KOMİSYON KONUŞMASI

SÜLEYMAN GİRGİN (Muğla) - Teşekkürler Sayın Başkan.

Sayın Bakan, değerli milletvekilleri, bürokratlar, basınımızın değerli temsilcileri; herkesi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Bakan, Türkiye Ekonomi Modeli olarak adlandırılan ancak hiç de yeni olmayan, kısaca, değersiz lira, ucuz emek gücüne dayalı ihracat stratejisi bugün üreticimizle, ihracatı hedefleyen sanayicimizle toplumun ücretle geçinen kesimlerinin çıkarlarını birbirinin karşısına koyan bir noktaya gelmiştir.

İktidar ne diyordu? "Eğer ben kuru yükseltir, dolayısıyla emeği ucuzlatırsam, yeni üretim merkezi olmaya güçlü bir aday olurum, değersiz lira ve ücretleri baskılayarak ucuz emek sömürüsü merkezi olan ülkeye benzeyebilirim. Eğer üretim merkezi olursam da ihracat artar, ithalat azalır, cari denge kontrol altına alınır. Böylece kur üzerindeki baskı azalır ve enflasyon düşer." Öyle mi oldu? Hayır, olmadı. Dış ticaret açığındaki artış 1997 krizinden bu yana ilk kez yüzde 138 seviyesinde gerçekleştirildi. İthalat ilk kez 300 milyar dolar sınırını aştı, üstelik yıl bitmeden. Dış ticaret açığında ilk on aylık artış yüzde 168'e ulaştı. Peki, ihracat? Türkiye'nin ihracatı artıyor gibi görünse de kilogram başına ortalama ihracat birim fiyatı 1,6 dolar seviyesinden 1,09 dolara kadar düştü. Sayın Bakan "Şöyle iyiyiz, böyle iyiyiz." derken bu gelişmelerden haberi yok mu? Elbette var. Ancak ben daha vahim olanı vurgulamak istiyorum, ihracatçılar "Kuru tutmayın." diyor. Ancak emeğiyle geçinenlerin, yoksulların ekmeği kurun her bir sent artışından dolayı daha da küçülüyor.

Türkiye'de, teknik terimle, reel kurun değerlenmesi süreci yaşanıyor. Enflasyon kur karşısında daha hızlı arttığı için hedeflenen ihracata bir türlü ulaşılamıyor. İhracata dayalı sektörlerin dolar kurunun artmasını istemesinin nedeni bu. Örneğin, tekstilciler kur için yeni bir fiyat vermeye başladılar. Gerekçe ise, enflasyonist ortamın girdi maliyetlerini aşırı arttırması karşısında ihracat ürünlerinin kur karşısında bağlanmaya devam etmesi. Bu da talep daralmasına neden oluyor. İhracatçıların demeçlerinden bir alıntı vermek istiyorum: "Kapasiteler yarı yarıya çalışıyor, istihdam kaybı yaşanıyor. Birçok dokuma tezgâhı kapandı. Emek yoğun sektörlerin başında gelen hazır giyimde de işten çıkarmalar başladı. Yılbaşına kadar iş yok. Yılbaşından sonra asgari ücret artacak. Suni olarak kur da baskılanmaya devam ederse işten çıkarmalar hızlanabilir. Kime sorsak sipariş almakta zorlanıyor." Bunu biz demiyoruz, basına demeç veren ihracatçıların cümleleri bunlar. Bunu en az bizim kadar sizin de bildiğinizden eminiz Sayın Bakan.

