| Komisyon Adı | : | PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU |
| Konu | : | 2023 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi (1/286) ile 2021 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Teklifi (1/285) ve Sayıştay tezkereleri |
| Dönemi | : | 27 |
| Yasama Yılı | : | 6 |
| Tarih | : | 27 .10.2022 |
ENGİN ALTAY (İstanbul) - Çok teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sizi, Komisyonumuzun saygıdeğer üyelerini, Sayın Meclis Başkanımızı, bütün milletvekillerimizi ve diğer katılımcıları selamlıyorum.
Az önce çok üzücü bir haber geldi. Maalesef, Pençe-Kilit Operasyonu'nda Piyade Uzman Çavuş Faim Bozkurt kardeşimizin şehit olduğunu üzülerek öğrendik.
BAŞKAN CEVDET YILMAZ - Biz de Komisyonumuz adına rahmet diliyoruz, milletimizin başı sağ olsun.
ENGİN ALTAY (İstanbul) - Mekânı cennet olsun. Milletimizin, ailesinin başı sağ olsun. Sabır diliyorum.
Sayın Başkan, bütçe hayırlı olsun diyeceğiz ama çok hayırlı görünmüyor maalesef.
Şimdi, biz burada bütçe yapıyoruz. Tabii, konuşmuşsunuz, anladım ama şimdi bütçeniz bugün Meclis Başkanlığı da yarın bakanlıklar başlayacak, pazartesi günü. Medyayı sunuşta burada tutup dışarı çıkarmak bütçenin şeffaflığıyla bağdaşmaz. Milletten neyi kaçırıyoruz, onu anlamış değilim. Bunu doğru bulmadığımı belirteyim ama millet her şeyin farkında onu da bildiğimiz için böyle bir rahatlığımız var.
Ne yapıyoruz? Bütçe yapıyoruz. Pazartesi bakanlar gelecek, sizden, Meclisten, yüce Meclisten para isteyecekler ve yüce Meclis parayı verecek. Parayı verecek ama Anayasa, yüce Meclise verdiği paranın nereye harcandığını kör kuruşuna kadar denetlemek gibi de bir görev veriyor; Anayasa ve millet veriyor bu görevi. Böyle olduğu zaman burada bu yapılabiliyor mu, ne kadar yapılıyor; buralarda ciddi kaygılar, endişeler var. Kaygı ve endişenin dışında somut tespitlerimiz var, bunları paylaşacağız.
Bugün tabii, Türkiye Büyük Millet Meclisi bütçesini konuşuyoruz. Bizim bütçemiz, kendi bütçemiz; elbette Türkiye Büyük Millet Meclisinin denetim ve yasama faaliyetlerini sağlıklı bir şekilde yerine getirmesi için ihtiyacı olan paranın fazlasıyla verilmesini gönlümüz de arzu eder. Sadece Meclis bütçesini değil, burada bugün Kamu Denetçiliğini ve Sayıştayı da konuşacağız. Onların da sunumlarını izledik. Onlarla ilgili başlamak istiyorum.
Kamu Denetçiliği Kurumu düşünce olarak güzel aslında -ben de ilk vekil olduğum yıllardı, Ürgüp'te bir ombudsmanlık çalıştayına katılmıştım, biraz da konuya hâkim sayılırım- ama arzu ettiğimiz işlevselliği göremedik, Sayın Başkan kusura bakmasın. Bu Kurum eski AK PARTİ'lilerin istihdam ofisi gibi oldu biraz; etki yok, yetki yok, sorumluluk yok. Görevsiz yetki, yetkisiz sorumluluk olmaz. Yönetim biliminin temel kuralına da bu aykırı. Ama böyle bir kurum orta yerde var. Güzel, bence de olmalı. Aslında bu, AB normları kapsamında o zaman -ben o zaman da Meclisteydim- böyle yapıldı, bir yasalaştı, Anayasa'da yer buldu ama mesela ben şunu merak ediyorum: Kamu Denetçiliğinin hak ihlali kararı verdiği konularda İçişleri ve Adalet Bakanları ne yapıyor? Merak ediyorum yani Ombudsmanımızın, Ombudsmanlığın verdiği bu hak ihlalleriyle ilgili bir düzeltme, bir özür, bir iade var mı. Yani bu hak ihlalinin, ortaya koyulan hak ihlalinin gereği yapılıyor mu? Yapılmıyor. Bunu burada geçelim.
