KOMİSYON KONUŞMASI

YILDIRIM KAYA (Ankara) - Sayın Başkan, bugün ülkemizin iç güvenliğinden sorumlu olan bir Bakanlığın bütçesi görüşülüyor; yalnız, ülkemizde bir iç huzur var mı, bir güvenlik var mı, gelin hep beraber bakalım.

Hepinizin çocukları okullara gidiyor. Çocuklarınızı torbacılardan kurtarmak için gecenin karanlığında, sabahın kör karanlığında okulların önünde çocuklarınızı bekliyor musunuz, beklemiyor musunuz? Buna karar vereceksiniz. Geçen hafta Ankara'nın göbeğinden, Etimesgut'tan bir baba ve anne beni aradı, dedi ki "Kurtarın bizi. Çocuğumuz uyuşturucu mafyasının eline düştü, çocuğumuzu kurtaramıyoruz." Ben Etimesgut Kaymakamını aradım. Kaymakama çocuğun adını, adresini ve ona tebelleş olan torbacıların listesini baba verdi. Emniyetten gelmişler, demişler ki "Biz bir şey yapamayız." Kim yapacak? Bu torbacılardan bu çocuklarımızı kim kurtaracak? Ankara Emniyeti, o çocukların öğretmenini ters kelepçeyle yerde yatıran, öğretmenin hakkını aramak için Anayasa Mahkemesinin karşısındaki parkta adalet nöbeti tutan 100 bin üyeli bir sendikanın genel başkanını 20 kişiyle yere yatırıp onu yerlerde sürükleyen, 80 bin üyeli bir sendikanın kadın genel sekreterini ters kelepçeyle yerde yatıran polisin görevi, o öğrencileri uyuşturucu mafyasının elinden kurtarmaktır. Buna ilişkin, Ankara'nın göbeğinde bu yaşananlara müdahale edilmeyecekse nereye müdahale edilecek? Uzaydan göstermiyoruz. Sayın İçişleri Bakanı diyor ki "Ben teröristin ayakkabı numarasına kadar bilirim." O zaman şunu söylüyorum: Burada bu açıklamadan sonra Türkiye'nin herhangi bir yerinde bir terör saldırısı olursa -ayakkabı numarasına kadar bildiğini- önleme göreviyle karşı karşıya olduğunu bilmeli. Şöyle bir şey yok: "Ayakkabı numarasına kadar biliyorum." ama 6 can gittikten sonra "On saat içerisinde yakalıyorum." Polis teşkilatı görevini yerine getiriyor ama o görevini yerine getirdiği güne kadar -yani beş ayda- bir tekstil atölyesinde çalışan, oturma izni olmayan kişiden kim sorumlu Allah aşkına? Bunun hesabını vermek dururken tartışmayı öyle yerlere götürüyoruz ki kabul edilebilir değil.

Şimdi bir Bakan vardı, gitti ama uygulaması kaldı, yaz saati uygulaması. Yaz saati uygulamasından kaynaklı çocuklarımızın mağdur olduğunu, okulların perişan olduğunu bilmeyen yok, buna dair güvenlik sorunu yaşandığını da bilmeyen yok. Buna dair, Allah aşkına, ne yapıyoruz? Neden ses çıkarmıyoruz? Bakan gitti, yanlış uygulaması bize armağan olarak kaldı.

Ankara Emniyetinin öğretmenlere uyguladığı zulmü bir kez daha kınıyorum. Ankara Emniyeti Güvenlik Şubede Komiser olan Mukadder Kardiyen hangi yetkilerle -bu zulmü- sürekli olarak öğretmenlerin ya da herhangi bir toplumsal basın açıklamasına müdahale ediyor? Buna kim "Dur!" diyecek? Geliyorsun Meclisin önüne, Alevi örgütlerinin temsilcisi yerde sürükleniyor, öğretmenler yerde sürükleniyor ama torbacılar Ankara'nın caddelerinde cirit atıyor. Bir kez daha uyarıyorum: Eğer Etimesgut'taki -adını vermeyeceğim çocuğun, Kaymakama bildirdim, isterseniz Kaymakamdan öğrenebilirsiniz- o çocuğun başına bir iş gelirse, o anne-baba çocuğunun acısına ağlarken gidip onu teselli etmeye kalkarsanız, sorumluluktan kurtulamazsınız. Gelin, çocuklarımızı bu uyuşturucu çetelerinin elinden kurtaralım. Eğer bunu da FETÖ yapıyorsa o zaman siz ne iş yapıyorsunuz?

BAŞKAN CEVDET YILMAZ - Son yarım dakikanız.

YILDIRIM KAYA (Ankara) - 2016 yılından bu yana FETÖ öyle bir şeymiş ki Emniyette temizleyemediniz, Millî Eğitimde temizleyemediniz, Adalet Bakanlığında temizleyemediniz; temizleyemezsiniz çünkü FETÖ'yü temizlemek için aynaya bakmak gerekir, aynaya baktığınızda bu işin sorumlularını göreceksiniz, bulacaksınız ve çözeceksiniz diyorum.