Bir de madalyonun diğer yüzüne bakalım şimdi. İktidarın yerli ve millî politika hamasetine rağmen, sanayimiz ithal girdiye bağımlı olduğu için, emeğimiz ithalata bağımlı olduğu için, tarımda bile ithalata bağımlı hâle geldiğimiz için artık kurdaki herhangi bir oynama sofralarımıza zam olarak yansıyor. İhracatçılar ile emeğiyle geçinenleri karşı karşıya koyan yeni ekonomi politikası ülkemize zarar vermektedir, bu çok açık. Nüfusun en zengin yüzde 5'i dışındaki tüm kesimler yoksullaşmaktadır. Halkı iki değirmen taşı arasında buğday tanesi gibi ezen bu ekonomi politikası mı sizin halka vaadiniz? İhracatın büyümesine itirazımız neden olsun? Biz, ücretleri baskılayarak büyütülmeye çalışılan ihracat anlayışına itiraz ediyoruz.

Sayın Başkan, bakın, burada, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının 2023 bütçesini görüştük. Bakan Vedat Bilgin çok açıkça -kendi kelimelerini kullanayım- işletmelerdeki sendikalaşmaya karşı negatif tavrı kırmak gerektiğinden bahsetti. Sendikalaşmaya karşı negatif tavrı kırmak bir anayasal görev ancak buna ek olarak sendikalaşmanın üretkenlik üzerinde de olumlu bir etkisi var.

Elimde 3 farklı ülkeden çalışmalar var Sayın Bakan, bunları size verebilirim; 1'incisi Japonya'dan, 2'ncisi Norveç'ten, 3'üncüsü de ABD'den. Şimdi, dünyadaki farklı köşelerde yapılmış bu çalışmalar gösteriyor ki emeğin örgütlü olmasının üretkenlik üzerindeki etkisi pozitif Sayın Bakan. Ayrıca, çalışanların iş değiştirme yönelimlerini de azaltıyor, o sektördeki deneyimli iş gücü oranı da doğal olarak artıyor. Deneyimli iş gücünün kaza sıklık oranının düştüğünü de biliyoruz. Dolayısıyla emeğin örgütlenmesi sanayimiz için de hayatidir. Çalışmalar elimde, bunları verebilirim. Buradan şunu sormak istiyorum: Sanayide sendikalı istihdam oranı nedir? Sizin sendikalı işçi sayısını artırmak için bir çalışmanız var mı, yoksa neden yok?

Sayın Bakan, biz, Kuvayımilliye'nin ruhunu taşıyan bir partiyiz; ulusal kurtuluş mücadelemizde dahi kendi mühimmatını ve kendi silahını üretmek için büyük fedakârlıklar gösteren, Kurtuluş Savaşı başarıya ulaşır ulaşmaz da kendi uçağını, kendi lojistik altyapısını ve savunma sanayisini geliştirmek için, Atatürk'ün büyük öngörüsü eşliğinde çalışmalar yürütmüş geleneğin takipçisi bir partiyiz. 1970'li ve 1980'li yıllarda kurulan ve millî gururumuz olan ASELSAN, TAI, HAVELSAN, ROKETSAN gibi stratejik şirketlerimiz kırk yıldır bizim medarıiftiharımızdır. Endüstriyel anlamda kendine yeterliliğimizi güçlendiren şirket kurumlarımızla daima gurur duyduk, duymaya da devam edeceğiz. Ancak savunma sanayisi alanında yaşanan olumlu gelişmelerin AKP döneminde yaşandığı gibi bir söylemi doğru bulmuyoruz. Tıpkı 1963 yılında kurulan TÜBİTAK gibi, Türkiye'de sanayi ve teknoloji alanında çalışmalar AKP döneminden önce de vardı, sonrasında da devam edecektir.

Sayın Bakan, Türkiye'nin laboratuvarlarından, fabrikalarından, teknokentlerinden Batı'ya büyük mühendis göçü bir ulusal güvenlik sorunu hâline gelmiştir. Bu göç, âdeta bir yarı sömürge ekonomisinden ülkenin tarihî eserlerinin, yer altı çok değerli nadir elementlerinin işlenmek üzere başka ülkelere taşınması gibi bir açık yaratıyor. Bu insan kaynakları, bizim onlarca yıllık kurumsal birikimimizin, yönetici tecrübemizin vücut bulmuş hâlidir. Bu göçün önüne mutlaka geçilmelidir.