Asıl derdimiz tabii, Sayıştay. Sayıştay şunun için önemli: Türkiye Büyük Millet Meclisi adına devletin kör kuruşunu takip etmesi gereken bir kurum. E, kısmen de aslında ediyor gibi Sayın Başkan yani Sayıştay raporları her sene biraz daha daralıyor ama Sayıştay raporu gönderiyor Meclise. İzleme formları var mesela. Bu Karayolları özellikle burada dikkat çekici. 2020 izleme formlarında bir sürü husus "yerine getirilmedi" diye belirtilmiş Sayıştay tarafından. Peki, Meclis buna ne yapmış? Yani Karayollarında bir sürü husus yanlış yapılmış. Ben demiyorum, beyefendi orada oturuyor, Sayıştay söylüyor. Peki, Sayıştayın Karayolları Genel Müdürlüğünde yapılan -ve birçok kurumda var, örnek Karayolları Genel Müdürlüğü- ortaya koyduğu bu yanlışlara karşı ne yapıyor Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Sayın Başkan, öğrenmek istiyoruz. Mesela, somutlaştıracağım "...yerine getirilmedi."leri okuyarak zaman kaybetmek istemiyorum ama bir şey söyleyeyim şimdi: Sayıştay -uzun, hepsini okumayacağım- diyor ki: "110 mm kablo muhafaza borusu iş kaleminin Türkiye Elektrik Dağıtım AŞ resmî birim fiyatlarının yaklaşık 315 katı fiyatına yaptırıldığı tespit edilmiştir." Sayın Başkan, Sayıştay Meclis adına çalışan bir kurum, Başkanı yanınızda oturuyor. Peki, daha somuta indirgersek bu, şu demek: Türkiye Elektrik Dağıtım AŞ resmî birim fiyatı 7 lira 94 kuruş... Sayın Şentop, bunu takip etmek önce sizin göreviniz. 7 lira 94 kuruşluk iş için 315 katı olan 2.500 liradan ödeme yapılmış. Bu, burada.
Ey Meclis, ey Meclisin milletvekilleri, ey aziz millet; Türkiye Cumhuriyeti'nde "Sayıştay" diye bir kurum var, elimde Karayolları Genel Müdürlüğüyle ilgili böyle bir denetim raporu var; 7 liraya karşılık 2.500 lira, 1 metrede. Sayın Başkanım, bunun hesabını soramıyorsak hepimiz burayı terk edelim, Türkiye Büyük Millet Meclisini kapatalım. Bu olabilir mi, böyle bir şey olabilir mi? Bunu anlamak mümkün değil. Böyle onlarca, yüzlerce bulgu var.
Şimdi, Sayıştay da herhâlde hiç kale alınmıyor diye şimdi Anayasa Mahkemesine transfer tramplenine dönüştü zaten. Şimdi, bakın, 2020'deki Karayolları İzleme Raporu'nun -elimde gördüğünüz gibi- içinde 60-70 hüküm var; geldik 2021'e, kuşa çevrilmiş arkadaşlar. Ben iktidar milletvekillerine de seslenmek istiyorum, hepiniz maaşıyla geçinen, benim gibi insanlarsınız ya ama İbrahim Bey, bir müteahhide 7 liralık boru için 2.500 liraya ödeme yapan Karayollarına hesap sormak benden önce senin işin kardeşim. Sen yürütmeyi oluşturan partinin milletvekilisin ya. Bunu soramayacaksak burada niye oturuyoruz? Bunlar doğru değil Sayın Başkan.
Türkiye Büyük Millet Meclisinin bir saygınlığı var. Meclis egemenliğin merkezi, millî iradenin tecelligâhı diyoruz. Türkiye Büyük Millet Meclisi, üstünde vesayet değil bulut bile kabul etmez. Üstünde bulut bile kabul etmediği için bu Meclis Kurtuluş Savaşı'nı yürütmüş bir Meclis olmuş, Gazi Meclis olmuş, 15 Temmuza karşı da meydan okumuş bir Meclis olmuş. Meclis üstünde bulut kabul etmez. Parti aidiyetine saygı duyarım, AK PARTİ Genel Başkanı sıfatıyla Tayyip Bey'in Meclise gelip AK PARTİ Grubunda talimat vermesini de anlayışla karşılarım ama Tayyip Bey aynı zamanda yürütmenin başı, yürütmenin başı sıfatıyla Meclise talimatını asla kabul edemem. Yani parti genel başkanı olarak grubuna talimat verebilir ama bir siyasi partinin genel başkanı, yürütmenin başı sıfatıyla Türkiye Büyük Millet Meclisine talimat veremez.
