KOMİSYON KONUŞMASI

ÖZGÜR KARABAT (İstanbul) - Sayın Başkan, Değerli Genel Müdür, kıymetli çalışanlar, kıymetli milletvekili arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle şuradan başlayalım: Dünya, sermaye başta olmak üzere çok hızlı bir küreselleşme süreci yaşadı, daha sonra bu küreselleşme bir dijitalleşmeyle destekleniyor, bu noktada bilgi çok hızlı üretiliyor ve tüketiliyor, aynı konu haber için de geçerli, haber de çok hızlı üretiliyor ve tüketiliyor. Bir saat önce aslında çok kıymetli bulduğumuz bir haberin, bir saat sonra sıradan bir haber hâline geldiğine hepimiz tanıklık ediyoruz.

Bu noktada, milletvekili arkadaşlarımız arada sorduğu için söyleyeyim; dijitalleşmenin gereği olarak ülke ekonomimize, ülke demokrasimize katkı sunabilecek her türlü olgunun, düzenlemenin yanında olacağımızı peşinen belirtmek isterim.

Bunun yanı sıra buradaki hassasiyetlerimizden de bahsetmek isterim. Örneğin, e-ticaret noktasında elbette ki destekleriz ama bunun büyük bir tekelleşmeye yol açması, bu düzenlemelerin tekelleşmelerin önünü açması ve içerideki üreticilerimizin zayıflamasına yol açması konusundaki hassasiyetimizi her zaman belirtiriz.

Sayın Genel Müdür de az önce belirtti, haber konusunda da böyle; bizim ürettiğimiz içeriklerin ulusal kıymeti ve ulusal değeri olduğu, dolayısıyla bu ülkenin bir değeri olduğunu düşünürüz, bunun uluslararası anlamdaki yarattığı ekonomik değerden kendi kurumlarımızın faydalanması lehine olacak düzenlemelerin yanında taraf alırız. Ama diğer taraftan, haberin Türkiye ölçeğinde bir kamu olgusu olduğunu düşünerek daha özgürce yayılması, bu konudaki ekonomik zorlukların aşılması konusunda da başka destekleri rica ederiz, talep ederiz; tavrımızın çerçevesinin bu olduğunun bilinmesini isterim.

Sayın Genel Müdürün konuşmasına başlarken belirttiği iki önemli hassasiyeti çok önemsediğimi söylemek istiyorum. Birincisi, yüz iki yıl önce Mustafa Kemal Atatürk'ün kurduğu bir kuruluştan bahsediyoruz ve Sayın Genel Müdür bu hassasiyetle bu konuşmaya başladı. Bu hassasiyette olmayanların, aslında Cumhuriyet ile geçmişin bağlantısını, bugün ile yarının bağlantısını kurmak üzere, birçok kuruluşun Anadolu Ajansı gibi, Türk Tarih Kurumu gibi, Türk Dil Kurumu gibi kurumların o dönemde kurulduğunu bilmeyenlere de buradan bir işaret olduğunu özellikle söylemek isterim.

İkinci nokta şu: Söylediği sözün ağırlığı olan bir kuruluş olmayı önemsediklerini söyledi Sayın Genel Müdür, ben de bunu son derece önemsiyorum ama buna ilişkin kaygılarımızın ve şüphelerimizin olduğunu, yaşanmış çeşitli olguların olduğunu da belirtmek isterim. Hemen şunu söyleyeyim: Siz öneri bazında sordunuz, elbette ki Anadolu Ajansını telifler konusunda dinlemek çok kıymetli ama Türkiye'de özel ajansların da olduğunu biliyoruz. Bu konuda Meclisin de çok kıymetli hukukçuları var, hem Adalet Komisyonu hem Anayasa Komisyonunda, oradaki hukukçuların dinlenmesi gerektiğini biliyoruz.

Diğer taraftan, bu sunumda eksik kalan önemli bir şey var sözün ağırlığı noktasında: Dünyadaki bu pastanın boyutu nedir mesela telif konusunda? Bahsediyoruz işte büyük kuruluşlardan, onların pastası ve bizim pastamız. Anadolu Ajansının olduğu noktanın bununla iyi bir kıyaslanmaya ihtiyacı olduğunu ben düşünüyorum. Ve şu bir gerçek: Sayın Genel Müdür söyledi, Anadolu Ajansının bu konudaki gelirleri artarsa tüm basın emekçilerine de umarım, buradaki gelir artışları da yansır çünkü biliyorum ki basın emekçilerinin, Türkiye gündemini belirleyen bu basın emekçilerinin birçoğu hak ettiği ücretleri almıyorlar. Ona da ben çok yakından tanıklık ediyorum, o konudaki sosyal güvencelerinin artırılmasını da önemsiyorum.