Sayın Bakan, bölgeler arası projelerin uygulanabilirliği ve daha çok projenin desteklenmesi açısından kalkınma ajanslarının yönetim kurullarında alınan kararların önemi büyüktür. Valiler, büyükşehir belediye başkanları ve ticaret odaları başkanlarının yer aldığı yönetim kurullarında onaylanan projelerin kamu kaynağını kullanabilecek valilik bünyesindeki kurumlara daha çok kullandırıldığını görmekteyiz. Muğla, Denizli ve Aydın illerini ele alırsak uygulanan proje sayıları da düşüyor. 2015 yılında 22 proje uygulanırken bu rakam 19'a kadar düşmüştür. Kalkınma ajansları ile belediyelerin koordineli çalışması çok önemliyken belli sorunlar yaşanmaktadır. Sosyal Gelişme Programı kapsamında belediyelerin projelerine öncelik verilmemektedir. Bakanlığınıza gelen belediyelerin projelerinin onay şansı azalmaktadır. Güdümlü proje desteği projelerinde belediyeler paydaş olarak görülmemektedir. Ayrıca, ödenen üyelik aidatı ile alınan proje desteklerinin doğru orantılı olmaması sorunlar yaratmaktadır. Bu sorun da giderilmelidir.

Sayın Bakan, KOSGEB desteklerinden, işletmelerin yaklaşık yüzde 97'sini oluşturan esnaf ve sanatkârlar yeterince yararlanamıyor. KOSGEB destekleri, genellikle başvuru sırasına göre karara bağlanmakta ve orta ölçekli işletmeler, sahip oldukları insan kaynağı ve kurumsallaşmış olmaları nedeniyle bu prosedürü kolaylıkla tamamlamaktadırlar. Esnaf ve sanatkârlar ise genellikle bu programlardan yararlanamıyor. Sadece esnaf ve sanatkâr siciline kayıtlı işletmelerin başvurabileceği destek programları hazırlanmalıdır. Kahvehane, çay ocağı, internet kafe ve emlakçı esnafı KOSGEB desteklerinden yararlanamıyor. Bakanlar Kurulu kararında değişiklik yapılarak tüm esnaf ve sanatkârlarımızın KOSGEB desteklerinden yararlanabilmesi sağlanmalıdır.

Sayın Bakan, KOSGEB tarafından 2023 yılı bütçesinde, KOBİ'lerin yapacağı enerji altyapı yatırımlarına düşük faiz kredi desteği verilmesi gerekmektedir. KOBİ'lerin güneş enerji santrali yatırımına yönelmeleri, iklim kriziyle mücadeleyi destekleyecektir. Örneğin, Marmaris'te son on yılın ortalaması göz önüne alındığında, yılın iki yüz seksen dört gününü güneşli geçirirken en uzun ve en kısa gün ışığı sürelerinin ortalaması on iki saat otuz altı dakikadır. Bu imkân değerlendirilmeli ve yatırımlar yaygınlaştırılmalıdır.

OTURUM BAŞKANI ABDULLAH NEJAT KOÇER - Sayın Girgin, toparlar mısınız lütfen.

SÜLEYMAN GİRGİN (Muğla) - Son cümlelerim Başkanım.

Sözlerime son verirken Sayın Bakanı, değerli bürokratları ve milletvekillerimizi Genel Başkanımız Sayın Kemal Kılıçdaroğlu'nun 3 Aralıkta açıklayacağı vizyon metnimizi takip etmeye davet ediyorum. Kalkınma için, sanayi atılımı için, KOBİ devrimi için, Cumhuriyetimizin 2'nci yüzyılında, kurucu felsefemiz ve Atatürk'ün iktisadi anlayışı doğrultusunda, her alanda kendine yeten bir ekonomiyi amaçlayan Türkiye'yi yeniden ayağa kaldıracağız.

Bütçeniz hayırlı olsun.

Teşekkür ediyorum.