Sayın Başkan, sunuşunuzda Atatürk'ten bir alıntı yaptınız, güzel, çok güzel. Atatürk -Sayın Başkan sundu- demiş ki: "Bugünkü uğraşımızın ana gayesi istiklal-i tamdır, istiklaliyetin tamamı ise istiklal-i mali ile mümkündür." Yani ekonomik özgürlükle... Doğru. Atatürk'ün başka bir sözü daha var, tam da bugünkü bütçe görüşmelerine uyan, Meclisimizin şu an içinde bulunduğu hâle uyan bir sözü daha var, o da şudur: "Şimdiye kadar milletimizin başına gelen bütün felaketler, kendi talih ve geleceklerini başka birisinin eline terk etmesinden kaynaklanmıştır. Bu kadar acı tecrübeler geçiren milletin bundan sonra egemenliğini bir kişiye vermesi kesinlikle mümkün olmayacaktır." Maalesef oldu. 2018 rejim değişikliğiyle böyle bir tabloyu yaşıyoruz. Cumhurbaşkanının, evet, Anayasa'daki yetkileri belli, devletin, milletin birliğinin de temsilidir, bir itirazımız da olmaz ama Cumhurbaşkanı da olsa Türkiye Büyük Millet Meclisine talimat veremez, vermemelidir. Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı, AK PARTİ menşeli olabilir ama Türkiye Büyük Millet Meclisi hepimizin, herkesin Meclis Başkanı olmalıdır; objektif olmalıdır, parti aidiyetini, parti ilintisini terk etmelidir. Niye söylüyorum bunu?
Sayın Başkan, bu Anayasa'ya göre çalışan bir Meclis var. 74'üncü maddeden 100'üncü maddeye kadar Anayasa'nın Meclisle ilgili hükümleri var. Mesela, Sayın Başkan, şuna müdahale etmeniz lazım: Siz hâlihazırdaki mevcut ve önceki dönem milletvekillerinin Başkanısınız, onların onurunu, haysiyetini korumak önce sizin işiniz. 10 bin dolar rüşvet alan milletvekili kimdir? Bu, Türkiye'de gelmiş geçmiş, yaşayan bütün milletvekillerini itham altında bırakan bir tablodur. Bunu iddia eden kimdir? Ülkenin maalesef İçişleri Bakanıdır. Böyle bir şey olabilir mi? Meclis bunun altında kalabilir mi?
SALİH CORA (Trabzon) - Saraydan para alıp da parti kuran kimdi? Onu açıklayın!
MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) - Yani o bunu aklıyor, öyle mi?
ENGİN ALTAY (İstanbul) - Merkez Bankası...
SALİH CORA (Trabzon) - Onu açıklayın!
ENGİN ALTAY (İstanbul) - Bir dur ya, bir dur, konuşuyoruz, bir dur ya!
BAŞKAN CEVDET YILMAZ - Değerli arkadaşlar, karşılıklı konuşma usulümüz yok.
ENGİN ALTAY (İstanbul) - Laf istiyorsan laf yetiştiririm ben sana!
BAŞKAN CEVDET YILMAZ - Sırası geldiğinde fikirlerinizi ifade edersiniz, lütfen.
ENGİN ALTAY (İstanbul) - Sen utanmıyor musun! 10 bin dolar alan milletvekili belki de sensin!
SALİH CORA (Trabzon) - Sen utanmıyor musun!
ENGİN ALTAY (İstanbul) - Belki de sensin!
SALİH CORA (Trabzon) - Utanmıyor musun saraydan...
ENGİN ALTAY (İstanbul) - Sözümü kesme!
BAŞKAN CEVDET YILMAZ - Değerli arkadaşlar, karşılıklı konuşmayalım!
