KOMİSYON KONUŞMASI

YILDIRIM KAYA (Ankara) - Sayın Başkan, kamu çalışanlarının değerli temsilcileri; şimdi ceketimi çıkarttım, kravatımı da çıkarttım çünkü 28 Mayıs 1990 EĞİTİM-İŞ'in kuruluş tarihi, 13 Kasım 1990 EĞİT-SEN'in kuruluş tarihi, 18 Haziran 1992 TÜRK EĞİTİM-SEN'in kuruluş tarihi, 14 Şubat 1992 EĞİTİM-BİR-SEN'in kuruluş tarihi. Şimdi bu tarihleri neden söyledim? 90 yılında biz sendikaları kurduğumuzda bu arkadaşlarımız dediler ki: "Devlet memuru sendika kuramaz, biz vakıf kuralım." Biz sendikayı kurup tarlayı temizledikten sonra, mayınları temizledikten sonra bu arkadaşlarımız da bu yola çıktılar. İyi ki de çıktılar. 1995 yılında ben EĞİTİM-SEN Genel Başkanıyım, konfederasyonumuz daha kurulmamıştı, Doğru Yol-SHP iktidarında Anayasa değişikliği tartışması vardı, 150 bin kişiyle Kızılay Meydanı'nda iki gün, 17-18 Haziranda eylem yaptık. Yani bugün Cumhuriyet Halk Partisindeyim, o dönem adımız Sosyaldemokrat Halkçı Partiydi, SHP'ydi. SHP iktidardaydı, Anayasa değişikliğine grevli, toplu sözleşmeli sendikal hakkı getirmeyen bir düzenleme vardı. Biz o zaman hangi siyasal partinin olduğuna bakmadan, kamu çalışanlarının talebi doğrultusunda bu eylemi gerçekleştirdik. O gün bugündür eğer bugün MEMUR-SEN bu noktaya gelmişse, KAMU-SEN bu noktaya gelmişse o eylemin sonuçları üzerinden bu noktaya gelmiştir. Hiç kimseye biz o zaman "Biz bu mücadeleyi yürütüyoruz, siz bu mücadelenin dışında kalın." demedik, herkese şunu söyledik: "Biz devlet memuruyuz ama kul değiliz, devletin kulu kölesi değiliz." Devletle masaya oturduğumuzda hedefimiz kamu çalışanlarının özlük haklarını, demokratik haklarını, sosyal haklarını almak. Patronla masaya grev ve toplu sözleşme hakkı için oturur sendika, eğer bir sendika toplu görüşme hakkı için masaya oturuyorsa o sendika, sendika olma özelliğini ne yazık ki taşımıyor demektir.

Bugün yapılması gereken... 15 sendikacı konuştu, 15'inin de tek talebi şu olmalı Parlamentodan: Grevli, toplu sözleşmeli sendikal hakkımızı istiyoruz; toplu görüşmede elde edemediğimiz hakkı grev önlüğüyle yaparız. Şimdi bundan da çekinmeye gerek yok çünkü Sayın Recep Tayyip Erdoğan İstanbul Belediyesinde işçiyken grev önlüğü giyen bir işçi emekçisiydi, bugün grev kırıcılığı yapan bir Cumhurbaşkanı olamaz, yapmamalı çünkü grev önlüğü giydiği tarihe dönüp bakmamız lazım. Ben 1990'daki sendikal tarihime bakıyorum, diyorum ki: Bu sendikaların hakkını savunmak benim birinci görevim. Bana bu görevi kim veriyor? Anayasa'nın 51'inci maddesi. Arkadaşlar ayrıntılı anlattı, zamanınızı almamak için ayrıntıya girmiyorum. Bu teklif, anayasal bir hak olan sendika kurma, sendikaya üye olma ve ayrılma özgürlüğünü ortadan kaldırmaktadır. Üstelik Danıştayın bir kararı var. Bir sendikacı "Danıştayın kararı yok." diyemez. Arkadaşlar, Danıştayın kararını size bir kez de ben okuyayım, Veli Başkan okumuştu: "'Toplam kamu görevlisi sayısının en az yüzde 1'inden fazla sendika üyesi kaydeden sendikalar' şeklinde kriter getirilmesi suretiyle sendikalar arasında ayrıma yol açılması, açıkça sendikal özgürlüğe bir müdahale oluşturarak sendikaların kuruluş amaçlarının gerçekleşmesini önleyici şekilde üye kaybına sebebiyet verecek nitelik taşıdığı gibi, aynı hizmet kolunda çalışıp aynı işi yapan sendika üyesi kamu görevlileri arasında sadece farklı sendikalara üye olmaları nedeniyle eşitsizlik yaratması itibarıyla çalışma barışını da olumsuz yönde etkileyeceğinden dava konusu düzenlemede mevzuata ve hukuka uygunluk bulunmamaktadır." diyor. Bunu kim söylüyor? Danıştay söylüyor. Şimdi, Anayasa söyledi, Danıştay söyledi. Uluslararası sözleşmelere çok itibar etmiyorsunuz ama ben yine de söyleyeyim: "Bu düzenleme, Türkiye'nin imzaladığı Uluslararası Çalışma Örgütünün yani ILO'nun 87 sayılı Sendika Özgürlüğü ve Sendikalaşma Hakkının Korunması Sözleşmesi ve 98 sayılı Örgütlenme ve Toplu Pazarlık Hakkı Sözleşmesi'ne aykırıdır. Ayrıca, sendikal örgütlenmeye ilişkin alınmış AİHM kararları da mevcuttur." diyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN ZİYA ALTUNYALDIZ - Buyurun.