Şimdi, değerli arkadaşlar, Sayın Genel Müdürümüz 7 Nisan 2021 tarihinde atandı bildiğim kadarıyla ve bir seçim tecrübesi yok ama Anadolu Ajansının sözünün ağırlığı genellikle seçimlerde zayıflıyor, genellikle oralarda dezenformasyona uğruyor, zayıflıyor. Bu konuda geçmişte yaşadığımız tecrübeleri belki bu toplantının gündemi değil ama gelecek uyarıları aslında söylememize müsaade ederseniz şunu özellikle söylemek istiyorum: Herkesin dikkatini çeken şeyler var, vatandaşlar bunu konuşuyor. Anadolu Ajansı seçim gecesi yayınları yapıyor ve ağırlıkla herkes orayı takip ediyor, TRT de orayı takip ediyor ve hemen hemen her seçimde iktidar partisi belli bir yüksek oy oranında başlıyor, sonra aşağı doğru iniyor. Bunun her seçimde tesadüf mü olduğunu açıkçası merak ediyoruz yoksa Anadolu Ajansının buradaki haber alma algoritmasının ne olduğunu merak ediyoruz. Bu önemli bir algı.

MUSTAFA CANBEY (Balıkesir) - Ama hep öndeydi zaten yani.

ÖZGÜR KARABAT (İstanbul) - Arkadaşlar, nereden nereye geldiğini hepimiz biliyoruz, nereden, 70'lerden başlayıp aşağı...

Ve şunu merak ediyorum: İlk veriler her zaman en yüksek olan yerlerden mi geliyor? Mesela, bu ilk verilerin kentlerden gelmesi gerekirse kentlerde iktidar partisinin o 70'leri yakalayamadığını hepimiz biliyoruz. Bunu niye söylüyorum? Anadolu Ajansı uluslararası anlamda ve ulusal anlamda çok kıymet verdiğimiz bir kurumsa ki öyle, önemli olması gerektiğini, tarafsız olması gerektiğini düşünüyoruz hepimiz. Bu verilerin nasıl geldiğini, belli zamanlarda nasıl bu verilerin kesintiye uğradığını merak ediyoruz ve bu verileri sizin nereden aldığınızı da merak ediyoruz çünkü Yüksek Seçim Kurulu, okumayayım, "Bizim müşterimiz değildir." diyor size. Siz bu verileri Yüksek Seçim Kurulundan almıyorsanız hangi bir örgütlenme şemasıyla, hangi organizasyon şemasıyla, hangi bedeller ödeyerek ya da hangi gönüllü ilişkilerle sağlıyorsunuz? Bunu merak ediyoruz ve bu soruların cevabı aslında kamu vicdanıyla ilgili bir şey. Üstelik Sayın Genel Müdür, geçmişle ilgili sizi suçlayamayız çünkü bir seçim tecrübeniz yok ama geçmiş yaşananları size hatırlatmamızda fayda var diye düşünüyoruz. Bu anlamda, kaç personel, veriyi nereden alıyorsunuz, Yüksek Seçim Kuruluyla ilişkiniz nasıl, müşterisi değilseniz bu seçimde müşterisi olmayı planlıyor musunuz? Bunların hepsini gerçekten önemsiyoruz.

Anadolu Ajansının -bakın, çok kritik seçime gidiyoruz- bu tavrı önemlidir. Şunu da merak ediyorum ben mesela: Reuters, AFP gibi rakip olarak gördüğünüz kuruluşların bu konudaki tavırlarını gözden geçiriyor musunuz, incelediniz mi? Mesela, bu kuruma bununla ilgili bir sunum yapmayı planlıyor musunuz? Kamuoyunun, kamu vicdanı açısından bunun önemli olduğunu düşünüyorum ve size özellikle bunları hatırlatma gereği hissettim.

Ben şunu söylemek isterim: Bizim için kıymetli bir kurumsunuz. Kıymetli olmaya yaraşır bir şekilde herkesin davranması gerektiğini düşünüyorum. Buna yaraşmayan, bu tavrı göstermeyen zamanlar oldu ve buna sebep olan personeller de oldu muhakkak. Bu personellerle ilgili bir işlem yapıp yapmadığınızı merak ediyorum mesela. O günkü yetkililer bu yaşadığımız olayların olduğu zamanki, verilerin kesildiği zamanki yetkililer... Kasıt olabilir, ihmal olabilir, kabiliyetsizlik olabilir veri akışıyla ilgili. Bununla ilgili aldığınız tedbirler oldu mu, bu personellerle ilgili? Merak ediyorum.

Sayın Başkanım, size de sabrınız için çok teşekkür ediyorum.

Şunu söyleyeyim en son size: Gerçekten -az önce söylediniz- yalan haber niteliğindedir, fikir özgürlüğü vardır, biz bunları hepimiz önemsiyoruz ama şöyle bir ortamı hep beraber yaşıyoruz. Bakın, iktidar partisi söylediğinde "fikir özgürlüğü" dediniz. Fahrettin Altun söylemiş "Bu, yalan haber de olsa fikir özgürlüğüdür." Peki, muhalefetten arkadaşlar söylediğinde, bu, bir milletvekili olabilir, milletvekili olmayan bir muhalefet partisi genel başkanı olabilir, üyesi olabilir ya da bir sivil toplum kuruluşu olabilir, tavrın aynı tavır olmadığına hepimiz hep beraber tanıklık ediyoruz. Bizim de zaten şüphemiz, kaygımız buradadır. Bunu sizlerle paylaşmak isterim, bunu da iletmek isterim.

Teşekkür ederim, çok sağ olun.