KOMİSYON KONUŞMASI

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Sayın Başkan, Sayın Bakan, değerli milletvekilleri, değerli bürokratlar, basın mensupları; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Her şeyden önce, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının 2023 bütçesinin hem Bakanlığımıza hem de ülkemize hayırlar getirmesini diliyorum.

Değerli arkadaşlar, bir ülkede aile ve sosyal hizmetlerin iyi olmasının genel ortamla son derece yakın ilişkisi vardır. Bakanlık olarak, kurumlar olarak Bakan da bürokratlar da iyi niyetli, mümkün olduğunca yüksek bütçeyle mücadele verebilirler, bazı sorunları ortadan kaldırabilirler ama eğer ülkedeki ekonomik performansta yanlışlar varsa, ekonomi kriz ortamındaysa, kültürel atmosfer şiddete dayalıysa orada Bakanlığın yapabileceklerini de aşan sorunlar var demektir. Onun için, öncelikle genel koşulların iyileştirilmesi Bakanlığın hizmetlerini daha etkin ve iyi sunabilmesi için de gereklidir diye bakıyorum.

Bakın, son beş yıldır ekonomi gerçekten büyük bir sıkıntı içerisinde, bu sıkıntıdan etkilenmeyen kimse yok. Netice itibarıyla açlık sınırı 7.400 liraya çıkmıştır TÜRK-İŞ araştırmalarına göre, yoksulluk sınırı 24 bin liraya çıkmıştır, tek bir bekâr kişinin yaşam maliyeti bile 9.700 lira civarındadır. Asgari ücretin 5.500 lira olduğu bir Türkiye'de, çalışanların yarıdan fazlasının asgari ücret düzeyinde gelire sahip olduğu bir Türkiye'de bu yaşamayla ilgili gerekli maliyetlerin, fiyatların daha yüksek olması karşısında toplumda büyük bir ekonomik ve sosyal problemin olduğunu düşünmemiz ve kabul etmemiz gerekmektedir.

Bakın, en son yapılan araştırmalarda bir aileye girmesi gereken temel gıdayla ilgili maddelerin kaç lira tuttuğu hesaplanmıştır. Sağlıklı beslenebilmek için bir ayda et, süt, peynir, yumurta, kuru baklagiller, meyve, sebze, ekmek, makarna, pirinç, katı, sıvı yağ, şeker, yağlı tohum, toplam 243 liraya ihtiyaç var. Şimdi, bu, aylık 7.290 lira yapar. Asgari ücret 5.500 lira olduğuna göre bir asgari ücretlinin en temel, en doğal gıda ihtiyaçlarını karşılayabilmesi için bile 1.790 lira ilave ihtiyacı var demektir. Durum bu olunca elbette ki sorunlar da büyük demektir, Bakanlığın omuzundaki yük de fazla demektir.

Ankara'da yapılan bir araştırmada okula giden her 4 çocuktan 1'inin aç gidip geldiği ifade edilmişti. Bunu gözlemlerimizle de de kent, köy, kasaba gezerken de hissettiğimizi rahatlıkla söyleyebilirim. Bu bakımdan belki okullarda yani çocuk beslenmesinin her şeyin önünde ve önemli olduğunu düşündüğüm için devletin, özellikle ekonominin çok bozulduğu dönemlerde okullarda en azından bir öğün ücretsiz ve sağlıklı yemek vermesinin gerekli olduğunu düşünüyorum çünkü Bakanlığın kullandığı bütçeye, rakamlara bakıyoruz, gerçekten büyük rakamlar. Bu rakamların içerisinde okula giden çocukların açlık sorununun ortadan kaldırılması için böyle bir şeyin yapılmasının fazla bir yük ve sorun da oluşturmayacağı kanaatindeyim. Ama asgari ücretten ve hayat pahalılığından bahşetmişken Sayın Bakanın NTV'de bir televizyon programında söylediği sözler aklıma geldi -daha yakın bir tarihte, bir on beş gün falan önceydi sanırım- "Artık bordrolu çalışanlar, dul ve yetim maaşı alanlar ve kamu işçileri de sosyal yardım alabilecek." diye ifade etmişti. Bu doğru yani çalışanların bile bir kısmının asgari ücret düzeyinde yaşadığını düşünecek olursanız yani bu bir bakıma vaktiyle Diyanetin bir fetvası vardı "Memura da zekat verilir." diye ona benziyor. Zaman zaman zorluk dönemlerinde bu algılar siyasetçinin de veya vatandaşın da zihnine takılıyor. O bakımdan içerisinde bulunduğumuz koşulların ne olduğu çok açık, net ve anlaşılır bir şekilde gözükmektedir.