ENGİN ALTAY (İstanbul) - Sayın Başkan...
SALİH CORA (Trabzon) - Terbiyesiz...
BAŞKAN CEVDET YILMAZ - Karşılıklı konuşmayalım lütfen!
ENGİN ALTAY (İstanbul) - Terbiyesiz sensin! Densiz!
BAŞKAN CEVDET YILMAZ - Değerli arkadaşlar, lütfen...
ENGİN ALTAY (İstanbul) - Sen nasıl "terbiyesiz" dersin lan bana!
BAŞKAN CEVDET YILMAZ - Sayın Cora, rica ediyorum...
ENGİN ALTAY (İstanbul) - Asabımı bozma benim!
BAŞKAN CEVDET YILMAZ - Böyle bir usulümüz yok, rica ediyorum.
Sayın Cora, Sayın Cora...
CAVİT ARI (Antalya) - Sen kimsin Grup Başkan Vekilimize "terbiyesiz" diyeceksin! Hadsiz adam!
ENGİN ALTAY (İstanbul) - Bak, Salih, beni azdırma!
BAŞKAN CEVDET YILMAZ - Değerli arkadaşlar, Salih Bey...
ENGİN ALTAY (İstanbul) - Çıksın gitsin, tansiyonu inince gelsin geri!
BAŞKAN CEVDET YILMAZ - Salih Bey, o sözünüzü geri alın lütfen. "Terbiyesiz" demek doğru değil. Bir heyecan içinde söylenmiş bir söz olduğunu düşünüyorum. Lütfen, öyle sözleri hiçbirimiz söylememeliyiz.
ENGİN ALTAY (İstanbul) - Konuşamayacak mıyız lan biz burada!
BAŞKAN CEVDET YILMAZ - Birbirimizi eleştirebiliriz, fikirlerimizi... Çok farklı şeyler düşünebiliriz ama üslubumuza dikkat edeceğiz hep birlikte. (Gürültüler)
MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) - Beş senedir yaptığı tek şey bu!
BAŞKAN CEVDET YILMAZ - Lütfen, o sözü geri alın Salih Bey; o sözü geri alın, devam edelim toplantımıza.
MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) - Türkiye Büyük Millet Meclisine tek katkısı bunu yapmak!
CAVİT ARI (Antalya) - O terbiyesizi dışarı çıkarın! Terbiyesiz adam!
BAŞKAN CEVDET YILMAZ - Salih Bey...
MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) - Bu Meclise, bu Komisyona başka bir katkısı var mı adamın ya!
İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) - Sayın Başkan...
ENGİN ALTAY (İstanbul) - Önce o alacak.
CAVİT ARI (Antalya) - Hadsiz adam!
BAŞKAN CEVDET YILMAZ - Nasıl bir hareket...
KAMİL OKYAY SINDIR (İzmir) - Sözünü geri alsın!
ENGİN ALTAY (İstanbul) - O başlattı, bilmiyor musun?
BAŞKAN CEVDET YILMAZ - Değerli arkadaşlar, hep birlikte...
ENGİN ALTAY (İstanbul) - Senin İçişleri Bakanın "Hırsız milletvekili var!" diyor.
CAVİT ARI (Antalya) - Grup Başkan Vekiline "terbiyesiz" diyemez!
KAMİL OKYAY SINDIR (İzmir) - Sözünü geri alsın!
ENGİN ALTAY (İstanbul) - Almıyor musun sözünü?
İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) - Başkanım...
BAŞKAN CEVDET YILMAZ - Bir saniye Engin Bey...
Salih Bey, bir düzeltirseniz ne ifade ettiğinizi.
Söz verdim, buyurun.
SALİH CORA (Trabzon) - Başkanım, tutanaklara bakalım, ben bir hakaret işittim, onun üzerine söyledim bu lafı.
BAŞKAN CEVDET YILMAZ - O zaman tutanakları isteyeceğim, bir hakarete uğradığını iddia ediyor Salih Bey. Tutanaklara bakıp ondan sonra neyse gereğini yapacağım.
Buyurun lütfen, devam edin Engin Bey.
ENGİN ALTAY (İstanbul) - Süreyi yeniden başlatın Başkan, on dakika gitti yani.
BAŞKAN CEVDET YILMAZ - Veririz, mesele değil; on dakika değil de...
