşlar, dediğim gibi, tablo şudur: AK PARTİ'nin özelde "Hayır, CHP bu konuya soğuk bakmalı, dışında kalmalı." gibi bir arzusu var. Eski yaraları kaşıyor Başkan, Grup Başkan Vekilimiz Özlem Hanım. Eski yaralar kaşınarak gelecek inşa edilir mi ya? Eski yaraysa kaşınacaksa... Bakın, burada 13-14 madde var; Soma'daki madenciler de var, tekmelenen de var -Soma'da tekmelenen- burada bunların hepsi var yani devletin özür dilemesi, telafi etmesi, yara sarması gereken bir Ahmet Kaya var, bir sürü konu var. Eskiyi kaşıyacağınıza şu konularda gelin bir çalışalım, gerçekleri araştırma, helalleşme komisyonu kuralım; bunu devlet yapmak zorunda.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) - Hiç anlamamışsınız, hiç anlamamışsınız.

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Şimdi "Bay Kemal bize pas attı, kaleci de kalenin kenarında, ben şu fileleri havalandırayım." kafasıyla başörtüsü mağduriyetinin... Mağduriyet artık bitti de, fiilen olamaz da ama buradan size ekmek çıkmaz. Benim yıllardır söylediğim bir şey var -bunu bile çarpıtıyorlar bazen ama yine söyleyelim- hep söylerim: Baş açmakla din, kapatmakla da laiklik elden gitmez; nokta.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) - Doğru.

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Biz hayata böyle bakıyoruz.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) - Doğru, biz de öyle bakıyoruz.

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Sizin, o "eski Türkiye" dediğiniz... Bu -Özlem Hanım anlattı aslında- meselenin -geçmişte- Kenan Evren'le birlikte, faşist Kenan Evren'le birlikte bu noktaya geldiğini de bilmeyen yok. Sonrasında, 12 Eylül sonrası bir asker vesayeti gayriresmî de olsa zaten belli bir süre devam etti, siyaset müessesesi o cesareti gösteremedi. CHP göstermedi... MHP gösterdi mi kardeşim? Gerçekçi olalım, MHP de göstermedi, gösteremedi; oldubitti.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) - Olur mu? Sayın Başkan, olur mu?

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Hayır, Başkanım...

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) - Çabalarımızı nasıl çöpe attınız?

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Levent Bey, hayır, hayır, söyledim işte; "Devlet Planlama Teşkilatına çağdışı kıyafetle giremezsin." diyen Sayın Bahçeli yani "gösteremedi" dediğim o.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) - Sayın Başkan, Anayasa Mahkemesine başvurdu MHP. Bizim politikamız bunun kaldırılmasına yönelik, parti programımız var.

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Belki Devlet Bey'in iç dünyasında düşüncesi olmayabilir ama Başbakan Yardımcısı sıfatıyla bu açıklamayı yaptı.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) - Hayır, seçim beyannamemiz... Seçim beyannamelerimize bakın lütfen.

ENGİN ALTAY (İstanbul) - İşte diyorum ben size, eskiyi kaşırsak her şey çıkar.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) - Ama hayır, bizi o işin içine katmayın, kendi serencamınıza katmayın bizi.

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Biz şimdi geleceğe bakalım. Bu Komisyonun burada samimi olması lazım. Hakikaten bu Komisyon bu meseleyi kesin olarak ve nihai olarak ve sonsuza kadar çözüme kavuşturmak istiyorsa yapılacak bir şey var: Bizim teklif olduğu gibi geçsin. Geçirin, ne olacak? Ama buraya geldiğimize göre -İYİ Parti olsun, biz olalım- bunu müzakereye, münakaşaya açık olduğumuzun bir göstergesidir, gerisi de iktidarın bileceği iştir. Genel Başkan Yardımcımız bu konuda ayrıntılı bir değerlendirme yapacak. Ama ben tekrar altını çiziyorum: Bu kanun teklifi, belki sizin "gollük pas" diye nitelendirdiğiniz kanun teklifi bugünkü bu toplantının da müsebbibidir. Bunu da herkesin ve Türkiye'nin de böyle bilmesi lazım.

Ayrıca şunu anlamıyorum: Genel Başkanımızın kanun teklifi başörtüsüyle ilgili; açık. Siz, bu gollük pas... "Yanına bir de şunu koyalım." niye? Mesela, burada murat ne? Medeni Kanun'da zaten var olan, çok açık bir şekilde var olan bir durumu, bu başörtüsü meselesini mutabakatla çözmek var iken Anayasa'ya bunu koymanın sebebi ne ola, bunu da ben merak ediyorum.

Tekrar söylüyorum: Samimiyet testinden önce AK PARTİ geçecek, biz değil. Efendim, başörtüsü, benim, siyasette... Levent Bey söyledi "Siyaseten bir manevra olduğunu düşünüyorum." diye. Kanun teklifimizin...

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) - Manevra olduğunu düşünmüyorum dedim.

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Öyle mi? Özür dilerim.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) - Evet, evet.

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Evet, manevra değil, teşekkür ederim.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) - Öyle olmadığını düşünmek istiyorum dedim.

ENGİN ALTAY (İstanbul) - "Öyle olmadığını düşünmek istiyorum." demek zımnen manevra demek.

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) - Sayın Başkan, siz de başörtüsüne oy verirsiniz.

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Ağabey, benim oyuma ne karışıyorsun sen ya?

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) - Başkanım, ya...

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Dur, oraya gelmedik daha, dur! Bakın, ben ne söylüyorum... Oraya gelmedik, buradan ne çıkar, onu ben bilemem. Üyelerimiz burada, Komisyon üyelerimiz burada.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Bir de bu laf atma milletvekili sıfatıyla, komisyon üyesi sıfatıyla olur; riyaset makamı sıfatıyla olmaz.

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Evet.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Kalk oradan laf at Ağabey, kalk oradan laf at. Yapmayın!

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) - Başkan...

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Sen Divanda otururken laf atmayacaksın.

BAŞKAN YUSUF BEYAZIT - Özgür Bey...

Buyurun.

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Evet, özetle... Çok da uzatmayayım, zaman en kıymetli şey, sağlıktan sonra tabii, para 3'üncü sırada.

Dolayısıyla, benim söyleyeceklerim kabaca ve kısaca bunlar. Eğer herkes samimiyse buradan bir sonuç çıkma olasılığı var ama burada işte "Dolanalım, şöyle yapalım, böyle yapalım, bunları ters köşeye düşürelim." mantığı varsa buradan ne sonuç çıkar bilmem ama buradan olumlu çıksa da ya da uzlaşılmadan çıkan bir sonuç, samimi söyleyeyim, aslında amaca hizmet etmez. Bu, bir alandan, toplumun bir kesiminin hem inançlarından hem yaşam tarzından siyaseten beslenmek olarak ve siyasi nemalanma olarak değerlendirilir diye düşünüyorum.

Tüm heyeti ve konukları saygıyla selamlıyorum.