| Komisyon Adı | : | PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU |
| Konu | : | 2023 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi (1/286) ve 2021 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Teklifi (1/285) ile Sayıştay tezkereleri a)Kültür ve Turizm Bakanlığı b)Radyo ve Televizyon Üst Kurulu c)Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü ç)Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü d)Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı e)Vakıflar Genel Müdürlüğü f)Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı g)Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı ğ)Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Kurumu h)Atatürk Araştırma Merkezi ı)Atatürk Kültür Merkezi i)Türk Dil Kurumu j)Türk Tarih Kurumu k)Kapadokya Alan Başkanlığı l)Çanakkale Savaşları Gelibolu Tarihi Alan Başkanlığı |
| Dönemi | : | 27 |
| Yasama Yılı | : | 6 |
| Tarih | : | 17 .11.2022 |
ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Sayın Başkan, Sayın Bakan, değerli milletvekilleri, değerli bürokratlar; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Uzun süren Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarının açmış olduğu en büyük zararlardan biri, anayasal devlet ilkesinin bir gereği olan yasama ve yürütme arasındaki ilişkileri bozmuş olmasıdır. Her şeyden önce, tüm ülke kaynaklarını kullanan, kamu gücünü kullanan iktidarın yürütme organının şeffaf olması lazımdır ve denetlenebilir olması gerekmektedir. Ancak gördüğümüz noktada ne şeffaflık var ne denetlenebilirlik var ve kapalı kapılar ardında pek çok şeyin sürdürüldüğü de anlaşılmaktadır.
Bir taraftan, iktidar, verileri hep tek taraflı yayınlıyor, istemediği verileri gizlemeye çalışıyor, denetim mekanizmalarını felç ediyor, soru önergelerine bile düzgün cevap vermiyor yani diğer bakanlıkların soru önergelerine cevap vermeyişleri gibi veya maksadı hasıl edecek cevaplar vermeyişi gibi, Kültür ve Turizm Bakanlığında da aynı alışkanlıklar var. Örneğin, kaybolan tarihî eserlerle ilgili bir soru önergesi vermişiz ve süresi çoktan geçtiği hâlde hâlâ cevap gelmemiştir yani bazı basit sorulara bile neden cevap verilmediğinin sebebini, gerekçesini bir türlü anlayabilmek mümkün değildir. Sayın Bakan konuşması sırasında Türkiye'den götürülen veya kaybolan bazı tarihî eserlerimizin ülkemize nasıl kazandırıldığıyla ilgili bilgiler verdiler ama bu da tek taraflı bir bilgi yani kazandırdıklarıyla ilgili bazı örnekler veriyor veya hepsini sayıyor, çok fazla sayıya ulaşmayan örnekler bunlar ama kaybolanları, ne kadar kaybolduğunu söylemiyor, verilen soru önergesine cevap vermiyor ama Adalet Bakanlığının Adli Sicil Raporu'na göre, 2001 verilerine bakıldığında, Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu kapsamında 15.128 kişiye kamu davası açıldığından bahsedilmektedir. Yani aynı zamanda bu veri, kaybolan eserlerle ilgili bir kanaat oluşturacak niteliktedir ve bu boyutu itibarıyla da gerçekten ortada vahim bir tablo var demektir. Aynen Hazine ve Maliye Bakanlığının veya Ticaret Bakanlığının yaptığı gibi, ihracat verilerini sayıp ithalat verilerini sakladığı gibi, Kültür ve Turizm Bakanlığının da kaybolan ve bulunan eserlerden veya yurt dışına çıkarılıp getirilen eserlerden bahsedip kaybolanları anmaması tek taraflı, şeffaf olmayan karartma yönteminin bir parçasıdır.
Değerli arkadaşlar, elbette turizmde Türkiye önemli bir potansiyele sahiptir, turizmin tarihi Türkiye'de eskidir. Özellikle 80'lerin başından itibaren Türkiye büyük bir turizm atağı başlatmıştır tesisler itibarıyla, doğal güzelliklerimizin, kültürel zenginliklerimizin tanıtılması itibarıyla. Bu sürekli belli bir artış ivmesi içerisinde bugüne gelmektedir.
Şimdi, Sayın Bakan başarıları sayarken daha önce turistlerin kişi başına harcama miktarının 81,25 dolar olduğunu ama şimdi 90 dolara çıkmış olduğunu söylediler yani kişi başı bir turistin harcamasında 8 dolar 75 sent artış olmuş belirttiğine göre. Yani ben olsam bu rakamı hiç vermezdim, 8 dolarlık artışı hiç kullanmaya, anlatmaya gerek yoktur diye düşünürdüm.