YILDIRIM KAYA (Ankara) - Bu iktidar, işine geldiği zaman Anayasa'ya uymuyor, Danıştay kararlarına uymuyor, uluslararası sözleşmelere uymuyor. Ayrıca, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Sayın Vedat Bilgin akademik kariyerini çalışma ekonomisi üzerine yapmış, onunla bu konuyu konuşmamız ve tartışmamız gerekiyor ama piyasada yok. Şimdi, nasıl olabilir? Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanının olmadığı bir yerde sendikal hak ve özgürlüklerin kısıtlanması tartışılabilir mi? Çok açık ve net; sendikaların görevi barajları yıkmaktır, barajlar koymak değildir. Sendikaların görevi, grev yapmaktır. Sendika eğer toplu sözleşmede hakkını alamıyorsa grev yapma hakkını kullanması lazım.

Bakın, bu teklifle ne olacak? Yüzde 2 barajını aşan sendika üyeleri toplu sözleşme ikramiyesinden faydalanacak; parayı söylediniz, kanun teklifinin sakıncalarını söylüyorum: Yeni sendikaların kurulmasının önünü kapatacak, mevcut sendikalardan yüzde 2 barajını aşamayanlar üye kaybedecek, üye kaybeden sendikalar uzun vadede kapanacak, kamu emekçileri ekonomik nedenlerle istemedikleri sendikalara üye olacak. Bakın, kanun teklifinin yasalaşması durumunda 231 sendikanın 188'i kapanmayla yüz yüze yani bu kanun teklifi yasalaşırsa 231 sendikadan 43 sendikaya iniyor. Buradan faydalananlar; EĞİTİM-BİR-SEN, TÜRK EĞİTİM-SEN, EĞİTİM SEN ve EĞİTİM-İŞ. Sağlık kolunda kim faydalanıyor? SAĞLIK-SEN, TÜRK SAĞLIK SEN, SES. Üye olmayanların üyesi...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

YILDIRIM KAYA (Ankara) - Bitiriyorum.

BAŞKAN ZİYA ALTUNYALDIZ - Yıldırım Bey, sendikacı olmanız hasebiyle pozitif ayrımcılık yaptık ama son iki dakika, bir daha uzatamayacağım.

YILDIRIM KAYA (Ankara) - Tamam, bitiriyorum.

Şimdi, değerli arkadaşlar, yüzde 2 barajını aşabilmek için nasıl ki biz 1990 yılında, sendikayı kurduğumuzda bu arkadaşlarımız "Devlet memuru sendika kuramaz." diyerek bize itiraz edip iki yıl beklemişlerse şimdi bu arkadaşlarımız da diyor ki: "Adalet ve Kalkınma Partisi, 3Y'yi ortadan kaldıracağı iddiasıyla geldi." Neydi bu 3Y? Yoksulluk, yolsuzluk, yasaklar. 2'sini söylemeyeyim, burada politika yapmayayım ama 2004 yılında kaldırdığınız yasakları, kaldırdığınız yüzde 5 barajını, bu kanun teklifini yeniden Adalet ve Kalkınma Partisine niye öneriyorsunuz? Bu, Allah'tan reva mı? Bu vicdana sığar mı, bu sendikacılığa sığar mı? Belki Adalet ve Kalkınma Partisinde sendikacılık yapan arkadaşlarımız olmayabilir, kanun teklifinin altında imzası bulunan sendikacı arkadaşlarımız olmayabilir. Allah aşkına, imza sahipleri dönsün bir Vedat Bilgin'e sorsun, "Ya, bize böyle bir yasa teklifi geldi, bu konuda görüşün nedir?" diye sorsun. Bırakın sendikacılara, sendika uzmanlarına sormayın; kendi Bakanınıza sorun. Bu, olabilecek bir şey değil. Bu, muhalefete avantaj sağlar ama iktidarı yerle yeksan eder. Buradan bir çift sözüm de sendikalara olsun: Bunu muhtemelen imza sahipleri çekecektir ama çekmez Genel Kurula gelirse biz 1995 yılında 150 bin kişiyle nasıl Kızılay Meydanı'nı işgal etmişsek sizinle birlikte Kızılay Meydanı'nda günlerce yatmayan namerttir. Gelin, hep birlikte sesinizi yükseltin, bu mücadeleyi hak mücadelesine dönüştürelim. Ben inanıyorum ki MEMUR-SEN'e üye olan, KAMU-SEN'e üye olan kamu emekçileri de bu haksızlığa isyan edecek, sizinle birlikte kol kola mücadele yapacak.

Son söz, gazi ve şehit yakınları sendika kurmuş. Onun feryadını durduğumda ağlayasım geldi, gençliğim aklıma geldi. Eğer biz bu feryadı duymayacaksak bırakın Birleşik Kamu İş'in feryadını...

BAŞKAN ZİYA ALTUNYALDIZ - Yıldırım Bey, teşekkür ederiz.

YILDIRIM KAYA (Ankara) - ...bırakın KESK'in feryadını; bu feryadı duymazsanız gerçekten yazık ederiz. Siz bu feryadı duyun; konfederasyon en fazla üyeye sahip olan ama inisiyatife sahip olan sendikalar, siz de bu feryadı duyun lütfen.