Buyurun.
ENGİN ALTAY (İstanbul) - Merkez Bankası Anayasa'ya, yasaya göre gelip Meclise hesap verecek, vermiyor. "Kur korumalı mevduata kaç lira ödedin?" diyor, "Ben buna cevap vermem." diyor. Ve o Merkez Bankası şimdi Genel Kurula gelecek öyle mi? Onu Genel Kurula sokmayız Sayın Başkan. Ve Türkiye Büyük Millet Meclisinden özür dilemeden Merkez Bankası Başkanı Genel Kurula giremez, nokta. Türkiye Büyük Millet Meclisi kendisine saygısızlık yapanları Genel Kurula kabul edecek kadar aşağıya düşmedi. Böyle bir şey olamaz, bunu kabul etmiyoruz.
KİT Komisyonunda medya patronlarına peşkeş çekilen, batan kredileri soramıyoruz, bunların üstüne gidemiyoruz. KİT Komisyonu niye var kardeşim? Ziraat Bankasından, Halk Bankasından, Vakıfbanktan para alınmış, medya satın alınmış, iktidara borazanlık yapılıyor, milyon dolarlardan bahsediyoruz; çiftçinin Tarım Kredi Kooperatifinden çektiği 10 bin lira için çiftçinin öküzü, traktörü haczedilmiş ama KİT Komisyonunun denetlediği kamu bankaları KİT Komisyonuna hesap... Daha doğrusu, düzeltiyorum, KİT Komisyonu, bu bankalara bu hesabı soramıyor Sayın Başkan; o zaman siz soracaksınız, bunu siz soracaksınız. Komisyonların çalışmasını gözetmek, düzenlemek, çalışmıyorsa uyarmak, komisyonların görevini yapmadığını Genel Kurula bildirmek İç Tüzük'te size verilmiş ödevdir, bunu yapacaksınız. Yani bir sistem kurdunuz, hatta dediniz ki: "Artık kanun tekliflerini milletvekilleri verecek. Meclis kanunu yapan yerdir -oh ne güzel- kanunları da kanun tekliflerini de milletvekili verecek." Ne güzel, iyi dedik. Yasama böyle olur zaten. Ya, muhalefetle oturuyorsunuz, müzakere yapıyoruz ama iktidar partisinin Grup Başkan Vekili diyor ki: "Evet, haklısınız; bunu böyle yapmak daha doğru." Sonra dönüyor Bakan Yardımcısına -Bakan Yardımcısı memur, saygısızlık anlamında demiyorum, devletin memuru- Bakan Yardımcısı "Olmaz." deyince iktidar partisi Grup Başkan Vekili ağzını açamıyor. Bu nasıl kanun yapmak? Böyle bir şey olabilir mi? Bu yanlış. Önergeler, teklifler...
Şimdi, Sayın Başkan, şu yaptığınız çok yanlış: İktidardan gelen kanun teklifini hemen aynı gün komisyona sevk ediyorsunuz -edin, tabii ki edeceksiniz; hatta siz yurt dışındayken sevk ediliyor, sevk olunuyor- bizden gelen kanun teklifleri zaten komisyonlarda gündeme alınmıyor ama Sayın Başkan, bizim 1 maddelik kılık kıyafet teklifimizi bir hafta niye beklettiniz, komisyona sevk etmediniz? Gerekçeniz şu olursa "Yurt dışındaydım..." Yemez, anlamam. Niye anlamam? İktidarınkini yurt dışındayken sevk ettiniz. Bizimkini niye sevk etmiyorsunuz, merak ediyorum.
BAŞKAN CEVDET YILMAZ - Sayın Şentop, tamamlayınca söz vereyim olur mu?
TBMM BAŞKANI MUSTAFA ŞENTOP - Tamam.
ENGİN ALTAY (İstanbul) - Yasama faaliyeti yapar iken bizim bir görevimiz de denetim faaliyetidir. Nasıl denetleyeceğiz şimdi Sayın Başkan? Şimdi, siz bu önergeleri, milletvekillerinin yazdığı önergeleri İç Tüzük'e uygun değil diye iade ediyorsunuz; edebilirsiniz de hiçbir itirazım olmaz. Evet, biz de önergeleri İç Tüzük'e uygun verelim kardeşim; tamam. Peki, Sayın Başkan, bir tane şu cevabı okuyacağım: Grup Başkan Vekilimiz Özgür Özel İçişleri Bakanına sormuş, yurt dışındaki Türk vatandaşlığına geçirilen insanların sayısı vesaire... Bir milletvekili bunu bilemiyorsa; kaç yabancı Türk vatandaşlığına geçti, bunu bilemiyorsa o milletvekilinin milletvekili olmasının da bir anlamı yoktur, Türkiye Büyük Millet Meclisinin varoluşunun da bir anlamı yoktur. Niye? Cevap şu Sayın Başkan... Siz şahsen meşgul olamazsınız ama o çok bilmiş bürokratlarınız bir bakacak. Benim verdiğim teklifi didik didik ediyorlar da gelen cevaba niye göz atmıyorlar? Ya, şöyle bir cevaba makul diyorsanız konuşmamı burada size teşekkür ederek kapatacağım, keseceğim. Cevaba bak, hizaya gel ya! "İlgili yazı ekinde gönderilen Manisa Milletvekili Özgür Özel'e ait (7/4051) esas numaralı yazılı soru önergesi incelenmiştir. 5901 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanunu ile Türk Vatandaşlığı Kanununun Uygulanmasına İlişkin Yönetmelik'e göre gerekli iş ve işlemler yapılmaktadır." Bu cevap mı Sayın Başkan? Bu, sizin vicdanınızın kaldıracağı... "Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı" sıfatıyla Meclise verilmiş böyle bir cevabı Türkiye Büyük Millet Meclisine saygısızlık olarak görmüyorsanız "Görmüyorum." derseniz konuşmamı burada sonlandırırım ama görürsünüz, biliyorum. Bu, saygısızlık; böyle cevap olmaz. Bir eylem yapıyor diye yapmıyorum bunu; burada bürokratlar var, biraz Meclisin ciddiyetini, ciddiyetimizi anlasınlar diye yapıyorum. İnşallah, yedi ay sonraki seçimlerden sonra Türkiye Büyük Millet Meclisinin nasıl işlevsel, nasıl gerçekten millî iradenin ve egemenliğin tecelligâhı olduğunu herkes görecek. Bunlar olmaz, yanlış işler. TRT'ye soru sormuşuz "Siyasi parti gruplarının konuşmalarını niye vermiyorsunuz ya da kaçar dakika veriyorsunuz?" diye. Yani cevaba bak ya: "Biz kanuna göre haber programlarında yer veriyoruz." diyor. AK PARTİ ve MHP grup toplantılarının tamamı veriliyor; CHP'nin beş dakika, İYİ Parti'nin iki dakika, HDP'nin hiç verilmiyor zaten. Ve bu TRT. Kim TRT? KİT aynı zamanda, devletin kurumu. Böyle devlet olur mu Sayın Başkan? Böyle devlete "demokrasi" denir mi? Devlet dediğin, şefkat elini de güç elini de herkese uzatır. Güç kullanacaksa, otorite kullanacaksa onu da herkese eşit kullanır; şefkat kullanacaksa, adalet verecekse onu da herkese eşit verir. Adalet olmayan, ahlak olmayan, liyakat olmayan bir devlet oluştu dört yılda. 2018'den sonra ahlaktan, adaletten, liyakatten yoksun bir devlet var. Bu kabul edilemez, bunlar cevap değil. Siz "İç Tüzük bana yetki vermiyor..." Veriyor efendim. Vermiyorsa -sizle yazışma yaptı arkadaşlarımız- "Gelin, İç Tüzük'le bu yetkiyi size verelim." dedik. "Verin siz teklifinizi..." Ama Sayın Cumhurbaşkanı "İç Tüzük değiştirilmeli." deyince "Evet, İç Tüzük'ü değiştirelim." diyebiliyorsunuz. Tamam, partinizin Genel Başkanı; elbette bir aidiyetiniz var ama sizin beş yıl boyunca ya da görevde bulunduğunuz sürece AK PARTİ rozetini unutmanız lazım Sayın Başkan, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı böyle olur. Kulakları çınlasın, Hüsamettin Cindoruk fezlekeleri geri göndermiştir, "Bu konuşma Mecliste yapıldı, buna fezleke veremezsin." diye elinin tersiyle fezlekeyi iade etmiştir. Siz diyorsunuz ki "Şu kadar var." Evet, var, hepimizin fezlekesi var, hepimizin; Sayın Genel Başkanın 27 tane, benim 7 tane, arkadaşların hepsinin fezlekesi var. Olsa ne olur ya, olsa ne olur? Muhalefet böyle baskılanmaz, muhalefet icraatla baskılanır. Öyle iyi işler yapmalısınız ki biz feryat edememeliyiz, millet inim inim inlememeli; muhalefet anca böyle baskılanır. Siz böyle yaptıkça, hiç merak etmeyin...
BAŞKAN CEVDET YILMAZ - Sayın Altay, normal süreniz bitmiştir. İki dakika normal ek süre var, üç dakika da tartışmadan dolayı, toplam beş dakika ek süre veriyorum; lütfen tamamlayınız.
Buyurun.
ENGİN ALTAY (İstanbul) - Muhalefetin sesini sen de kısma Sayın Başkanım.
BAŞKAN CEVDET YILMAZ - Yok, yok, muhalefet bir ay boyunca burada konuşacak, merak etmeyin.
ENGİN ALTAY (İstanbul) - Konuşacak, Meclis konuşma yeri zaten, Meclis konuşma yeri.
Rahmetli Demirel bir gün dedi ki: "Sizi izliyorum, münakaşalarınızı seyrediyorum, peşinde de kıvanıyorum." Bu neye kıvanıyor şimdi, münakaşa falan dedim. "Demokrasi tıkır tıkır çalışıyor diyorum." dedi. Böyle bir Meclis istiyoruz, konuşan Türkiye istiyoruz, konuşan Meclis istiyoruz. Bunları söyleyeceğiz, söylememiz lazım.
Şimdi, Türkiye Büyük Millet Meclisinin saygınlığını hepimizin arzu etmesi ve koruması, koruyabilmesi lazım. Cumhurbaşkanı Meclise geliyor, ben rahatsız oluyorum; normalde olmazdım eskiden. Niye oluyorum biliyor musunuz arkadaşlar? Benim odam 2'nci katta, bizim grup yönetiminin orası çatıyla bitişik; rambolar, otomatik silahlar Meclis çatısında patır patır. Ya, Afrika'da mıyız? Türkiye'nin Cumhurbaşkanını Türkiye Büyük Millet Meclisindeki bütün milletvekilleri korur kardeşim. Bu kadar koruma ordusuyla Meclise niye girer Sayın Cumhurbaşkanı? Telefonlarımız çalışmıyor -Sayın Başkanım, şikâyet ediyorum- Sayın Cumhurbaşkanı Meclise gelince telefonlar çalışmıyor, "jammer" var. Ne olacaksa? Eğer bu ülke, bu koca devlet, bu kadim devlet, Cumhurbaşkanını Türkiye Büyük Millet Meclisi yerleşkesinde bu kadar büyük bir önlemle koruma gereği duyuyorsa eyvah ki eyvah, eyvah ki eyvah. Böyle bir şey olabilir mi? Bunu da doğru bulmuyoruz yani Afrika'daki kabile reislerinin olur böyle korumaları, uzun namlulu silahları. Benim penceremin kenarında her çarşamba patır patır patır, çatıda postallar, otomatik silahlar, tepede helikopter. Sayın Cumhurbaşkanı, korkma ya, Türkiye Büyük Millet Meclisine geliyorsun ya, Gazi Meclise geliyorsun ya; hiçbir şey olmaz.
Kanun yapan ama kanunlara uymayan bir kurum olduk Sayın Başkan. Meclisimizde paydaşlarımız var, milletvekilleri var, çalışanlarımız var, bürokratlarımız var. Çay ocağında bize çay getiren arkadaşlar 4 ayrı maaş alıyor ya; aynı işi yapıyorlar, 4 ayrı maaş alıyorlar Sayın Başkanım, bu olabilir mi? Olmaz, yanlış. Eşit işe eşit ücret ödemeyen bir Meclis nasıl olur? Olmaz. Çalışanlarımıza, Ayrancı Kapısı'nın dışında, tatil günü de olsa Dikmen ve Çankaya Kapısı'ndan giriş-çıkış yaptırmıyoruz arkadaşlar. Biz milletvekiliysek milletvekiliyiz, onlar da Meclisin çalışanları ya. Birisi çay veriyor, birisi danışmanlığımızı yapıyor, birisi önümüze kanun koyuyor, kanun teklifimizi hazırlıyor, birisi oturduğumuz odayı temizliyor. Bunlar da insan ya, bunlar da aziz milletin bir parçası ya. Yani Amerikalıların bilmem kaç yüzyıl önce siyahilere uyguladığı yöntemleri Türkiye Büyük Millet Meclisinde çalışanlara uygulamak caiz midir arkadaşlar? Bana göre, Türkiye Büyük Millet Meclisindeki her bir milletvekili, Meclis çalışanlarıyla, çay ocağında bize çay servisi yapanla aynı onura, aynı haysiyete, aynı şahsiyete sahiptir; benden bir zerre aşağıda değildir hatta daha emekçi olduğu için benden yukarıdadır, böyle bakabilmek lazım.
Sayın Başkan, içimde bir yaradır -yedi ay sonra biz alacağız- şu Millî Sarayları vermemeliydiniz, Millî Sarayları vermemeliydiniz. Millî Sarayların egemenliğin sembolü olarak Türkiye Büyük Millet Meclisine devredilmesinin bir anlamı vardı. Millî Sarayları nasıl verirsiniz? Bu olmaz. Millî Sarayları vererek aslında Meclis egemenlik hakkını da bir nevi Beyefendiye vermiş oldu. Mesele saray değil arkadaşlar; Osmanlı'nın üstüne inşa edilen cumhuriyet Osmanlı'nın da bir devamıdır, oradaki o önemli eserlerin Türkiye Büyük Millet Meclisinin uhdesinde olması bunun sembolüdür. Bir tane ver, alayını niye veriyorsun? Neden buna ses çıkarılmıyor, bunu anlamak da mümkün değil. Başka? Çalışanlarımızın bir kısmı tazminat alabilecek, bir kısmı alamayacak; şimdi bu vicdani değil. Bütün dinler, bütün peygamberler adalet üzeredir.
BAŞKAN CEVDET YILMAZ - Son yarım dakikanız.
ENGİN ALTAY (İstanbul) - Başkanım, bitireyim, daha on beş dakika olmadı ki.
Bütün dinler adalet üzere gelmiştir.
BAŞKAN CEVDET YILMAZ - Birçok başka konuşacak arkadaşımız da var Sayın Altay.
ENGİN ALTAY (İstanbul) - Evet, tabii ki, tabii ki, tamam.
Türkiye Büyük Millet Meclisi adalet terazisi meselesinde en hassas olması gereken kurumdur. Maalesef, Türkiye Büyük Millet Meclisinin bu noktada, bu adalet noktasında kamu vicdanında uygulamalarla çok tasvip edilmeyecek bir durumda olduğunu da görüyoruz. Bunu şunun için söylüyorum, Meclis şudur: Milletin hâliyle hâllenen, milletin derdiyle dertlenilen yere Meclis denilir. Eğer Meclis milletin derdiyle dertlenmiyorsa milletin hâliyle hâllenmiyorsa o Meclise milletin Meclisi demek zordur.
BAŞKAN CEVDET YILMAZ - Teşekkür ediyorum Sayın Altay...
ENGİN ALTAY (İstanbul) - Son cümlem, çok rica ediyorum, bitiriyorum.
BAŞKAN CEVDET YILMAZ - Buyurun, son cümle lütfen.
ENGİN ALTAY (İstanbul) - Şunu istiyorum: Fransa'da, İngiltere'de havalimanından taksiye binersiniz "Meclise çek." derseniz taksici der ki: "Hangi meclise, şehir meclisi mi, bilmem şu meclisi mi, bu meclisi mi?" Ama Ankara'da havalimanından ya da otogardan taksiye binip "Meclise çek kardeşim." dediğinizde direkt buraya geliyor araba. Türkiye'de Meclis bu kadar önemlidir.
Ama sürem bitti, Meclisin önemini hep birlikte korumak önce Sayın Başkan zatıalinizin, sonra hepimizin görevi diye düşünüyorum.
Teşekkür ediyorum, sağ olun.