Turizm önemlidir, tesisler önemlidir ama bazı varlıkların da korunması lazım. Özellikle tüm kamunun yararlanmasına açık olan kıyıların korunması bu açıdan son derece önemlidir. Bundan yirmi sene önce siz hangi sahilde dolaşırsanız dolaşın, sade bir vatandaş Türkiye'nin hangi köşesine giderse gitsin, Akdeniz'de, Ege'de, Karadeniz'de sahillerde çok rahatlıkla dolaşabilir, gezebilir, oturabilir, denize girebilir çıkabilirdi. Şimdi, neredeyse her taraf kapatılmış vaziyette, bu tempoyla giderse bir süre sonra denize girecek yer bulunmayacak sanki. Gidiyorsunuz oteller kapatmış, gidiyorsunuz özel konutlar, villalar, devasa binalar sahillerin girişini engellemiş. Bunları kim denetler, kim inceler veya böyle bir sahil kapatma işi yasal hâle mi gelmiştir, bizim mi haberimiz yok, bu neyin nesidir anlayabilmek mümkün değil. Buna da bir çözüm bulunması gerektiği kanaatindeyim.
RTÜK, devlette olmayan şeffaflaşmanın bir uzantısı olarak toplumun bilgilenme hakkını gasbeden, şeffaf olmayan devlet yönetimi, diğer taraftan basının da özgür bilgi verme hakkını elinden almaktadır. Özellikle RTÜK kendisini ceza verme, ekran karartma, eski tabirle sansür kurumu olarak algılamaya başlamıştır ve verdiği cezaların hepsi muhalefet yayını yapan televizyonlara aittir. İktidarı destekleyen kanallara, o kadar yalan yanlış bir ton haber olduğu hâlde, toplumun doğru bilgilenme hakkını gasbedecek kıyamet gibi yayın olduğu hâlde hiçbirine ceza kesmez ama masum bir eleştiri olsa, hassas gördüğü takdirde iktidarın menfaati açısından hemen buna bir ceza, bir karartma vermeyi de görev olarak görmektedir. Değerli arkadaşlar, böyle bir anlayış olmaz, şu anda, İkinci Meşrutiyet Dönemi'ndeki basın özgürlüğü bugünün Türkiyesinde yoktur. İkinci Meşrutiyet'te basın özgürlüğü bugünkünden çok daha fazladır, isterseniz inceleyin. 1908'de, bundan yüz on dört yıl önce cumhuriyet yok, demokrasi yok, Meşrutiyet Dönemi ilan ediliyor; yerden mantar biter gibi İslamcı dergiler, komünizmi savunan dergiler, kadın haklarıyla ilgili dergiler, gazeteler, her şey yayınlanmaya başlıyor; farklı farklı gruplar, toplumda tabanı olmayan kesimler bile kendilerini ifade etmek için dergiler, gazeteler çıkarıyor. Bugün bakıyorsunuz, "Aman, sakın Hükûmetin bir yanlışı ortaya çıkmasın." Bütün kaygı, telaş bu. Böyle bir ülke olmaz ki. Eğer toplumun bilgilenme hakkını, toplumun iktidarı denetleme hakkını; Meclisteki muhalefetin, medyadaki muhalefetin iktidarı denetleme ve yanlışlarını ortaya koyma hakkını elinden alırsanız o iktidar azgınlaşır. Nerede azgınlaşır? Yanlışlarında azgınlaşır. Yolsuzlukların haddinin hesabının olmadığının en belirgin, bariz karinesi Hükûmetin yanlışlarını ortaya çıkarmak istediğinizde karşınıza birtakım kamu gücünün ve kamu kuruluşlarının gelmesidir; karşı çıkmasıdır, sizi bastırmasıdır, sizi sorgulamasıdır, sizi cezalandırmasıdır. Bugün alabildiğine bu ortam var.
BAŞKAN CEVDET YILMAZ - Süreniz tamamlanmıştır. Son cümlelerinizi alalım.
ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Bu ortam, cumhuriyet tarihi boyunca hiç yaşanmadık kadar korkunç, devasa boyutlarda yolsuzlukların yapıldığının bir karinesi olarak durmaktadır.
Kültür ve Turizm Bakanlığı bütçesinin hayırlı olmasını diliyorum.
Teşekkür ederim.