Yalnız, Sayın Bakana şunu sormak istiyorum: Sayın Cumhurbaşkanımız ile Katar Emiri Şeyh Temim El Sani'nin başkanlıklarında 2020 yılında Ankara'da bir Türkiye-Katar Yüksek Stratejik Komite Toplantısı yapılmıştı, bu toplantıda 10 anlaşma imzalanmıştı, sonunda da geçen hafta bu anlaşmalar Sayın Cumhurbaşkanı kararıyla Resmî Gazete'de yayımlandı. Nedir bu anlaşma, bu mutabakat zaptı? Şu: "Türkiye ile Katar Arasında Aile, Kadın ve Sosyal Hizmetlere İlişkin Mutabakat Zaptı" diyor. Şimdi Sayın Bakan, siz nasıl katılıyorsunuz yani yorumunuzu yapmak istiyorum yani bunda sizin bir dahliniz yok ama vaktiyle sizden önce de yapılmış bir anlaşma mutabakat zaptı. Biliyorsunuz Katar'da çok kadınla evlilik var yani Türkiye Katar'la aile ve kadın sorunlarıyla ilgili olarak mutabakat zaptı imzalarken hangi sonucu elde edebilir acaba? Yani merak ettim ben ne işe yarayacak bu diye. Yani bir işe yaradığı öngörülerek bunun, bu anlaşmanın yapılmış olması lazım diye düşünüyorum.

Sonra, bir de Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığıyla ilgili sosyal medyada paylaşıldı da bunu merak ettim yani 300 bin liralık konut desteği sağlanacağıyla ilgili bir haber vardı. Eşi vefat etmiş kadınlara 300 bin TL konut desteği sağlanacak ama bu destekten yararlanabilmek için eşin vefat etmiş olması lazım, bir; ikincisi de yaşı 18'den küçük en az 3 çocuğu bulunması lazım ilgili kadının. Böyle bir şey var mı? Yani koşullar tutunca... "18'den küçük 3 çocuğu olacak, eşi vefat etmiş olacak, ona göre bu desteği vereceğiz." demenin pek mantıklı, rasyonel bir tarafını bulamadım. Neden 1 çocuğu olan, 2 çocuğu olan, eşi vefat etmiş, konumu sorunlu, sıkıntılı, ekonomik darboğazda olan bir kadın bu kapsama girmez? Böyle bir yardım yapılacaksa onun da dâhil edilmesi gerekir diye düşünüyorum.

Ama şu var: Bu genel atmosfer gerçekten önemlidir. Mesela, kadına yönelik şiddetten falan bahsediliyor. İnanır mısınız, Türkiye'de bence ekonomik sıkıntılar, bunalımlar falan bu şiddeti artırıyor insanlar arasındaki ilişkilerde. Siyasetin üslubu da şiddeti tetikleyen bir hadisedir yani özellikle toplumun önünde görünen kişiler -yani başbakandır, Cumhurbaşkanıdır- konuşurken şiddet politikası uyguladığı takdirde, bu, toplumu da gerer veya toplumsal kültür ona özendiği için şiddeti bir kültür olarak benimsemeye başlar. Bana kalırsa, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının yapabileceği en güzel hizmetlerden biri Sayın Cumhurbaşkanımızın böyle toplumu ayrıştıran, şiddete dayalı üsluptan vazgeçmesini salık vermesidir diye düşünüyorum.

BAŞKAN CEVDET YILMAZ - Sayın Şener, Genel Başkanları prensip olarak burada tartışmıyoruz. Birbirleriyle ilgili ifadeleri oluyor ama...

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Toplumsal kültürden bahsediyorum ya, şiddetten!

BAŞKAN CEVDET YILMAZ - Yani bu ifadelerinizi lütfen düzeltin, doğru ifadeler değil.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Hiç düzeltmiyorum, nereden takıldın bu söylediğim ifadeye?

NİLGÜN ÖK (Denizli) - En büyük ayrıştırmaları kendileri yapıyor.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Şiddet toplumsal kültürü oluşturmaz mı? Bir parti yüzde 40 alıyor, yüzde 30 alıyor; kendi seçmeni kendi liderinin davranışı ve üslubunu...

BAŞKAN CEVDET YILMAZ - Lütfen, dün daha burada tartışma yaptık.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Ya, kardeşim, bunları konuşup...

BAŞKAN CEVDET YILMAZ - Bakın, Plan ve Bütçe Komisyonundayız, siyaseti başka yerde yapalım, bütçeyi konuşalım burada.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Bak, ben sana bir şey...

BAŞKAN CEVDET YILMAZ - Rica ediyorum...

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Lüzumsuz müdahale ediyorsun Sayın Başkan.

BAŞKAN CEVDET YILMAZ - Rica ediyorum.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Bakın, benim Başbakan Yardımcılığım sırasında, o dönemin büyük bir gazetesinde 2 tane haber 1'inci sayfada yan yana verildi. Birinci haber: "Başbakan Erdoğan: 'Öfke bir hitabet sanatıdır.'" Yanında "Başbakan Yardımcısı Şener: 'Öfkeden sanat olmaz.'" Bu yayınlanmıştır ya. Ne var bunda?

BAŞKAN CEVDET YILMAZ - Peki, sürenizi bir dakika aştınız.

Teşekkür ediyorum.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Bana da "Bunu niye söyledin?" diye sormamıştır.

BAŞKAN CEVDET YILMAZ - Teşekkür ediyorum.

Değerli arkadaşlar, öğle arası veriyorum.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Bir saygılar sunmamıza bile müsaade etmiyor ya!

BAŞKAN CEVDET YILMAZ - Buyurun, buyurun.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Bitiriş cümleme bile müsaade etmiyor!

BAŞKAN CEVDET YILMAZ - Buyurun, buyurun.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Sayın Başkan, gereksiz müdahalelerde bulunmayın, rica ediyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum.